Ünyelilere Cumhuriyet’in ilanının duyurulduğu yerin adı Cumhuriyet Meydanı oldu. Biz Ünyeliler Kavakdibi demişiz koskoca çınar ağacının dibine. Vardır bir bildiğimiz!

Kavak dibinden başlayan Saray caddesinden Zincirlikuyu’ ya çabucak geliverdik. Buraya kadar olan arayı Domuzcu Kadir’in Bilgin ile Sırmabıyıkların Ömer, kafa kafaya verip yazarlar umuyorum. Onların bölgesidir karışmayayım.

Uzbay’ların karşı köşesinde bakırcı Arap Hasan’ın evinin bahçe çitinin kenarındaki patikadan, zeytinliğe geçer, Zeytinlik Sokağının sonuna kayrağın başına geliverdiniz. Kayraktan Dereağzına Yalıkahvesine kestirmeden inersiniz. Tabi Dofdinler ile Daş Hasan ın azgın köpeklerinden korkmazsanız.

Dönelim geri: Zincirlikuyu’dan sonra yol epeyce dikleşir tepeye çıktığınızı burada anlayıverirsiniz. Solumuzda soyadlarımızın oluşmasındaki önerilerde bulunan Nüfus Memuru Ruhi Bey’in (Topçuoğlu) evi (Murat ve Sayhan Topcuoğlu’nun babaları). Eşi ve kardeşi Emine ve Huriye hanımlar Cumhuriyetin Muallimleri ve kadınları olarak Ünye Eğitim ve Öğrenimine büyük emekler verenlerdendir.

Nüfus Memurunun evinin bahçesi mandalina, portakal ve zeytin ağaçları ve güller ile dopdoluydu. Hemen üst tarafta solda Mevlüt ustaların evi ve müştemilatı karşılar sizi. Deniz yolu ile getirilip eski iskeleden karaya çıkarılan parke taşlarını Ünye Sokaklarına inci taneleri gibi dizenler Mevlüt Usta ve oğulları idi.

Mevlüt ustaları geçtikten sonra karşıda kuyu ve Belediyenin Mahalle Çeşmesini görürdünüz. Bu çeşme den Kadın Mahkumlar sabah saatlerinde gardiyanlar ve askerler nezaretinde getirirler su kaplarını doldurarak tekrar koğuşlarına dönerlerdi. Bu yol ayrımındaki kuyu ve çeşmenin hemen arkasında Japon Yusuf ‘un evi vardı.(Eşi Asiye teyze bizim Zeytinlik sokaktan bu eve gelin olmuştu.)

Sola giden Debboy sokağının başlangıcında Habipoğlu’nun  (Süleyman Habipoğlu’nun Babası) evini geçtikten sonra Ebelerin Ömer, Pişkinler, İşbakan ve Davulcu Osman emminin evleri sağlı sollu sıralı idi.

Soldan aşağıda Hapishane( Debboy) vardı. Debboy, harp zamanında ve sonrasında Askeri Malzemeler v.s deposu olarak kullanıldıktan sonraki günlerinde Ünye’nin hapishanesi olarak kullanılıyordu. Ama o benim aklımda hep debboy olarak kaldı.

Debboy’a inen yolun yarısında Uzun Ali Dayının evi vardı. Yukarıdan soldaki düzlükte Jandarma Karakolu, biraz yukarıdan sağa giren patika yolun üzerinde Arkadaşlarımdan Abdullah Varilci’lerin evi, Mendellü Salim’in, Ayakkabıcı Laz  Temel’in evleri vardı. Mendellü Salim İstanbul lu gibi giyinirdi. Ayakkabıcı Laz Temel Körüklü çizme (Aceske) yapan ünlü ustaydı.

Yukarı çıkıldığındaki dört yol ağzına oda yanı deniliyordu. Sola dönen yol öte kuyu yanına, buradan devam ederek Bağ başına, Harmandüzü ve Çöremeze kadar  uzanır. Öte kuyu yanındaki son ev Fısırık Osman Emminin evidir. Süleyman Çavuş, Mokmok emmi ve oğulları, Ali Hoca ve oğlu Seyit bu sokağın sakinlerindendi. Fısırık Osman Emmi Ali Hocanın damadıydı. Süleyman Çavuş günümüze yaşayan meşhur ipçi ustasıdır. Ali Hoca Camimizin imamlığını yapıyordu. Uzun sakallı güleç yüzünü hatırlıyorum. Mokmok  Emmi inanılmaz güzellikte sebze ve meyveler üretirdi. Kendir üretimini de yapardı. O günler kendir, ip ve halatlarının polyestere yenik düşmediği günlerdi.

Oda yanından yukarı çıkıldığında Topçunun Kar Kuyusu, süslü Mustafa’ nın evi, tersanesi (ip ve halat üretim yeri) Ahmet Ağa’ nın  evi, Kör hafızın evi (Töntek Alaettin’ in babası) Saraşlı Dede’nin evini geçince tepe dut dibine ulaşırsınız.Süslü Mustafanın tersanesinde yoğun ip imalatı olurdu. Tepe dut dibinde bir bayram günü Abdullah CİNBAŞ’ ın kurduğu dönme dolap’ a bindiğimi unutmadım. Abdullah amca babamın arkadaşı olduğu için benden para da almamıştı.

Tepe bütün mahallenin fındık harmanının yapıldığı yerdi. Gece üç ayak üzerine çatılmış çubukların ortasında, çadır direklerinin uçlarına asılmış fenerler ateşböcekleri gibi unutulmaz ışık selleri oluşturuyorlardı. Sabahın erken saatlerine kadar yıldızlarla yarışıyorlardı. Gündüz’ de aynı güzellikteydi tepe. Kare, dikdörtgen ve üçgen adacıklara ayrılmış yeşilden kahverengine renk cümbüşüydü tepe harmanları.

Fındık harman zamanı dışında bütün mahalle çocuklarının karşılıklı takımları kurarak oyunlar oynadığı, tahtalılarını uçurdukları masal ülkesiydi benim için tepe. Su deposu yapıldığında biraz hevesimiz kırılmıştı ancak yeni oyun platomuz diye kabullendik, çabuk alıştık

Kar kuyusu deyip geçmeyeceğim. Dondurma yapımını en vazgeçilmez malzemeydi. Kışın toplanır, sıkıştıra sıkıştıra kuyuya depo edilir, yaz aylarında sabah erken saatlerde hızar ile kesilerek çıkarılırdı. Topçu ilk zamanlar dondurmayı burada yapar çarşıya indirirdi. Sonradan Telis çuvallara sarılarak at ile çarşıya indirilen karlar dondurma yapımında kullanılırdı.

Kar kuyusunun öte kuyu yanına giden yolun köşesinde kar sularının biriktiği kuyu vardı. Karşı köşedeki ev Sırmabıyıkların baba evi idi. Yazın sıcak günlerinde akşam yemekleri sonrasının vazgeçilmezi karpuzlar fileler veya bez torbalar içinde ucuna ip bağlanarak kuyuya salınırdı. İpleri farklı yerlere bağlandığından karpuzlar karışmazdı. Karışsa da hiç önemsizdi o zamanlar. Bugünün teknolojik buzdolapları o günkü kar kuyusunun suyu gibi soğutamıyor karpuzları.

Oda yanından camii yanına doğru Efelekler,  Salisar’ Teyze’nin Kör İsin, Mesure Teyze (Beyhan ve Ceyhan Ablaların annesi) ve Cinbaş ve Yonus Emmi’nin evlerini sayabiliyorum. Cinbaşın evinin önündeki kuyu sebebi ile buraya Camii yanı denildiği gibi kuyu yanı da deniliyordu. Belediye çeşmesi caminin giriş sahanlığının hemen sağına konulmuştu. Bugün suskun ve susuz, anıları ile başbaşa Belediye hurdalığına defnedileceği gününü bekliyor.

Cami’den sağa döndüğünüzde Doğup büyüdüğüm Zeytinlik Sokak (şimdiler de Tepe cami sokak) hikayemi ileride daha detaylı paylaşacağım sizlerle.

Japon Yusuf’ un evinden yukarı doğru Koton Alaattinlerin, Elevlülerin (Florya Ali) evini veTüfekçi Hacıbeylerin baba evini geçtikten sonra Tepe Camisi, Raziye Teyze, Darahtalar, Arabanşa (Arap Ayşe), Karabey, Muhtar Cinbaş, Bekir Emmi (TOKAÇ), Ofli Osman Kalaycı’nın evleri diziliydi.

Ofli Osman’ın evinin tam karşısında Ünye’nin en büyük ip ve halat tezgahları (Tersanesi) vardı. Büyük dedem ve dedemde İp imalatı ile iştigal etmişlerdi. Kavaklı dedenin Köprübaşındaki imalathanesinden sonra öte kuyu yanındaki bahçelerindeki tezgah da kendir işlediklerini Süleyman Çavuş anlattı. Ben ancak Zeytinlik Sokaktaki evimizin arkasında duran çıkrık ile oynadığımı hatırlıyorum. İpçiliğin Ünye ekonomik hayatında etkinliği ciddi boyutlara ulaşıyordu.

Mezarlık tarafındaki tepenin adı benim için küçük tepeydi. Küçük tepede Raife teyze (Zekeriya Koldagüç)... Homa’lar  (Kösecioğulları) Mezarcı Cemil, Aşkın dayı, Deli Belgüzar, İpçi ustası Onbaşı’ nın ve devamında İskenderlerin evleri vardı. Bu bölge yerleşim alanlarında fazla bir değişiklik olmadan eski lezzetine yakın güzellikte günümüze kadar gelebildiler. Ünye’de kolu kırılan, incinen, çıkan Raife teyzeye gelirdi. Ünye’de mezarları usulüne uygun Cemil emmi kazardı.

Tepeden Aynikolaya (Ay Nikola)  inen yolun sağ tarafında, soldaki toprak yoldan daha yüksekte ırmak taşından yayalar için yol mevcuttu. Göbü ve civarından At, Katır ve Eşekler sırtında getirilen odunlar bu yoldan Ünye’ye indirilirdi. Sabah erken odun yükleri ile geçen Katır ve Eşekler; öğleden sonra sahipleri semerlerine yerleşmiş geri dönerlerdi.

Ünye’de Ocakları tüttürürdü, ekmekleri pişirirdi getirdikleri odunlar, Ünye evlerinin sebze ve meyve bahçelerini sarmalıyordu getirdikleri ince uzun ok düzgünlüğündeki fekke’ler .

Yukarıda adı geçenlerden hayatta olanları saygı ve sevgi, ebediyete intikal edenleri rahmetle anıyorum 

Saygı ve Sevgilerimle Eren TOKGÖZ
14.Haziran.2006 Üsküdar/İstanbul
Elektronik posta: erenunye@yahoo.com