Kayıp bir Ünye Hikayesi

Geçmiş yıllarda Ünye’de Ramazanlarda sahurda davul çalma, davul çalarak sahura uyandırma geleneği yoktu, zaman zaman çalınırdı, diyenler varsa da, hatırlayan çok azdır, ancak bazı köylerde çalındığı bilinmektedir. İftar ve sahur vakitlerinde genelde otuzlu yıllardan ellili yılların ortalarına kadar top atıldı. Top atma anlatılanlara göre Yalıkahvesinde sahilde,  ağızdan dolma küçük bir topla yapılırdı. Top atışı ellili yılların ortalarına doğru, Samsun’dan bir askeri birlikten Ünye’ye getirilen Kurtuluş savaşında kullanılmış tekerlekli bir cebel topu (dağ topu) İle yapılarak Sahur ve iftar vakitleri bildirildi halka.

Bu, kocaman tekerlekleri ve iki metre namlusu olan bir toptu, bu topları Kara Kuvvetleri, belediyelere Ramazan topu atılması için vermişti, bunlardan hemen hemen her il ve ilçede vardır. Bazıları birinci dünya savaşında ve kurtuluş savaşımızda kullanılmıştı, bu topları bize birinci dünya savaşında Almanlar vermişlerdi ve Krupp fabrikalarında yapılmıştı, adı Cebel Topudur, yani dağ topudur, bu toplar engebeli araziler için uygundu, atlarla öküzlerle   mevzilere dağ tepelerine çekilirlerdi. 




Ünye’deki topun bir benzeri  olan bu dağ topu  Giresun Kalesinde

 

 

Bugün bunlar tekniğin gerisinde kaldıkları için artık ramazanlarda kullanılmamaktadır, belediye parklarında veya kalelerde,şehrin yüksek yerlerinde halkın ziyaretine sunulmuştur.  Şimdilerde iftar ve sahur vakitleri havai fişek atılarak bildirilmektedir. Havai fişekler kullanımı kolaydır,80 metre yükseklikte patlamakta sesi 4 kilometrelik bir alanda duyulmaktadır.

Ünye’ye getirilen bu top, bugünkü Ünyespor Lokalinin bulunduğu Atatürk Parkı o yıllarda kumluk boş bir alandı kanalizasyonlardan uzak olduğu için Ünyeliler genelde burada denize de girerlerdi, burada denendi, deneme atışları yapıldı. On-on iki yaşlarında çocuktum, burası babamın işine yakın olduğu için olayı bu kadar net hatırlıyorum.

Namlusu denize doğru çevrilen topun deneme atışlarını, Dönerçeşme meydanındaki Topçu Dondurmasının kurucusu ve Ünye’nin  eski dondurmacılarından askerliğini topçu olarak yapmış, çocukluğumuzda bisikletli dondurma arabası ve hasır kovboy şapkasıyla, anılarımızda kalan “Topçu” lakaplı Hüseyin Göktepe yapmıştı.

Daha sonra top Çakır’ın öküzlerinin  arkasına bağlanarak Çakırtepe’ye “İstihkam”

denilen yere çekildi ve burada uzun yıllar Ramazanlarda iftar ve sahurda Ünyelilere hizmet verdi.

“İstihkam” denilen yer, Sami Soysal Parkı’nın yanında, eskiden Atatürk panosunun bulunduğu yerdeydi, tahminen üç metre yüksekliğinde on metre genişliğinde altı-yedi metre derinliğinde taştan yapılmış önü Ünye’ye doğru açık üstü düz beton bir yerdi. Üstüne çıkıldığında, önde Ünye ve daha gerilerde bütün güzelliği ile Asarkaya ve Kümbet tepeleri, Yason burnuna kadar, arka tarafta  Aynikola açık deniz ve ta..ileride Çaltı Burnu’nun silueti görünürdü.



Atmışlı yıllarda Çakırtepe’den Ünye’nin görünüşü

Buranın İkinci Dünya Savaşı yıllarında, denizden gelecek bir Alman saldırısından korkulduğu için gözetlemek amacıyla yapıldığı söylenmektedir. Burada bir miktar asker ellerinde dürbünlerle arka taraftan gelebilecek bir denizaltı ve savaş gemisi gözetlerlerdi, bir erken uyarı istasyonu gibiydi



Yetmişli yılların başında Ünye’den gönderilmiş bir kartpostal
Çakırtepeden Ünyeye Bakış  
        




2000’ li yıllarda Ünye’nin Çakırtepe’den görünüşü 
(Fotoğraf Mürselin Güney)   

Davulcu İdris’in hikayesi işte bu topla birlikte başlamaktadır. Ramazanda bu top atma işini, evine de yakın olduğu için, belediyede çalışan bir akrabası vasıtasıyla, asıl mesleği motorlarda yedek makinistlik olan Davulcu İdris’e verdiler. Davulcu İdris alçak boylu, şişman, göbekli kırk yaşlarında hoş sohbet, kalender renkli bir kişilikti,  Camcı mahallesinde yirmili yıllarda eski ahşap bir konakta dünya’ya gelmişti

 

Annesinin adı Bülbül, babasının adı Efe Memed’ti, bir de kızkardeşi vardı. Efe Memed’in ailesi Ünye’nin saygın ailelerinden Kadılardandı, Kardeşi Hasan Efendi Ünye Kadısıydı, “Kadıhasan” derlerdi,  fakat İdris’in babası ise kardeşi Kadıhasan’ın aksine efeliği seçmişti. Efe Memed’in efeliği o yıllarda birinci dünya savaşı sırasında Ünye ve köylerindeMüslüman ahaliye zulüm yapan Rum ve Ermeni çetelerine karşı yürüttüğü mücadeleden geliyordu, bu yolla da bir hayli servet edinmişti. Efe Memed daha sonra Ege Bölgesine geçerek diğer efelerle birlikte Kurtuluş Savaşına da katılmıştır. Bol paralı yetişen ve çalışmaya alışmayan Davulcu İdris babasının paraları suyu çekip, Efe Memed vefat edince sıkıntıya düşmüştü. Herkes tarafından sevilen Davulcu İdris’in tek hoş olmayan tarafı, içkiyi fazla sevmesiydi. Her gece kör kütük içer, yıkıla yıkıla yürür, camcı mahallesindeki evinin kapısına geldiğinde “hanım ben geldim “der yıkılır bir daha kalkmazdı.

 

Ünye de bugünkü öğretmen evinin bulunduğu yerde eski Anafarta İlkokulu binasında Fevziye mektebine gitmişti. Askerliğini bahriye olarak Sarıyer Boğaz Komutanlığında yapmıştı.

Hanımı Fatsa’nın Sarıali köyündendi görücü usulü ile evlendirmişlerdi Nermin, Ayşe, Mehmet,  İrfan, İlhan ve Necla adında üç erkek üç kız çocuğu vardı  


Davulcu İdris

Uzun yıllar, Ramazan boyunca iftar ve sahur topları buradan atıldı. Davulcu İdris’in topu nasıl hazırladığını defalarca seyrettim çocukken. Bez  ve paçavra toplayarak topun doldurulmasına yardım ederdik, arada bir de o görmeden taş koyardık namlunun ağzından içeri, sonra uzun bir sopayı topun ağzından sokar, vurarak koyduğumuz kuru sıkıyı sıkıştırırdı,  top patladığı zaman doldurduğumuz taşlar aşağıdaki evlerin kırmızı kiremitli damlarına düşer, takır-takır  ses çıkarırdı, bez parçaları ağaç dallarında asılı kalırdı, kızardı bize,

-Yine mi taş koydun kaptan? Kiremitleri kıracağız, adamlar kızacak bize, seni yarın kaptana söyleyeceğim, derdi.

 Kaptan olan amcamın adı da Yaşar olduğu için bana da kaptan derdi.  Amcamın motorlarında ikinci kaptan ve makinist olarak çalışırdı.  Amcam motorla sık sık beni de alır götürür dümen tutmayı öğretir, tayfalara,

-Benden sonra gelecek kaptan budur, derdi. Ailemiz beş kuşaktan beri denizcilikle uğraşıyordu, amcam beşinci kuşaktı, ben altıncı kuşak olarak kaptanlığı  devralamadan denizcilik bitti, meslek bitti, benim kaptanlıkta havada kaldı.

Son top atılıp Ramazan bitince, bayram sabahından itibaren bütün bayram boyunca alır eline davulunu mahalle mahalle, sokak, sokak, ev, ev bütün Ünye’yi dolaşır hem davul çalar hem maniler söyler bahşiş toplardı. Manileri çok ünlüydü Davulcu İdris’in.  Bu makaleye konu olmasının nedeni de manileridir,bir benzeri daha yoktur, Ünye’de tektir. Bir dönemin çocukları bu bayramları ve çocukluklarını bu manilerle bu topla hatırlarlar. Bunları bulabildiğim kadarıyla makalenin sonundan verdim, benim hatırlayamadıklarım olursa lütfen ulaştırın onları da ekleyelim, bu bir dönemin bayram kültürü kaybolmasın, bir gün Ünye’yi yazacak olanlara, çocuklarımıza, bizim çocukluğumuzun bayram anılarının bir belgesi olarak kalsın, hani hep eski bayramlar derler ya, işte size eski bir bayram hikayesi.

Manilere kısaca değinmek gerekirse, Türk Halk Edebiyatının bir halk şiiri türüdür, söyleyeni bilinmez anonimdir. Yedili hece formunda tek dörtlüktür, anlatılmak istenilen mesaj bu tek dörtlükte verilir, , mana kelimesinden türemiştir, maniler genelde dört satırdan kuruludur, 1-2-4 cü satırlar ses uyumlu 3 serbesttir. Niyet manileri, Atışma manileri, Davulcu manileri, Aşk manileri, Mektup manileri Kına gecesi manileri ve Ramazan manileri diye türleri vardır.



Çamlıkta bir kır yemeğinde, Davulcu İdris sağda yerde oturan

Fotoğrafı bize ulaştıran: Ayşe Çağlar

Bu bir dönemin Bayram Kültürüdür Ünye’de. Bir benzeri daha o öldükten sonra yapılmamıştır,  bu kültür gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.  Maniler o yılların Ünye’sinin yaşam tarzını Bayram gelenek ve adetlerini anlatması bakımından önemli bir sözlü belgedir.

Bazen de manileri önünde çalıp söylediği evin reisine göre değiştirir eklemeler yapar,  bir Ünye yaşam kültürü katardı içine. Genelde Ünye ağzıyla söylerdi, verilen bahşişler pencerelerden gazete kağıdına sarılarak atılan bir lira olurdu, bir lira saf gümüşten yapılmış kıymetli bir paraydı o günlerde.

 

Bayramın birinci günü davul yerinden çıkarılır, dolaşıp bahşiş toplamak için hazırlık yapılırdı, bir Türk Bayrağı uzunca bir sırığın ucuna bağlanır,  davul omuza asılır sepet kola takılır yola çıkılırdı. Buradan sonrasını en ufak kızı Necla’dan dinleyelim. Babası hakkında böyle bir yazı hazırladığımızı, bazı bilgilere ihtiyacımız olduğunu söyleyince bizi kırmamış defalarca sorularımızı bıkmadan cevaplandırmıştır.

  

“Davul çalmaya, orta caminin arakasından başlanılırdı, ertesi gün hamamın arkasındaki mahalleye sıra gelirdi, buraya zengin mahallesi derdik bahşişi bol ve lokumları tatlı olurdu, kardeşlerimle bazen bu mahalleye gitmek için kavga ederdim. Fakir mahallelerde yapılan lokumlar şekersiz ve tatsız olurdu biz bunlara fakir lokumu derdik. Bazen çok fakir olup hiçbirşey veremeyen aileler de vardı babam onları anlar topladığımız lokumlardan gizlice onlara gönderirdi bizimle. Bazen çok zengin olup hiç bahşiş vermeyen pencereye bile çıkmayan perdeleri kapatanlar da vardı babam onlara kızar “münafıklar” derdi.

Saray camisi ve hükümet konağı arkası zengin mahallesi sayılırdı, burada verilen bahşişler daha çoktu, lokumları daha büyük ve üzümlüydü akide şekerleri susamlıydı. O gün para olarak toplanan bahşişler akşam eve gelince bir örtünün üzerine dökülür, kağıt patralar bir tarafa madeni bir lira elli kuruş ve yirmibeş kuruşlulklar da bir tarafa ayrılırdı.

Bu paralar bayram bitince borçlara dağıtılırdı. Kurban Bayramında bahşiş daha çok et olarak verilirdi, etler kavurma yapılırdı,  bahşiş olarak verilen lokumlar bayatlamasın diye keten bezinden yapılan bir torbaya konur ağzı büzülerek duvara asılır veya büyük kalaylı bakır tencerelerin içinde dururdu, bayatlamazdı. Bizimde evimizde böyle bir lokum tenceremiz vardı, karnımız acıktığında öğün araları annem buradan bize lokum verirdi bir ay kadar taze kalırdı bu torbada ve tencere de lokumlar.

Bahşişler eğer para ise bir kağıda sarılarak pencereden atılır veya evin çocukları tarafından elden verilirdi.  Aşağıya inecek kimsesi olmayanlar ve atmayı uygun bulmayanlar uzatılan bayrak direğine bağlardı, bayrak sopası bu nedenle biraz uzunca seçilirdi. Bazı konaklarda davulcunun geleceği bilinir öncede hediyesi, para, lokum ve havlu olmak üzere bir bohça, çıkın hazırlanırdı. Biz bayramlarda dedem Veysel Kaptanın Konağında toplanırdık. Amcam Yaşar Kaptan kardeşlerin en büyüğü olduğu için baba yerine sayılırdı bu bir gelenek halini almıştı, amcam, Davulcu İdris gelene kadar defalarca sorardı “İdris’in çıkını hazır mı?” diye.. Davulcu İdris’te en güzel manilerini söyleyerek teşekkür ederdi.

Sırasıyla, Çamurlu Mahallesi, Yalıkahvesi  Orta Mahalle  Türbe Mahallesi, Burunucu mahallesi derken en son kendi mahallesi Camcı Mahallesine gelirdi, burada da bahşişler boldu herkes en fazla bahşiş veren olmak için kesenin ağzını açardı. Böylece bayram turu biter, bayrak, yıkanır dolaba konulur davul bir dahaki bayrama kadar duvara asılırdı

En çok verilen bahşiş “Lokum”du. Bu lokum bizim bildiğimiz lokumlardan değildir. Ünye Lokumu’dur,  halen yapılır Ünye’de, eskiden yalnız bayramlarda evlerde yapılırdı, şimdilerde Ünye’de fırınlarda ve pastanelerde de yapılıyor, Ünye’yi ziyaret edenler tarafından da satın alınıyor, turistik oldu bizim lokum.

Bu, içine şeker, yumurta, un, tereyağı, kaymak, süt, fındık, kuru üzüm,  limon ve karbonat konularak hazırlanmış bir hamurdan yapılan bir nevi kurabiyedir. Bu konuda daha fazla bilgi için http://members.lycos.co.uk/zilem/yemek.htm adresinden “Lokum” bölümüne  bakınız.

Bugün örnekleri pek az kalan eski Ünye Konaklarının yanında ve bahçesinde bir de fırını olurdu, mahallenin lokumları bu fırınlarda pişerdi. Böyle bir fırın dedem Veysel Kaptan’ın konağının yanında da vardı, bayramdan bir gün önce fırın yanar, bütün Türbe mahallesinin lokumları burada pişer, bütün mahalleyi hiç unutamadığım o lokum kokusu sarardı.

Bir seferinde de ölümden dönmüştü Davulcu İdris. Topun arka kapağı arızalanmış kapanmıyordu, topu doldurduktan sonra kocaman bir taş parçasını kapağın önüne destek olsun diye dayamıştı, top patlayınca geri tepmiş, barut ve duman içinde İdris’i duvara yapıştırmıştı.  Hepimiz o gün mutlak bir ölümden dönmüştük, Murat diye bir arkadaşımız topa yakın durduğundan yüzü yanmış elbiseleri parçalanmıştı, bugün hala o yanık izlerini yüzünde taşır, ben eve gittiğimde ağzım ve burun deliklerim simsiyahmış annem güzel bir sopa atmıştı bana süpürgenin topuzuyla.

Bir keresinde de saati şaşırmış topu erken atmıştı. Bu olaydan sonra bir daha oradan top atılmadı, Yalıkahvesinde ki kumsalda dinamit atılarak iftar ve sahur saatleri bildirildi halka.

Zamanla pek çok yer gibi Ünye’de kültür değişikliğine uğradı, bazı gelenekler kayboldu, çocukken ya pencerede ya kapının önünde top sesi beklediğimiz o günler uzak geçmişte güzel anılar olarak kaldı.

 Çakırtepe bizim evin hemen arka tarafındaydı, Davulcu İdris topa kuru sıkıyı biraz fazla doldursa zelzele olmuş gibi bizim ahşap konak sallanır camlar  sangırdardı. Babam, “İdris yine topu fazla doldurmuş yıkacak bizim viraneyi “ derdi.

 

Davul çalma işi bitince İdris asıl işi olan motorlardaki işine geri dönerdi. Son yıllarda motorlarda da iş kalmamıştı, gelişen kara taşımacılığı ve gemilerin artık Ünye’ye uğramamaları nedeniyle motorculuk ve deniz taşımacılığı da son bulmuştu. Motorlar ve mavnalar aylaca sahilde çekili durur, kuruyup açılmasın diye arada bir denize indirilirdi.

 

Aniden gelen bir kalp kriziyle işten güçten elini ayağını çekti Davulcu İdris,  evde vakit geçirdi çalışmadı, çocukları büyümüş iş güç sahibi olmuşlardı, bir yıl hiç çalışmadan eski ahşap konağın penceresine oturdu, ikinci kriz de geldi onu da atlattı, tedavi olmadı hafife aldı. Eski Ünye’liler öyledir, yıllarca denizlerde kar kış demeden boğuşmuştu bir şey olmazdı onlara, ama öyle değildi gençlik gitmiş, yıllar ve alkol vücutta tamir edilmeyecek tahribatlar yapmıştı. Üçüncü kriz bir ağustos sabahı pencere kenarında yakaladı onu, sessizce düştü, bir daha kalkamadı. Birden bir çığlık kapladı Camcı mahallesini, Davulcu İdris’in meşakkatli hayatı  son bulmuş sevdiklerini bırakarak bu dünyadan ayrılmıştı, bu konakta  atmış yıl önce başlayan yolculuğu bu konakta son bulmuştu.

.

 Ölümünden sonra aile, ve çocuklar İstanbul’a ve Ankara’ya dağıldı. Ünye’deki eski dede ve baba yadigarı evin bir odasına kendi eşyalarını kapatarak kiraya verdiler, kiracı alt katta inek besliyordu bir gece kuru otlar tutuşarak ahşap konak yandı o yangından hiçbir eşya kurtarılamadı, davul ve geçmişe ait fotoğraflar efe dedenin tüfeği  de bu eşyalar arasındaydı, geçmişe ait ne varsa burada kül olup gitmişti.

 

Ünye’de ilk, tek ve son bir davulcunun hikayesi burada bitmektedir. Davulcu İdris’ten sonra Ramazan topu Ünye de kırk santim boyunda ağızdan dolma kaval bir topla bir yıl daha oğlu tarafından atıldı, şimdi ise çağ atlamış olarak havai fişek atılarak yapılmaktadır.




Ünye’deki topun bir benzeri Ordu Boztepe’de





Benzer bir Top Edirne Parkında


Topa ve “İstihkam” binasına gelince, Belediye Başkanı Sami Soysal Çakırtepe Parkı yapılırken burayı yıktırarak taşları parkın yapımında kullandı, topu Hava Radar Üssü korumaya aldı, boyanmış, bakımı yapılmış olarak bugün Hava Radar Üssü’nün girişinde durmaktadır. Gönül arzu ederdi ki top bir hatıra olarak diğer il ve ilçelerde olduğu gibi orijinal yeri olan Çakırtepe Parkında halkın ziyaretine sunulsun. Ama henüz geç değil top radar üssünden alınarak yine namlusu Ünye’ye dönük bir şekilde Çakırtepe parkının bir kenarına konulabilir. Bazı belediyeler bu topları şehir içindeki parklara da koymuşlardır. Geçende İstanbul’da yapılan Ünye’li İş Adamları toplantısında bu top ve hikayesinden Belediye başkanımız Sayın Ahmet Arpacıoğlu’na bahsettim. Topu diğer belediyelerin yaptığı gibi  halka açık bir yerde sergilemenin veya en uygun yer olan Çakırtepe Parkının bir köşesine geçmişin tatlı bir hatırası ve belgesi olarak koyma düşüncemi anlattım.  Top’tan haberi olduğunu konu ile ilgileneceğine söz verdi. Umarım kısa zamanda top, Çakırtepe Parkındaki yerine konur.




Ramazan Topunun konulabileceği yer fotoğrafın sağ alt köşesindeki
hazır boş platform

Ünye’de bir devrin belgesi olan bu topu temizleyip, boyayıp üs girişine koyarak korumaya alan Hava Radar Üssü Komutanlığı’na da teşekkür ederiz…

 

Maniler.

A beylerim, a beylerim
Yan yana düşmüş evlerim
Komşunuzdan bahşiş aldım
Sizden de ayrı isterim

Gökyüzünün melekleri
Devran eder felekleri
Bugün bahşiş verenlerin
Zayi olmaz emekleri

Yüreklere aşmayın
Kötüye yanaşmayın
Eller ne derse desin
İyilikten şaşmay ın
Büyük cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Kızım Necla börek ister

Bu güne hürmet gerek
Nimete şükür gerek
Mübarek bayram gününde
Topçuya bahşiş gerek

Davulumun ipi gaytan
Sırtımda almadı mintan
Karaduman evde isen
Bahşişimi ver hemen
Buna bayram ayı derler
Bal ile kaymağı yerler
Eskiden adet kurulmuş
Topçuya bahşiş verirler

Pilavın kokusu var
Böreğin sinisi var
Bahşişimi tez yollayın
Gezilecek çok yerim var

Hava sıcak terledim
Bugün çok mani söyledim
Bahşişimi bol verin
Gelecek yıl yine geleyim

Yaşar Karaduman
(Kayıp Ünye Hikayeleri -)Ocak/2006/İstanbul/Mecidiyeköy

Makalenin yazılmasında yardımlarını esirgemeyen kızı Necla Heysem’e,
Ünye’den eski komşusu Muhsin Tezel’e, Fotoğrafları bize veren Ayşe Çağlar’a teşekkür ederiz.



Makaleyle ilgili gelen ek anılar ve maniler


İSTİHKÂM ANILARI
Anlatan : Terzi Seniha MİSTEPE

1935 yıllarıydı; babam Cemal KÜLÜNK İhtiyat Askeri olarak ikinci kez askere çağrılmıştı. Birçok Ünyeli gibi o da İstihkâm Mevkii'nde sivil elbiseleriyle üç ay askerlik yapmıştı. Ablam Nebiha Suyabatmaz ile birlikte yanına giderdik. Denizaltı ve gemileri gözetledikleri dürbünle bize de baktırır ve çevre evlerin iç mekânlarını dahi gözlemlerdik çocuksuluğumuzda.

O yıllarda toz şeker yoktu; yerine üzüm kurusu verirlerdi ve askere iyi bakarlar, çeşitli tayın verirlerdi. Aldığımız o kuru üzümlerle komposto yapılmış ve erkek kardeşlerimin sünnetinde misafirlere dağıtılmıştı. Biz o zaman ilkokula yeni başlamıştık.

Davulcu İdris Tekirdağlı Orta Mahalle'ye kadar gelir, bahşişini toplardı.
Çömlekçi Mahallesi'nin Ramazan Davulcusu İdris Güzelışık idi;
Burunucu Mahallesi Davulcusu ise Nizamettin UYGUN'du.

Günümüze aktaran ve ekleyen Yüksel Şen

Selimiye minaresi 
Bin bir tane penceresi
Uyandırın küçük Bey'i
Yandı pilav tenceresi

Davuluma vurdum tokmak
Olmaz öyle bakıp kaçmak
Hele hele perde açmak
İdris ister bahşişini.

Davulumun hakkını ver
Ramazan'a saygı göster
Eskiden âdet kurulmuş
Topçuya bahşiş verirler

Davulumun hakkını ver
Ramazan'a saygı göster
Eskiden âdet kurulmuş
Topçuya bahşiş verirler

Ta tepeden çıktım yola
Selâm verdim sağa sola
A benim canım efendim
Bayramın mübarek ola

Bahşişi alır giderim
Çok yerlerde methederim
Bekletmeyin şu İdris'i
Hanımlarım a Beylerim

Ekleyen ve günümüze aktaran Seniha Mistepe

Bahçanızda güller olsun.
Daluna bülbüller gonsun.
İki gözüm İsiin Efendü,
Bayramun mübarek olsun.

Davulumun ipi gaytan
Sırtımda kalmadı mintan
Gönder benim bahşişimi
Alacağım ipek mintan

Davulumun ipi tekir
Benim adım Deli Bekir
Baklavayı bütün getir
Yiyemesem yüzüme tükür