Kayıp
bir Ünye Hikayesi
Geçmiş
yıllarda Ünye’de Ramazanlarda sahurda davul çalma,
davul çalarak sahura uyandırma geleneği yoktu,
zaman zaman çalınırdı, diyenler varsa da, hatırlayan
çok azdır, ancak bazı köylerde çalındığı bilinmektedir.
İftar ve sahur vakitlerinde genelde otuzlu yıllardan
ellili yılların ortalarına kadar top atıldı. Top
atma anlatılanlara göre Yalıkahvesinde sahilde,
ağızdan dolma küçük bir topla yapılırdı.
Top atışı ellili yılların ortalarına doğru, Samsun’dan
bir askeri birlikten Ünye’ye getirilen Kurtuluş
savaşında kullanılmış tekerlekli bir cebel topu
(dağ topu) İle yapılarak Sahur ve iftar vakitleri
bildirildi halka.
Bu,
kocaman tekerlekleri ve iki metre namlusu olan
bir toptu, bu topları Kara Kuvvetleri, belediyelere
Ramazan topu atılması için vermişti, bunlardan
hemen hemen her il ve ilçede vardır. Bazıları
birinci dünya savaşında ve kurtuluş savaşımızda
kullanılmıştı, bu topları bize birinci dünya savaşında
Almanlar vermişlerdi ve Krupp fabrikalarında yapılmıştı,
adı Cebel Topudur, yani dağ topudur, bu toplar
engebeli araziler için uygundu, atlarla öküzlerle
mevzilere dağ tepelerine çekilirlerdi.

Ünye’deki topun bir benzeri olan bu dağ topu Giresun Kalesinde
|
Bugün
bunlar tekniğin gerisinde kaldıkları için artık
ramazanlarda kullanılmamaktadır, belediye parklarında
veya kalelerde,şehrin yüksek yerlerinde halkın
ziyaretine sunulmuştur. Şimdilerde iftar ve sahur vakitleri havai
fişek atılarak bildirilmektedir. Havai fişekler
kullanımı kolaydır,80 metre yükseklikte patlamakta sesi 4 kilometrelik bir alanda
duyulmaktadır.
Ünye’ye
getirilen bu top, bugünkü Ünyespor Lokalinin bulunduğu
Atatürk Parkı o yıllarda kumluk boş bir alandı
kanalizasyonlardan uzak olduğu için Ünyeliler
genelde burada denize de girerlerdi, burada denendi,
deneme atışları yapıldı. On-on iki yaşlarında
çocuktum, burası babamın işine yakın olduğu için
olayı bu kadar net hatırlıyorum.
Namlusu
denize doğru çevrilen topun deneme atışlarını,
Dönerçeşme meydanındaki Topçu Dondurmasının kurucusu
ve Ünye’nin eski
dondurmacılarından askerliğini topçu olarak yapmış,
çocukluğumuzda bisikletli dondurma arabası ve
hasır kovboy şapkasıyla, anılarımızda kalan “Topçu”
lakaplı Hüseyin Göktepe yapmıştı.
Daha
sonra top Çakır’ın öküzlerinin arkasına
bağlanarak Çakırtepe’ye “İstihkam”
denilen
yere çekildi ve burada uzun yıllar Ramazanlarda
iftar ve sahurda Ünyelilere hizmet verdi.
“İstihkam”
denilen yer, Sami Soysal Parkı’nın yanında, eskiden
Atatürk panosunun bulunduğu yerdeydi, tahminen
üç metre yüksekliğinde on metre genişliğinde altı-yedi
metre derinliğinde taştan yapılmış önü Ünye’ye
doğru açık üstü düz beton bir yerdi. Üstüne çıkıldığında,
önde Ünye ve daha gerilerde bütün güzelliği ile
Asarkaya ve Kümbet tepeleri, Yason burnuna kadar,
arka tarafta
Aynikola açık deniz ve ta..ileride Çaltı
Burnu’nun silueti görünürdü.

Atmışlı yıllarda Çakırtepe’den Ünye’nin
görünüşü
|
Buranın
İkinci Dünya Savaşı yıllarında, denizden gelecek
bir Alman saldırısından korkulduğu için gözetlemek
amacıyla yapıldığı söylenmektedir. Burada bir
miktar asker ellerinde dürbünlerle arka taraftan
gelebilecek bir denizaltı ve savaş gemisi gözetlerlerdi,
bir erken uyarı istasyonu gibiydi
Yetmişli
yılların başında Ünye’den gönderilmiş
bir kartpostal
Çakırtepeden Ünyeye Bakış
|

2000’ li yıllarda
Ünye’nin Çakırtepe’den görünüşü
(Fotoğraf Mürselin Güney)
|
Davulcu
İdris’in hikayesi işte bu topla birlikte başlamaktadır.
Ramazanda bu top atma işini, evine de yakın olduğu
için, belediyede çalışan bir akrabası vasıtasıyla,
asıl mesleği motorlarda yedek makinistlik olan
Davulcu İdris’e verdiler. Davulcu İdris alçak
boylu, şişman, göbekli kırk yaşlarında hoş sohbet,
kalender renkli bir kişilikti, Camcı
mahallesinde yirmili yıllarda eski ahşap bir konakta
dünya’ya gelmişti
Annesinin
adı Bülbül, babasının adı Efe Memed’ti, bir de
kızkardeşi vardı. Efe Memed’in ailesi Ünye’nin
saygın ailelerinden Kadılardandı, Kardeşi Hasan
Efendi Ünye Kadısıydı, “Kadıhasan” derlerdi, fakat
İdris’in babası ise kardeşi Kadıhasan’ın aksine
efeliği seçmişti. Efe Memed’in efeliği o yıllarda
birinci dünya savaşı sırasında Ünye ve köylerindeMüslüman
ahaliye zulüm yapan Rum ve Ermeni çetelerine karşı
yürüttüğü mücadeleden geliyordu, bu yolla da bir
hayli servet edinmişti. Efe Memed daha sonra Ege
Bölgesine geçerek diğer efelerle birlikte Kurtuluş
Savaşına da katılmıştır. Bol paralı yetişen ve
çalışmaya alışmayan Davulcu İdris babasının paraları
suyu çekip, Efe Memed vefat edince sıkıntıya düşmüştü.
Herkes tarafından sevilen Davulcu İdris’in tek
hoş olmayan tarafı, içkiyi fazla sevmesiydi. Her
gece kör kütük içer, yıkıla yıkıla yürür, camcı
mahallesindeki evinin kapısına geldiğinde “hanım
ben geldim “der yıkılır bir daha kalkmazdı.
Ünye
de bugünkü öğretmen evinin bulunduğu yerde eski
Anafarta İlkokulu binasında Fevziye mektebine
gitmişti. Askerliğini bahriye olarak Sarıyer Boğaz
Komutanlığında yapmıştı.
Hanımı
Fatsa’nın Sarıali köyündendi görücü usulü ile
evlendirmişlerdi Nermin, Ayşe, Mehmet, İrfan, İlhan ve Necla adında üç erkek üç
kız çocuğu vardı

Davulcu İdris
|
Uzun
yıllar, Ramazan boyunca iftar ve sahur topları
buradan atıldı. Davulcu İdris’in topu nasıl hazırladığını
defalarca seyrettim çocukken. Bez ve paçavra toplayarak topun doldurulmasına
yardım ederdik, arada bir de o görmeden taş koyardık
namlunun ağzından içeri, sonra uzun bir sopayı
topun ağzından sokar, vurarak koyduğumuz kuru
sıkıyı sıkıştırırdı, top
patladığı zaman doldurduğumuz taşlar aşağıdaki
evlerin kırmızı kiremitli damlarına düşer, takır-takır
ses çıkarırdı, bez parçaları ağaç dallarında
asılı kalırdı, kızardı bize,
-Yine
mi taş koydun kaptan? Kiremitleri kıracağız, adamlar
kızacak bize, seni yarın kaptana söyleyeceğim,
derdi.
Kaptan olan amcamın adı da Yaşar olduğu
için bana da kaptan derdi. Amcamın
motorlarında ikinci kaptan ve makinist olarak
çalışırdı. Amcam motorla sık sık beni de alır götürür
dümen tutmayı öğretir, tayfalara,
-Benden
sonra gelecek kaptan budur, derdi. Ailemiz beş
kuşaktan beri denizcilikle uğraşıyordu, amcam
beşinci kuşaktı, ben altıncı kuşak olarak kaptanlığı devralamadan denizcilik bitti, meslek
bitti, benim kaptanlıkta havada kaldı.
Son
top atılıp Ramazan bitince, bayram sabahından
itibaren bütün bayram boyunca alır eline davulunu
mahalle mahalle, sokak, sokak, ev, ev bütün Ünye’yi
dolaşır hem davul çalar hem maniler söyler bahşiş
toplardı. Manileri çok ünlüydü Davulcu İdris’in.
Bu makaleye konu olmasının nedeni de manileridir,bir
benzeri daha yoktur, Ünye’de tektir. Bir dönemin
çocukları bu bayramları ve çocukluklarını bu manilerle
bu topla hatırlarlar. Bunları bulabildiğim kadarıyla
makalenin sonundan verdim, benim hatırlayamadıklarım
olursa lütfen ulaştırın onları da ekleyelim, bu
bir dönemin bayram kültürü kaybolmasın, bir gün
Ünye’yi yazacak olanlara, çocuklarımıza, bizim
çocukluğumuzun bayram anılarının bir belgesi olarak
kalsın, hani hep eski bayramlar derler ya, işte
size eski bir bayram hikayesi.
Manilere
kısaca değinmek gerekirse, Türk Halk Edebiyatının
bir halk şiiri türüdür, söyleyeni bilinmez anonimdir.
Yedili hece formunda tek dörtlüktür, anlatılmak
istenilen mesaj bu tek dörtlükte verilir, , mana
kelimesinden türemiştir, maniler genelde dört
satırdan kuruludur, 1-2-4 cü satırlar ses uyumlu
3 serbesttir. Niyet manileri, Atışma manileri,
Davulcu manileri, Aşk manileri, Mektup manileri
Kına gecesi manileri ve Ramazan manileri diye
türleri vardır.

Çamlıkta bir kır yemeğinde, Davulcu İdris sağda yerde
oturan
Fotoğrafı bize ulaştıran: Ayşe Çağlar
|
Bu
bir dönemin Bayram Kültürüdür Ünye’de. Bir benzeri
daha o öldükten sonra yapılmamıştır, bu kültür gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.
Maniler
o yılların Ünye’sinin yaşam tarzını Bayram gelenek
ve adetlerini anlatması bakımından önemli bir
sözlü belgedir.
Bazen
de manileri önünde çalıp söylediği evin reisine
göre değiştirir eklemeler yapar, bir Ünye yaşam kültürü katardı içine.
Genelde Ünye ağzıyla söylerdi, verilen bahşişler
pencerelerden gazete kağıdına sarılarak atılan
bir lira olurdu, bir lira saf gümüşten yapılmış
kıymetli bir paraydı o günlerde.
Bayramın
birinci günü davul yerinden çıkarılır, dolaşıp
bahşiş toplamak için hazırlık yapılırdı, bir Türk
Bayrağı uzunca bir sırığın ucuna bağlanır, davul omuza asılır sepet kola takılır yola
çıkılırdı. Buradan sonrasını en ufak kızı Necla’dan
dinleyelim. Babası hakkında böyle bir yazı hazırladığımızı,
bazı bilgilere ihtiyacımız olduğunu söyleyince
bizi kırmamış defalarca sorularımızı bıkmadan
cevaplandırmıştır.
“Davul çalmaya, orta caminin arakasından başlanılırdı,
ertesi gün hamamın arkasındaki mahalleye sıra
gelirdi, buraya zengin mahallesi derdik bahşişi
bol ve lokumları tatlı olurdu, kardeşlerimle bazen
bu mahalleye gitmek için kavga ederdim. Fakir
mahallelerde yapılan lokumlar şekersiz ve tatsız
olurdu biz bunlara fakir lokumu derdik. Bazen
çok fakir olup hiçbirşey veremeyen aileler de
vardı babam onları anlar topladığımız lokumlardan
gizlice onlara gönderirdi bizimle. Bazen çok zengin
olup hiç bahşiş vermeyen pencereye bile çıkmayan
perdeleri kapatanlar da vardı babam onlara kızar
“münafıklar” derdi.
”
Saray
camisi ve hükümet konağı arkası zengin mahallesi
sayılırdı, burada verilen bahşişler daha çoktu,
lokumları daha büyük ve üzümlüydü akide şekerleri
susamlıydı. O gün para olarak toplanan bahşişler
akşam eve gelince bir örtünün üzerine dökülür,
kağıt patralar bir tarafa madeni bir lira elli
kuruş ve yirmibeş kuruşlulklar da bir tarafa ayrılırdı.
Bu
paralar bayram bitince borçlara dağıtılırdı. Kurban
Bayramında bahşiş daha çok et olarak verilirdi,
etler kavurma yapılırdı, bahşiş
olarak verilen lokumlar bayatlamasın diye keten
bezinden yapılan bir torbaya konur ağzı büzülerek
duvara asılır veya büyük kalaylı bakır tencerelerin
içinde dururdu, bayatlamazdı. Bizimde evimizde
böyle bir lokum tenceremiz vardı, karnımız acıktığında
öğün araları annem buradan bize lokum verirdi
bir ay kadar taze kalırdı bu torbada ve tencere
de lokumlar.
Bahşişler
eğer para ise bir kağıda sarılarak pencereden
atılır veya evin çocukları tarafından elden verilirdi.
Aşağıya inecek kimsesi olmayanlar ve atmayı
uygun bulmayanlar uzatılan bayrak direğine bağlardı,
bayrak sopası bu nedenle biraz uzunca seçilirdi.
Bazı konaklarda davulcunun geleceği bilinir öncede
hediyesi, para, lokum ve havlu olmak üzere bir
bohça, çıkın hazırlanırdı. Biz bayramlarda dedem
Veysel Kaptanın Konağında toplanırdık. Amcam Yaşar
Kaptan kardeşlerin en büyüğü olduğu için baba
yerine sayılırdı bu bir gelenek halini almıştı,
amcam, Davulcu İdris gelene kadar defalarca sorardı
“İdris’in çıkını hazır mı?” diye.. Davulcu İdris’te
en güzel manilerini söyleyerek teşekkür ederdi.
Sırasıyla,
Çamurlu Mahallesi, Yalıkahvesi
Orta Mahalle Türbe Mahallesi, Burunucu mahallesi derken
en son kendi mahallesi Camcı Mahallesine gelirdi,
burada da bahşişler boldu herkes en fazla bahşiş
veren olmak için kesenin ağzını açardı. Böylece
bayram turu biter, bayrak, yıkanır dolaba konulur
davul bir dahaki bayrama kadar duvara asılırdı
En
çok verilen bahşiş “Lokum”du. Bu lokum bizim bildiğimiz
lokumlardan değildir. Ünye Lokumu’dur, halen yapılır Ünye’de, eskiden yalnız
bayramlarda evlerde yapılırdı, şimdilerde Ünye’de
fırınlarda ve pastanelerde de yapılıyor, Ünye’yi
ziyaret edenler tarafından da satın alınıyor,
turistik oldu bizim lokum.
Bu,
içine şeker, yumurta, un, tereyağı, kaymak, süt,
fındık, kuru üzüm,
limon ve karbonat konularak hazırlanmış
bir hamurdan yapılan bir nevi kurabiyedir. Bu
konuda daha fazla bilgi için http://members.lycos.co.uk/zilem/yemek.htm
adresinden “Lokum” bölümüne bakınız.
Bugün
örnekleri pek az kalan eski Ünye Konaklarının
yanında ve bahçesinde bir de fırını olurdu, mahallenin
lokumları bu fırınlarda pişerdi. Böyle bir fırın
dedem Veysel Kaptan’ın konağının yanında da vardı,
bayramdan bir gün önce fırın yanar, bütün Türbe
mahallesinin lokumları burada pişer, bütün mahalleyi
hiç unutamadığım o lokum kokusu sarardı.
Bir
seferinde de ölümden dönmüştü Davulcu İdris. Topun
arka kapağı arızalanmış kapanmıyordu, topu doldurduktan
sonra kocaman bir taş parçasını kapağın önüne
destek olsun diye dayamıştı, top patlayınca geri
tepmiş, barut ve duman içinde İdris’i duvara yapıştırmıştı.
Hepimiz
o gün mutlak bir ölümden dönmüştük, Murat diye
bir arkadaşımız topa yakın durduğundan yüzü yanmış
elbiseleri parçalanmıştı, bugün hala o yanık izlerini
yüzünde taşır, ben eve gittiğimde ağzım ve burun
deliklerim simsiyahmış annem güzel bir sopa atmıştı
bana süpürgenin topuzuyla.
Bir
keresinde de saati şaşırmış topu erken atmıştı.
Bu olaydan sonra bir daha oradan top atılmadı,
Yalıkahvesinde ki kumsalda dinamit atılarak iftar
ve sahur saatleri bildirildi halka.
Zamanla
pek çok yer gibi Ünye’de kültür değişikliğine
uğradı, bazı gelenekler kayboldu, çocukken ya
pencerede ya kapının önünde top sesi beklediğimiz
o günler uzak geçmişte güzel anılar olarak kaldı.
Çakırtepe bizim evin hemen arka tarafındaydı,
Davulcu İdris topa kuru sıkıyı biraz fazla doldursa
zelzele olmuş gibi bizim ahşap konak sallanır
camlar sangırdardı.
Babam, “İdris yine topu fazla doldurmuş yıkacak
bizim viraneyi “ derdi.
Davul
çalma işi bitince İdris asıl işi olan motorlardaki
işine geri dönerdi. Son yıllarda motorlarda da
iş kalmamıştı, gelişen kara taşımacılığı ve gemilerin
artık Ünye’ye uğramamaları nedeniyle motorculuk
ve deniz taşımacılığı da son bulmuştu. Motorlar
ve mavnalar aylaca sahilde çekili durur, kuruyup
açılmasın diye arada bir denize indirilirdi.
Aniden
gelen bir kalp kriziyle işten güçten elini ayağını
çekti Davulcu İdris, evde vakit geçirdi çalışmadı, çocukları
büyümüş iş güç sahibi olmuşlardı, bir yıl hiç
çalışmadan eski ahşap konağın penceresine oturdu,
ikinci kriz de geldi onu da atlattı, tedavi olmadı
hafife aldı. Eski Ünye’liler öyledir, yıllarca
denizlerde kar kış demeden boğuşmuştu bir şey
olmazdı onlara, ama öyle değildi gençlik gitmiş,
yıllar ve alkol vücutta tamir edilmeyecek tahribatlar
yapmıştı. Üçüncü kriz bir ağustos sabahı pencere
kenarında yakaladı onu, sessizce düştü, bir daha
kalkamadı. Birden bir çığlık kapladı Camcı mahallesini,
Davulcu İdris’in meşakkatli hayatı son bulmuş sevdiklerini bırakarak bu dünyadan
ayrılmıştı, bu konakta
atmış yıl önce başlayan yolculuğu bu konakta
son bulmuştu.
.
Ölümünden sonra aile, ve çocuklar İstanbul’a
ve Ankara’ya dağıldı. Ünye’deki eski dede ve baba
yadigarı evin bir odasına kendi eşyalarını kapatarak
kiraya verdiler, kiracı alt katta inek besliyordu
bir gece kuru otlar tutuşarak ahşap konak yandı
o yangından hiçbir eşya kurtarılamadı, davul ve
geçmişe ait fotoğraflar efe dedenin tüfeği de bu eşyalar arasındaydı, geçmişe ait
ne varsa burada kül olup gitmişti.
Ünye’de ilk, tek ve son bir davulcunun hikayesi burada
bitmektedir. Davulcu İdris’ten sonra Ramazan topu
Ünye de kırk santim boyunda ağızdan dolma kaval
bir topla bir yıl daha oğlu tarafından atıldı,
şimdi ise çağ atlamış olarak havai fişek atılarak
yapılmaktadır.

Ünye’deki topun bir benzeri Ordu
Boztepe’de
|

Benzer bir Top Edirne
Parkında
|
Topa ve “İstihkam” binasına gelince, Belediye Başkanı
Sami Soysal Çakırtepe Parkı yapılırken burayı
yıktırarak taşları parkın yapımında kullandı,
topu Hava Radar Üssü korumaya aldı, boyanmış,
bakımı yapılmış olarak bugün Hava Radar Üssü’nün
girişinde durmaktadır. Gönül arzu ederdi ki top
bir hatıra olarak diğer il ve ilçelerde olduğu
gibi orijinal yeri olan Çakırtepe Parkında halkın
ziyaretine sunulsun. Ama henüz geç değil top radar
üssünden alınarak yine namlusu Ünye’ye dönük bir
şekilde Çakırtepe parkının bir kenarına konulabilir.
Bazı belediyeler bu topları şehir içindeki parklara
da koymuşlardır. Geçende İstanbul’da yapılan Ünye’li
İş Adamları toplantısında bu top ve hikayesinden
Belediye başkanımız Sayın Ahmet Arpacıoğlu’na
bahsettim. Topu diğer belediyelerin yaptığı gibi halka açık bir yerde sergilemenin veya
en uygun yer olan Çakırtepe Parkının bir köşesine
geçmişin tatlı bir hatırası ve belgesi olarak
koyma düşüncemi anlattım.
Top’tan haberi olduğunu konu ile ilgileneceğine
söz verdi. Umarım kısa zamanda top, Çakırtepe
Parkındaki yerine konur.

Ramazan
Topunun konulabileceği yer fotoğrafın
sağ alt köşesindeki
hazır boş platform
|
Ünye’de bir devrin belgesi olan bu topu temizleyip, boyayıp
üs girişine koyarak korumaya alan Hava Radar Üssü
Komutanlığı’na da teşekkür ederiz…
Maniler.
A beylerim,
a beylerim
Yan yana düşmüş evlerim
Komşunuzdan bahşiş aldım
Sizden de ayrı isterim
Gökyüzünün melekleri
Devran eder felekleri
Bugün bahşiş verenlerin
Zayi olmaz emekleri
Yüreklere aşmayın
Kötüye yanaşmayın
Eller ne derse desin
İyilikten şaşmay ın
|
Büyük
cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Kızım Necla börek ister
Bu güne hürmet gerek
Nimete şükür gerek
Mübarek bayram gününde
Topçuya bahşiş gerek
Davulumun ipi gaytan
Sırtımda almadı mintan
Karaduman evde isen
Bahşişimi ver hemen
|
Buna
bayram ayı derler
Bal ile kaymağı yerler
Eskiden adet kurulmuş
Topçuya bahşiş verirler
Pilavın kokusu var
Böreğin sinisi var
Bahşişimi tez yollayın
Gezilecek çok yerim var
Hava sıcak terledim
Bugün çok mani söyledim
Bahşişimi bol verin
Gelecek yıl yine geleyim |
Yaşar
Karaduman
(Kayıp Ünye Hikayeleri -)Ocak/2006/İstanbul/Mecidiyeköy
Makalenin
yazılmasında yardımlarını esirgemeyen kızı Necla
Heysem’e,
Ünye’den eski komşusu Muhsin Tezel’e, Fotoğrafları
bize veren Ayşe Çağlar’a teşekkür ederiz.
|
Makaleyle
ilgili gelen ek anılar ve maniler
|
İSTİHKÂM ANILARI
Anlatan : Terzi Seniha MİSTEPE
1935
yıllarıydı; babam Cemal KÜLÜNK İhtiyat Askeri
olarak ikinci kez askere çağrılmıştı. Birçok Ünyeli
gibi o da İstihkâm Mevkii'nde sivil elbiseleriyle
üç ay askerlik yapmıştı. Ablam Nebiha Suyabatmaz
ile birlikte yanına giderdik. Denizaltı ve gemileri
gözetledikleri dürbünle bize de baktırır ve çevre
evlerin iç mekânlarını dahi gözlemlerdik çocuksuluğumuzda.
O
yıllarda toz şeker yoktu; yerine üzüm kurusu verirlerdi
ve askere iyi bakarlar, çeşitli tayın verirlerdi.
Aldığımız o kuru üzümlerle komposto yapılmış ve
erkek kardeşlerimin sünnetinde misafirlere dağıtılmıştı.
Biz o zaman ilkokula yeni başlamıştık.
Davulcu
İdris Tekirdağlı Orta Mahalle'ye kadar gelir,
bahşişini toplardı.
Çömlekçi Mahallesi'nin Ramazan Davulcusu İdris
Güzelışık idi;
Burunucu Mahallesi Davulcusu ise Nizamettin UYGUN'du.
|
Günümüze
aktaran ve ekleyen Yüksel Şen
Selimiye
minaresi
Bin bir tane penceresi
Uyandırın küçük Bey'i
Yandı pilav tenceresi
Davuluma
vurdum tokmak
Olmaz öyle bakıp kaçmak
Hele hele perde açmak
İdris ister bahşişini.
Davulumun
hakkını ver
Ramazan'a saygı göster
Eskiden âdet kurulmuş
Topçuya bahşiş verirler
Davulumun
hakkını ver
Ramazan'a saygı göster
Eskiden âdet kurulmuş
Topçuya bahşiş verirler
Ta
tepeden çıktım yola
Selâm verdim sağa sola
A benim canım efendim
Bayramın mübarek ola
Bahşişi
alır giderim
Çok yerlerde methederim
Bekletmeyin şu İdris'i
Hanımlarım a Beylerim
|
Ekleyen
ve günümüze aktaran Seniha Mistepe
Bahçanızda
güller olsun.
Daluna bülbüller gonsun.
İki gözüm İsiin Efendü,
Bayramun mübarek olsun.
Davulumun
ipi gaytan
Sırtımda kalmadı mintan
Gönder benim bahşişimi
Alacağım ipek mintan
Davulumun
ipi tekir
Benim adım Deli Bekir
Baklavayı bütün getir
Yiyemesem yüzüme tükür
|