
FERHAN
ŞENSOY’UN
KIRK YIL ÖNCE ŞİRİN ÜNYE GAZETESİNDE YAZDIĞI
YAZI
VE KIRK YIL
SONRA VERİLEN CEVAP

KIRK YIL ÖNCE KIRK YIL SONRA
1 Eylül 1968
Ben de Yazdım (1)
En kral
arkadaşım
Hüsam’a
açık mektubumdur
Dün gece, ben ve bir sürü damat babalıklardaydık. Yağmur duasına
giden bir kalabalığı andırıyorduk belki, hem
zaten biraz da yağmur duasına gidişti bu; Tanrı’dan
bol kız vermesini dileyecektik babalığa ve de
dolayısı ile evde kalmayacaktık. İçtik, içtik,
içtim. Bir de beğenmezler babalığı şu damatlar
bundan böyle ona laf edenin okurum canına, ne
de olsa balo görmüş adamım ben Ünye’de, bozulursa
kafam küfür de ederim mikrofonda, masaları da
deviririm.
Neyse gelelim biz gene Mimi’ye
Mimi’ye bilmem kaçıncı
şiir
1
Sen belki de beni en
az seven olduğundan
En çok seni sevdim
Yere yer büyüyen alevdin
içimde
Akıllı olduğundan belki
seni hiç anlayamadım
Votkanın ve Fruko’nun
Yüzüme vurmasısın sen
bu gece
2
Olmamış elmaları yemek
istedim
Böyle güzel elmalar
Ve minarenin tepesine
karşı dikledim
Babalığın film makinesinde
Gençliğim dolandı
Gençliğim ki önemlidir
burada
Gölgeler dolandı çevresini
denizin
Deniz ki suskulu uykusuzluğu
içime içime
Sabahı beklemek istedim
Belki de beklenmeyecek
bir yerde
Burada, üstünde bu
taşların Ünye’de
3
İki yıl önce başıma
yıkılan
Bir sinema geldi gözüme
oturdu
Büyüdü tabancalı adamlar
Ve çıplak kadınlar
Ve Beyoğlu’nun arka
sokak kahvelerinde
Pişpirik oynayan ikibuçukluklar
Araba değiller sanki
farlarını yakmasalar
Araba kaçtı gözüme
4
Ve ertesi günü çıkınca
gözümden araba
Buldum kendimi Aynikolada
Kayalar dalgalardan
daha da yakın bana
Garip, huysuz ve sipsivri
İspanya’da olmasak
ta
Ekleyebilir bir gitar
kopan duyguları, süsleyebilir
Süslenmeli duygular,
süslenmeli
Ben de yazdım (2)
4
Eylül 1968
Ne istediğini ve ne yapmakta olduğunu anlayamadığım Mimi’den,
eczacılığı bir maymuna kaptıran babalıktan,
babalıkla uğraşmasa uyuyamayacak olan Ahmet
Amca’dan baledeki şenliği görmeye fırsat
bulamayan agubat Hasan Bey’den şeşi beş
gören mürettiplerden, yaz başından beri İstanbul’dan
kitap bekleyen Cucur’dan Fransızcayı
en konuşulmayacak şekilde konuşan Fikret’ten,
belki bir gün pavyonda rehin kalırım düşüncesi
ile motelde garsonluğu ilerleten Kavaklı’dan
ve de tavlayı hala öğrenemeyen Kemal’den,
Osman Hoca’dan ve şapkasından, kaymakam
beyin taba elbisesinden, haftanın üç gününü
Ankara’da geçiren Belediye Reisimizden,
kahve söylediğinde yoldan geçenlerin top atıldığı
sandığı albayımdan, evin dışını badanalatmamakta
direnen Atıf Bey’den, tapucu İsmail
Bey’in Osmanlıcasından, Avni Çavuş’un
hiç anlaşılmayan konuşmasından, Ünye’nin en
son bankası Enis Bey’den saç ütülemekte
doruğa çıkmış bir kahkaha kızdan, bu
kan kusan denizden, kimi zaman beş liraya çıkan
Hisar sigarasından, parka gidebilmek için bizi
köprübaşından dolaştıran o içkili gazino inşaatından,
yeşil köşkten, parkta geceleri her aklına geleni
isteyen bir adamdan, duvardaki Degas imzalı
bir resimden, şu Fransız kartpostalları ve kitaplarımdan,
Baki ile Fuzuli’yi karıştırıp, Bazufi yi yaratan
Sami abiden, geçen sene koyacağım dediği
bir makaleye hala sıra gelmediğini söyleyen
gazeteciden, on beş günde bir dükkanı açan Foto
Yayla’dan, bilardonun kitabını yazıp satamayan
Mahmut Çavuş’tan, kentimizde körelmedik
ustura bırakmayan Okan’dan, dalgınlıkla
iğneyi enseden yapan Mustafa’dan, balodan
beri ayılamayan Arif’ten, Turgut’un
beyaz elbisesinden, bu gazetenin bu köşesinden
ve en zoru senden Hüsam senden ayrılmak. Türkan
İldeniz’in bir dizesiyle bitirmek isterim artık
bu gına getiren bu uzundan daha uzun yazıyı.
Kah susmak ölüm gibidir iyi belle,
Sustum sustum da güçleniverdim,
Susmak, daha büyük çığlıklara hazırlıktır bence.
(Ayrılsak ta beraberiz.)
Bu yazı Şirin Ünye Akkuş Sesi gazetesinde 4 Eylül 1968 günü “ yayınlanmıştır,.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen yazıda adı
geçenlerin çoğu halen Ünye’de yaşamaktadırlar.
Yazar, o yılların Ünye’sinden, kişilerden olaylardan kesitler sunmakta
ve belge niteliğinde değerli bilgiler vermektedir.
Özellikle “Babalık” çok popüler, çok yönlü çok sevgili bir
ağabeyimizdi, hepimiz onun damatları idik.
Yazıda adı geçen Atıf Amca, Avni Çavuş, Tapucu İsmail Bey, Avukat
Hasan, Cucur, Osman Hoca, Belediye Başkanı,
Enis Bey, Foto Yayla Sami Abi, Mahmut Çavuş
bugün hayatta değillerdir.
Yaşı ellinin üzerinde olanlar bu yazıda adı geçenleri hemen hemen
tanırlar, ben size biraz ipucu vereyim.
Babalık, bugün halen Ünye’de eczacılık yapan değerli ağabeyimiz
Yusuf Alver
Sami Abi, belediye eski başkanı Sami Soysal
Albay, askerlik Şubesi Başkanı Albay Rıdvan
Kesler
Ahmet Amca, Ahmet Bayraktar
Atıf Amca, Atıf Bayraktar
Avni Çavuş, zabita amiri Avni Çelik
Cucur, bizim gençliğimizde milyonerdi, kitapçı
Tapucu İsmail Amca, İsmail Ersöz
Agubat Hasan, geçen yıl trafik kazasında kaybettiğimiz Av. Hasan
Öztürk
Enis Bey, konak sineması sahibi
Foto Yayla, fotoğrafçı Nevzat Abi
Kavaklı, Mustafa Kavaklı
Arif, Arif Gün
Turgut, Turgut Kısacıkoğlu
Okan, Okan Güven
Mimi, kim olduğunu bulamadık
Kahkaha Kız, kim olduğunu bulamadık
Kırk yıl sonra
yazılan cevap
Eski Bir Dosta
Gecikmiş Mektup
Biraz
gecikmiş bir mektup bu
Sana
çocukluktan
Bizde
kime sorsan büyüğünden küçüğüne
Yere
göğe sığdıramazlar seni
Yalıkahvesinde
hatırlar mısın bilmem
Perde
kurup bize tiyatro yaptığın evi
Önünde
deniz
Yanında
askerlik şubesi
Bir
tur attırmadığın için bisikletle
Sana
taa çocukluktan kırgınım
O
günkü tavırlarınla
Ne
olacağın belliydi
Adam
olacak çocuk misali
En
güzel yıllarıydı Ünye’nin
Gamsız
kedersiz
Serin
yaz akşamlarında
Mutluluk
yağardı sokaklarına
Sonra
büyüdük yavaş yavaş
O
evin bodrumunda perde kurmak yerine
Mimi’ye
mektuplar yazdın
Solcu
da olmuştun azıcık
O
ilk yazılarını bastığımız gazete
Hala
durur bende
Çataltepe
gazozu vardı matbaanın yanında
Hatırlar
mısın
Muharrem
meyveli gazozun tadını tutturamazdı
Şimdi
yerini yorgancı yapmışlar
Muharremle
uzun uzun konuştuk bu yaz
Hep aynı Muharrem
Seni
sordu
Kitapcı
Cucur Ankarada vefat etmişl
Oğlu
Akıllı Mehmet dükkanda
Yine
aynı yerde
Eski
Deniz Otelinin altında
Baban
ne yapıyor dedim
Öldü
dedi.
Mimi’yi
bilmiyorum şimdi nerde
Biliyorsun
Ahmet Amca’da gideli çok oldu
Agubat
Hasan abi
Geçen
yıl trafik kazasında vefat etti Ünye’de
Kavaklı
pavyonda rehin kalmadı çok şükür
Şimdi
Hamburger Kafesi var
Bizim
eski matbaanın yerinde
Tiryaki
Hasan Paşayla karşı karşıya
Köftelerin
yarısını kendi yemiş olmalı ki
Kilo
almış
Yazın
tek gözü bağlıydı korsanlar gibi
Katarak
varmış
Benim
de gözlerim iyi değil
Yakını
seçemiyorum
Osman
Hocayı ve şapkasını soruyorsun
Ben
de bilmiyorum
Ama
mikrofon Habip Hocaya miras kalmış diyorlar
Mitat
Amcayı mumla arattılar bize
Rıdvan
Albayın
Bahçesinde
kahve içtiği askerlik şubesi de yok artık
Atıf
Amcayla sizin evin ve şubenin yerine
Çirkin
mi çirkin binalar yaptılar
Köye
çevirdiler Ünye’yi
Tapucu
İsmail Beyin ağdalı Osmanlıcası ile
Avni
Çavuşun kahkahasını ben de özledim
Avni
Dilligilin “Kırmızı Fenerleri” oynarken
Seyirciye
kızarak perdeyi kapattığı
Enisin
Konak Sineması da gitti
Kahkaha
kız nerde hiç bilmiyorum
Dalgalar
aldı götürdü çocukluğumuzu
Yason
burnunda karaya attı
Otuz
yıldır aynen duruyor hala
Parktaki
o içkili gazino
Son
bir makyaj yaparak
Önünü
de azıcık kuma çıkarak
Kafe
yapmışlar
İl
yazılarını bastığımız gazete
Kesintisiz
yayınlanıyor kırk yıldır
Ömer
bırakmış işi
Atların
peşinde elinde kağıt kalem
Gazeteyi
bastığımız o makine
Ve
takım taklavat duruyor halen
Ama
yeni kadro iyi gazetede
Daha
birçok gazete, dergi, radyo
Bir
de televizyon var Ünye’de
Babalık
yine aynı babalık
Hiç
değişmemiş yüz ifadesi
Sakalları
beyazlamış biraz
Biraz
da göbek bırakmış
Geçen
yaz uğradım yıllar sonra
Tanımadı
Ben
ilk damatlardan dedim
(Gazeteci..)
dedi
Seni
sordu (görüyor musun?) dedi
İstanbul
öyle bir şehir ki
Herkes
kendi derdinde
Bir
Mustafa kaldı Ünye’de
Senin
tanıdıklarından
İbrahim
Müteferrika ve abisi Yılmaz’da gittiler
Okan,
İstanbul’da dişçi
Turgut
Tozbeyin kahvesine takılıyormuş
Arifi
Hiç bilmiyorum nerde.
Eren
“Zeytinlik Sokağı” anılarını yazıyor
Ben
de “Karılar Pazarı”nı
Hiçbir
şey eskisi gibi değil Ünye’de
Sen
de yaz bize
Benim
elimden şimdilik gelen bu
Sen
iyi yırttın
İyi
yazdın iyi oynadın
Bizim
perde yıkıldı altında kaldık
Ne
mektuplar kaldı mavi gözlü kıza ne şiirlerim
Kendine
iyi bak
Gözlerinden
öperim
Sevgili
Kardeşim
Yaşar
Karaduman, çocukluk arkadaşın
SON ROMANI

· Yazarı : Ferhan ŞENSOY
· Kapak Tasarımı : Ferhan ŞENSOY
· Yayınevi : Ortaoyuncular Yayıncılık
"Çok zeki olmayan, uysal, zaman zaman sinirlense de hızla sakinleşebilen,
akıllı değilse de kurnaz, şakacı, ağzı laf yapan,
saçları döküldüğü için bıyık bırakarak surattaki
kıl eksikliğini tamamlandığını sanan, caz müziği
seven, kitap okumaktan ve okuyanlardan nefret
eden, canayakın, neşeli bir salaktı Şükrü. herkes
gibi para sıkıntısı vardı, bu durum onu daha
az salak olmaya zorluyordu."

YENİ
OYUNU

TİYATRO

YEŞİLIRMAK
KARŞISINDA
Kitleler onu oyuncu olarak tanısa
da, Ferhan Şensoy'a göre asıl işi yazarlık.
Bir gün tiyatro oyunculuğunu bırakabileceğini,
ama ölene kadar yazacağını söylüyor. Yazarlıktan
kastı, zaten hep yazdığı tiyatro tekstlerinin,
televizyon dizi senaryolarının, reklam metinlerinin
ötesinde elbette. İlk kitabı parasız ve bekar
günlerini anlattığı ‘‘Kazancı Yokuşu’’ 1977'de
yayınlanmış. ‘‘Afitap'ın Kocası İstanbul’’,
‘‘Gündeste’’, ‘‘Ayna Merdiven’’, ‘‘İngilizce
Bilmeden Hepinizi I Love You’’, ‘‘Oteller Kitabı’’
diğer kitapları. Raflarda yazılmayı bekleyen
onlarca dosyadan biri de, babasından dinlediği
‘‘Kaymakam Dayı’’ hikayesi: ‘‘Babamın içki masasında
arkadaşlarına anlattığı bir hikaye bu. 1930'ların
Çarşambası'nda geçiyor. Kaymakam Dayı, Çarşamba'nın
ilk veterineri. Ama diplomalı filan değil, kocakarı
ilaçlarıyla hayvanları tedavi ediyor. Oranın
delilerinden, tırlamış yani. Onu, 1930-35 arası
Türkiyesi'nin fonunda anlatacağım.’’
Çarşamba, Ferhan Şensoy'un memleketi.
Babası Yusuf Cemil Şensoy, uzun dönem Çarşamba
Belediye Başkanlığı yapmış. Esas işi ticaret
imiş. Annesinin mesleği öğretmenlik. Şimdi köy
gibi dediği Çarşamba, onun doğduğu 1951 yılında
ilginç bir yermiş: ‘‘Bizim oturduğumuz sokakta
aşağı yukarı her evde piyano vardı. Evler Yeşilırmak'a
karşıydı. Fransızca konuşan veteriner Bayram
Bey vardı, çocuklara ders verirdi. Bir tane
de Papyonlu Faruk Amca vardı.’’
Şensoy'un, kulağa biraz gerçeküstü
gelen bu ortamdan, yine pek tekin olmayan Galatasaray
Lisesi'ne gelişi 1961 yılına denk gelir. Yalnızca
derslerde değil fırlamalıkta da herkesin birbiriyle
yarıştığı Galatasaray Lisesi'nin ikinci sınıfında
tiyatrocu olmaya karar verir. Lise ikinci sınıfta
‘‘çakınca’’ Galatasaray Lisesi'nde debelenmek
yerine Çarşamba Lisesi'nde ‘‘ekspres’’ bir diploma
sahibi olur.
Liseyi, Güzel Sanatlar Akademisi'nde
iki senelik mimarlık öğrenimi ve ardından Strasbourg'da
tiyatro öğrenimi izler. Fransa'da Magic Circus
adlı çadır tiyatrosundan ve orada asistanlığını
yaptığı Jerome Savary'den çok etkilenir: ‘‘Savary'nin
asistanlığını yapmak istedim. Asistan sevmezmiş,
önce kovdu beni, sonra hiç Türk görmediği için
merak etmiş, geri çağırdı. ‘Nazım Hikmet'in
Türkiyesi'nden misin' diye sordu. Hayatımda
ilk ve son defa Türk olmanın yararını orada
gördüm.’’
Zeynep Güven (Hürriyet)
Ünye İle İlgisi ve Anıları
Annesi
Ünye’liydi.. Yalıkahvesinde askerlik şubesinin
yanında Rumlardan kalma taş evleri vardı. Okula
başlamadan önceki çocukluk yılları çoğunlukla
Ünye’de geçmiştir. Okul yıllarında ise tatilleri
Ünye’de geçirirdi. Daha çocuk yaşlarda tiyatro
ile ilgilenir o taş evin bodrumunda anneannesinin
çarşaflarını gererek arkadaşlarına tiyatro yapardı.
Daha
sonraki gençliğe geçiş yıllarında hikayeler,
makaleler yazmaya başladı. Ünye’de o yıllarda
yayınlanmakta olan yerel gazeteler de yazdı
her şeye büyük yeteneği olan biriydi azmettiği
şeyi yapardı. Eleman yokluğundan dizilip basılamayan
yazılarını kendisi geçip dizer ve gazeteye yetiştirirdi..
Halen
yazım aşamasında olan“Kalemimin Sapını Gülle
Donattım” adlı romanının ikinci cildinde unutamadığı
bu Ünye’deki tatlı çocukluk ve gençlik anılarını
anlattığını Ünye’yi ve Ünyelileri çok sevdiğini
her fırsatta dile getirir.
Kitabın
birinci cildi daha çok Çarşamba ağırlıklı ve
anıları içermektedir.
Ferhan
Şensoy
(Biyografisi)
1951 yılının 26 Şubat günü Samsun'un
Çarşamba ilçesinde doğan Ferhan Şensoy'un annesi
Müjgan Şensoy ilkokul öğretmeni; babası Yusuf
Cemil Şensoy ise tüccar ve o dönem Çarşamba
Belediye Başkanıdır.
İlk öykü ve şiirleri Yeni Ufuklar ve Soyut dergilerinde
1969 yılında yayımlanan Şensoy'un, yazdığı skeçler
de Devekuşu Kabare'de 1970 yılında oynanmaya
başladı.
Galatasaray Lisesi'nde de bir süre okuyan Şensoy,
1970 yılında Çarşamba Lisesi'nden mezun oldu.
1971 yılında Grup Oyuncuları çatısında ilk profesyonel
oyunculuk deneyimini yaşayan Şensoy, 1972-1975yılları
arasında Fransa ve Kanada'da tiyatro eğitimine
ve çalışmalarına Jerome Savary, Andre-Louis
Perinetti gibi isimlerle devam ederken Montreal'de
Ce Fou De Gogol adlı oyunuyla 1975'te En İyi
Yabancı Yazar ödülünü aldı. Aynı yıl Türkiye'ye
döndü.
1976'da ilk televizyon skeçlerini yazdı, bu
skeçlerde bir garson rolüyle ilk kez televizyona
çıktı. 1978'de, yazdığı Bizim Sınıf adlı televizyon
dizisi ikinci bölümden sonra öğretmenlerin manevi
şahsiyatını tezyif ettiği gerekçesiyle TRT'de
yasaklandı, oyuncu olarak katıldığı diğer televizyon
dizileri de yayından kaldırıldı; 1979'de Sizin
Dershane dizisini hazırladı.
2005 yılında sayıları 15'i bulan kitaplarının
ilki olan Kazancı Yokuşu 1977 yılında yayımlanan
Şensoy, 1980 yılında Ortaoyuncular'ı kurdu.
Bugüne dek 50'yi aşkın oyunun oynandığı Ortaoyuncular
bünyesinde Nöbetçi Oyuncular adlı bir gençlik
grubu kurarak yeni tiyatro sanatçılarının yetiştirilmesine
katkıda bulunan Şensoy, 1989 yılında Münir Özkul'dan
Kel Hasan Efendi'nin Ortaoyuncuları Kavuğunu
devraldı. 1990'da Küçük Sahne'ye taşınan Ortaoyuncular,
1989'da Şensoy'un tarihi SES tiyatrosunu onartmasından
sonra SES-1885 tiyatrosuna taşındı.
1977'de ilk filmi Kızını Dövmeyen Dizini Döver'i
çekti. 1986'da Parasız Yaşamak Pahalı oyununu
film senaryosu olarak yeniden yazdı ve yönetmen
olarak filmi çekti; Bir Bilen filminin senaryosunu
yazdı, filmde oynadı ve yönetti. 1990'da Sezen
Aksu ile Büyük Yalnızlık filminde oynadı.
1987'de yazıp yönettiği Muzır Müzikal adlı müzikal,
gerici kesimin tepkisi ile karşılaştı. 7 Şubat
1987 günü oyunun 77. gösterisinden sonra sahnelendiği
Şan Tiyatrosu şüpheli bir biçimde yandı; Şensoy
21 gün hapis cezasına çarptırıldı. Aynı yıl
yazıp sahnelediği Ferhangi Şeyler adlı tek kişilik
gösterisi 2004'te 1530. gösterime ulaştı.
Ferhan Şensoy, 1980'de oyuncu Derya Baykal ile
evlendi, 1989'da kızı Müjgan, 1990'da Neriman
Derya doğdu; evlilikleri 2004 yılında sona erdi.
|
Kitapları
Elveda
SSK
Hacı Komünist
Eşeğin Fikri
Rum Memet
FerhAntoloji
Kalemimin Sapını Gülle Donattım
Falınızda Ronesans Var
Oteller Kitabı
Denememeler
İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You
Güle Güle Godot
Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı
Düşbükü
Ayna Merdiven
Kazancı Yoşuşu
Gündeste
Afitap'ın Kocası İstanbul
Şahları da Vururlar
Kaynak. Vikipedi, özgür
ansiklopedi
|