İrfan Işık

 Ahlak ve Namus Anlayışının

 Zaman İçinde Değişkenliği

  

Tarihin akışı içinde insan topluluklarının kendi içlerinde uyumlu bir şekilde yaşamaları için oluşturdukları kurallar vardır. Birey toplumun yararına aykırı bir davranışta bulunamaz.

Yasalarda belirtilmiş suçları işleyemez.

 

Bugün suç sayılan pek çok fiil, zaman zaman hoş görülmüş hatta yasal sayılmıştır.

Ahlak ve namus kavramlarının zaman içinde böylesine çelişik algılanışı araştırılmaya değerdir. Ahlak sözcüğünün anlamı: Toplumun doğru saydığı davranışlar.

 

Namus sözcüğünün anlamı ise: Ahlak, şeref, haysiyet kavramlarına sıkı sıkıya bağlılık olarak kısaca tanımlanabilir.

 

Yukarıda sözünü ettiğim çelişkiler o kadar çok ve çeşitli ki: bunlara kutsal kitaplarda bile bol bol rastlamaktayız. Bu kitapların hepsinde Lut Kavmi ve bu kavmin yerleşik olduğu Sodom – Gomora kentlerinin bir patlama ile yok oluş hikayesi, eşcinselliğin Tanrı tarafından cezalandırılması olarak anlatılır.

 

Bu hikayede Tanrı, Lut Peygambere çok yakışıklı genç erkekler kılığında iki elçi gönderir. Lut, konuklarına bir buzağı keserek yemek ikram etmek ister. Konuk elçiler yemek istemezler. Peygamber gençlerin çok yakışıklı olmalarından zaten tedirgin olmuştur. Çünkü kavminin eşcinsel olduğunu, bu iğrenç fiili gizli yapmak gereğini dahi duymadıklarını, onları bu alışkanlıklarından vazgeçirmeyi başaramadığını bilmektedir.

 

Bir süre sonra kavmi Lut’a çok yakışıklı iki genç erkeğin konuk geldiğini duymuştur. Kavim bir araya gelerek, Lut’tan konuklarını alma kararına varır ve kapısına dayanırlar

 

 

 

 

 

 

Alman araştırmacı Werner Keller, arkeolojik ve jeolojik incelemelere dayanarak yaptığı açıklamalarda Lut kavminin yaşadığı Sodom ve Gomorra şehirlerinin yerlerinin Siddim Vadisi olduğunu belirtir. Keller, kitabında buranın Lut Gölü'nün en alt ucunda bulunan bölge olduğunu ve zamanında buralarda geniş yerleşim alanları bulunduğunu anlatır. Bölgede yaşanan felaket sonucunda göle kayan şehir kalıntılarının bir kısmı göl kıyısında bulunmuştur. Bu kalıntılar Lut kavminin yaşam düzeyinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.

 

 

Peygamber utanç, telaş ve korku içinde kavmine, konuklarına dokunmamalarını, kendisinin güzel ve bakire iki kızı olduğunu, onları alıp gitmelerini, Tanrı’nında bu davranışlarını takdir edeceğini söyler. Ama kapıya dayanan azgın halk illede konukları isterler. Lut’un çaresizliğini gören elçiler, korkmamasını, azgın halkın kendilerine bir şey yapamayacaklarını, çünkü Tanrı’nın bu halkı cezalandıracağını, kendilerinin Tanrı’nın elçisi olduklarını, peygambere ise ne yapması gerektiğini öğretmeye geldiklerini söylerler.

 

Lut, tanyeri ağırırken kalkacak, ailesini alarak kenti terk edecektir. Biraz sonra arkalarında korkunç bir patlama olacak ama kendisi ve ailesinden hiçbiri dönüp arkalarına bakmayacaklardır.

Sabah olunca Lut elçilerin öğrettiklerini ailesine anlatır, yola çıkarlar. Kentin bittiği, kendilerinin dağlara yöneldiği sırada bekledikleri patlama gerçekleşir. İnancı zayıf olan Lut’un karısı dışında kimse dönüp bakmaz ama o bakar. Ve o anda donarak tuzdan yapılmış bir heykele dönüşür.

 

Hikaye buraya kadar her üç kitapta aynen anlatılır. Sadece Kuran tuz heykelini taş olarak verir ve hikayeyi burada bitirir. Tevrat devam eder. Sodom ve Gomora kentleri barındırdığı kavimle birlikte yok olmuşlardır. Sağ kalan yalnız Lut ve kızlarıdır. Kızlar aralarında kafa kafaya verip yok olan soylarının devam edebilmesi için ne yapmaları gerektiğini düşünür ve bulurlar.

 

Babalarını, kendisini bilemeyeceği kadar sarhoş edip sırayla koynuna girecek hamile kalacaklardır.

 

  Kuran hikayenin bu kısmını pek çok ahlaki değer gereği yazmamıştır. Çünkü İslam da içki yasaktır. Zina: Üstelik kendi kızlarıyla zina en büyük suçtur. Ayrıca peygamberler masumdur, günah işlemezler.

 

Tevrat’ın Tanrı’sı Yahve sadece Yahudi Kavmi’nin Tanrı’sı olduğunu, diğer insanları hayvanlarla bir tuttuğu için onları öldürmelerini söyler. Musa peygamberin Mısır’dan çıkmaları için kavmine komşularından hırsızlık yapmalarını tavsiye ettiğini anlatır. İsmini zikretmekte haya ettiğim kitaplı peygamberlerden birini, evinde çıplak dolaşırken gördüğü komşu kadınına aşık eder. Kadının kocası ordusunda subaydır. Savaştaki ordu komutanına o subayı ön safta savaştırarak ölmesini sağla diye emir verir. Sonrada dul kalan kadınla evlenir. Bu kadın peygambere en ünlü ve adil peygamberlerden birini doğurur. Bir diğer peygamberle de Yahudilerin Tanrı’sı Yahve’yi bir gece boyu güreştirir ve yenişemediklerini söyler. Bunun üzerine Tanrı peygambere, senin adın bundan sonra – Allah’la güreşen anlamında – İsrael olsun der.

 

Buna benzer hikayelerle Tevrat peygamberlere yakıştıramayacağımız sıfatlar yükler. Semavi dinlerin en yetkini olan Kur’an ise tüm peygamberleri daima yüceltmiştir.

 

Burada her iki kutsal kitabın anlattığı hikayedeki ahlak kavramı kargaşasını irdelersek şunu göreceğiz:Tevrat M.Ö. 6. Y.Y.’da İbranilerin Babil sürgünü sırasında, orada yaşayan, başta HEZEKİEL peygamber olmak üzere diğerleri ve onların rahipleri tarafından yazılmıştır. M.Ö. 300 yılında ise yazım işi tamamlanmıştır.

 

Kur’an ise M.S. 610 yılından sonra gelen 23 yıl içinde nazil olmuştur. Bu iki tarih arasındaki 1000 yıl içinde ahlaki değerler öylesine kesin değişikliklere uğramıştır ki bundan sonra verilen örnekler bu gerçeği gözler önüne serecektir.

 

Kur’an’ın inişinden 1000 yıl önce ensest ilişki – Aile içi seks – yasaldı. Erkekler öz kızları ve öz kız kardeşleri ile hiç ayıplanmadan evlenebiliyorlardı. Halalar, teyzeler, yeğenler bu uygulamaya dahildi. Halktan sıradan kişiler için de bu uygulama gelenek ve yasaldı.

 

 

 

Tarihte gördüğümüz Mısır ve Mezopotamya’da yaşayan en uygar toplumlarda da ensest ilişki yasaldı.

 Ahlaksızlık sayılmak bir tarafa yanlış bir bilgi sonucu yabancılarla evlenen asillerin kanı bozulur sandıklarından kendi aileleri arasında evlenmeyi teşvik bile ediyorlardı.

 

Mısır’da hüküm süren 30 sülalenin birincisinden itibaren başa geçen Firavunların bazıları kendi kız kardeşleri ve kızlarıyla evlenmişlerdir.

 

Dünya’nın 7 harikasından biri ve en önemlisi olarak hala ayakta duran Piramiti yaptıran 4. sülale Firavunu KUFU – Keops – ülkesinin tüm hazinelerini bu uğurda harcadığı halde inşaatı bitirememiş, para kazanması için öz kızını geneleve gönderip fahişelik yaptırmıştır.

 

 

 

 

Kahire’nin Giza yaylasında bir dağ gibi yan yana duran 3 piramitten 60 m yüksekliğindeki en küçüğünü [diğerleri Keops piramidi özgün yükseklik 147m. tepeden 9m. kaybederek bugün 138m., Kefren piramidi özgün yükseklik 143m. bugün 136m.dir.] yaptıran Firavun Mikerinos kendi öz kızına aşık olmuş kızı kendisiyle evlenmek istemediğinden ona zorla sahip olmuştur. Bu utanca dayanamayan kız intihar etmiştir. Mısır’ı o günkü dünyanın en büyük ve en uygar ülkesi yapan 18. sülale Firavunlarından 1.Tutmes kendisinin tek çocuğu olan kızı Haçepsut’u krallık ortağı olarak ilan edince kızı: Baba yoksa benimle evlenmeyi mi düşünüyorsun? Demiştir. Babasının ölümünden sonra da Firavun olabilmesi için zorunluluk olan geleneğe göre üvey kardeşi 2.Tutmes’le evlenmiştir. Kardeşi ve kocası olan kraldan sonra da kendisi bir erkek gibi Firavun olarak Mısır’ı 20 yıl başarılı bir şekilde idare etmiştir. Haçepsut’tan sonra Firavun olan 3.Tutmes ki –M.Ö. 1500 tarihlerinin Napolyon’u olarak anılan bir fatihtir.- halası, babasının karısı, aynı zamanda üvey oğlu olduğu Haçepsut’la evlenemediği için onu öldürüp 20 yıl sonrada tarihten sildirmiştir.

 

18. sülalenin büyük Firavunlarından 3.Amenofis de kızıyla evlenmiştir. Tarihteki ünü gelmiş geçmiş hiçbir kadınla eş tutulamayan Mısır’ın son kadın Firavunu Kleopatra’ da kendi öz kardeşinin karısı ve onun katiliydi.

Aldatılma ve cinsel hoş görüyü gözler önüne seren 3500 yıl öncesinin Mısır’ından çarpıcı ve çok komik bir örnek : Mısır’a hükmeden 30 sülalenin dokuzuna başkent olmuş Antik Teb kentinin Karnak Tapınağı’nda 3 büyük Firavun ve Ardılları’nın yapımını tamamladığı “büyük sütunlu salon” 102x53m ebatında çapı 2m. aşkın 23m. yüksekliğinde 122 sütunun tavanını taşıdığı salonun duvarları ve sütunları Hiyeroglif yazılar ve çok güzel resimlerle Tanrı’ları ve önemli tarihsel olayları anlatan belgelerle doludur. Duvarlara kazınmış bu resimlerden biri mevzun vücutlu genç bir çıplak erkektir. Ereksiyon halindeki Fallosu normalden daha iri resmedilmiştir. Resmi tanıtım yazısı şu olayı anlatır:

Firavun Mısır’da eli silah tutan tüm erkekleri savaşa götürmüştür. Teb Kenti’nde sadece yukarıdaki sakat – oysa resim çok sağlıklıdır. – genç kalmıştır. Firavunun savaştığı düşman çok güçlüdür. Bu yüzden savaş aylarca sürmüş ve çok zayiat verdirmiştir. Yıpranıp azalmış yorgun ve yaralı ordu geri döner. Kentteki tüm kadınlar ve sakat genç Firavun’u karşılamak için şehir dışına çıkmışlardır. Kadınların hepsinin karnı burunlarında hamiledirler.

Antik çağın en büyük uygarlıklarından bir diğeri olan Mezapotamya’da fahişelik yasal olmadan öte tapınaklara gelir sağlayan bir meslekti. Ve daha akıl almazı Babil’deki Marduk Tapınağı’nın en üst katındaki altından yapılmış odada her gece bir kadın yatar. Tanrı’nın gelip kendisiyle ilişkiye girmesini beklerdi. Bu kadın asillerin ve hatta kralın kızı yahut karısı olabiliyordu. Babilli her kadın hayatında bir gece bu görevi üstlenmek zorundaydı. Ve tabi bu odaya giren kadınlardan bazılarının ziyaret edildiği bir gerçekti. Tanrı’yla seviştiğini sanan kadının ziyaretçisinin Tapınakta yalnız onun kalmasını zorunlu tutan yasaya göre başrahip olduğunda hiç şüphe yoktur herhalde.

 

 

 

Karnak Tapınağı

Bu uygulamanın benzeri Mısır için de anlatılır. Karnak Tapınağı’na asil bir kadın gelir uyumak için yanına iki kadın daha istermiş. Bu kadınlar Tanrı’dan başkasıyla yatmadıklarını söylerlermiş.

 

Anadolu’daki Likya’nın başkenti Patara kentinde de Tanrı gelir kendisine adanan tapınakta dinlenirmiş. Bu sırada başrahibe de tapınakta olurmuş. Artık koynuna Tanrı diye kimi alıyorsa?.

 

M.Ö. Anadolu’daki büyük devletlerin hepsinde – Hititler hariç – Frig, Lidya, Pontos’ta ensest ilişki yasaldı.  Ve kardeş evlilikleri sıradandı. Lidya’da kızlar evlenmeden önce fahişelik yaparak evlilik masraflarını ve kocalarına verecekleri Drahomalarını kazanırlardı. Bu durum toplum ve aileler tarafından aşağılanmadığı gibi özendirilirdi de.

 

Çiçero tarafından tarihin babası olarak adlandırılan Herodot bu durumu çok hoş ve çok yalın bir ifadeyle [Lidyalılar kızlarına orospuluk yaptırırlardı.] diye anlatıyor.

 

Eski doğunun çoğu uygarlığında genç kızlar bekaretlerini para karşılığında aşk tanrıçalarının [İnana, İştar, Kibele gibi] tapınaklarında kaybederlerdi. Bu durum Herodot’un anlattığı orospuluğa dahil değildi.

 

Lidya ve Frigya Devletlerinde ölüye saygı zenginlik derecesine göre gösterilirdi. Ölü toplumdaki statüsüne eş değer mezar sunuları içeren hazineyle mezarlık alanında toprağın üzerindeki bir platformda masa üzerine yatırılır, sunu hazinesi yanına dizilir, platformun etrafı çürümeye dayanıklı ardıç ağacı kalaslarıyla yapılan bir odayla çevrilir, odanın tavanı bu kez ardıç tomruklarıyla birbirine dik gelmek üzere üst üste ve kat kat döşenir. Tomruk katlarının aralarına balçık haline getirilmiş kil toprak dökülerek berkitilir.

 

Bu şekilde kat kat tomruklarla yükseltilmiş odanın en üstüne son defa sulandırılmış çamur dökülür, kuruması beklenirdi. Çamur kuruyunca ardıç ağacıyla kaynaşır beton gibi sertleşirdi. Daha sonra oda ölü yakınlarının zenginliğine göre istenilen çapta daire şeklinde bir duvarla çevrilir, en sonunda da duvarın içi dışardan getirilen topraklarla doldurularak mezar odasının üstünde bir Tümülüs (yapma dağ) oluşturulurdu. Batı Anadolu’da, Salihli yakınlarında Marmara Gölü çevresindeki Bin Tepeler adı verilen Lidya mezarlığında doksan adet Tümülüs vardır. Bunların en büyüğü Lidya Kralı Alyattes’e ait olanıdır. Tümülüsün yüksekliği 69 çapı 335m. dir. Herodot ben oradan geçtiğim zaman mezarın üstünde 5 blok taş yazıt vardır. Her birinde bu dağ mezarın yapımına katkıda bulunan iş kollarının kaç para verdiği yazıyordu. Yazılanlara bakılırsa dağın oluşmasına en büyük katkı, orospuluk yapan küçük kızlardan gelmiş diyor. Frigya Kralı Midas’ın olduğu sanılan Gordion höyüğü yanındaki tümülüsün yüksekliği 60m dir. Höyük açılmış değeri çok yüksek hazinesi ve Midas’ın iskeleti bulunmuştur. Hazine Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Lidya’da fahişelikten sonra evlenen kızlar ekonomik özgürlükleri olduğu için kocalarının yanında sadece kendi rızalarıyla otururlardı.

İslam tarihinde Müslümanların reddetmesine rağmen kendilerinin Müslüman olduğunu iddia eden Hurremiye – Mazdekiye tarikatının Babekiye Fırkası kadında ve malda ortaklığı kabul eder, tüm İslam yasaklarını helal sayar, anne, kız kardeş kız evlatla evlenmeyi caiz görürdü.

 

Abbasi halifesi Memun ve Mu’tasım zamanında faaliyet gösteren Babekiler eşlerini birbirlerine peşkeş çeker içkili, toplu seks partileri düzenlerlerdi. Bu tiksindirici uygulamaya 833 yılında Abbasi kumandanı Afşin Babekileri yok ederek son verdi.

Libya’nın sahil şeridinde yaşayan Nasamonlar’ın birden fazla karıları vardı. Komşuları Masagetler gibi onlarda kadınlarını ortak kullanırlardı. Genç bir kız evlendiği zaman kocasının arkadaşlarıyla birbiri peşi sıra birlikte olur ve her erkek gelinle seviştikten sonra ona çeyizini oluşturan hediyeler verirdi. Ortak kullanılan kadın çocuk doğurduğunda kabile bir araya gelir çocuk kime benziyorsa ona verilir sonrada şölen yapılırdı.

 

Çağımızda en kabul edilemez ahlaksızlıksa herkesin gözü önünde tıpkı hayvanlar gibi alenen yapılan sekstir. Karadeniz sahillerinde kolonileşme sürecinde Ordu (Kotyora), Trabzon (Tropezusiya) sahillerinde balıkçılık yaparak yaşayan Mossynoikoi kavmi ile gene bu tarihlerde Hindistan’da yaşayan çok ilkel bir kavimde herkesin gözü önünde seks yapmakta sakınca görmez üstelik hiçte yadırganmazlardı.

 

 

Uygar İlhanlı şahları beğendikleri kadın kimin karısı olursa olsun onu kocasından alır ve evlenirdi. Sapıklık olarak algıladığımız, yukarıda örneklerini gördüğümüz kadın erkek münasebetleri özellikle yasal ilişkiler günümüzde toplum tarafından acımasızca horlanıp kınanırken tamamen ortadan kalkmamış gizlilik içinde sürüp gitmektedir. Sık sık yazılı basında, baba, ağabey, dayı, amca, dede gibi aile erkeklerinin kızlarına, yeğenlerine, kardeşlerine, hala ve teyzelerine tecavüz ettiklerini; içki alemlerinde eş değiştirdiklerini, toplu seks gibi sapıklıkları da haber olarak okumaktayız.

 

Ahlak ve namusla birlikte anılan diğer cinsel tercih eşcinsellik ve lezbiyenliktir. Yukarıda anlatılan Lut kavminin uğradığı yıkım semavi dinlerin eşcinselliği özellikle Kur’an’ın ise lezbiyenliği de ahlaksızlık olarak algıladığının kanıtıdır. Ancak günümüzde insan hak ve özgürlüğü kapsamında ele alınan bu tarz yaşayış. Bazı ülkelerde yasalarla meşrulaştırılmış iki erkek ve iki kadının evlenmelerine olanak sağlanmıştır.

 

Tarihte gizli ve açık şekilde uygulanan eşcinsellik Spartalılar’da kutsallık ve kahramanlık mertebesine yükseltilmiştir. Onlar asker ulustu. Erkek çocuklar yedi yaşına gelince ailelerinden alınır bir askerin koruma ve eğitimine teslim edilirdi. Çocuk bu askerin yanında büyür her türlü gereksinimi onun tarafından karşılanır. Öncelikle askeri eğitim alırdı. Asker evli bile olsa çocuk onun sevgilisi olmak zorundaydı. 20 yaşına kadar bu şekilde yaşayarak askerlik öğrenen çocuk artık ülkenin ordusunda bir yer edinmiş olurdu. Bundan sonra da kendisine teslim edilen 7 yaşındaki Spartalı asker namzedi ile yaşardı. Bu gelenek öylesine kabul görmüştü ki Spartalı kızlar koca bulamaz olmuşlardı. Evlenebilmek için erkekler gibi yaşamaya, memelerinin büyümesini önlemek için baskı uygulamaya, saçlarını keserek erkeğe benzemeye başlamışlardı. Daha sonraları Sparta’da nüfus eksilmesini önlemek için askerlere kadınlarla evlenmek zorunluluğu getirilmiştir.

Antik tarihte yaşayan Troya savaşı kahramanlarından Aşil ve Makedonya’lı büyük İskender’in de erkek, aynı zamanda kendileri gibi silahşör ve kahraman sevgilileri vardı.

Osmanlı Hanedanında da bazı amaçlara ulaşmak için eşcinsellik özendirilmiştir.

 

 

Padişahların baş kadınları yahut anaları, kocalarının ya da oğullarının başka kadınları kendilerinin önüne geçirmelerini önlemek için onlara yakışıklı ve genç erkek çocuklar ikram etmişlerdir. Bilinen bu uygulama gereği olarak saraya yaranmak isteyen yabancı ileri gelenleri ile Türk asiller güzellikleriyle ünlenmiş uluslardan genç erkek ve kızlar toplayarak Osmanlı Sarayına hediye ediyorlardı.

 

Herodot çocukça ve çok sevimli bir anlatımla bildiği ama anlatılması işine gelmeyen olayları “Ben bunun ne olduğunu biliyorum ama söylemeyeceğim”der.

Bende bu güzel erkek çocukların hangi ulustan toplandığını ve kimlere ikram edildiğini biliyorum ama söylemeyeceğim.

 

Bir çok devleti idareleri altına alarak İmparatorluklar kuran baskın Antik krallar onlara biçtikleri vergi değerlerini şu kadar altın, şu kadar gümüş, şu kadar at, araba ve şu kadar Etopyalı yahut Karyalı yahut Likyalı erkek çocuk diye dayatıyorlardı.

Persler Helenlerle temasa geçtikten sonra orada gördükleri eşcinsel ilişkiyi sevmişler Helenlere taş çıkartırcasına uygulamaya geçmişlerdi. O kadar ki: Bu sıfatları günümüzde bile Acemlerin (Persler) isminin önüne geçmiştir. Ülkemizde bazı haklar istemeye yeltenen eşcinsel temsilcileri olmakla birlikte toplumumuz onları horlamakta, futbol maçlarında bile hakeme karşı kullanılan bir aşağılama sıfatı olarak İ…ne kelimesi pasif eşcinselliği kasteder.

Moğol Kralı Cengizhan’ın anayasasında en ilgi çeken 48. madde eşcinselliğe idam cezası öngörür.

Kadınlar arasında sevicilik diye adlandırılan lezbiyenlik onların, erkekler karşısındaki fiziksel zayıflıkları nedeniyle çok gizli bir ilişki olarak uygulanmış ancak günümüzde pervasızca itiraf edilmeye başlanmıştır. Bilinen ilk lezbiyen Egedeki Lesbos (Midilli) adasında yaşayan Şair Safo’dur. Safo çevre sitelerden topladığı genç ve güzel kızları şiir ve sanat alanında yetiştirmeye çalışırdı. Bu arada adalılar tarafından bu genç kızlarla kötü ilişkileri söylenegelmiştir. Lezbiyenlik adını; Safo’nun yaşadığı Lesbos adasından almıştır.

Bugüne kadar zigzaglar çizen ahlak ve namus kavramları bundan sonra da evrilmeye devam edecektir.

 

İrfan Işık

Emekli Öğretmen

o.irfanisik@hotmail.com

 

 

Kaynakça:

Bu metinde anlatılan gerçekler:

1- Derinlemesine incelediğim Semavi dinlerin kutsa kitapları Kur’an, Tevrat ve İncil den.

2- Pagan dinleri inceleyen pek çok kitaptan

3- İlgi alanımın ilk maddesini oluşturan arkeoloji ilminin dünya üstünde yaptığı yüzlerce ören kazılarını

 Anlatan kitaplardan

4- İzlediğim görsel haber, belgeseller, film, cd, dvd’lerin gene yüzlercesinden ve yazılı basından.

5- Homeros’un Dünyaca başyapıt olarak kabul edilen İlyada ve Odisea adlı eserlerinden.

6- Hayranı olduğum tarihin babası Herodot’un dokuz ciltlik Historiai (Tarih) adlı eserinden.

7- Ekrem Akurgal’ın “Anadolu Kültür Tarihi” adlı eserinden

8- Yurdumuzda kazısı yapılmış ve yapılmakta olan ören yerlerine defalarca yaptığım ziyaretlerden.

9- Mısır’a yaptığım iki seyahatten hafızama silinmez derinlikte kazılmış bilgilerden kompoze edilmiştir.