Geçen hafta sonu bizim Doktor
Sait Kapıcıoğlu ile Sultanahmet’teki Karikatürcüler
Derneğinde buluştuk… Hoş beş ettik… ‘Bir şeyler
atıştıralım’ diye dışarı çıktık. Yolda yürürken,
ressam bir arkadaşıma rastladım. Ayaküstü konuştuk.
Akşama doğru telefonum çaldı.
Arayan yolda rastladığım ressam arkadaşımdı. Bir
şeyi merak etmiş:
- Bilgin, bugün bana Sultanahmet’te tanıştırdığın
kimdi?
- O mu? O benim iyi arkadaşım ve hemşerim Prof.
Dr. Sait Kapıcıoğlu…
- Herhalde o bize komşu oturuyor…
- Öyle mi… Peki bu gün kendisine niye söylemedin?
- Yav, birden nutkum tutuldu..
- Nası yani…
- Yav, bi sabah daha güneş doğmadan kalmıştım.
Pencereyi açtım dışarı baktım. Mis gibi bir hava.
Tam o sırada, evin önünden çok şık giyinmiş, elinde
çantası ile geçen bir adam gördüm.
‘Bu kesin, ya bir yerin genel müdürü; ya da profesör
filandır dedim.’
Bi ara durdu, bizim evin
karşısındaki yeşil alana doğru bakmaya başladı…
Biraz sonra, parmaklıklardan atladı, içeri girdi.
Çocukların bir ağaca yaptıkları salıncağa doğru
yürüyordu… Salıncağın yanına geldi… Şöyle etrafa
bi baktı…’ Kimsecikler yok… ‘ dedi herhalde içinden.
Şemsiyesini, şapkasını ve çantasını, salıncağın
yanına bıraktı…
- Eee, bunun bizim Sait’le ne ilgisi var…
- Dur hele…
- Bindi salıncağa başladı sallanmaya… Beyaz saçları
rüzgardan dağılmış; öylesine güzel bir görüntüsü
vardı ki… Bir çocuk sevinci ile sallandı da sallandı…
Öyle imrendim ki… ‘Gideyim
aşağıya, ben de kendisine eşlik edeyim istedim,
ama bakarsın istemez ‘ dedim, vazgeçtim.
Sonra, ‘Bu adamın mesleği
ne olursa olsun, çocukken, ele avuca sığmaz bir
şeymiş’ diye düşündüm. Salıncaktan indi, başladı
çimlerin üzerinde zıplamaya…
Baktım bir komşu daha fark
etmiş durumu; o da seyrediyor…
Tekrar bindi salıncağa, öylesine
sallanıyor ki sanırsın eli gökyüzüne değecek…
Neyse, salıncak durdu; indi… Önce üstüne başına
düzeltti, sonra şapkasını kafasını geçirdi, çantası
ile şemsiyesini aldı… Parktan, çocuklar gibi ayaklarının
üzerinde seke seke çıktı ve köşede gözden kayboldu…
- Bizim Sait profesör de;
o adamla, ne ilgisi var?
- İşte o adam, senin arkadaşına
çok benziyordu…
- Hast… Tövbe tövbe… Koca
profesörün işi yok da salıncakta sallancak?
- O sallanırken, aceleden
resmini bile karaladım… Sana e- maille gönderiyorum
şimdi…
Allah Allah… Acaba arkadaşım
o adamı, bizim Profesör Dr Sait Kapıcıoğlu’na
mı benzetti?
Yoksa, o adam essahtan bizim
Profesör Dr Sait Kapıcıoğlu muydu?
Ben karar veremiyorum. Siz
ne diyorsunuz?