|
"En
üstün yetkinlik ancak kentte yaşamakla elde
edilir. Daha aşağı bir toplulukta elde edilemez."
...
"Erdem yardımlaşmadır.
İnsanlar kötülükler için de yardımlaşabilirler
ama gerçek mutluluğa ulaştıracak şeylerde
yardımlaşan kent, erdemli kenttir. Mutluluğa
ulaşmak için yardımlaşan toplum, erdemli toplumdur.
Bütün kentlerini mutluluğa erdirmek için yardımlaşan
ulus, erdemli ulustur. Bütün uluslar mutluluğa
varmak için birbirlerine yardım ederlerse
yeryüzü erdemli bir yeryüzü olur."
|
Yukarıdaki alıntılar günümüzden 1100 yıl önce yaşayan
batılıların Muallim-i Sâni (ikinci öğretmen -ki
Aristo birinci öğretmen olarak anılır-.) olarak
tanımladıkları Türk-İslam Aydınlanma Çağı'nın zirvesi,
büyük düşünür Fârâbi' ye aittir.
Fârâbi' nin sözleri yerelden ulusala, ulusaldan
evrensele uzanan çizgide günümüz insanına 1100 yıl
öncesinden mükemmel bir ders niteliğinde; yeter
ki O' nun sözünü ettiği erdemli insanı yetiştirebilelim.
Günümüzde
durum:
Yaşadığımız
kentlerde siyasal-toplumsal birikimimizin ve yönetim
kültürümüzün yansımalarını bulmak mümkündür. Bu
dinamik bir süreçtir ve bazen onyıllar içinde önemli
dönüşümlerin yaşandığına tanıklık ederiz. Özellikle
sanayileşme trenini kaçırmış toplumlarda dış dinamiklerin
de baskısıyla siyasal-toplumsal-hukuksal olarak
yeterince içimize sindirip hazmedemediğimiz yeni
oluşumlarla ve yapılarla karşılaşırız. Birileri
bize oyunun kurallarının değiştiğini ve yeni kurallara
göre oynamamız gerektiğini söyler. Bizler altına
imza attığımız bu yeni kurallara uyum sağlamaya
çalışırken, eski alışkanlıklarımızla değişimin gerektirdiği
uyum sağlama arasında bocalar; çoğu zaman çöple
samanı birbirine karıştırırız.
Daha öncesine gidecek değiliz ancak; 1980 sonrasında
siyasal yaşamımız yeniden şekillendirilirken çoğumuz
yeni bir rotaya girmekte olduğumuzu kavrayamadık.
Son yirmi beş yıl hızlı ve çarpık kentleşme ile
ve kent rantının paylaşımı kavgaları ile geçti.
Türk siyasal yaşamına bu dönemde katılan yeni yönetici
seçkinlerin çoğunun " müteahhit ve tüccar "
etiketli olması bir rastlantı değil, bu sürecin
doğal bir sonucudur.
2000' li yıllara damgasını vuran kavramların başında
ise yerelleşme, demokratikleşme ve insan hakları,
kentli hakları kavramları geliyor. Bu kavramların,
merkezi hükümetlerin rollerinin küçültülmesi ( bazen
bu durum devleti küçültmek (!) olarak da ifade ediliyor
) temel kamusal hizmetlerin özelleştirilerek, bazı
sorumluluklarının yerel yönetimlere bırakılması,
yerel kimliklerin ve kültürlerin ön plana çıkarılması
ile birlikte düşünülmesi doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bu dönüşüm sürecinde önemli uluslar arası hukuk
metinleri imzalanırken, içeride özellikle son iki
siyasal iktidar döneminde, TBMM şu an tam sayısını
veremeyeceğimiz sayısız yasal ve anayasal düzenlemeyi
gerçekleştirdi.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 15 Ekim
1985 tarihinde imzaya açıldı Türkiye, Şartı 1988
yılında imzaladı. 1991 yılında da 3723 sayılı yasa
ile TBMM tarafından onaylanması uygun görüldü ve
1992'de 92/3398 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile
onaylandı. Yürürlük tarihi ise 1 Nisan 1993 olarak
belirlendi.
Avrupa Kentsel Şartı, Avrupa Konseyi Avrupa Yerel
Yönetimler Konferansı'nda Mart 1992'de kabul edilmiştir.
Şart diğerlerinden farklı olarak Hükümetlerin değil
yerel yönetimlerin imzasına açılmıştır. ( Hangi
belediyelerimiz tarafından imzalandığı bilgisine
ne yazık ki ulaşmak mümkün olamadı. m.y. )
İçeride yeni Belediyeler Kanunu, Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu, İl Özel İdareleri Kanunu, Kamu Yönetimi
Temel Yasası gibi yasal düzenlemeler gerçekleştirildi.
Bazıları yürürlüğe girdi, bazıları Cumhurbaşkanlığınca
geri çevrildi, bazıları TBMM gündeminde yerini koruyor.
Tüm bu yasal düzenlemeler bir yap-bozun parçaları
gibi birbirini tamamlayan hukuksal metinler olarak
düşünülmeli.
Gerek
uluslar arası hukuk metinleri gerekse iç hukukta
yapılan düzenlemeler bu dönüşümün ürünleri. Bu ürünlerin
gereklerini yerine getirmede ne kadar başarılı olabileceğimiz
ise bu düzenlemeleri uygulamada ne ölçüde içselleştirileceğimize
bağlı. Geleneksel yönetim anlayışımızda ayak mı
direyeceğiz yoksa bu yeni hukuku yönetim kültürümüze
katmanın çabası içinde mi olacağız? Yoksa ( ki kanımca
bu en istenmedik davranış olur. ) demokratik ve
katılımcı bir anlayışı benimsediğimizi ifade ederken,
geleneksel yönetim anlayışını sürdürmenin yollarını
mı arayacağız.
Niyet okuyuculuğu bizi sağlıklı bir değerlendirme
yapmaya götürmeyeceğine göre; süreci izlemek ve
mümkünse katkı sunmak daha erdemli bir davranış
olacaktır.
Erdem deyince son sözü yine bilge kişi Fârâbi'ye
bırakmak sanırım yerinde bir olacak.
|
"Bedenin
organları çeşitlidir. Görevleri ve güçleri
başkadır. İçlerinde bir organ vardır ki bütün
ötekilere başkanlık eder. Bu başkan yürektir.
"
|
Çağının verileri ile Fârâbi, başkanın yürek
olduğunu ifade eder. Günümüzde ise insan yüreğine
yine olumlu anlamlar yüklemekle birlikte; başkanlık
edenin "beyin" olduğunu biliyoruz. Beyinlerimizi
"kollektif aklı " üretmekte kullanabilirsek
" mutluluğa ulaşmak için yardımlaşan toplumu"
yani erdemli toplumu yaratma şansımızın var olduğuna
inanıyorum.
29.04.2005
Murat YILMAZ
muryilmaz@hotmail.com
Eğitimci
|