|
MURAT
YILMAZ ANISINA
|
|
HAZİRANDA
ÖLMEK ZOR
|
|
AHMET DERYA VARİLCİ
|
Bu
bir veda yazısı değil. Ağıt da değil.
Olsa olsa seninle her zaman yaptığımız
“hallince” bir söyleşme. |
 |
Ölümün
tesellisi olmaz, demiştin yıllar önce küçük
kardeşini kaybettiğinde. Belki hafifler zamanla
acısı. Ama özlemin yükü ağır basar giderek.
Benden
daha tecrübeliydin, daha iyi biliyordun elbet.
Üstelik ben uzakta, yalıtılmış bir dünyada soyut
bir biçimde özümsemeye çalışırken Sait’in acısını,
bana sen destek oldun.
Şimdi
daha iyi anlıyorum, küçük kardeşinin cansız
bedenini yanına katıp Ünye’ye nasıl döndüğünü.
Acıları
derin yaşamıştın. Sevinçleri ve hüzünleri de
öyle. Dolu dolu yaşadı dedikleri bu olsa gerek.
“Ölürse
tenler ölür / Canlar ölesi değil “ demiştin
bir halk ozanımızın deyişiyle. Ölüm üzerine
dolu değerlendirmeler, deyişler geliyor aklıma.
Hiç biri sana uymuyor. Kimse yakıştıramıyor
sana ölümü. Kimse inanamıyor öldüğüne. Öylesine
zordu ölüm senin için. Hani şairin dediği gibi:
“Gece leylak ve tomurcuk kokuyor / Uy anam anam
/ Haziranda ölmek zor”
|
 |
|
Murat
Yılmaz arkadaşlarıyla (ortada)
|
Şuramızda
öten çalıkuşu ve yaralı bir şahin olan yüreğimizle,
12 Haziran günü seni yitirmenin acısını yaşattın
bize. Kimilerine göre şakaydı bu, ağır bir şaka..
Kimilerine göre yeri doldurulamayan bir kayıp.
Kiminle
konuşsam özel bir yanın, herkesle paylaştığın
farklı bir şey vardı.
Birlikte
okuduğumuz, söyleştiğimiz ve karşılıklı yazıştığımız
oldu bunca zaman.
Birlikte
yaşadıklarımız
bana
seni anlatmaya yeterdi ama,
kızın Ezgi’den dinlemeye yüreğimin dayanmadığı
ezgiler
seni bir baba olarak daha iyi tanımama vesile
oldu. |
 |
|
Sensiz
Ünye çok ıssız.. Sokakları, tek tek evleri.
Denizi. Çerkez Bükü..
Her
yer bomboş sanki.
Ünye’yi sensiz düşünmek zor.
|
Sanki
bir yerlerden çıkıp, bir okul dönüşü Hanımeli’nden
aldığın poğaçayla geleceğini düşünüyorum. Çaylarımızı
yudumlarken Ünye’yle ilgili bir konuyu konuşuyoruz.
Bir kitapla ya da bir filmle ilgili sohbetimiz
oluyor. Güncel bir gelişmeyi değerlendiriyoruz
seninle. Ya da Atlas’ın son sayısıyla ilgili
bir yorum falan…
Yine
iniyorsun evden bu sabah. Cücür’den aldığın
Cumhuriyet’i özenle katlayıp koltuğunun altına
Yunus Emre Parkına yöneliyorsun. Belki tanıdık
biriyle, belki rasgele bir Ünyeliyle söyleşip,
gazeteni okuyorsun masalardan birinde. Çayını
yudumlarken, “köprü” dediğimiz Ünye iskelesi
kıyısında belki çocukluğumuz geliyor aklına.
Hani evden habersiz, denize kaçtığımız günler.
Birlikte kulaç atıyoruz ufuk çizgisine doğru..Gökyüzüyle
denizin birleştiği noktada takılıyorsun. Hep
o noktada takılırdık, hatırlarsın. Bize sonsuzluğu
ve biraz da korkuyu anımsatırdı. Denizin açıklarına
doğru kulaç atarken cesaretimizi sınardık sanki.
Çocuk heyecanımıza yenilmeden dönerdik geri.
Aynı şeyi daha sonra Fokfok’ ta, Garipler’ de
denedik. Ama her defasında bu kadar yeter deyip
döndük.
Ani
bir kararla tek başına çıktığın son yolculuk
öyle olmadı. Sayıları giderek azalan kalpaksız
Kuvvayi Milliyecilere bu ülkenin her zamandan
daha fazla ihtiyacı vardı. Dost duruşun, duyarlı
tavrın ve engin yüreğinle herkesin özleyeceği
bir insan oldun.
Hayır
bu bir veda yazısı değil. Ağıt da değil. Olsa
olsa seninle her zaman yaptığımız “hallince”
bir söyleşme.
Uzaktan
yazışmalarımıza takılıyorum şimdi. Kim bilir
hangi koğuş aramasında ya da sürgünde yitirdiğim
mektuplardan birinde İsmail Uyaroğlu’na ait
birkaç dize vardı, irticalen yazıp gönderdiğin
dizeler. Arayıp aslını buldum. Bak şöyle :
“Demişti
ki bir gün biri
Yalnız
acımız da doğurgan olmalı bizim
Biz
acı çekerken
Sabahsa
iyi
Ama
geceyse
Mutlaka
ay doğma
Ahmet
Derya VARİLCİ
12
Temmuz 2006 Ünye
varilci@gmail.com