
(Ünye’de Yayınlanan Ve Kimsenin Bilmediği
Bir Gazete)
|
İLKKEZ
Mehmet
KUŞÇU
1983-84 öğretim yılı…
Ünye Lisesi…
5 Fen D sınıfı…
Kendimizi sınıf olarak
5 Fen Deliler olarak tanımlardık…
Derslerden Edebiyat,
hocalardan çok sevdiğim ve üzerimde çok
emeği ve etkisi olduğunu her zaman hissettiğim
Gülay Hoca…
Genç ve güzel Gülay
Hocam…
Gülay ÖDÜKLÜOĞLU….
İlk görev yeri Ünye
Lisesi, idealist ve her şeyiyle kendini
Anadolu’nun bu kıyıcığında bizlere bir şeyler
aktarabilmek için canfedakarane çalışıyor….
Konu dönem ödevi için
hazırlanacak gazete…
Sınıfı üçe taksim
etti hocamız, en kolay yolu ile cam tarafı
bir ekip, duvar tarafı ve orta sıra diğer
ekipler…
Aslında duvar tarafında
oturuyorum o ders her nedense orta sıradayım,
dolayısıyla orta sıranın ekibinde kalmış
oldum …
Ekip; İrfan Yıldız,
Hatice Aldemir, Nilüfer Varilci, Hatun Fidan,
Turgay Pabuçoğlu, Sefine Karahasan, Ahmet
Gerçeker, Necmetin Kalafat, Kerim Bayrak,
Melek Özalp ve ben olmak üzere on bir kişiden
oluşuyordu…
Sınıfta içten içe
bir çekişme başladı, en iyi gazeteyi çıkarmak
için…
Gazete derken bildiğimiz
gazete kağıdına basılı bir gazeteden bahsetmiyorum.
Bir kartonun üzerine daktilo ile yazılmış
haber ve konuların yazılı olduğu kağıtlar
kesilip yapıştırılacak…
Sınıftaki çekişme
o hale geldi ki bizim ekipten Hatice çok
hırslı ve heyecanlı;
-
Arkadaşlar
benim bir fikrim var!
-
Nedir?
-
Gazetemizi
bastıracağız!
-
!!?
çok şaşırmış ama heyecanlanmıştık da…
O zamanlar Çağrı Gazetesinde
çalışıyor muydu neydi?
-
Hasan
Abi ile gidip görüşelim, O bize yardımcı
olacaktır.
Toplandık ekip olarak
gittik Özler Matbaasına. Hasan Abi’nin (Öz)
de hoşuna gitmiş olmalı ki bu fikri nasıl
gerçekleştirebilirizi konuşmaya başladık
ve sonunda Çağrı Gazetesinin bir hafta bizim
tarafımızdan hazırlanıp ve yayınlanması,
bizim için de sadece ismi değiştirilerek
200-250 adet gazete basılması doğrultusunda
anlaştık…
Sevinç ve heyecanla
ama bu fikri kimseye de sızdırmadan, saman
altından su sızdırılacaktı.
Görev dağılımı yapıldı.
İsim konusunda da
bir çok tartışmadan sonra Ünye Lisesinde
daha önce yapılmamış bir olayı gerçekleştirdiğimiz
için İLKKEZ isminde mutabık kaldık…
Heyecanla paylaşılan
görevler konusunda hummalı bir çalışma başladı,
herkes görevini bitirdiğinde matbaaya gidip
ve çalışmalarımızı teslim ettik…

Bir hafta sonra İLKKEZ
gazetesi hazırdı, o haftaki Çağrı ile içerik
olarak aynı, sadece isimleri farklıydı…
Herkesi şaşırtmış
ve başarmıştık, öğrenci olarak bu güne dek
Ünye Lisesinde yapılamamışı yapmış ve bir
gazete çıkarmıştık. Doğal olarak herkes
bizi kutlayacak aferin size diyecekti, diğer
iki gruptan da daha iyi bir iş çıkarmış
olacaktık…
Beklenti buydu…
Gazete okula geldi.
Üç yüz tanesi bize verilmişti, heyecanla
tüm okula dört koldan dağıtmaya başladık…
20 adet gazeteyi de
öğretmenler odasına gönderdik artık tepkileri
ve tebrikleri alabilirdik!!
Çok geçmeden Gülay
Hoca heyecanlı bir şekilde geldi;
-
Nasıl
böyle bir şey yapabilirsiniz??
-
!!
-
Kimden
izin aldınız?
-
!??
-
Kime
sordunuz çocuklar?
-
!!
-
Kaç
tane basıldı bunlardan?
-
Üç
yüz hocam
diyebildim sadece anlamamış ve üzgün bir halde.
-
Bende
yirmi tane var, iki saat içinde 280 gazeteyi
istiyorum…
Dağıldık yıkılmış
ve hayal kırıklığına uğramış bir biçimde
tüm okulu dolaştık bulabildiklerimizi toplayıp
getirip verdik Gülay Hanım’a…
O gün bir anlam verememiştik
bu olanlara…
Ertesi gün hepimizin
ifadesi alındı. Bunun bir ödev olduğu ve
bu niyetle yapıldığı anlatıldı. Sıkıyönetim
komutanlığınca inceleme yapılarak aynı doğrultuda
üstlerine bilgi verildi ki , konu kapandı…
Sonradan anladık ki
böyle bir gazete çıkarmak izne tâbi imiş,
hem de dönem sıkıyönetim dönemi, yaptığımız
işe bakın!!
Gülay Hoca ve okul
yönetimi yaptığımız bu işten dolayı çok
sıkıntı çektiler, neticede olayın boyutu
anlaşıldı ve konu kapandı. Hocamız bize
bir hafta ek süre verdi ve bu sefer beyaz
karton üzerine diğer gruplarınki gibi bir
gazete hazırladık, adını ne koyduk biliyor
musunuz?
İkinci Atak!
Gülay Hoca o yıldan
sonra İstanbul’a gitti, hala orada görevini
sürdürüyor, arkadaşların hepsi kendi iş
ve güçlerinde, çoktan unuttular belki de
o günleri, geriye dönüp bakınca gülüyorum
yaptığımız işlere…
Hak etmişiz değil
mi 5 Fen Deliler lakabını!!?