
Osmanlıda,
adam asmak, boğmak ve kelle kesmek bir ceza şekliydi,
bunun için de sarayda her zaman cellatlar bulundurulurdu,
bir gurup cellat padişah ve diğer yüksek rütbeliler
için her an hazır durumda beklerlerdi.
Sarayda
verilen ölüm cezaları, Topkapı Sarayı bahçesinde
bulunan bir çeşmenin önünde infaz edilirdi, cellatlar
infazdan sonra kanlı baltalarını ve ellerini burada
yıkarlardı, bu çeşmenin sağında ve solunda kesilmiş
kafaların teşhir edildiği kelle taşları vardı
bu taşlara ibret taşları da denirdi.
Bu
çeşmenin bir adı da cellat çeşmesi veya siyaset
çeşmesi idi, cellatların kaldığı yer ise çeşmenin
bulunduğu duvarın arakasındaydı. Bu çeşme halen
Topkapı Sarayının ön bahçesinde bulunmakta hergün
önünden ne olduğunu bilmeden yüzlerce kişi geçmektedir.
İnfazlar
bazen de Yedikule Zindanlarında yapılırdı, bu
zindanlar ziyarete açıktır idamların ve işkencelerin
yapıldığı yerler gezilebilir.

Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan,
cellatların infazdan sonra
ellerini ve baltalarını yıkadığı Cellat
Çeşmesi
İnfaz
şekilleri, yani öldürme şekilleri kişinin konumu,
mevkii, rütbesine ve işlediği suça göre değişirdi.
Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez,
yay kirişi, ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi.
Bu öldürme şekli Türklerin Müslüman olmadan önceki
dinleri olan
Şamaniz’den
geliyordu. Doğan Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi”
adlı eserinin ikinci cildinde:” Şamanist Türkler
kan akıtarak öldürmekten çekinirler, Osmanlı padişah
ve şehzadeleri boğularak öldürülürdü” der.
İnfaz
edilecek halktan biri ise, kelle kesme şekli uygulanırdı.
İstanbul
dışında, imparatorluğun uzak vilayetlerinde idam
edilen devlet adamlarının öldürüldüklerini ispat
etmek için, kesilen başları meşin bir kırbaya
(torba) konur, torba balla doldurulur, İstanbul’a
getirilir, gümüş bir tepsinin içinde padişaha
sunulur, beden ise öldürüldüğü yere gömülürdü.
Bu
nedenle, başı başka yerde, bedeni başka yerde
gömülü iki mezarı olan devlet adamları, sadrazamlar
çoktur.. Bunlardan en meşhuru Viyana kuşatmasındaki
başarısızlığı ile başı kesilen ve bir bal torbası
içinde İstanbul’daki sultana gönderilen ve sonrada
denize atılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idi.

Halen Topkapı Sarayı bahçesinde duran
Cellat Çeşmesinin
değişik açıdan çekilmiş bir fotoğrafı
Bu
kesilen başlar bazende Topkapı Sarayı’nın ilk
giriş kapısına asılır halka gösterilirdi. Bu kapı
sarayın en dıştaki ilk kapısıdır, kesik başların
konulduğu oyuklar halen durmaktadır. Kafalar üç
gün kalırdı burda, bazen yüzlerce kafa olurdu.
Cellatlar,
Müslüman olan kişilerin infazdan sonra başlarını,
cesedi sırt üstü yatırarak koltuğunun altına ,
Müslüman olmayanları ise yüzü koyun yatırarak,
başlarını kıçlarının üzerine koyardı.
Öldürülen
kişinin cesedi ve üzerindeki kıymetli eşya, para
ve giyecekleri cellatın malı sayılırdı. Cellat
cesedi isterse atar, isterse ölünün sahiplerine
mevki, rutbe ve konumuna göre parayla satardı.
Osmanlıda
cellatlar dilsiz ve sağır olurlardı, bu iş için
seçilen kişilerin dilleri kesilirdi.
Osmanlı
tarihinde en hazin boğarak öldürme olayı 28 Oce
1595 te cereyen etmiştir.
Fatih
Sultan Mehmet’in imparatorluğun devamlılığını
sağlamak amacıyla çıkardığı, “Nizamı Alem” fermanı
gereğince, fermanın metni şöyledir:( Her kimseye
evladımdan saltanat müyesser ola (nasip ola) karındaşlarını
nizamı alem için katletmek münasiptir.)
Üçüncü
Mehmet , 19 çocuk ve yetişkin şehzade kardeşlerini
bir gecede dilsiz cellatlara boğdurmuştu. Ertesi
günü Divanı Hümayun avlusuna üzeri kıymetli örtüler,
kıymetli taşlarla bezenmiş sorguçlar ve kavuklar
bulunan 19 şehzade tabutu konmuştu.

Dikdörtgen şeklindeki üzerinde hiçbir
yazı bulunmayan Cellat Mezar Taşları ve
yan yana iki cellat mezarı. İstanbul’daki
Eyüp semti girişinde.
Üçüncü
Mehmet 1595-1603 yılarında saltanat sürmüştür.
Kanuninin torunu ve İkinci Selim’in oğludur, Kanije
zaferi bu padişah zamanında kazanılmıştır. Üçüncü
Mehmet bu zaferden sonra Ünye’de mezarı bulunan
Tiryaki Hasan Paşaya bir çok değerli hediyelerle
birlikte vezirliğe eş değerde Beylerbeyilik ünvanı
vermiştir.
Ondan
sonra tahta geçen oğlu Birinci Ahmet, Fatih Sultan
Mehmet’in koyduğu 150 senelik “Nizamı Alem” kanununu
kaldırarak, kardeş öldürme geleneğine son vermiş
ve kardeşini veliaht (gelecekte saltanatı devralacak
kişi) ilan etmiştir. Cellatlar konusunda son zamanda
üç yeni kitap yayınlanmıştır: “Cellatları da Asarlar-
Ergün Hiçyılmaz” “Ölümün soğuk eli, Cellat-Muhammet
Pamuk” “Cellat ve Ötekiler-Cengiz Yıldırımm
Osmanlı’da
halk, İslam dininin adam öldürmeyi yasaklaması,
can alan bu kişilere toplum tarafından hoş bakılmaması
nedeniyle, bir çok insani duygu ve özelliklerden
yoksun olan, acıma, merhamet, sevgi hisleri bulunmayan
bu insanları mezarlıklarına almamış, kendi aralarına
gömülmelerini istememiştir.

Bugün yeni mezarların arasında kalmış
bir cellat mezar taşı bu mezarlık Eyüp semtinin
Piyer Loti tarafındadır.
Tarihçi
Reşat Ekrem Koçu:” Toplum, din ve ahlak anlayışımızın
en güzel örneklerinden biri olarak, cana kıyan,
kesen veya boğan celladın ölüsünü halkın, mezarlıklarına
kabul etmemesi son derece takdire şayandır.” demiştir.
Bu nedenle, Osmanlı cellatlar için İstanbul’un
en ücra yerinde mezarlık yapmış ve cellatlar halktan
ayrı olarak buraya gömülmüştür.
İstanbul’da
iki yerde cellat mezarlığı olduğu bilinmektedir,
Haldun Hürel.”İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık”
adlı eserinde bunlardan birinin,Edirnekapı’dan
Ayvansaraya inen kara surlarının Eğrikapı civarında
olduğunu yazar, fakat ben burada uzun aramalarıma
rağmen bu mezarlığı bulamadım.
Diğer
bir cellat mezarlığı da Eyüpte, mezarlıklar arasından
dar bir yokuşla çıkılan, Fransız yazar Pierre
Loti’nin bir müddet yaşadığı, şimdilerde müze-kafe
olan evin önünden gidilerek çıkılan, Karyağdı
bayırında, Karyağdıbaba tekkesinin biraz ilerisindedir.
O
zaman burası İstanbul’un en uç noktasu kuş uçmaz,
kervan geçmez kimsenin uğramadığı
doğru
dürüst yolu olmayan yabani ağaçlar içinde ürkütücü
bir yerdi. Buraya Karyağdıbaba bayırı denmesinin
nedeni biraz aşağısında bulunan bir bektaşi tekkesinden
ileri gelir.
Burası
bugün normal mezarlık olmuştur, aralarda tek tük
cellat mezarı kalmıştır. Bunların cellat mezarları
oldukları ise mezar taşlarından anlaşılmaktadır.
Osmanlı
mezarlıkları, taş işçiliğinin en güzel örnekleri
ile yapılmış mezar taşları ile doludur, burada
gömülü insanların dünyada iken ne iş yaptıklarını
mezar taşlarına bakarak anlamak mümkündür, vezir
mi, denizci mi, subay mı yeniçeri mi ,ulema mı,
kadı mı? hepsi mezar taşlarından anlaşılr.

Yan yana iki Cellat Mezarı
Cellat
mezar taşlarının üzerinde ise, isim, doğum tarihi,
ölüm tarihi gibi hiçbir yazı ve işaret yoktur.
Bu taşlar iki metre yüksekliğinde 40-50 cm. genişliğinde
dikdörtgen şeklindedir. Birçok insan bu taşların
bu mezarlıkta ne aradığını, niye dikildiklerini
bilmez, ama normal mezar taşları ile yan yana
öylece dururlar.
Burada
dolaşırken, çevrede oturan İbrahim Bakkal adında
bir vatandaş bana ne aradığımı sordu, anlattım,
-Benim
çocukluğum buralarda geçti, bu mezarlıkta oynardık
bu taşlardan çok vardı, buraya
mahalleli
lanetli mezarlık derdi, kuş uçmaz kervan geçmezdi,
buradan geçmeye korkardı insanlar, normal mezarlık
yapmak için bu taşları söktüler, dedi.
-Bu
üçbeş taş nasıl kaldı, bunlar normal mezarlara
çok yakın hemen hemen bitişik?
-Halk
bunlara dokunmaktan korktu lanetli diye olduğu
yerde bıraktı, çünkü buraya gömülenlerden birinin
geride kalan aile fertleri birer hafta arayla
bilinmeyen bir hastalıktan öldüler.

Eyüp semtinin girişinde bulunan bu
mezarlar günümüze ulaşanlardan en iyileridir.
Cellat
Mezarlarından diğer örnekler
Dünyada
bir örneği daha bulunmayan bu mezarlık bir açık
hava müzesi gibi korunması gerekirken kaybolup
gitmiştir, birkaç sene sonra tamamen yok olacaktır,
bu taşlar ve mezarları orijinal yerinde son gören
ve fotoğraflarını çeken ben olmam umarım.
Cellatların
normal mezarlıkları alınmamasında ise, insana
saygı, iyilerle kötüleri aynı kefeye koymama felsefesi
yatar. Halk bu insanların cesetlerini aralarına
almamakla bunu anlatmaya çalışmıştır.
Mezar
taşlarında hiçbir yazı ve işaret bulunmaması ise
anlaşılır bir durumdur. Bu, öldürülen kişinin
geride kalan yakınlarının, bunları mezar taşlarından
bulup, mezarlarını tahrip etme
eş
ve çocuklarına kötülük veya başkaca bir hatalı
tutum ve davranış içinde olmamaları için alınan
bir koruma önlemi olsa gerektir.
Böylece
en azından, cellat baba seçmeme şansı olmayan
günahsız çocukların kimler oldukları, varsa annesi,
babası, akrabaları bilinmeyecek, cellat yakınları
diye dışlanmayacaktır.
Yaşar
Karaduman
yasar.karaduman@gmail.com
Fotoğraflar,
Yaşar Karaduman
5.Aralık.2005
İstanbul. Mecidiyeköy
Y.Karaduman.
www.unyeses.net
(Cellat Mezarlığı )
Kaynak:
Prof. Dr. Ahmet Mumcu.( Osmanlı Devletinde Siyaset)