
Yaşadığı çağda çok
Tanrılı dinlere tapan ulusların
inançlarına korkusuzca karşı
çıkıp, “İnsanların tapması
için ancak bir tek Tanrı vardır” diyen
ilk Peygamber Hz.İbarahim’in; T.C Kültür
ve Turizm Bakanlığı’nın
2000 senesinin Nisan ayında Harran’da Gazeteciler
ve Yazarlar Vakfı ile ortaklaşa düzenlediği
seminerde, “Ortak Atamız” olduğu,
bütün dünyaya ilan edilmiştir.
Hz. İbrahim’in; bazı söylentilere
göre, Aşağı Mezopotamya’nın
antik Ur kentinde, çok yaygın efsaneye
göre de, Anadolu’nun Yukarı Mezopotamya
bölgesindeki Urfa kentinde doğup yaşadığı
söylenir.
Hem eski, hem yeni Ahit’te (Tevrat-İncil),
hem de Kuran-ı Kerim’in pek çok suresinde
adı geçen ve serüvenleri anlatılan
Peygamber, babası Azer ve kavmi tarafından
dışlanınca Harran’a göçmüştür.
Ailesi ve pek az inananı ile orada koyun
çobanlığı yaparak geçimlerini
sağlarlarken, tek Tanrılı dinini
yayma girişimlerini de sürdürmüştür.
Kuran’ın Enbiya Suresi 51’den 73 üncü ayetine
kadar anlatılan serüveninde putları
kırışı, bu suçu yüzünden
kavminin kralı Nemrut tarafından yakılarak
idamına karar verildiği;Ancak Allah’ın
emriyle ateşin İbrahim’i yakmayıp
serinlediği anlatılır.
Bu olay Urfa’da efsaneye dönüşerek şöyle
anlatılmaktadır:

Urfa Kalesinde Mancınık Direkleri
Şehre hakim bir tepe üzerinde 15 metre
yükseklik ve 25 burçlu olarak kurulan kalede
hala dikili duran iki taş sütun vardır.
Bu sütunlar Urfalılar’a göre Hz. İbrahim’in
ateşe atılması için kurulan mancınığın
direkleridir.( Oysa doğu tarafında
bulunan sütunun üzerindeki yazıtta ‘’Ben
Eftuğhayım. Güneşin oğluyum
bu sütunlarla üzerindeki heykeli ‘heykel şimdi
yoktur!’ Kral Mano’nun kızı Kraliçe
Şalmet için yaptırdım” denmektedir.
Kral Mano’nun M.S 240-242 yıllarında
hüküm sürdüğünü biliyoruz . Kale M.S 812-814
yılları arasında yapıldığına
göre, bu sütunlar kalenin inşasından
önce buraya dikilmiş olmalıdırlar.
Urfa Kalesi’nin eteğinde balıkları
kutsal sayılıp asla dokunulmayan Balıklı
Göl Ayn Zeliha ‘’Zeliha’nın Gözü’’ve Halilürrahman
Gölleridir. 30x150m. ebadındaki Halilürrahman
Gölü Kral Nemrut’un Hz. İbrahim’i Mancınıkla
ataşe attığı yerdir. Ancak
o anda Allah’ın emri ile ateş bir
göle dönüşür, yanan odunlar da balığa.
Hz. İbrahim’in ateşe atıldığını
gören Kral Nemrud’un evlatlığı
Zeliha ‘’ki İbrahim’in inananlarındandır’’da
kendisini ateşe atmış ; Onun
ateşe düştüğü yerde de 30x50m
ebadında Ayn Zeliha Gölü oluşmuştur.Göllerdeki
balıklar her ezan okunuşunu duyduklarında
ne yem yerler ne de yüzerler.Oldukları
yerde donmuş gibi dururlar.Ve her Müslüman-kafir
savaşında Müslümanların yanında
savaşa katılmak için gölü terk ederler.Savaşta
kimi şehit olur kimi gazi. Gaziler yaraları
ile birlikte göllerine dönerler. Balıklar
Son Kıbrıs Savaşı’na da
katılmışlar; Ateşkes ilan
edilince de binlerce yaralı gazi balık
göllerle dönmüşlerdir. ) Efsane
böyle.

Hailülrahman gölü Urfa
Kuran Enbiya Suresi’nin 71 inci ayetinde ‘’
İbrahim’i Lut ile beraber kurtarıp,
içinde âlemlere bereket verdiğimiz yere
çıkardık’’ diyerek Kenan Ülkesi’ne
göç ettiğini anlatır.
Tevrat’ın tek Tanrısı Yehova
ise, Kenan Ülkesi’ne gittiklerini, giderken
de Fırat Nehri’ni geçtikleri için, ırmağı
geçen demek olan İbraniler adını
aldıklarını, Kenan Ülkesi’nin
bereketli topraklarını İbrahim
soyuna vaat ettiği için vereceğini
ve yalnız onların Tanrısı
olduğunu söyler. ‘’Bugünkü Lübnan ve
Filistin ülkelerinin bulunduğu Doğu
Akdeniz’de dikenli salyangoz pek bol olarak
yaşar. Bu hayvanın bünyesi mor bir
boya ihtiva eder. Amurruların ‘Antik Doğu
Akdeniz halkı’dilinde hayvanın adı
Kina ya da Kena’dır. Bu kelime bize ve
Tevrat’a İbranilerin diliyle Kenan Ülkesi
olarak geçmiştir. Yunanlılar da bu
ülkeye kendi dillerinde Mor ülke demek olan
Fenike diyorlardı. Dikenli salyangozdan
çıkan boya ile boyanan mor renkli kumaşlara
Osmanlı sarayında astronomik fiyatlar
biçiliyordu. Çünkü bir elbiselik kumaşı
boyamak için binlerce dikenli salyangoza ihtiyaç
vardı.’’
Bu ülkeye gelen İbrahim ve soyu daha sonra
buranın yerli halkı Kenaniler tarafından
doğuya, verimsiz ülkelere sürülmüşlerdir.Ve
bir dolu serüvenden sonra İbrahim’in İshak’tan
olma Yakup’un oğlu Yusuf sayesinde Mısır’a
yerleşerek 430 yıl orada yaşamışlar;
Musa Peygamber tarafından kurtarılarak
vaat edilen ülkeye getirilmişlerdir. Kutsal
kitaplar böyle anlatır.
Ancak tarih ve çağımızın
düşünen ve araştıran kafaları
başka şeyler anlatır
Hürriyet gazetesinin 24 Eylül 2000 Pazar günkü
sayısında: Hz. İbrahim FİRAVUN’du
manşetli bir haber yayınlandı.
(Yahudi asılllı iki Fransız
bilim adamı Roger ve Messod 20 yıl
süren çalışmalarını bir
kitapta topladılar.

Göç Yolları
İddia
şu: Hz. İbrahim Mısır’da
tek Tanrılı dini halkına dayatan
firavun IV.Amenofis tir. Mısır tarihi
kayıtlarını inceleyen uzmanlar;
İbrahim’in, Yusuf’un, Musa’nın izine
rastlayamadılar. Daha da anlaşılmaz
olanı Eski Ahit’e göre 430 yıl boyunca
Mısır’da yaşayan, bunun 210 yılında
köle olarak çalıştırılan
on binlerce Yahudi’den nasıl olurda Mısır
tarihi hiç bahsetmez? Firavundan kaçan kocaman
bir ulus Kenan bölgesine, yani firavunun topraklarına
nasıl korkusuzca yerleşebilmiştir?
Niçin Mısır’da tek bir Yahudi mezarı
yoktur? Bir mezar taşı, bir mezar
duvar yazısı veya bir mektup bulunamamıştır?
Tevrat’ta anlatıldığı gibi
Yahudilerin, Musa’nın önderliğinde
Mısır’dan çıkışlarının
hiçbir tarihi kaydı yoktur. Çünkü Yahudi
tarihinin Yahudilerin göçü diye anlattığı
olay Akhetaten (Tell el-Amarna)kentinde yaşayan
Akhenaton(IV.Amenofis) tek Tanrılı
dinine inanan Mısırlıların
Akhenaton’un ardılı firavun Ai(Ay)tarafından
sürülüşlerinden başka bir şey
değildir.
Mısır’ın ilk tek Tanrıya
inanan firavunu Akhenaton’un ölümünden sonra
Ai Akhenaton’un başkenti Akhetaten halkını
sınır dışı etti. Böylece
tek Tanrıcılığı Mısır’dan
atmış oldu. Ancak tek Tanrıcılık
yok olmadı. Mısır’dan sürülen
halk sazlıklar denizini aşarak Sina
çölüne geçti. Bu geçişte Kızıldeniz’in
yarılıp Mısır ordusunu boğması,
Mısır mitolojisinde yer alan ‘’Akdeniz’in
firavun tarafından ikiye açılması’’
efsanesinden başka bir şey değildir.
Kenan ülkesine yerleşen Mısırlı
inananlara, Firavuna tapan ‘’yani Akhenaton’a’’
anlamına YAHUD adı verildi .Yahudlar
yeni ülkelerinde Yahuda Krallığı’nı
kurdular.
Yani Tevrat’ta adı geçen Sara, İshak,
Rebeka ,Yakup, İsrail, Laban… Hepsi aslında
Mısırlı asillerdi.
Hz.Musa ise ileride I.Ramses adıyla Mısır
tahtına geçecek olan General Moşe(Ra-Messu)idi.
Hz. İbrahim Firavun Akhenaton’dan başkası
değildi. Müslüman Mısırlıların
bazıları bugün bile firavundan “Akhenaton
Aleyhisselam” diye söz ederler.
Bu haberdeki iddialar ispatlandığı taktirde
sadece Eski Mısır ve Yahudi tarihi
değil, binlerce yıllık Yahudilerin
siyasi iddiaları da değişecektir.
Haberle ilgili bir gazete kupürü

Hz.
İbrahim olarak lanse edilen firavun kişiliği:
IV. AMENOFİS(AKHENATON)M.Ö. 1353-1536
Antik
Mısır tarihinin şanlı 18
inci sülale firavunları yeni imparatorluk
dönemini ‘’1555-1090’’ başlatan krallardır.
Mısır’a hiç olmadığı
ve daha sonra hiç olamayacağı kadar
yüksek bir hayat standardı getirmişlerdir.
M.Ö. 1390-1353 tarihleri arasında yaşayan
18 inci sülalenin 9 uncu firavunu III. Amenofis
halktan bir kadın olan TİY ile evlenmiş,
dört kız, iki erkek olmak üzere altı
çocuk babası olmuştur. Tiy heykellerinde
istediği her şeyi elde edebilen birisi
olduğu anlaşılan, yüz hatları
düzgün, olgun bir kadındır. Prenseslerine
son derece önemli unvanlar verilmiştir.
Kızlardan birisi olan SİT-AMON babası
ile evlendiği için kralın karısı
unvanı ile adlandırılmıştır.
TUTMOSİS adındaki büyük oğlu
Mısır’ın ikinci başkenti
Menfis’in Başrahibi ünvanı ile çok
önemli bir mevkiiye atanarak taht için yetiştirilmeye
çalışılmıştır.
III.Amenofis’in ikinci oğlu babasının
ismini taşıyordu, ama krallıkla
ilgili hiçbir yazıtta adı geçmiyor,
heykellerden hiçbirinde temsil edilmiyordu
.
Tutmosis beklenmedik bir şekilde genç yaşta
öldü. İkinci oğul Amenofis tüm kraliyet
ailesi tarafından bir vücut özrü sebebiyle
geri plana atılmış; eğitimi
dışında kendisiyle ilgilenilmemiştir.
Büyük oğul Tutmosis, babası III.Amenofis
öldüğü zaman yaşlı, şişman,
dişlerindeki bir rahatsızlık
için aldığı afyonla uyuşmuş,
görev yapamaz duruma düşmüştü.
Kralın ikinci derecedeki eşlerinden
doğma oğullarından birinin tahtta
varis olmasını önlemek için, güçlü
kraliçe Tiy’in devreye girip o zamana kadar
geri planda kalmış, önemsenmemiş
oğlu Amenofis’i, kocasına krallık
ortağı olarak ilan ettirmekte zorlanmamış
olacağını düşünebiliriz.
Babasından sonra krallığı
garantiye alınan Amenofis, ince yüzlü,uzun
çeneli, çekik gözleri olan, göğüsleri bir
kadın gibi iri, kalçaları geniş,
göğüs tahtası göçük, el ve ayak parmakları
upuzun, kolları eğri büğrü, ama
son derece zeki, iradesi çok güçlü bir gençti.
21 inci asırda bile kadınların
güzellik idolü olan MİTANNİ prensi
NEFERTİTİ ile evliydi.
Yaşlı kral ölünce, dördüncü Amenofis
adıyla tahta oturan genç firavun ilk iş
olarak babasının mumyalanmasını
üstlendi. Mumyalama işi firavunun emri
ile yeni bir teknikle yapıldı. Bu
geleneklerden ufak bir kopuştu belki. Ancak
gelecekte olacak dramatik değişikliklerden
haber veren kopuşlardan biri olduğu
kesindi.

Aheneton’un Mutluluk Tablosu
Mısıra firavun olan her yeni kral,
Karnak kutsal alanındaki tapınağa
önceki kralların yaptırdıklarından
daha güzel ve daha büyük bir ek yaparlardı.
Dördüncü Amenofis bu geleneği de yıkarak,
kutsal alanda Karnak tapınak kompleksinden
bağımsız ve apayrı bir mimari
ile, eski tapınağı gölgede bırakacak
görkem ve güzellikte üstü açık bir tapınak
yaptırdı. Bu tapınak ilerde dayatacağı
din reformunun belirgin habercisiydi.Tapınağın
önüne ve içine, kendi devasa heykellerini dikti.
Pilonlarına(Kapıkule) sütunlarına,
iç ve dış duvarlarına kendisinin
ve kraliçesi Nefertiti ile prenseslerinin mutluluk
görüntülerini betimleyen oyma rölyeflerini kazıttı.
Onları göz alıcı renklerle boyattı.
Bu betimlemelerde kral, eşini karşısına
almış, kızlarını dizlerine
oturtmuş, onları sevip öpüyor kokluyordu.
Ama hem kendi, hem eşi, kızları,
kafaları geriye doğru uzamış,
tıpkı kendisi gibi kolları eğri
büğrü, göğüsleri ve kalçaları
kocaman sakat insanlar olarak resmedilmiş
oluyordu.
[Çağımızda Marfan sendromu
olarak adlandırılan bu özrün bir gen
mutasyonu sonucu oluştuğu ve aile
bireylerine %50 oranında taşındığı
kanıtlanmıştır. Dördüncü
Amenofis’in yaradılışındaki
bozukluğun üstüne gittiği sanılmaktadır.
Bu amaçla göründüğü gibi resmedilmesi için
heykeltıraşlara emir vermiş olması
olasıdır.]
Bu rölyeflerin üstlerinde bir güneş diski oyulmuş
oluyor, diskten süzülen radyal ışınlar
dördüncü Amenofis’in mutluluk sergileyen aile
tablosunun üstüne şavkıyor, ışınların
uçları bir el olarak sönüyorlardı.
Ellerin hepsi ölümsüzlük simgesi olan üstü çemberli
Mısır Hacını taşıyorlardı.
Kralın üçüncü saltanat yılında
güneş diski öne çıkmaya başladı.
Eski imparatorluk devrinde Tanrı olarak
ortaya çıkan güneş diski ATON halk
tarafından önceleri yadırganmadı.
Ama saltanatının beşinci yılında
adını, Aton’un hizmetkarı anlamına
gelen AHENATON olarak değiştirip tapınağın
üzerine Mısır’ın tüm Tanrılarını
reddettiğini, onların artık var
olmadıklarını, bundan sonra tek
Tanrı olan Aton’a tapınılacağını
ilan eden bir bildiri yerleştirince iş
değişti.
Amon rahipleri ve onların kışkırtacağı
halktan bir bölüm insanın homurdanacağını
bekleyen Kral önlemini almış, Teb
ile Menfis şehirlerinden kilometrelerce
uzakta, Nil kıyısındaki çölde
bir şehir kurdurmaya başlamıştı
bile. Tapınaklardaki Amon-Ra hazinelerine
el koymuş, kutsal kitaplarda anlatılan
Hz. İbrahim’in putları kırması
gibi, altın Tanrı heykellerini kırıp
eriterek gasp etmiş rahiplerini görevlerinden
almıştır.
Mısır firavunları Tanrı
HORUS’tu. Onun önünde herkes yere kapaklanarak
yüzünü toprağa yapıştırır,
Krala bakamaz, soru sormadığı
sürece konuşamaz, hatta soluk alıp
verdiğini belli edemezdi. Kimse toplu halde
ona karşı isyan etmeyi, tahttan indirmeyi,
ya da öldürmeyi aklından bile geçiremezdi.
Gene de, Karnak’taki Amon-Ra’nın on binlerce
rahibi arasında gerilim inanılmaz
dereceye ulaşmıştı. Bu gerilimi
boşaltmak gerekiyordu. Akhenaton kutsal
kitaplardaki Hz. İbrahim’in inananlarıyla
Kenan ülkesine göç ettiği gibi, başkent
Teb’i terk etme kararı aldı. Sonra
da kendisine inanan Tebli büyük bir kalabalıkla
bugün adı Tell El-Amarna olan Akhetaten’e
göçtü. Kentin inşası henüz tamamlanmamıştı.
Yapı ustaları,halk,biçimsiz vücuduyla
Akhenaton büyük bir şevkle çalışmaya
başladılar. Nil çamuru taş ocakları
yapı malzemesiydi ve pek boldu. Kent sevinçle
yükseltildi. Akhenaton’un Teb’de yaptırdığı
tapınağın bir benzeri de burada
yapıldı. Halk tapınakta, yeni
tek tanrılı dinlerinin peygamberi
olan krallarının vaazlarını
can kulağı ile dinliyor, onun yazdığı
ilahileri hep bir ağızdan okuyorlardı.
Artık putlar,Tanrı heykelleri olmadığı
için her yerde, her an var olan tüm ulusların
Tanrısına ibadet ediyorlardı.
Özgürlük Simgesi Mısır
Haçı
Nil ve Akhetaten’in batısında asiller
ve zenginler, kral ve kraliçe mezarlarını
yaptırıp süslemeye başlamışlardı.
Akhenaton yeni kurduğu 17mil uzunluğundaki
kentin sınırlarını belirmek
için diktiği 14 dikili taşın
yazıtlarında, kendisini buraya Tanrının
yönlendirdiğini, Aton’un burada tezahür
ettiğini, dünyanın varlık kazandığı
bu yerde şehir kurmasını emrettiği
yazıyordu. Akhetaten Aton’un ufku demekti.
Yazıtlar şöyle devam ediyordu [
Efendimiz tıpkı şehrin ufkundan
doğan Aton gibi, altın işlemeli
büyük arabasıyla ortaya çıktı.
Bana Akhetaten fikrini veren babam Aton’dur.
Akhetaten’i bu çölün ortasında kurma konusunda
bana akıl veren ne bir memur ne de buraları
bilen insanlardır.]
Akhenaton Tanrıya and içerek şehri
belirleyen dikili taşların çerçevelediği
yerden dışarı çıkmamaya
söz vermişti.Tıpkı ardılı
olan peygamberlerin Tanrıyla yaptıkları
akitleşmeler gibi.
Sonra bir gün yandaşlarını sınır
taşlarının birinin dibinde toplamış
Musa’nın Tur Dağı’ndaki
hutbesinde
olduğu gibi onlara seslenmişti
.
[Büyük ve yaşayan Aton, hayatın çetin
sınavlarından geçmiş dimdik ayakta
babam. Milyonlarca kol uzunluğundaki duvarım.
Bana ebedi olanı hatırlatan ezeli
olana tanığım. İki eliyle
hiçbir ustanın tasarlamadığı,
kendi kendini yaratan, gün be gün durmaksızın,
güneşin doğuşunu ve batışını
düzenleyen…O, ışıklarıyla
ülkeyi dolduruyor ve her şeye hayat veriyor.]
Bu ifade de gerçek Tanrı soyut ve ele geçmez;
yeni Tanrı güneş ışıkları
gibi tutulamaz, cisim olarak görülemezdi.Yapılmakta
olan mezarların bir çoğunun duvarlarına
kazılmış olan yeni dinin Tanrı
anlayışını, en tam tanımı
ile o duvarlarda okuyabiliriz.
Duvarlara kazınmış çok uzun ilahiden
bir alıntı:
Sen uzak olsan da her yerdesin
Seni görseler
de adımların görülmez
Yaptığın
işler ne kadar çok gözler görmese bile
Tek Tanrısın
yoktur senden başkası
Yeryüzünü
sen yaptın tek başına
Bütün insanları
Kuş
ve sığır sürülerini
Ayakları
üzerinde toprakta yürüyenleri
Kanatlarıyla
yükseklerde uçanları
Hor ve
KUŞ ülkelerini,
Mısır
ülkesini
Sen herkesin
yerini belirledin
İhtiyaçlarını
karşıladın.
Yiyeceklerini
verdin.
Sayılı
ömür bağışladın.
Onların
dilleri değişik.
Karakterleri
benzer, derileri farklı.
Çünkü sen
insanları birbirinden ayırdın
Sen benim
kalbimdesin.
Seni bilen
başkası yok.
Yalnız
oğlun Nefer Keparu-Re .
Yolunu
gösterip kudretini verdiğin.
Not:Nefer Keparu-Re Ra’nın biriciği
demek ve Akhenaton’u kraliyet adı FİRAVUN
: (büyük evin sahibi)
Bu ilahi, kutsal kitabımızdan 2000
yıl önce yazılmış olmasına
rağmen Tanrıyı anlatışı
aynı, edebi değeri tartışılamayacak
kadar yüksek…
Akhenaton’un Tanrısı tıpkı
bizimki gibi tektir. Dünyanın yaradılışından
sorumludur.Yalnız Mısırlıları
değil diğer halkları da o yaratmıştır.
İnsanı, hayvanı, kurdu-kuşu,
tüm ülkeleri, renkleri, dilleri ayrı halklar
Tanrı katında eşittir.
Bu ilahi ve diğer yazılı vaazlar
tıpkı kutsal kitapların ayetleri
gibidirler.
Akhenaton’un dünyalar güzeli kraliçesi Nefertiti
her zaman her yerde yeni dinin kurucusu sevgili
kocasının yanında destekçi, onaycı,
teşvikçi yayıcı görevi üstlenmiştir.
Kocasıyla yan yana altın savaş
arabasında at sürmüş, çağımızın
modern kadınlarının parti başkanı
kocalarıyla birlikte miting meydanlarında
görüldükleri gibi davranmış, tıpkı
peygamberimizin en yakını Hz. Ayşe
gibi,Yar-u Gar’ı(mağra arkadaşı)Hz.Ebubekir
gibi inançlı olmuş, Hz. Ayşe
ve diğer eşlerinin sadakatini göstermiş
Akhenaton’a altı kız çocuğu doğurmuş
ama bir oğul verememiştir.
Akhenaton 17 yıllık saltanattan sonra
ölmüştür. Kendi ve kraliçesi Nefertiti’nin
mumyalanmış cesetleri hiçbir zaman
bulunamamıştır. Akhenaton’un
yalnız Tell El-Amarna’daki bitirilmemiş
süslü mezarına dokunulmamıştır.
Nefertiti’ninkine de… Ama planını
kendi yapıp kendi kurduğu başkenti
Akhetaten son taşına kadar yerle bir
edilip kurucusuyla birlikte tarihten silinmiştir.
Oğlunun dışında yerine geçen
krallar onu kafir firavun ilan etmişlerdir.
İnananları Mısır’dan sürülmüş,
onlardan da bir kaçı dışında
adları tarihten silinmiştir.
Yahudi bilim adamları tarafından Hz.
İbrahim olduğu iddia edilen Akhenaton
yazılı tarihte tek tanrıdan söz
eden ilk insandır.
Kaynakça:
1-Kuran-ı
Kerim. Tevrat
2-Art
And History Of Egypt
3-C.W.Ceram
Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler
4-Bob
Brier Tutankamon Cinayeti
5-Yüz
Kapılı Teb
6-Mısırlı
Müslümanların Anlattıkları Efsaneler.
27
Eylül 2007
İrfan IŞIK