
Fırınların sıcak
ekmek kokusu,kış günlerinde,bayram arefelerinde,hafta
sonlarında ve özellikle ramazan aylarının iftara
yakın saatlerinde ki telaşlı kalabalığı hep cazip
gelmiştir bana.Bir de yöremizde ki fırınların,artık
büyük şehirlerde kalmayan –nostaljik-özelliklerini
koruytor olmaları,sabahları çıkan ekmeklerin,daha
doğrusu taşfırın ekmeklerinin mis gibi kokusuna
toplanan kalabalık ve onların sohbetleri,sıcak
bir somun ekmeğin sağladığı sabah telaşları(evlerin
erkek çocuklarının üstlendiği görev) hep takılmıştır
gözlerimin objektifine.
Ramazanda çıkan
susamlı,yumurtalı pideler,onları bekleyenlerin
oluşturdukları kuyruklar,o kuyruklarda ki hem
sabırlı, hem sabırsız kıpırdanışlar fark edilmeyecek
gibi değildir.
Hepsi birbirinden
lezzeti ince,yuvarlak,uzun pideler elleri yaka
yaka yetiştirilirken evlere,bazen iftar yollarda
açılır kıyısından koparılan parçalarla.
Ethem Baba fırınından
en lezzetli pideler taşınırdı evlere İsmet Beyin
gülümsemesiyle sarılarak, hafta sonları yan sepetlerdeki
pide içleri kokuturdu fırınları.Dışarıda karlı
bir kış günü voltasını atıyorsa ne güzel olurdu
sırada bekleyen sepetlerin arasında sohbet etmek.Fındık
çubuğundan örülmüş sepetlere özenle yerleştirilen
pideler buram buram kokar, hayvanlarını bile peşinden
sürüklerdi.Ethem Baba fırınından evimize kadar
soğumadan gelirdi pideler.

İsmet
KOÇKAN'ın kızı Arzu babasının tabutunun başında
Fotoğraf. Nagehan,
Şirin Ünye Gazetesi
Yöremizde hep güzel
yapılar pideler ama fırında pişenlerin ayrı bir
lezzeti vardır.Fırıncılarımızın hemen hemen hepsi
güler yüzlüdür ama İsmet Bey bir başkaydı.
Ramazanının ardından
bayram gelirdi,bayramdan önce telaşı da gelirdi
tabii,tatlılar açılır,lokumlar kesilir(dikkat
edin kesilir diyorum)doğru fırına..
Ethem Baba fırınında
İsmet Bey’ de bizzat katılır telaşınıza,” aman
iyi pişsin,aman yanmasın tatlılar,aman haşlanmasın,lokumlarda
kurumasın”
“Merak etmeyin hocanım
“derdi gülümseyerek “hiç merak etmeyin.”
Almaya gittiğinizde en üst raflardan indirir tepsilerinizi
ve gazeteyi üzerinden çekerek onay beklerdi.
“Nasıl olmuş hocanım?”
Mis gibi kokan tatlıları,lokumları fırından çıkarmadan
bir kez daha bakardık sanat eseri izler gibi…
Tatlıcının ustalıkla açtığı,Ethem Baba fırınında
da tam tavında pişen nar gibi kızarmış hamur işi
sanatımızı alır koltuğumun altına iyi bayramlar
dileyerek ayrılırdım fırından..
“Nice bayramlara İsmet Bey”
“Nice bayramlara hoca hanım çoluğunuzla çocuğunuzla..”
“İnşallah”
Kalabalık günlerde
eşi de olurdu fırında sevgili Arzu yani annen,bayram
bitse de benim telaşım bitmezdi,eşe dosta hazırladığım
lokumlar illa da fırında pişecek.
“Tepsiyi kaçta
getireyim İsmat Bey?”
“İkiden sonra uyun hocanım”
Ben biliyorum ki İsmet Bey ücret almayacak,ne
kadar ısrar etsem de faydasız.Ben de çekiniyorum
ama başka fırına gidersem gücenecek,hem her fırın
aynı titizlikle ilgilenmiyor ki ekstra bir işle
ama haksızda değiller ekmek işi zaten çok telaşlı.
On kez gideceksem
üçe indiriyorum lokum,börek pişirme işlerini.
Fırının önünden geçerken bay bayan ikisi de sitem
ediyorlar…
“Görünmedin epeydir?”
Fırından çok uzağa
taşındığım halde üşenmeden tepsileri çarşıda Ethem
Baba Fırını’na getiriyor .Tepsilerin biri benim
diğeri onların,ancak böyle ödeşebiliriz.
Ama kabul etmiyorlar,bazen
de koyuluyoruz fırında lokumları yemeye.Sevgili
Arzu,baban çayları söylüyor,annenle ben uzun uzun
lokumlar ve yemekler üzerine konuşuyoruz.O kendi
tariflerini veriyor.
Hatta “fırında güveç
de ne güzel olur” diyoruz ,bir gün de güveç denemeye
karar veriyoruz.
Sonra seni anlatıyorlar
bana,onları çağırdığını çok yorulduğunu,Paris’te
ki Türk gençlerin nikahlarını kıydığını….Geldiğini
,az kaldığını,telefon açtığını nasıl anlatıyorlar,gurur
duyuyorlar seninle…
Baban gözleri ışıl
ışıl “Bana,Paris’te iş buldu bana ama gitmek istemiyorum”
diyor.Sonra söz dönüp dolaşıp “ucuz ekmeğe” geliyor.
“Nasıl başardınız böyle ucuz tutmayı?Bunu mutlaka
anlatın,kayıt yapalım “diyorum.Her ikisi de sevinerek
kabul ediyorlar görüşmeyi, ancak fırını pastaneye
çevireceklerini söylüyorlar “daha sonra pastanede
görüşürüz” diyorlar.
Ben de ısrar edemiyorum,fırının
yıkılacak olmasına içten içe üzülüyorum.Benim
için bir nostalji daha yok olacak,taş fırın, ahşap
raflar,uzun kürekler,somon hamurlar,un çuvalları,boş
tepsiler,kepekli ekmekler,yanmış kabuk yığınları
yok olacakNedense çok mutlu olduğum,sıcacık çaylardan
alınan yudumlarla çeliklenen dostlukları,sohbetlerini
kaybedecek olmak yüreğime çentik atıyor.
Olmamıştı,yürümemişti,UCUZ
EKMEK satmak,bu devrin ticaret çarkına uyum sağlayamamıştır.Simit
sarayları moda idi.Fırın yıkıldı,siniler,un çuvalları,kürekler,tekneler
dışarı atıldı anımla birlikte.
Ethem Bey ve eski
bir Ünye Hanımı plan Harika Hanım’a birkaç kez
yolda rastladım.O soğuk kış günlerinde fırında
yaptığımız sohbetlerin tadında yine sıcacık selamlaştık,hal
hatır sorduk,ben onlara seni ,onlar da bana kızlarımı
sordular.
Ama öyle anlıyorum
ki onlar da benim gibi fırını arıyorlardı.Lokumlar
aramızda parola gibiydi.Gülümsüyorduk birbirimize”Ünye
Lokumu” deyince…
“Fırını kapattınız
artık eski kadar lokum yapmıyorum”diye takılıyorum”hem
kilo aldırıyor tereyağlı lokum”diyorum.Kayıt yapmaya
fırsat olmadı kaldı,simit sarayını ayağım çekmedi
mi nedir?Ben kaydı fırında istemiştim,çay içip
lokum yerken,her ikisi ile birlikte…
İsmet Bey “ucuz
ekmek” olayını anlatacaktı,zamlara nasıl karşı
çıktığını,nasıl tehdit edildiğini,aslında zamsız
da karedildiğini…..olmadı.
Ama Arzu,iyi dürüst,güler
yüzlü bir usta,bu devirden sonra,hem de “ucuz
ekmek” satmak yani “daha az kar etmek” felsefesi
ile hareket eden bir usta daha gelmeyecektir,
ne Ünye’ye ne de yöremize..
Simit sarayına hala
gitmedim,her önünden geçtiğimde İsmet Bey ve Harika
Hanım seslenecekmiş gibi geliyor hala….
“Hocanım lokumları
al gel,hep birlikte bir çay içelim buyurun lütfen….”
Sevgili Arzu babanın
toprağı bol olsun,Allah annene ve sana sabırlar
versin..
Aynur Tan, Ağustos 2006, Ünye
aynurtan@mynet.com