|
İrfan Işık

Ahlak ve Namus
Anlayışının
Zaman İçinde Değişkenliği
|
Tarihin
akışı içinde insan topluluklarının kendi içlerinde
uyumlu bir şekilde yaşamaları için oluşturdukları
kurallar vardır. Birey toplumun yararına aykırı
bir davranışta bulunamaz.
Yasalarda
belirtilmiş suçları işleyemez.
Bugün
suç sayılan pek çok fiil, zaman zaman hoş görülmüş
hatta yasal sayılmıştır.
Ahlak
ve namus kavramlarının zaman içinde böylesine
çelişik algılanışı araştırılmaya değerdir. Ahlak
sözcüğünün anlamı: Toplumun doğru saydığı davranışlar.
Namus
sözcüğünün anlamı ise: Ahlak, şeref, haysiyet
kavramlarına sıkı sıkıya bağlılık olarak kısaca
tanımlanabilir.
Yukarıda
sözünü ettiğim çelişkiler o kadar çok ve çeşitli
ki: bunlara kutsal kitaplarda bile bol bol rastlamaktayız.
Bu kitapların hepsinde Lut Kavmi ve bu kavmin
yerleşik olduğu Sodom – Gomora kentlerinin bir
patlama ile yok oluş hikayesi, eşcinselliğin Tanrı
tarafından cezalandırılması olarak anlatılır.
Bu
hikayede Tanrı, Lut Peygambere çok yakışıklı genç
erkekler kılığında iki elçi gönderir. Lut, konuklarına
bir buzağı keserek yemek ikram etmek ister. Konuk
elçiler yemek istemezler. Peygamber gençlerin
çok yakışıklı olmalarından zaten tedirgin olmuştur.
Çünkü kavminin eşcinsel olduğunu, bu iğrenç fiili
gizli yapmak gereğini dahi duymadıklarını, onları
bu alışkanlıklarından vazgeçirmeyi başaramadığını
bilmektedir.
Bir
süre sonra kavmi Lut’a çok yakışıklı iki genç
erkeğin konuk geldiğini duymuştur. Kavim bir araya
gelerek, Lut’tan konuklarını alma kararına varır
ve kapısına dayanırlar


Alman araştırmacı Werner Keller, arkeolojik ve jeolojik incelemelere
dayanarak yaptığı açıklamalarda Lut kavminin yaşadığı
Sodom ve Gomorra şehirlerinin yerlerinin Siddim
Vadisi olduğunu belirtir. Keller, kitabında buranın
Lut Gölü'nün en alt ucunda bulunan bölge olduğunu
ve zamanında buralarda geniş yerleşim alanları
bulunduğunu anlatır. Bölgede yaşanan felaket sonucunda
göle kayan şehir kalıntılarının bir kısmı göl
kıyısında bulunmuştur. Bu kalıntılar Lut kavminin
yaşam düzeyinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.
Peygamber
utanç, telaş ve korku içinde kavmine, konuklarına
dokunmamalarını, kendisinin güzel ve bakire iki
kızı olduğunu, onları alıp gitmelerini, Tanrı’nında
bu davranışlarını takdir edeceğini söyler. Ama
kapıya dayanan azgın halk illede konukları isterler.
Lut’un çaresizliğini gören elçiler, korkmamasını,
azgın halkın kendilerine bir şey yapamayacaklarını,
çünkü Tanrı’nın bu halkı cezalandıracağını, kendilerinin
Tanrı’nın elçisi olduklarını, peygambere ise ne
yapması gerektiğini öğretmeye geldiklerini söylerler.
Lut,
tanyeri ağırırken kalkacak, ailesini alarak kenti
terk edecektir. Biraz sonra arkalarında korkunç
bir patlama olacak ama kendisi ve ailesinden hiçbiri
dönüp arkalarına bakmayacaklardır.
Sabah
olunca Lut elçilerin öğrettiklerini ailesine anlatır,
yola çıkarlar. Kentin bittiği, kendilerinin dağlara
yöneldiği sırada bekledikleri patlama gerçekleşir.
İnancı zayıf olan Lut’un karısı dışında kimse
dönüp bakmaz ama o bakar. Ve o anda donarak tuzdan
yapılmış bir heykele dönüşür.
Hikaye
buraya kadar her üç kitapta aynen anlatılır. Sadece
Kuran tuz heykelini taş olarak verir ve hikayeyi
burada bitirir. Tevrat devam eder. Sodom ve Gomora
kentleri barındırdığı kavimle birlikte yok olmuşlardır.
Sağ kalan yalnız Lut ve kızlarıdır. Kızlar aralarında
kafa kafaya verip yok olan soylarının devam edebilmesi
için ne yapmaları gerektiğini düşünür ve bulurlar.
Babalarını,
kendisini bilemeyeceği kadar sarhoş edip sırayla
koynuna girecek hamile kalacaklardır.
Kuran hikayenin bu kısmını pek çok ahlaki değer
gereği yazmamıştır. Çünkü İslam da içki yasaktır.
Zina: Üstelik kendi kızlarıyla zina en büyük suçtur.
Ayrıca peygamberler masumdur, günah işlemezler.
Tevrat’ın
Tanrı’sı Yahve sadece Yahudi Kavmi’nin Tanrı’sı
olduğunu, diğer insanları hayvanlarla bir tuttuğu
için onları öldürmelerini söyler. Musa peygamberin
Mısır’dan çıkmaları için kavmine komşularından
hırsızlık yapmalarını tavsiye ettiğini anlatır.
İsmini zikretmekte haya ettiğim kitaplı peygamberlerden
birini, evinde çıplak dolaşırken gördüğü komşu
kadınına aşık eder. Kadının kocası ordusunda subaydır.
Savaştaki ordu komutanına o subayı ön safta savaştırarak
ölmesini sağla diye emir verir. Sonrada dul kalan
kadınla evlenir. Bu kadın peygambere en ünlü ve
adil peygamberlerden birini doğurur. Bir diğer
peygamberle de Yahudilerin Tanrı’sı Yahve’yi bir
gece boyu güreştirir ve yenişemediklerini söyler.
Bunun üzerine Tanrı peygambere, senin adın bundan
sonra – Allah’la güreşen anlamında – İsrael olsun
der.
Buna
benzer hikayelerle Tevrat peygamberlere yakıştıramayacağımız
sıfatlar yükler. Semavi dinlerin en yetkini olan
Kur’an ise tüm peygamberleri daima yüceltmiştir.
Burada
her iki kutsal kitabın anlattığı hikayedeki ahlak
kavramı kargaşasını irdelersek şunu göreceğiz:Tevrat
M.Ö. 6. Y.Y.’da İbranilerin Babil sürgünü sırasında,
orada yaşayan, başta HEZEKİEL peygamber olmak
üzere diğerleri ve onların rahipleri tarafından
yazılmıştır. M.Ö. 300 yılında ise yazım işi tamamlanmıştır.
Kur’an
ise M.S. 610 yılından sonra gelen 23 yıl içinde
nazil olmuştur. Bu iki tarih arasındaki 1000 yıl
içinde ahlaki değerler öylesine kesin değişikliklere
uğramıştır ki bundan sonra verilen örnekler bu
gerçeği gözler önüne serecektir.
Kur’an’ın
inişinden 1000 yıl önce ensest ilişki – Aile içi
seks – yasaldı. Erkekler öz kızları ve öz kız
kardeşleri ile hiç ayıplanmadan evlenebiliyorlardı.
Halalar, teyzeler, yeğenler bu uygulamaya dahildi.
Halktan sıradan kişiler için de bu uygulama gelenek
ve yasaldı.
Tarihte
gördüğümüz Mısır ve Mezopotamya’da yaşayan en
uygar toplumlarda da ensest ilişki yasaldı.
Ahlaksızlık
sayılmak bir tarafa yanlış bir bilgi sonucu yabancılarla
evlenen asillerin kanı bozulur sandıklarından
kendi aileleri arasında evlenmeyi teşvik bile
ediyorlardı.
Mısır’da
hüküm süren 30 sülalenin birincisinden itibaren
başa geçen Firavunların bazıları kendi kız kardeşleri
ve kızlarıyla evlenmişlerdir.
Dünya’nın
7 harikasından biri ve en önemlisi olarak hala
ayakta duran Piramiti yaptıran 4. sülale Firavunu
KUFU – Keops – ülkesinin tüm hazinelerini bu uğurda
harcadığı halde inşaatı bitirememiş, para kazanması
için öz kızını geneleve gönderip fahişelik yaptırmıştır.
Kahire’nin
Giza yaylasında bir dağ gibi yan yana duran 3
piramitten 60 m yüksekliğindeki en küçüğünü [diğerleri
Keops piramidi özgün yükseklik 147m. tepeden 9m.
kaybederek bugün 138m., Kefren piramidi özgün
yükseklik 143m. bugün 136m.dir.] yaptıran Firavun
Mikerinos kendi öz kızına aşık olmuş kızı kendisiyle
evlenmek istemediğinden ona zorla sahip olmuştur.
Bu utanca dayanamayan kız intihar etmiştir. Mısır’ı
o günkü dünyanın en büyük ve en uygar ülkesi yapan
18. sülale Firavunlarından 1.Tutmes kendisinin
tek çocuğu olan kızı Haçepsut’u krallık ortağı
olarak ilan edince kızı: Baba yoksa benimle evlenmeyi
mi düşünüyorsun? Demiştir. Babasının ölümünden
sonra da Firavun olabilmesi için zorunluluk olan
geleneğe göre üvey kardeşi 2.Tutmes’le evlenmiştir.
Kardeşi ve kocası olan kraldan sonra da kendisi
bir erkek gibi Firavun olarak Mısır’ı 20 yıl başarılı
bir şekilde idare etmiştir. Haçepsut’tan sonra
Firavun olan 3.Tutmes ki –M.Ö. 1500 tarihlerinin
Napolyon’u olarak anılan bir fatihtir.- halası,
babasının karısı, aynı zamanda üvey oğlu olduğu
Haçepsut’la evlenemediği için onu öldürüp 20 yıl
sonrada tarihten sildirmiştir.
18.
sülalenin büyük Firavunlarından 3.Amenofis de
kızıyla evlenmiştir. Tarihteki ünü gelmiş geçmiş
hiçbir kadınla eş tutulamayan Mısır’ın son kadın
Firavunu Kleopatra’ da kendi öz kardeşinin karısı
ve onun katiliydi.
Aldatılma
ve cinsel hoş görüyü gözler önüne seren 3500 yıl
öncesinin Mısır’ından çarpıcı ve çok komik bir
örnek : Mısır’a hükmeden 30 sülalenin dokuzuna
başkent olmuş Antik Teb kentinin Karnak Tapınağı’nda
3 büyük Firavun ve Ardılları’nın yapımını tamamladığı
“büyük sütunlu salon” 102x53m ebatında çapı 2m.
aşkın 23m. yüksekliğinde 122 sütunun tavanını
taşıdığı salonun duvarları ve sütunları Hiyeroglif
yazılar ve çok güzel resimlerle Tanrı’ları ve
önemli tarihsel olayları anlatan belgelerle doludur.
Duvarlara kazınmış bu resimlerden biri mevzun
vücutlu genç bir çıplak erkektir. Ereksiyon halindeki
Fallosu normalden daha iri resmedilmiştir. Resmi
tanıtım yazısı şu olayı anlatır:
Firavun
Mısır’da eli silah tutan tüm erkekleri savaşa
götürmüştür. Teb Kenti’nde sadece yukarıdaki sakat
– oysa resim çok sağlıklıdır. – genç kalmıştır.
Firavunun savaştığı düşman çok güçlüdür. Bu yüzden
savaş aylarca sürmüş ve çok zayiat verdirmiştir.
Yıpranıp azalmış yorgun ve yaralı ordu geri döner.
Kentteki tüm kadınlar ve sakat genç Firavun’u
karşılamak için şehir dışına çıkmışlardır. Kadınların
hepsinin karnı burunlarında hamiledirler.

Antik
çağın en büyük uygarlıklarından bir diğeri olan
Mezapotamya’da fahişelik yasal olmadan öte tapınaklara
gelir sağlayan bir meslekti. Ve daha akıl almazı
Babil’deki Marduk Tapınağı’nın en üst katındaki
altından yapılmış odada her gece bir kadın yatar.
Tanrı’nın gelip kendisiyle ilişkiye girmesini
beklerdi. Bu kadın asillerin ve hatta kralın kızı
yahut karısı olabiliyordu. Babilli her kadın hayatında
bir gece bu görevi üstlenmek zorundaydı. Ve tabi
bu odaya giren kadınlardan bazılarının ziyaret
edildiği bir gerçekti. Tanrı’yla seviştiğini sanan
kadının ziyaretçisinin Tapınakta yalnız onun kalmasını
zorunlu tutan yasaya göre başrahip olduğunda hiç
şüphe yoktur herhalde.
Karnak Tapınağı

Bu
uygulamanın benzeri Mısır için de anlatılır. Karnak
Tapınağı’na asil bir kadın gelir uyumak için yanına
iki kadın daha istermiş. Bu kadınlar Tanrı’dan
başkasıyla yatmadıklarını söylerlermiş.
Anadolu’daki
Likya’nın başkenti Patara kentinde de Tanrı gelir
kendisine adanan tapınakta dinlenirmiş. Bu sırada
başrahibe de tapınakta olurmuş. Artık koynuna
Tanrı diye kimi alıyorsa?.
M.Ö.
Anadolu’daki büyük devletlerin hepsinde – Hititler
hariç – Frig, Lidya, Pontos’ta ensest ilişki yasaldı.
Ve kardeş evlilikleri sıradandı. Lidya’da kızlar
evlenmeden önce fahişelik yaparak evlilik masraflarını
ve kocalarına verecekleri Drahomalarını kazanırlardı.
Bu durum toplum ve aileler tarafından aşağılanmadığı
gibi özendirilirdi de.
Çiçero
tarafından tarihin babası olarak adlandırılan
Herodot bu durumu çok hoş ve çok yalın bir ifadeyle
[Lidyalılar kızlarına orospuluk yaptırırlardı.]
diye anlatıyor.
Eski
doğunun çoğu uygarlığında genç kızlar bekaretlerini
para karşılığında aşk tanrıçalarının [İnana, İştar,
Kibele gibi] tapınaklarında kaybederlerdi. Bu
durum Herodot’un anlattığı orospuluğa dahil değildi.
Lidya
ve Frigya Devletlerinde ölüye saygı zenginlik
derecesine göre gösterilirdi. Ölü toplumdaki statüsüne
eş değer mezar sunuları içeren hazineyle mezarlık
alanında toprağın üzerindeki bir platformda masa
üzerine yatırılır, sunu hazinesi yanına dizilir,
platformun etrafı çürümeye dayanıklı ardıç ağacı
kalaslarıyla yapılan bir odayla çevrilir, odanın
tavanı bu kez ardıç tomruklarıyla birbirine dik
gelmek üzere üst üste ve kat kat döşenir. Tomruk
katlarının aralarına balçık haline getirilmiş
kil toprak dökülerek berkitilir.
Bu
şekilde kat kat tomruklarla yükseltilmiş odanın
en üstüne son defa sulandırılmış çamur dökülür,
kuruması beklenirdi. Çamur kuruyunca ardıç ağacıyla
kaynaşır beton gibi sertleşirdi. Daha sonra oda
ölü yakınlarının zenginliğine göre istenilen çapta
daire şeklinde bir duvarla çevrilir, en sonunda
da duvarın içi dışardan getirilen topraklarla
doldurularak mezar odasının üstünde bir Tümülüs
(yapma dağ) oluşturulurdu. Batı Anadolu’da, Salihli
yakınlarında Marmara Gölü çevresindeki Bin Tepeler
adı verilen Lidya mezarlığında doksan adet Tümülüs
vardır. Bunların en büyüğü Lidya Kralı Alyattes’e
ait olanıdır. Tümülüsün yüksekliği 69 çapı 335m.
dir. Herodot ben oradan geçtiğim zaman mezarın
üstünde 5 blok taş yazıt vardır. Her birinde bu
dağ mezarın yapımına katkıda bulunan iş kollarının
kaç para verdiği yazıyordu. Yazılanlara bakılırsa
dağın oluşmasına en büyük katkı, orospuluk yapan
küçük kızlardan gelmiş diyor. Frigya Kralı Midas’ın
olduğu sanılan Gordion höyüğü yanındaki tümülüsün
yüksekliği 60m dir. Höyük açılmış değeri çok yüksek
hazinesi ve Midas’ın iskeleti bulunmuştur. Hazine
Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.
Lidya’da
fahişelikten sonra evlenen kızlar ekonomik özgürlükleri
olduğu için kocalarının yanında sadece kendi rızalarıyla
otururlardı.
İslam
tarihinde Müslümanların reddetmesine rağmen kendilerinin
Müslüman olduğunu iddia eden Hurremiye – Mazdekiye
tarikatının Babekiye Fırkası kadında ve malda
ortaklığı kabul eder, tüm İslam yasaklarını helal
sayar, anne, kız kardeş kız evlatla evlenmeyi
caiz görürdü.
Abbasi
halifesi Memun ve Mu’tasım zamanında faaliyet
gösteren Babekiler eşlerini birbirlerine peşkeş
çeker içkili, toplu seks partileri düzenlerlerdi.
Bu tiksindirici uygulamaya 833 yılında Abbasi
kumandanı Afşin Babekileri yok ederek son verdi.
Libya’nın
sahil şeridinde yaşayan Nasamonlar’ın birden fazla
karıları vardı. Komşuları Masagetler gibi onlarda
kadınlarını ortak kullanırlardı. Genç bir kız
evlendiği zaman kocasının arkadaşlarıyla birbiri
peşi sıra birlikte olur ve her erkek gelinle seviştikten
sonra ona çeyizini oluşturan hediyeler verirdi.
Ortak kullanılan kadın çocuk doğurduğunda kabile
bir araya gelir çocuk kime benziyorsa ona verilir
sonrada şölen yapılırdı.
Çağımızda
en kabul edilemez ahlaksızlıksa herkesin gözü
önünde tıpkı hayvanlar gibi alenen yapılan sekstir.
Karadeniz sahillerinde kolonileşme sürecinde Ordu
(Kotyora), Trabzon (Tropezusiya) sahillerinde
balıkçılık yaparak yaşayan Mossynoikoi kavmi ile
gene bu tarihlerde Hindistan’da yaşayan çok ilkel
bir kavimde herkesin gözü önünde seks yapmakta
sakınca görmez üstelik hiçte yadırganmazlardı.
Uygar
İlhanlı şahları beğendikleri kadın kimin karısı
olursa olsun onu kocasından alır ve evlenirdi.
Sapıklık olarak algıladığımız, yukarıda örneklerini
gördüğümüz kadın erkek münasebetleri özellikle
yasal ilişkiler günümüzde toplum tarafından acımasızca
horlanıp kınanırken tamamen ortadan kalkmamış
gizlilik içinde sürüp gitmektedir. Sık sık yazılı
basında, baba, ağabey, dayı, amca, dede gibi aile
erkeklerinin kızlarına, yeğenlerine, kardeşlerine,
hala ve teyzelerine tecavüz ettiklerini; içki
alemlerinde eş değiştirdiklerini, toplu seks gibi
sapıklıkları da haber olarak okumaktayız.
Ahlak
ve namusla birlikte anılan diğer cinsel tercih
eşcinsellik ve lezbiyenliktir. Yukarıda anlatılan
Lut kavminin uğradığı yıkım semavi dinlerin eşcinselliği
özellikle Kur’an’ın ise lezbiyenliği de ahlaksızlık
olarak algıladığının kanıtıdır. Ancak günümüzde
insan hak ve özgürlüğü kapsamında ele alınan bu
tarz yaşayış. Bazı ülkelerde yasalarla meşrulaştırılmış
iki erkek ve iki kadının evlenmelerine olanak
sağlanmıştır.
Tarihte
gizli ve açık şekilde uygulanan eşcinsellik Spartalılar’da
kutsallık ve kahramanlık mertebesine yükseltilmiştir.
Onlar asker ulustu. Erkek çocuklar yedi yaşına
gelince ailelerinden alınır bir askerin koruma
ve eğitimine teslim edilirdi. Çocuk bu askerin
yanında büyür her türlü gereksinimi onun tarafından
karşılanır. Öncelikle askeri eğitim alırdı. Asker
evli bile olsa çocuk onun sevgilisi olmak zorundaydı.
20 yaşına kadar bu şekilde yaşayarak askerlik
öğrenen çocuk artık ülkenin ordusunda bir yer
edinmiş olurdu. Bundan sonra da kendisine teslim
edilen 7 yaşındaki Spartalı asker namzedi ile
yaşardı. Bu gelenek öylesine kabul görmüştü ki
Spartalı kızlar koca bulamaz olmuşlardı. Evlenebilmek
için erkekler gibi yaşamaya, memelerinin büyümesini
önlemek için baskı uygulamaya, saçlarını keserek
erkeğe benzemeye başlamışlardı. Daha sonraları
Sparta’da nüfus eksilmesini önlemek için askerlere
kadınlarla evlenmek zorunluluğu getirilmiştir.
Antik
tarihte yaşayan Troya savaşı kahramanlarından
Aşil ve Makedonya’lı büyük İskender’in de erkek,
aynı zamanda kendileri gibi silahşör ve kahraman
sevgilileri vardı.
Osmanlı
Hanedanında da bazı amaçlara ulaşmak için eşcinsellik
özendirilmiştir.
Padişahların
baş kadınları yahut anaları, kocalarının ya da
oğullarının başka kadınları kendilerinin önüne
geçirmelerini önlemek için onlara yakışıklı ve
genç erkek çocuklar ikram etmişlerdir. Bilinen
bu uygulama gereği olarak saraya yaranmak isteyen
yabancı ileri gelenleri ile Türk asiller güzellikleriyle
ünlenmiş uluslardan genç erkek ve kızlar toplayarak
Osmanlı Sarayına hediye ediyorlardı.
Herodot
çocukça ve çok sevimli bir anlatımla bildiği ama
anlatılması işine gelmeyen olayları “Ben bunun
ne olduğunu biliyorum ama söylemeyeceğim”der.
Bende
bu güzel erkek çocukların hangi ulustan toplandığını
ve kimlere ikram edildiğini biliyorum ama söylemeyeceğim.
Bir
çok devleti idareleri altına alarak İmparatorluklar
kuran baskın Antik krallar onlara biçtikleri vergi
değerlerini şu kadar altın, şu kadar gümüş, şu
kadar at, araba ve şu kadar Etopyalı yahut Karyalı
yahut Likyalı erkek çocuk diye dayatıyorlardı.
Persler
Helenlerle temasa geçtikten sonra orada gördükleri
eşcinsel ilişkiyi sevmişler Helenlere taş çıkartırcasına
uygulamaya geçmişlerdi. O kadar ki: Bu sıfatları
günümüzde bile Acemlerin (Persler) isminin önüne
geçmiştir. Ülkemizde bazı haklar istemeye yeltenen
eşcinsel temsilcileri olmakla birlikte toplumumuz
onları horlamakta, futbol maçlarında bile hakeme
karşı kullanılan bir aşağılama sıfatı olarak İ…ne
kelimesi pasif eşcinselliği kasteder.
Moğol
Kralı Cengizhan’ın anayasasında en ilgi çeken
48. madde eşcinselliğe idam cezası öngörür.
Kadınlar
arasında sevicilik diye adlandırılan lezbiyenlik
onların, erkekler karşısındaki fiziksel zayıflıkları
nedeniyle çok gizli bir ilişki olarak uygulanmış
ancak günümüzde pervasızca itiraf edilmeye başlanmıştır.
Bilinen ilk lezbiyen Egedeki Lesbos (Midilli)
adasında yaşayan Şair Safo’dur. Safo çevre sitelerden
topladığı genç ve güzel kızları şiir ve sanat
alanında yetiştirmeye çalışırdı. Bu arada adalılar
tarafından bu genç kızlarla kötü ilişkileri söylenegelmiştir.
Lezbiyenlik adını; Safo’nun yaşadığı Lesbos adasından
almıştır.
Bugüne
kadar zigzaglar çizen ahlak ve namus kavramları
bundan sonra da evrilmeye devam edecektir.
İrfan
Işık
Emekli
Öğretmen
o.irfanisik@hotmail.com
Kaynakça:
Bu metinde anlatılan gerçekler:
1- Derinlemesine incelediğim Semavi dinlerin kutsa kitapları
Kur’an, Tevrat ve İncil den.
2- Pagan dinleri inceleyen pek çok kitaptan
3- İlgi alanımın ilk maddesini oluşturan arkeoloji ilminin
dünya üstünde yaptığı yüzlerce ören kazılarını
Anlatan kitaplardan
4- İzlediğim görsel haber, belgeseller, film, cd, dvd’lerin
gene yüzlercesinden ve yazılı basından.
5- Homeros’un Dünyaca başyapıt olarak kabul edilen İlyada ve
Odisea adlı eserlerinden.
6- Hayranı olduğum tarihin babası Herodot’un dokuz ciltlik
Historiai (Tarih) adlı eserinden.
7- Ekrem Akurgal’ın “Anadolu Kültür Tarihi” adlı eserinden
8- Yurdumuzda kazısı yapılmış ve yapılmakta olan ören yerlerine
defalarca yaptığım ziyaretlerden.
9- Mısır’a yaptığım iki seyahatten hafızama silinmez derinlikte
kazılmış bilgilerden kompoze edilmiştir.