 |
1980
li yılların başı, Ünye Çömlekçi mahallesi,
yaz ayları, çocukluk yıllarımız...
Bizde midyetoplamak, temizlemek, teneke üstüne
yatırıp ateşte nar gibi kızartmak, törensi
bir şekilde yemek. Bütün bunlar bir ritüeldi...
|
Bizlerden
yaşça büyük bir abimiz olurdu, O'nun önderliğinde
yapardık bütün bu işleri. Görev taksimi yapılır.
Kimi Karakaya'nın arkasına dalacak midyeyi toplayacak
. (aman ha dikkat, o tarafta löngöz(*) var). Kimi
kıyıya taşıyıp havuza yatıracak, kimi ayıklayıp
ipini koparacak, kimi de kayaya sürterek temizleyecek.
Bekletmeye gelmez ağustos güneşi beynimizin içini
yakıyor zaten, hiç anlayamazsın kurtlanıverir anında
midye.

Midye çıkardığımız kayalar
|

Midye çıkarırken
|
Temizlenen
midyeyle beraber dere kenarına gideriz. Deremiz,
denize 50 mt. mesafededir. Lağım akar kendisi. Herkesin
yapacağı iş bellidir. Kimi odun çalı çırpı toplayacak,
kimi karton, gazete kağıdı vs. Kimi ekmek alıp gelecek,
kimi de paslı teneke bulup kesecek. Ateş yakılır
fayrap (fire up). Eğlence başlıyor. Abimiz çalışmaz
işi koordine eder. Mühim bir konu.
Midyeleri
özenle usul usul tenekeye yatırır, ateşi kartonla
havalandırmaya başlarız. Şarkılar eşliğinde
midyeler çatır çatır ağzını açarak pişmeye başlar.
Yavaşça suyunu akıtır, nar gibi kızarmaya başlar.
Herkes çalıştı, herkesin karnı aç, gözü aç.
Hepimiz ateşin üstünden büyük midyeleri keseriz
gözümüzle , onu ben kapayım telaşı içindeyiz.
Şarkılar başlar.
- indim havuz başına bir kız çıktı karşıma
- aman eşref canım eşref
- samanlıktan kaldıramadım samanı da zühtü
- çili bom bom bom |

"Keşaplı sokak"
|
Gözümüze
duman kaçar. Şarkısı hazır: "Duman güzele git,
duman çirkine git" Dere kenarındayız ya kısa
pantolondan bacağımızı ya da kolumuzu ısırgan yakar.
Onun da şarkısı hazır: "Sırgan çık, yivdin(**)
gir"
Midyeler
yumurta gibi kızarır, kokusu, dumanı bütün mahalleyi
tutar. Mahallenin kadınları camlara çıkar, seslenir
: " Yahya, Aydın, Ahmet, Oktay, Mete, bize
midye gönderin" Tabii herkesin hakkı var, iştahı
çeker. Göndeririz. Çömlekçi mahallesi budur.
Şimdi
midyeler kızardı. Ateşten almak da maharet ister.
Bu işe özel ince bir çubuğu midyenin kulağına takıp
yavaşça alacaksın tenekenin üstünden. Ateşe düşürmeden.
Taksimat yapılır: " bir sana, bir sana, bir
sana, iki bana"
Midyenin
kokusu Çömlekçi'yle baraber, yukarki mahalleyi de
tutmuş ya. Kıskanırlar. Biz sahil çocuğuyuz onlar
yukarlı, bu işten anlamazlar, hatta biz onları küçümseriz
(halbuki yukarki mahalle denize 200 metre). Yukarlı
bir hain (!) fındık bahçelerinden aşağı alçak sürünme
yaparak çıt çıkarmadan derekenarına gelir, ruhumuz
duymaz. Bizi sabote edecek. Kocaman bir taşı atar
dereye. "Kazan çömlek patladı".Haydaaa
üstümüz başımız, midyemiz lağım içinde, pislik içinde.
Bugün
"salon"larda, lüks restoran ve otellerde,
levrek, karides, kalamar, pavurya, kalkan, suşi
yediğimiz oluyor. Ama o tad yok artık. Biz teneke
bir nesiliz. Biz deniz çocuğuyuz. Gözümüze hatıralar
kaçar.
Hatıralar
zalimdir.
(*) löngöz : Denizin birden derinleşip, girdap olduğu
yer. Bu kelime bize Rumlardan kalmıştır.
(**) yivdin: Dere kenarlarında yetişen yabani bir
bitki. Yaprakları ısırgan yakmasına iyi gelir.
Fotoğraflar
ve yazı :
Yahya Kemal Bahçe (Ankara.Mart.2006)

|