“Gazozcu Muharrem”

  adlı bir dizi / sinema filmi çalışmam var.

  Çocukken; “Boyum gazoz yapma makinesine ulaştığında,

  ben de gazoz yapacağım” diye hayal kurardım.

          12 yaşındayken, imalathanemiz büyük meşrubat firmalarına  yenik düştü   

          Ve kapandı

           Makineler götürülmeden önce imalathanenin bir köşesinde

           hüngür hüngür ağladığımı ve

           rüyalarımda gazoz yaptığımı hatırlıyorum. “

  

İstanbul’da Sinegraf Film Prodüksiyon A.Ş.'de Yapı/Teknik İşler Koordinatörü ve Senarist olan Ünyeli İsmail Canbulat, Ünye’nin film sektörünün yatırım yapabileceği bir şehir olduğunu ve keşfedilmesi gerektiğini söyledi. “ÜNYE FİLM PLATOLARI diye bir projemiz neden olmasın?” diyen Canbulat; öncelikle mevsimi, doğal güzelliği, denizi, yaylaları, köyleri ve şehir merkeziyle her türlü film çekiminin yapılabileceği bir yer olan Ünye’nin bu doğal yapısının bozulmadan korumaya alınması gerektiğine dikkat çekti.

 

İsmail Canbulat Kimdir?

 

İsmail Canbulat; Ünyeli Kaptan ve Çataltepe Gazozları Kurucusu İsmail Canbulat’ın manevi ve Kamyoncu/Hoca Rasım Korkmaz'ın öz torunu, Gazozcu Muharrem Canbulat’ın oğlu. 1966'da Ünye’nin Hamidiye Mahallesi’nde yeşil çamların arasında, oksijeni bol, Ünye’nin güzel denizini gören bir evde dünyaya geldi. İlk, orta ve liseyi Ünye’de okudu. Sanayide çırak, züccaciyede tezgahtar, lisede tiyatrocu oldu. Bir Ünye aşığı olan İsmail Canbulat, Ünye Çağrı Gazetesi’nde 1979’dan itibaren haber, makale, şiir ve deneme yazıları yayınladı. Yıldız Üniversitesi’ni kazanarak İstanbul’a giden Canbulat, 1983-1991 arasında İnşaat Mühendisliği okurken, senaristlik serüveni de üniversite yıllarında başladı. Tiyatro Kulübü’nde Sumru Yavrucuk'dan drama dersleri alan Canbulat, tiyatro ve sinemayla uğraştığı için eğitimini bir süre uzattı. Canbulat’ın Sinegraf’la buluşması, üniversitede Metin Günay’ın vesilesiyle 1990’da Osman Sınav'la tanışmasıyla oldu. "Köprüdekiler" projesinde Metin Günay'la birlikte senarist, "Yarına Gülümsemek" adlı dizide oyuncu ve prodüksiyon elemanı olarak görev aldı. Esra Film'in "Sinema Filmi Sinopsis Yarışması"nda "Düdüklü Şeker"  adlı senaryosuyla mansiyon ödülü alan Canbulat, 2003 yılında tekrar Sinegraf'a dönerek Ekmek Teknesi TV dizisinin senaryo grubunda çalıştı. İsmail Canbulat, halen Sinegraf Film Prodüksiyon A.Ş.'de Yapı / Teknik İşler Kooordinatörlüğü yapıyor...

 

Sinegraf Film’in önceki

projeleri olan Kapıları Açmak

ve Acı Hayat dizilerine teknik olarak

destek veren Canbulat, senaryo geliştirme çalışmalarına da devam ediyor.

 

Öykü ve şiirleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanıyor...

İstanbul Koşuyolu'nda yaşayan Canbulat,

evli ve iki çocuk babası.

                                                      

 

 

 

 

 

“Neden yazarlık, senaristlik?

Yazarlığınızda Ünye’nin etkisi nedir?

Ünyeli “mizahi adamdır”; anlatucudur, paylaşucudur. Yaptuklarunu, yaşaduklarunu, anılarunu anlatmayı çok sever; akulludur, neşelüdür, çünkü enerjüktür. Karadeniz insanı, Ünye insanı, hamsi gibi hareketlidir. Çok kabiliyetli adamlar çıkar buralardan, iyi de yazarlar çıkar, ben hariç. (Gülüşmeler.) Bilgin Hasdemir, Yaşar Karaduman, Yüksel Şen, Ferhan Şensoy, Cihan Öksüz ve adı şu anda aklıma gelmeyen yazar ve şairlerimiz bunlara örnektir. Bendeki yazarlık hevesi de; artuk Ünye’nün acu suyundan mudur, denüzün, çamların oksijenünden müdür, yoksa Gazozcu Muharrem’in Çataltepe Gazozu’ndan mıdır, bilmiim?

 

 

Mühendislik ve sinema..

Birbirinden apayrı iki meslek grubu,

bunları nasıl aynı çizgide buluşturdunuz?

 

İlkokul’da da hem şiir yazar hem de çamurdan barajlar yapardım. İlkokul Hocam Faruk Civelek, “Ne olmak istiyorsun” diye sorduğunda, inşaat mühendisi olmak istediğimi söylerdim. Okulda hep başarılı bir talebeydim, ama hep “inekliğe” karşı isyan ettim... Dersleri, sanatla dengeledim, folklor, tiyatro yaptım, sürekli çiziktirdim ortaokulda, lisede... Lisedeki Edebiyat Hocalarım Şenel Ustaoğlu ve Mehmet Özyurt’un sanatı, edebiyatı ve tiyatroyu sevmemde büyük katkıları vardır. “Kaliteli hocalar” insanın bütün hayatını etkiliyor.

 

Üniversite sınavında, tıp fakültesini

kazanamadığım için başta babam olmak üzere, herkes çok üzüldü, ama inşaat mühendisliği aslında tam bana göreydi ve Yıldız Üniversitesi’nin sanat hayatı da çok hareketliydi.  Amatör tiyatro yapmaya niyetliydim… İnşaat Mühendisliği okumaktaki kararlılığımı ve sanatla mutlu olduğumu gördüklerinde; babam Muharrem Canbulat’ın, annemin ve ailemin de büyük desteğini aldım. Hem mühendislik okudum, hem sanatla ilgilendim. Üniversite 2’de, Tiyatro Kulübümüz YÜO’da tiyatro ve sinema oyuncusu Sumru Yavrucuk’dan drama, diksiyon dersleri alıp çeşitli oyunlarında oynadım. Boş bir araziye bir yapı inşa etme felsefesiyle; boş bir kağıda hikaye hayal etmenin, inşa etmenin

felsefesi aynıdır.

 

 

Ünye’de ki gazetecilik deneyiminizin senaristliği tercih etmenizde etkisi oldu mu?

 

Ortaokul ve lise yıllarımda Ünye’de gazetecilik yaptım. Arzuhalci rahmetli Remzi Tamtürk’ün oğlu, arkadaşım Yusuf Tamtürk’ün teşvikiyle oldu bu. İlk haberimi 1979’da Ünye Çağrı Gazetesi’nde yaptım. Ağabeyim, Gazetecilik Üstadım Mustafa Hasan Öz’ün ilgisiyle de 90’lı yıllara kadar haber, makale, şiir ve denemeler yayınladım Çağrı’da... Gazeteciliğin özü; gördüklerini kayda almak, araştırmak ve haber vermektir. Çevremdeki olayların “asıl hikayelerini” ortaya çıkarmak anlamında, gazeteciliğin getirdiği çok büyük avantajlar oldu. Gazetecilik; kendine güven, araştırma ve ayrıntı duygusu kazandırmıştır bana.

 

 

Senaryoyu hazırlarken

içinde bulunduğunuz

ruh halinizden biraz

bahseder misiniz?

Osman Sınav Hocamın dediği gibi; ”Bir edebi metin değildir senaryo, bir yol haritası, bir rehberdir yalnızca...” Senaryonun özü hikayedir, onun mesajıdır ve onu “nasıl” anlattığındır... Yani; senaryo aşamasına kadar düşünülecek,  kavgası ve kararı verilecek çok şey vardır. “Sen nasıl çalışırsın ?” derseniz; önce her şeyi dağıtır, parçalara ayırır, sonra toparlarım. Hikayeleri hayal eder, düzenler, bir süre hepsini mayalanmaya bırakırım ve onları unutur, başka projelerle ilgilenirim. Daha sonra bıraktığım yerden alır, tam olgunlaştıklarına inandığım anda; “hikaye özeti”, “sinopsis”, “karakter tahlilleri”, “tretman” ve en sonunda da “senaryo” çıkar. Ki zaten bunlar bilinen şeyler...

 

 

Başarılı bir dizi ve filmin sırrı nedir?

Size göre Osman Sınav’ın başarısı

nereden geliyor?”

Bir hikayenin, bir dizinin, filmin başarılı olmasının en büyük şartı, seyircisine yabancı olmamasından geçer. “Ayağını bu toprakların geleneğine basan, onun inancını, ruhunu taşıyan; ama gözü ufukta bütün dünyayı kucaklayan ve insani değerleri bir potada eriten” projelerin başarılı olmaması çok zordur ki; işte Osman Sınav bunu yapıyor. Yusuf Kaplan’nın deyişiyle “Ruh kapılarımızı açan bir öncülük” onunkisi... Biz de onun örnek alıyoruz... Ama maalesef günümüzde büyük holdinglerin elinde olan televizyonlar, yöneticileri tarafından sanat-kültür aracı olarak değil; seri üretim yapan bir fabrika olarak görülüyor. Sektöre göre; çok reklam alan, reytingi yüksek projeler başarılı kabul ediliyor. Bu anlayışı yıkmak zor. Ama, istisnai de olsa Osman Sınav gibi, geniş halk kitlelerinin gönlüne ulaşan hikayeler anlatanlar; hem reytingde başarıya, hem de halkın kalbine ulaşabiliyorlar... Deli Yürek, Hayat Bağları, Kurtlar Vadisi, Ekmek Teknesi ve Kapıları Açmak ve bunun en güzel örnekleridir... Son yıllarda Türk Sineması da bunun farkına varıp, güzel eserler verdi ve yerli film seyirci sayısı patladı! Ama, ne yazık ki; geçtiğimiz 2006 - 2007 sezonunda, birbirini taklit etmeye başlayan, alelacele yapılmış düzeysiz filmler nedeniyle, seyirci sinema salonlarından kaçtı ve sinemasını evde seyretmeye yöneldi... Lakin; kaliteyi önceleyen yapımlar, stratejik hatalar yapılmazsa şayet, bundan sonra da büyük seyirci kitlelerine ulaşmayı sürdüreceklerdir...

 

 

Meslek hayatınızda içinde

bulunduğunuz

en özel proje hangisi oldu?

Üsküdar / Salacak’ta yazdığım ve biraz Ünye, biraz İstanbul kokan ‘Düdüklü Şeker’ adlı ödüllü senaryomun özel bir yeri vardır bende. Bir gün biri çekse diye bekler, durur...

Tabi ki “Ekmek Teknesi”nin anlamı da çok büyük.. Hala herkes o diziyi konuşuyor. Benim de ilk profesyonel çalışmam, senaryo asistanlığı yapmıştım o projede. Sağolsun Osman Abim güvendi ve gruba dahil etti bizi. Orada; Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener, Hasan Kaçan gibi ustalarla ve Elif Aktuğ arkadaşımla birlikte çalıştım... Özellikle Osman Sınav Hocamın ve Raci Şaşmaz ustanın öğretilerini ve yakın desteklerini asla unutamam...

 

 

 

Hayat bulmayı bekleyen

çalışmalarınıza ilişkin

ize tüyo verir misiniz?

 

Bir süredir yayına hazırladığım “Gaydeli Üşütükler” adlı, içinde ‘Mizahi Ünye Muhabbetleri” de bulunan komik bir kitap var, bakalım... Günün birinde; ilk sinema filmimi, bu kitaptan çıkarırız, kim bilir? Ünye’de, sevgili hemşerilerimle beraber yapmak isterim o filmi. Ama daha öğrenilecek çok şeyimiz var...

“Gazozcu Muharrem” adlı bir dizi / sinema filmi çalışmam var; özelde Ünye, genelde Anadolu’daki küçük sermayenin nasıl doğup, geliştiğini, sonra büyük şirketler tarafından nasıl kapanmaya zorlandığını ve son dönemlerde nasıl yeniden doğup “ANADOLU KAPLANLARI”  haline dönüştüğünü ve “Efsanevi Canbula Gazozu”nu anlatan bir film... Çocukluğumdan içimde kalan bir şey var. Çocukken; “Boyum gazoz yapma makinesine ulaştığında, ben de gazoz yapacağım” diye hayal kurardım. 1978’de, ben 12 yaşındayken, boyum henüz oraya ulaşamadan imalathanemiz büyük meşrubat firmalarına ve Sağlık Bakanlığı’nın katı genelgelerine yenik düştü ve kapandı. Makineler götürülmeden önce imalathanenin bir köşesinde hüngür hüngür ağladığımı ve rüyalarımda gazoz yaptığımı hatırlıyorum.

 

Ünyeli Hattat Mustafa Rakım Efendi’nin hayatını “HATTAT” adlı uluslararası bir sinema filmi olarak yazmaya çalışıyorum, araştırmalarım sürüyor. İnşallah Sevgili Mustafa Şıvgın kardeşim, Musa Özgür Kıroğlu ve Yaşar Karaduman abimle bir araya gelmek istiyorum bu çalışmada...

 

Bu arada; çeşitli yerlerde yayımlanmış olan sinema yazılarımı ve şiirlerimi de toparlayıp yayınlamayı düşünüyorum... Ben şu anda, herhangi bir senaryo grubunda görev almıyorum.

Şirketimiz bu sezon  2 yeni dizi birden çekiyor. Biri, PUSAT; 14 Eylül’de Show Tv’de başladı.. Diğeri PARS:”NAKROTERÖR”. O da gelecek ay başlayacak... Biz de şirketin teknik

ekibi olarak dizilerimize destek vereceğiz...

 

 

Bu zamana kadar hep kamera arkası oldu,

peki kamere önüne

çıkmayı hiç düşünmediniz mi?

Oyuncu olarak çok teklifler geliyor tabii, ama ben hepsini reddediyorum. Şaka şaka... (Gülüşmeler…)  Aslında kendimi oyuncu olarak tanımlarım. Üniversitede önemli tiyatro sanatçılarından drama dersleri aldık, oynadık. Yani sanattaki kökenim; oyunculuk... 1991’de Osman Sınav’ın yönettiği Sinegraf Yapımı "Yarına Gülümsemek" adlı dizide bir arkeoloji talebesini oynamıştım.  Ama şimdi 40 yaşını aştık; kim bakar artık bizim yüzümüze... Profesyonel eğitimini almış oyunculara ve ustalara haksızlık etmeyelim. Herkes kendi işini yapmalı... Lakin; çok sıra dışı projelerde ‘uç karakterleri’ oynamak hayalimdir...

 

 

 

                                                                       Senarist ve yazar olmak isteyen

                                                                                                              gençlere önerileriniz nelerdir?

                                                                                                                    

Ünye’de ve bütün Türkiye’de senaristliğe, yazarlığa hevesli arkadaşlar var. Senarist olmak isteyen arkadaşlarımın öncelikle çok sabırlı olmaları gerekiyor. Çünkü bu sektör, çok hakkaniyetli bir sektör değil. Yani; “İyi yazarlar, iyi kazanıyorlar ve iyi yerlere geliyorlar” diye bir şey yok... Yapımcılar; işlerini bildiği, kendini ispatlamış insanlarla ya da kendi keşfettikleri değerlerle çalışıyorlar... Yazar / Senarist olmak isteyenler; eğer gerçekten yazmak, hikayelerini diğer insanlarla paylaşmak istiyorlarsa, çok sabretmeleri ve hiç yılmadan üretmeleri, yazmaları gerekiyor. Dünyayı izlesinler, çevrelerini sürekli gözlemlesinler, bu işin tekniğini öğrenecekleri kurslara katılıp temel bir eğitim alsınlar ve işin “aslını” öğrensinler. Ama bu yine de “nasip meselesi”… Kendi işlerini güzel yapsınlar ve olmazsa da üzülmesinler… Oyuncu olmak isteyenlerse, yaşları ve eğitim durumları tutuyorsa mutlaka konservatuara gitsinler. Öyle, her yakışıklı adam ve güzel kız; “Benim dizilerdekilerden neyim eksik?” saçmalıklarıyla maceraya atılmasın, hayal kurmasınlar; yoksa İstanbul yer onları!

 

 

Doğduğunuz ve hayranı olduğunuzu ifade ettiğiniz

Ünye, sinema filmi çekmek için uygun bir yer olabilir mi?

 

Ünye’de yıllar önce bir takım televizyon dizilerinin çekildiğini biliyoruz. Yapımcı ve yönetmen arkadaşlarla yaptığım sohbetlerden, buralara gelip sinema filmi ve dizi çekmek istediklerini biliyorum. Örneğin 22 yıllık arkadaşım, Ekmek Teknesi, Rüzgarlı Bahçe, İki Aile dizilerinin yönetmeni, aynı zamanda Yapımcı olan Metin Günay, gerekli estetik ve fiziki şartlar sağlandığında buralarda film çekilebileceğini belirtti. Burada şunu demek istiyorum; sadece fındıkla değil, Ünye’yi kültürümüzle ve turizmimizle dünyaya açmak ve sinemacıların Ünye’ye gelip film çekebilecekleri ortamı oluşturmak gereklidir. Örneğin ulaşımı, barınması, gelen ekiplerin eğlenmesi, lojistik imkanları giderilmiş ekipler burada büyük bir istekle film çekeceklerdir. Ama doğal güzelliği zedelenmiş, peyzajı bozulmuş bir doğada, iki aşığın, örneğin Ünye’de kanalizasyon bacalarının yükseldiği bir sahilde koştuğunu düşünün! Böyle bir manzarada film çekilmez! Ama ben Ünye’nin bu “restorasyon” sürecini çok çabuk atlatacağına ve özellikle yapılacak akılcı, çevreci yatırımlarla da pırıl pırıl, cazip bir turizm merkezi olacağına inanıyorum...

 

"ÜNYE FİLM PLATOLARI" diye bir projemiz neden olmasın? Ünye her mevsimi, doğal güzelliği, denizi, yaylaları, köyleri ve şehir merkeziyle her türlü film çekiminin yapılabileceği bir yer... Ve bütün bunların aynı bölgede yapılabilmesi, film şirketleri için çok ekonomik... Hele, her türlü çekim imkanını içinde barındıran büyük, profesyonel bir film platosunu, sponsorlar ve ortaklıklar vasıtasıyla Ünye’de yapmayı başarabilsek, işletebilsek (ki Kültür Bakanlığı teşvik veriyor platolara) müthiş bir şey olur… Böyle bir yatırım; hem Ünye'nin ekonomik hayatına doping yapacak, hem de bizi Türkiye'ye ve dünyaya tanıtacaktır. Ama bunun için önce Ünyemizin "güzel", "sağlıklı" ve "doğal" bir yer olarak kalması gerekmekte. Bu vesileyle; işte bu özlediğimiz “İdeal Ünye” için çalışan, benim de mensubu olmaktan gurur duyduğum ÜGG’deki (Ünye Gönüllüleri Grubu / http://www.unyegonulluleri.org ) arkadaşlarımı da selamlıyorum, onlar Ünye’mizin gerçek aşıklarıdır…

 

Son olarak

söylemek istediğiniz?

Son söz olarak diyebileceğim; Hayatı ıskalamamalı insan; her ne iş yapıyorsa yapsın, kendisine, dostlarına ve sevdiklerine zaman ayırmalı... Bu dünyanın işleri “boş” işler. Marifetse; bu dünyadaki sanatları öğrenmek değil, “yaşama sanatı”nın sırrını öğrenmek ve bu kubbede hoş bir seda bırakarak, “asıl vatan ına” emin bir vaziyette kavuşmaktır...

 

Hacer Coşkun. Eylül.2007 Ünye