Fındık
Çapında Düşünceler

Kenan KALAYCI

Dünya nüfusunun 7 milyarlara dayandığı günümüzde önemli ve birincil sorunumuzun beslenme olduğunu söylemek kehanet değildir ve Dünya nüfusunun yaklaşık 1/3 ‘inin açlıkla boğuştuğu da bir gerçektir.

Hadi biraz hafızamızı yoklayalım.

20-25 yıl önce Dünya’da kendi kendini doyurabilen 7 ülkeden biri olmakla gururlanan bizlere ne oldu da, en temel gereksinimlerimizi dahi ithal eder konuma geldik (ki bu deyim bazı politikacılarımız tarafından çok sık kullanılmıştır).

Yaşı benim gibi ortalarda olanlar hatırlayacaklardır, tarım ürünlerinde ithal furyası 80’li yıllarla birlikte ve önceleri Çikita Muz ile başladı. Dünyanın bir ucundan gelen Çikita Muz ile (bizimkinin en az 2 katı büyüklüğünde, daha kalın ve ne yalan söyleyeyim, saman tadında bir şey) bizimki rekabet edemez olmuş, “ne yapayım canım, daha ucuz, onun için alıyorum…” gibi nedenlerle rağbet gören ithali karşısında yenik düşmüştü.

Anamur’daki Muz üreticilerinin protestoları, halkımızın -daha ucuzunu bulmanın verdiği keyifle- hiçte umurunda olmamıştı (son zamanlarda Muz tadını almak isteyenler yine bizim yerli malımızı arar duruma gelmişlerdir ve sevindiricidir).

“Kim ne verirse benden 5 daha fazla” diyen politikacılarımıza (sanki cebinden veriyor) “bir bildikleri vardır helbet” deyip seçimlerde mührü göbeğine göbeğine ve inatla basan bizlerin hiç mi suçu yok sanırsınız…

Biraz daha düşünmeye devam edelim mi ? Haydi beyler uyumayalım lütfen !...

Sahi yaavv, şu Çarşamba’ya, Terme’ye, Bafra’ya Fındık diktirmenin yada dikilmesine izin vermenin ne alemi vardı sanki !

Oralarda ne eksen olur değil yaavvv, oluyor zaten.

Oralar, taban arazi tabir ettiğimiz verimli ovalar. Sebzenin yetişmeyeni olmaz biiiir, Karpuz- Kavun-Domates-Salatalık eksen olur ikiiii, daha sayayım mı ?

Pekiii, 30-40 yıl önce mütevazi alanlarda Fındık Tarımı yapılan Batı Karadeniz’de bugün, Türkiye toplam üretiminin yaklaşık 1/3 inin üretilir hale gelmiş olmasına ne demeli…

Detay olmakla birlikte belirtmem gerekirse, Batı Karadeniz bölgemiz, gerek iklim ve gerekse toprak yapısı bakımından en önemli ve birinci dercede Mısır ekim bölgemizdir ve ne yazık ki ülkemizde de Mısır açığı vardır. Sizlerde yazılı ve görsel basınımızdan, her yıl ithal edilen onbinlerce ton Mısır hakkında bilgilere ulaşıyorsunuzdur.

Demem o ki dostlar, Ülke olarak ihtiyaçtan fazlasını üretiyoruuuuz. Teknik anlatımla, arz talepten yükseeek. Bunu belirtmekle birilerini haklı çıkarmak amacı gütmediğimi anladığınızı biliyorum ve günübirlik uğraşılardan ziyade radikal (köklü) çözümlerden yana olmakta sayısız yarar var diye düşünüyorum.

Bir komik düşünceden ileri gidemeyeceğini bilerek söylemem gerekirse, son birkaç haftadır çektiğimiz bu kadar sıkıntıların ardından birde ithal Fındık geliyor mu ? Hadi bakalım, ayıkla pirinci taşını. Gerçi Fındıklı mamullerin ithalleri böyyük marketlerimizin raflarında cirit atmakta… veee bizlerde alıp bir güzel afiyetle tüketmekteyiz.

Hadi birde örnekleme yapayım. Hepiniz seyahat ediyor, gerek otobüsle yada özel araçlarınızla Çorum’dan da geçiyorsunuz. Yol boyu Çorum Leblebicileri ile dolu. Mola verip hediyelik dahi alıyorsunuz.

Peki siz hiç gördünüz mü ? Samsun-Hopa arasında Fındık satanı !..

Sevgili hemşehrilerim, bilmem anlatabildim mi? Kendinizin bırakın tüketmeyi, aklınızın ucundan dahi geçirmediğiniz bir ürününüzü başkalarının tüketmesini, üstelik fazlasıyla tüketmesini beklemek biraz hayalcilik olmuyor mu?


Her yıl yaz sıcakları başlayıpta Fındık Toplama mevsimi yaklaştıkça hepimizi alır bir kara düşünce, “ne olacak bizim fındığın hali (fiyatı) ?...

Arpacık kumrusu gibi düşünür durur, tatlı tatlı hayal kurmayıda ihmal etmeyiz. Rekoltenin azlığı yada çokluğundan tutunda, fiyatının bilmem kaçlara çıkacağının dedikodusu hep yapılır durulur. Yapılır durulur da ne olur ? Yine hep “aynı tas aynı hamam” misali kazancımız yaptığımız dedikodulardan öteye bir türlü geçmez/geçemez.

Ülkemizde bugüne kadar Tarım Ürünlerinin ekimi/dikimi ile ilgili bir plan ne yazık ki yapılmamış yada yapılamamıştır. İnsanımızın Plan ile Pilavı hep karıştırdığı da açıktır. Bir atasözümüz var hani, “iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batıracaksın”

Ozaman gelin kendi ürünümüz Fındık’tan başlayalım ve gerçekleri görelim.

-Fındık bölgemiz insanınının büyük bölümünün tek ve en önemli geçim kaynağıdır.
-Fındık çok yıllık bir bitkidir ve Doğu ve İç Anadolu’nun pek çok yöresi gibi yılda tek ürün alınmaktadır.
-Fındık Tarımı’nın, bölgemizin sarp ve engebeli bir arazi yapısına sahip olmasından kaynaklanan zorlukları vardır.
-Yıllardır Fındık’tan beklentilerini karşılayamayan bölge halkı sürekli göç eder haldedir. Büyük şehirlere (İstanbul’a ) gelene girişte, Niye geldin kardeşim?  diye sormak çözüm değildir. Çözüm yurttaşların büyük bölümünü doğduğu yerde doyurmayı becerebilmekten geçmektedir.
-Her üründe olması gerektiği gibi Fındık alanları sınırlandırılmalıdır.
-Özellikle Fındık alanlarının sınırlandırılması konusunda ısrarcı ve takipçi olunmalıdır.
-Hemen her çeşit tarım ürününün yetiştirilmesine elverişli alanlarda Fındık Tarımına kesinlikle izin verilmemelidir
-Fiskobirlik yalnızca ihtisası olan (fındık alımı,depolanması, işlenmesi, pazarlanması, ihraç edilmesi vb.) asıl işini yapmalıdır.
-Hükümetin aldığı “Fındık alımında TMO devreye girecektir…” gibi bir karar, yaşanan sorunu çözemeyeceği gibi iki başlılık ve kaos doğuracaktır.

Benden şimdilik bu kadar...
Bir dahaki sefere görüşmek üzere.
Hoşçakalın..

Kenan Kalaycı
Ziraat Yük.Mühendisi