·  KÜLTÜR SANAT  ·  ANI HİKAYE  ·  GEZİ  ·  RÖPORTAJ  ·  FOLKLOR  ·  HABER  ·  MAKALE  ·  ŞİİR  ·  NOSTALJİ  ·
Saray görünümlü ahşap evleri ile
görkemli Ünye'ye daha sonra ne oldu
Kumunun değerine paha biçilemez devasa
kumsallar yok oldu
Ömer Bedretti'nin elma ve fındık bahçelerine,
koca koca betonarme binalar dikildi.
Limanına altından çivilerle çakılan gemileri
artık Ünye'ye uğramaz oldular.

Ünye Büyük Camii ile Burunucu Camii arasındaki sahil şeridinde konumlanmıştı. Sadece Kaledere, Hamidiye ve Rum Mahallesi dediğimiz eski Ortaokulun bulunduğu çevrede derinliği vardı.
       Bu mahalleler Ünye'nin tepeleri üzerindeydi.  Rum Mahallesi dışındaki tüm evler ahşaptı ve meyve ağaçları dikilmiş geniş bahçelerin ortasındaydı. Her bahçede dut, armut, elma, kiraz, ceviz gibi büyük ağaçların yanında erik, şeftali, malta eriği, nar, mandalina, üzüm asması gibi meyve ağaçları vardı. Meyve ağaçlarının arasına yediveren kadife güller,ve sebze fideleri ekilirdi.

















              
Ünye'nin 1950 yılarında çekilmiş bir fotoğrafı

       Mart ayı sonları ile Nisan başında önce erik ağaçları bembeyaz çiçeklerini açar, peşinden pembe çiçekleri ile şeftaliler süslenir sonra armut ağaçları beyaz çiçeklerle donanır onlar çiçeklerini dökerken elmalar, önce pembe pembe sonra beyazlaşan çiçeklerini açar, kirazlar daha sonrada mandalinalar mis kokulu küçük, sık beyaz çiçekleri ile boy
gösterirdi. Mayıs sonları kırmızı güller ve nar ağaçlarının çiçeklenme zamanı idi. Pembe, beyaz, sarı güller bir renk koku cümbüşü içinde onları takip eder, her ev özenle düzenlenmiş çiçek vazolarının içindeymiş duygusu verirdi insanlara.  Ünye'nin bu görünümünü denizden
seyretmenin doyumsuzluğu anlatılabilir mi?

       Her Ünyeli bahara aşıktı, Ünyeli olmayanlar da. O kadar ki: Bizler limana uğrayan gemi kaptanlarının yolcu ve yük alışverişlerini tamamladıktan sonra bir yada iki saat rötar yapıp Ünye'nin çiçeklerini seyrederek içkili yemek yediklerini anlatanları gururla dinlerdik. Bahar da Ünye'de olabilmek için tahsil hayatına son veren Ünyeliler vardı.

















                
1930 yılında Ahmet Şen tarafından çekilmiş bu fotoğrafta
Aya Nikola  kilisesinin  yıkıntıları görülmektedir.

       Kentte 1930 lı yıllara kadar elektrik ve su yoktu. Sokaklar ve yollar köşe başlarına dikilmiş direkler üzerinde özel korunaklı gemici fenerleri ile aydınlatılıyordu. Evlerde gaz lambaları ile. Ünye'nin dışında, şimdiki fiskomarketin yerinde büyük bir taş bina gazhane olarak kullanılıyordu. 18 litrelik tenekelere mühürlenmiş gazyağları gemilerle gelir orada depolanırdı.  Bu işlevi bilinen bina 1917 yılına kadar sık sık Ruslar tarafından bombalanırdı. Rus hap gemileri, fütursuzca limana girer, demirler ve başlarmış gazhaneyi topa tutmaya. Ne mutlu ki çoğu zaman isabet ettiremez, ettirse bile tenekeler gemi görünür görünmez yüzlerce gönüllü tarafından kaçırıldığı için yok edilemezlermiş.


















Geçmişi en güzel anlatan fotoğraf

       Burada Ruslara ya da harp ahlakına saygılı bir övgü var.  Halk gemiler top atmaya başlamadan evlerini boşaltıp Kiraztepesi'nin arkasındaki EMERİT DERESİ VADİSİNE kaçarken Ruslar bir kez bile kente ateş açmamışlar. Yalnız gazhaneye ateş açarlarmış. Vursun vurmasınlar çeker giderlermiş.

       Birde tuz depomuz vardı. Şimdiki beyaz eşya ve mobilya mağazası olarak kullanılan Gürsoylu işyerinde. 100 kg. lık jüt çuvallara doldurulmuş çamurlu tuzlar buradan dağıtılırdı. Özellikle gaz ve tuz satan dükkanlar vardı.  Dönerçeşme meydanında Kaledere ilköğretim ilkokuluna giden yolun sağ yanına dizilmişlerdi. Bir öteki sokak çarıkçılar arastası idi.
Manifaturacılar da tam buradaydı. 1950 yılına kadar köylünün kentle ilişkisi gaz, tuz, basma ve çarıktı çünkü. Kentlininde ihtiyacı fazla değildi. Zenginle fakirin kıskanılacak, yada küçümsenecek bir farkları yoktu.

















              
Kalebozuğu mevkiinden Ünye'ye bakış (Şimdiki Yüzyıl)

       Suyumuzu evlerdeki sarnıçlardan ve komşularımıza da açık olan kuyulardan sağlardık. Bir de camilerde ve kentte halkın kullanımı için bir kaç çeşme yapılmıştı. Çeşmelere gelen su Fevziçakmak Mahallesindeki sağlık ocağının yerinde Balık Değirmeni dediğimiz dağlardan getirilen suyun dağıtıldığı havuz vardı. Buradaki su Ünyeli çömlekçilerin
yaptığı pöğrek dediğimiz künklerle Ünye'ye getirilirdi.  Yolda, suyun akışkanlığını sağlamak için yapılmış su terazileri vardı. künklerle değirmenden teraziye kadar gelen su burada 4-5 metre yukarıya çıkarılır tekrar aşağı inerken hız kazanır öteki kendinden biraz daha kısa
yapılmış teraziye kadar hızla akardı. Bu terazilerin biri Köprübaşı deresinin yanında, biri Niksar Caddesi ile kesişen yolun başında, biride Askerlik Şubesinin yanında idi. her terazinin yanında bir çeşme vardı. Ama asıl, bir anıt gibi işlenmiş kesme taşlardan yapılmış iki çeşmemiz vardı ki; biri Ali Şahinbaş'ın eczanesinin karşısındaki binanın yerinde, ikincisi Şekerci Metin'in dükkanın yerinde idi. Çeşmeler yalaklı, oturma mekanlı iki ve üç sultani Musluklu idiler ve çok güzellerdi.

















      
Cumhuriyet Meydanı yıl 1955

       Hükümet Konağının bulunduğu yer ve Cumhuriyet Meydanı artık kullanılmayan mezarlıktı. Mezar çukurları ve taşları olduğu gibi bırakılmıştı.  Öğretmen Evi önceleri Fevziye Mektebi, sonraları Anafarta İlkokulu adını almıştı.  Önüne köylü pazarı kuruluyordu. Ziraat Bankasının olduğu yer, Atatürk Heykelinin olduğu yer ve şimdiki çocuk parkı çok
şirin geometrik çiçek tarhlarıyla dizayn edilmiş parkımızdı.  Trafonun yerinde tek katlı, küçücük, şipşirin bir bina belediyemizdi.  Belediyenin önünde Ünyelilerin kavak dediği  çınar ağacının dibinden Samsun'a giden arabalar kalkardı. Parkın ortasında kubbeli, sütunlu, merdivenli, taş yapılı bir kameriye vardı.  Onun içinde oturmak ve parkı seyretmek ayrıcalıktı.

















                 
Parkın ortasında kameriye

       Ve bir gün bu kameriye çok özel bir misyon yüklendi. 10 KASIM 1938 . Büyük Atatürk bizi dayanılmaz acılar içinde bırakarak aramızdan ayrılmıştı. Ben ilk kez o gün kameriyenin içine kurulmuş radyo ile tanıştım. 6 yaşımı henüz doldurmuştum.  Radyo orta boy bir buzdolabı büyüklüğündeydi.  Pırıl pırıl cilalı ve çok süslüydü. İçinden cızırtılı, çatırtı-
patırtılı, patlamalı sonradan parazit olduğunu öğrendiğim sesler arasında Atatürk'ün öldüğü anlatılıyordu.  Ünye o tarihte 5000 nüfuslu idi. Herkes parkta idi. radyodakiler ağlıyorlardı. 5000 Ünye'li ağlıyordu.  Annelerinin kucağındaki bebekler ağlıyorlardı.  Babamla, bacaklarının arasındaki ben de ağlıyordum.  Ağıtlar yakılıyor, hamasi şiirler, övgü şiirleri okunuyordu
radyoda. Bayraklar yarıya indirilmişti gönderlerde.  Eldeki bayraklar yere eğilmişti. Erkek memurlar, bayan öğretmenler, siyah elbise, siyah etek ceket, siyah şapka giymişler.  Kaymakamın arkasında saf tutmuşlar, Ağlıyorlardı.

       O günü dün ya da bugün yaşamışım gibi tüm ayrıntıları ile capcanlı hatırlıyorum. 10KASIM 1938'den önce ve sonra beni bu denli etkileyen başka anım yok.
       Tavan yükseklikleri 4 metre, denize bakan cephesinde üst kısımları kavisli 9 pencerelisaray görünümlü ahşap evleri ile görkemli Ünye'ye daha sonra ne oldu.

















        
Kavakdibi ve Belediye binası

       Önce, Tacülbatbey işhanın önünden Cevizderesine kadar uzanan bazı yerlerde eni 200 metreye varan kumunun değerine paha biçilemez devasa kumsal yok oldu. Ahşap saraylar eskidi, bir ikisi dışında tümü yok oldu.  Vazoyu oluşturan çiçekli ağaçlar kesildi.Dut ağaçları mezar tahtası, diğerleri odun oldu. Bahçeler arsa işlevi görerek bitişik apartman-lara mekan oldu. Ömer Bedretti'nin elma ve fındık bahçelerine, koca koca betonarme binalar dikildi. Limanına altından çivilerle çakılan gemileri artık Ünye'ye uğramaz oldular.  Baharı Ünye'de yaşamak için okulunu terk eden gençlik yok artık.  Çarıkçılar arastasında ve gaz, tuz
satan dükkanların yerinde modern dükkanlar, teknolojinin ürettiği yüksek ürünleri satıyorlar. Köylünün ihtiyacı başkalaştı. Onun içindirki köylerini bırakıp kente indiler.  Ünye büyüdü ilk mekanına sığamadı taştı, taştı kocaman oldu.


















Kalebozuğu evleri bugün yerinde yüzyıl parkı var

       Benim zamanımda ve benden çok çok eskilerde devasa kumsalımızdaki açık hava tersanemizde gemiler yapılıyordu. Kayıklar, çaparlar, takalar, kotralar, tek direkli, çifte  direkli yelkenli gemiler. Bu gemilerde Ünyeli gemiciler Karadeniz, Ege, Akdeniz limanlarına aylar süren ticaret seferleri düzenliyorlardı.  Taşıdıkları mallar Niksar'dan develerle getirtilen tütün ve ceviz ve sürüyle canlı hayvan, Ünye ve çevresinden koyun, sığır, fındık, elma, yumurta. Evet yumurta. Yumurtalar 200x70x25 santimetre ebadında hazırlanmış  tabutlara talaşlarla izole edilmiş şekilde işçi kadınlar tarafından dizilir, kapatılır, çemberlenir gemilere yüklenerek sevk edilir.
       Denizimizde heran bir kaç hatta birçok yelkenli görmek olası idi.  Takalar yatık yelkenleri ile sahile yakın geçerken çifte direkli yelkenliler tüm görkemleri ile ufukta denizi süslerlerdi.  Sonraları gemilere motor takıldı. Ahşap tekneler azalarak onlar da yok oldulur.
Şimdi limanımızdaki tersanemizde teknoloji harikası makina ve aletlerle büyük saç gemiler üretiliyor. Boşalan denizimizde bol ışıklı kocaman gemiler görülmeye başlandı.

Eskiye özlemin yüreğimi kavuran yakıcılığı ve hüznü ile sürerken bugünlerle de
gururlandığımı gizleyemem. 29.05.2007

İrfan IŞIK        
Emekli Öğretmen



















Havadan Ünye Fotoğr. Racih Tokaç
Başlık içindeki suluboya Ünye resmi: Ahmet Yiğit


İRFAN IŞIK
Yetmiş Yıl Öncesinden
Günümüze