"Küçüktüm, içimdeki kıpırtının adının karasevda olduğunu
çok sonradan öğrendim"

Doğup büyüdüğüm Ünye'de denizde yüzmeyi nasıl öğrendim? Evimizin yeri Çamurlu Mahallesi Zeytinlik Sokak'tı. Buradan kırmızı kiremitli Ünye evlerinin çatıları kuşbakışı görünürdü. Yaz aylarında Burunucu mahallesinde oturan Anneannemlere gidiyordum. O zamanki yaz arkadaşlarımın arasında Kenan (Çağlar), Akın (Öztürk) Hocaların Mehmet (Aksu), Hüseyin (Mapi), Tantana Kemal Hüsnü, Mustafa (Mıddaba), Hakkı (Şenalp) Sürmeneli' nin Kenan sayabilirim.

Burunucu Mahallesinde denize girilen yalılar vardı. Camialtı Yalısı, Bekir Usta Yalısı, İlyasoğlu Yalısı, Ada, Hanhanlar Yalısı aklımda kalanlardan. Yalıların açıklarında derin suda Volta dediğimiz kayalar vardı. En büyük ve uzak Volta Camialtı Yalısında, en yakışıklısı İlyasoğlu Yalısında, en sevimlisi Bekir Usta Yalısındaydı. Bekir Usta ile İlyasoğlu Yalısı arasında denize doğru uzanan burun üzerinde Bekir Usta' nın çömlek fabrikası ile 3 adet pişirme fırını vardı.

(Çömlek Fabrikası dediğim yerde topraktan her türlü mamül yapılırdı. Büyük küçük küpler, testiler, ibrikler, saksılar, baca kuşları, kanalizasyon boruları, kumbaralar, yemek pişirme kapları ve daha neler, neler).

Fabrikanın etrafındaki kayalıkları topuklarına kadar örten yosunların açık ve koyu kahveli, kızıllı, sarılı, allı morlu, yeşilli renk cümbüşlerini hiçbir zaman unutamadım. Kayalıkların üzerindeki midye kolonileri, günün ayrı vakitlerinde masallarda tariflenen peri kızlarının binbir renkteki farklı elbiseleri gibiydiler.

Çok küçük kumsalı olmasına rağmen Bekir Usta Yalısını çok severdim. Otobüs yolundan uzakta, aşağıya gizlenmiş, denizin içinde biblo gibi kayaları, incir ağaçlarının gölgesindeki kayıkları ve üç çeşmesi… Üç çeşmeler buz gibi suyu ile meşhurdu. Evlere buzdolabı gelinceye kadar bütün mahalle, aşına eş soğuk suyunu buradan alırdı yazın bunaltıcı sıcağında.




Küçüktüm sevda nedir bilmezdim Küçük Voltasına, çakmak kayasına, üç çeşmesine, alına yeşiline sevdalı olduğumu, içimdeki kıpırtının, çakan şimşeklerin ve ardındaki gök gürültüsü coşkusunun adının kara sevda olduğunu sonradan öğrendim. Üç çeşmelerden yan yana olan ikisinin deniz tarafında büyük fırın vardı. Tehlikeli olur diye çocukların fırının üzerine çıkması yasaktı. Çocukluk işte yinede çıkardım fırının üzerine, kendimi deniz tarafına saklayarak otururdum. Çocuk aklımla çakmak kayayı, küçük Voltamızı sarmalayarak ta uzaklara giden denizler kadar hayaller kurardım buradan.

"Bekir Usta" hitabımı hoşgörünüz lütfen. Ünye ve bilenler onu hep " BEKİR USTA" diye tanırdı. Ustaydı.. Bekir Usta .. Bekir amca derdim ben. Bekir amca benim için matematik hocası idi. Öğrettiği pratik hesaplamalar hiç aklımdan çıkmadı. Kendi ile barışıktı, ince ruhluydu sanatkardı, öğretici eğitmendi, bazen de muzip kızgın !.. Toprak Sanatının Duayeniydi.Tanıyanları bir gün mutlaka yazmalı Bekir Ustayı , ama mutlaka yazmalı bu mütevazı dehayı.

Bekir Usta ve Yalısından sonra denizdeyiz; Mahallenin benden büyük çocukları, dayım ve arkadaşları ve onların büyükleri toplu halde denize girerler ve volta' nın üzerinden denize atlayarak çeşitli oyunlar oynarlardı. Bu deniz sefasında bende dayımın izin verdiği sınırlar içinde, belimi geçmeyen suda çırpınarak yüzme talimleri yapıyordum. Nihayet bir gün dayım beni sırtına alarak voltaya kadar yüzerek götürdü.


Voltaya ulaşana kadar boğazına sımsıkı sarıldığımdan bata çıka kendisine epeyce su yutturduğumu da hiç unutmuyorum.

İlyasoğlu voltasına çıkışta kendiliğinden oluşmuş basamaklar vardı. Basamaklardan inip çıkarak, yosunları tutarak voltada oynamaya başladım. Suya dalıp çıkanlarıda hafiften bir kıskançlık duygusu ile seyrediyordum yüzme bildikleri için. Yüzümüzü denize çevirdiğimizde solumuzda kalan kayalıkların üstündeki duvarın dibinde soyunulup giyiniliyordu. Burası hem incir ağaçlarının altında yukarıdan bakıldığında görünmez, hem de giyinirken kayalık olduğu için ayağımıza kum bulaşmazdı.

Büyük küçük yüzen herkes oyunlarından bıktıktan sonra sıra ile denize atlayıp soyunma giyinme kayalıklarına doğru yüzmeye başladılar. Tabi ki aralarında dayım da vardı. Avazım yettiği kadar "Dayı benide allll…..benide alll.." diye bağırıyordum. Onlar da bir ağızdan "Kendin gel" dediklerinde başımdan kaynar sular dökülmüştü sanki……. O hararet ile atladım denizin kucağına, ne olduğunu anlamadım bir müddet ....... Sonra yüzüyordum,yüzüyordum…. Zor bir hal kayalıklara ulaştım. Beni birlikte alkışladılar. O gün, bugün yüzüyorum, yüzüyorum engin denizlerimde…

Sevgiler ve saygılar sunuyorum.

Adı geçen dayım Prof.Dr. Sait Kapıcıoğlu dur. Dayılarımın içinde en çok onu severdim. Çocukluk arkadaşımdı o benim!..


Eren TOKGÖZ

Mart.2006, İstanbul


Fotoğraflar :
Eren Tokgöz

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Hikayenin geçtiği yerlerin bugünkü fotoğrafları"

 



1-Bekir Usta Yalısı'nın bulunduğu yerin bugünkü hali




2- İkiz Çakmak Kayalar




3- Bekir Usta Yalısının bugünkü yeri

 



4
- Yalının bulunduğu yerin yukardan görünümü,
solda çakmak kayalar




5- Burhan Hanhan yalısının bugünkü hali

 



6
- "Çömlekçi Bekir Usta" Bekir Çağlar (98) ve Eren Tokgöz

Ünye Fotoğrafları : Berkhan Çağlar Karaduman