|

Ünye’de
çok uzun yılar önce bazı günlerde, Belediye Caddesinden
kahve kokularından geçemezdiniz. Kahve kokusu buradan
şehrin diğer ucuna kadar yayılırdı. Belediye caddesi
o yıllarda sıradan kahvehanelerle dolu idi. Yolun
karşısı, yani bugünkü Belediye binasının bulunduğu
yer, otobüs yazıhaneleri, yanındaki park ve otopark
kahvehanelerin bahçesi idi, sıra sıra akasya ağaçları
vardı bahçelerde. Önü de denizdi, kumsaldı, motorlar
çaparlar çekilirdi. Yol daha geçmemişti. Samsun
Trabzon karayolu Ünye’ye geldiğinde askerlik şubesinin
önünden, çınarın yanından geçerek hükümet caddesinden
manifaturacıların önünden geçerek hanboğazına gelir
oradan eski köprüden geçerek devam ederdi. Zaten
gelip geçen ne otobüs vardı ne kamyon.
En
baştaki kahve Sıddık’ın kahvehanesiydi. Kahveci
Sıdık bizim mahale de otururdu. Torunu Cengiz hem
mahalle arkadaşım hem okul arkadaşımdı. Aynı yaşlardaydık,
ona da abisine de Sıdık derdik.
Bu
kahvehaneler, kahvelerini kendileri kavurur, kendileri
el değirmenlerinde çeker taze taze mis gibi müşterilerine
sunarlardı. Kahve içme geleneği henüz kaybolmamıştı
yaygındı o yıllarda. Bugün bu gelenek yavaş yavaş
kaybolmaktadır. Dışarıdan kültürümüze giren diğer
kahve ve içme şekilleri Türk Kahvesi geleneğinin
yavaş yavaş kaybolmasına neden olmaktadır.
Dedem
de akşam yemeğinden sonra anneanneme bir kahve yaptırır,
anneannem fincandan artanı bana verirdi, ben hep
beklerdim, sonra dedemle ocak başında keyifle içerdik.
|

Son teknoloji kahve kavurma makinasi
|
Kahvehanelere
ve kahve satan dükkanlara bu kahveyi Depdi Rıfat
kavururdu. Ondan başka bu işin inceliğini bilen
yoktu. En iyi kahveyi tam kıvamında Depdi Rıfattan
başka kimse beceremezdi. Depdi Rıfatın özel
olarak kahve kavurmak için yapılmış bir kahve
kavurma mangalı ve tamburu vardı o buna kahve
dolabı derdi. |
Kömürle
doldurulan mangal güzelce yakılır, kıvamına gelince,
yeşil kahve çekirdekleri dolap veya tanbur denilen
,üzerinde kapak bulunan bir silindirin içine konur
bu dolap ateşten onbeş-yirmi cm. yükseklikteki bir
düzeneğe takılır ve tanburun ucuna bağlı bir kolla
kuzu çevirir gibi içindeki kahve kavruluncaya kadar
çevrilirdi. Çevrildikçe içindeki kahveler kavrulur
ve dayanılmaz bir kahve kokusu kasabaya yayılırdı.
Dedem
de iyi yapardı bu kavurma işini. En iyi kahveyi
Ünye’de dedem kavurur ve en taze kahve onun dükkanın
da bulunurdu. Sonraları o da diğerleri gibi bu işi
Rıfat’a bıraktı. Ünye’de kahvehanelere ve dükkanlara
kahve kavurma işini Rıfat yaptı yıllarca.
Eldeki
bilgilere göre ilk kahveyi Yemen de görüyoruz, bir
çoban tesadüfen buluyor. 1550 yılında Yemen Valisi
Özdemir Paşa tarafından saraya getirilmiş, Türkler
kahve ile böylece tanışmışlar ve bunu olağanüstü
bir lezzete dönüştürerek Dünyaya tanıtmışlardır.
Pişirilme şekli ile cezvesi ile fincanı ile kavrulması
ve çekilmesi ile şarkıları ve türküleri ile kahve
Türklerde bir kültür haline dönüşmüştür.
Kahve
kavrulurken içine bir miktar da tereyağı ilave edilirdi.
Henüz kahvenin dükkanlarda çekilmiş olarak hazır
bulunmadığı yıllarda yeşil çekirdek olarak alınır
ihtiyaç oldukça herkesin evinde bulunan kahve tavasında
kavrulur ve el değirmenlerinde çekilerek taze taze
içilirdi. Bir de Dibek kahvesi vardı, bu çekilmez,
kavrulmuş çekirdekler dibek denilen taştan veya
ceviz ağacından yapılmış havanlarda iyice dövülerek
kına gibi yapılırdı. Bunun lezzeti çekme kahvelerden
biraz farklı olurdu.
|
Kahve
dolaplarda veya tanburlarda çoklu kullanım
için kavrulduktan sonra soğutmaya bırakılır
bir gün bekletilirdi. Soğutulan kavrulmuş
kahve en geç üç gün içinde tüketilir ve çekilirdi,
yoksa sertlesir çekilmesi zorlaşır çekilen
kahve kalın olurdu.
|

Kavrulmuş kahve çekirdekleri
|
Kavurma
işlemi kahvenin kendine has kokusunu ortaya çıkarır,
tadı ve lezzetinin çekirdek içinde kalmasını sağlardı.
Çekirdeklerin rengi kavrulma esnasında yeşilden
kahve rengine döner, süre uzadıkça renk koyulaşır,
buna paralel olarak tadındaki lezzet artardı.
Bu
otantik elle kahve kavurma işlemi bugün unutulmuş
kahveyi kavurmak, öğütmek ve istenilen şekilde paketlemek
için modern makineler geliştirilmiştir.
Ünye’nin
tarihinde ve kültüründe bizzat yaşadığımız bir dönemi
ve geleneği “Kayıp Ünye Hikayeleri”nde böylece aktardık
sizlere ve geleceğe. Aslında bu ve daha yazacağımız
benzeri konular başlı başına uzun bir araştırma
inceleme ve tez konusudur. Bunu da gençlere bırakıyoruz.
Yaşar Karaduman, İstanbul - Mecidiyeköy,
Nisan 2006
yasar.karaduman@gmail.com
|