|
Kırmızı
Fenerler
Bir
Ünye Hikayesi
Yaşar
Karaduman
|
Bu gün hiç sinema yok Ünye'de Giresun'dan Ünye'ye yerleşmiş
bir bayan öğretmen Ünye'nin Karadeniz'in en büyük, en
modern, en kültürlü ilçesi olduğunu, bunu Ünye'ye hiç
yakıştıramadığını söylediği zaman şaşırmıştım.
Oysa gençlik yıllarımızda biz Ünye'de sinema kültürünü
Konak Sineması ile yaşamıştık. Türk filmleri ağırlıklı
olmasına rağmen bu gün klasik olmuş bir sürü yerli ve
yabancı filmi bu sinemada seyretmiştim. Yazlık sinema
çağını da yaşamıştık doyasıya çocukluğumuzda, bu sinemalardan
en ünlüsü Paşabahçe Yazlık Sineması idi.
(Ünye Konak Sineması)
|
Ünye'ye zaman zaman, konserler, ses sanatçıları, İstanbul'da
sezonu kapatmış tiyatro toplulukları da gelirdi, bunların
içindeki bazı açıkgöz organizatörler, Ünye ille Fatsa'nın
çok yakın olması nedeniyle bir gecede iki yerde birden konser
verirlerdi. Ünye'de programı biten sanatçı Fatsa'ya, Fatsa'da
sırası biten sanatçı Ünye'ye gelirdi, biz bunun böyle olduğunu
gecikmelerden anlardık.
Çok
güzel konserler, ve tiyatro oyunları da seyrettik bu salonda,
her konser ve oyunda yer problemi yaşanırdı, salonun çok
geniş ve uzun olması nedeniyle ön sıralar çabuk tükenirdi,
en ön sıra derece ve rütbelerine göre mülki erkana yani
protokola ayrılırdı. Anadolu'ya hala böyle topluluklar
gider mi bilmem. Yine bazı açıkgözler zamanın ünlülerinin
benzerlerini bulur veya biraz makyaj saç şekli ve giyimini
benzeterek gerçekleri diye pazarlarlardı Anadolu'ya, garip
olan bu kopyaların sesleri de tıpa tıp benzerdi asıllarına,
pleybek yapamazlardı hem öyle bir teknik yoktu, hem daha
o zaman sahnede pleybek bilinmiyordu.
Televizyon,
internet, telefon, uydu gibi iletişim araçları bu günkü
kadar gelişmemişti, hatta hiç yoktu, İstanbul ve Ankara
gibi büyük şehirlerde neler olup bittiğini takip edemediğimiz
gibi dünyadan hiç haberimiz yoktu, zar zor dinlediğimiz
cızırtılı Ankara radyosu ve hava karadıktan sonra dinlenebilen
İstanbul radyosu vardı. İstanbul'da şan ve şöhretlerini
yitirmiş bir sürü artist ve sanatçı eskisi yaz gelince
Anadolu yollarına düşer, kırık dökük sahne dekoru anlaşılamayan
oyunlarla, geçmişteki parlak isimlerinin arkasında sığınarak
kendi dramlarını oynarlardı. Bunlardan biri de o günde
bu günde hüzün ve acıyla hatırladığım bir zamanların efsane
isimleri, Cahide Sonku ve Cahit Irgat'tı.
Cahit Irgat
|
Cahide Sonku |
Hikayesini anlatacağım, zamanının dev isimlerinden
"Kırmızı Fenerler " adlı oyunuyla Ünye'ye gelen,
büyük hayal kırıklığı ve hüsran yaşayan Avni Dilligil'de
bu son yıllarında Ünye'de hayatının bir bölümünü oynayarak
perdeyi kapatanlardan biri idi.
Avni Dilligil,1903 yılında Hayfa'da doğmuş Edirne İstanbul
liselerinde okumuştu, sahneye ilk kez 1927 yılında Hamlet
oyunuyla çıkmıştı.1941 yılında "Kahveci Güzeli"
adlı filimle sinemaya geçmişti. Kendi adına bir tiyatrosu
vardı yetmişe yakın filimde rol aldı ve 1971 yılında öldü.
Son filmi Fikret Hakan, Alev Oraloğlu ile oynadığı aynı
erkeği seven ana kızın yasak aşk hikâyesini anlatan "Bir
kadın uğruna" filmi oldu, bizim kuşak onu daha çok
Ayhan Işık ve Belgin Doruk'la oynadığı "Küçük hanımın
şoförü" filmi ile hatırlarlar.
5
Ağustos 1968 günü akşamı oynanan "Kırmızı Fenerler"
adlı tiyatro oyununun hikayesi Fransa'nın bir sahil kasabasının
barlar ve genelevler sokağında geçiyordu, sahne dekoru
çok kötü ve amatörceydi sahnenin ön tarafına doğru sağ
ve sol başlara konulan iki sokak lambası direklerinin
üzerinde yanan kırmızı fenerler hoştu sadece.
Oyun başlamış oyuncular seyirci ile iletişimi kuramamıştı,
seyirci kendi arasında konuşuyordu, ses düzeni iyi değildi,
diyaloglar arkalardan duyulmuyordu, seyirci de oyuna adapte
olamamıştı, Avni Dilligil sesini arka sıralara duyurmaya
çalışıyor, sinirli hareketlerle sahnede dolaşarak, seyirciyi
kontrol altına almaya çalışıyordu. Konak sineması salonu
oldukça büyük bir salondu, salon kadar da balkonu vardı,
bu salonda
tiyatro oynamak teknik olarak mümkün değildi, Ağustos
ayı idi, sinema yanları açılarak yazlık hale getirilmişti,
ses dağılıyordu, burada tiyatro yapmış gruplar hep aynı
sorunla karşılaşmışlardı, ses düzeni de bu günkü kadar
gelişmemişti.
Aniden kollarını yanlara açarak sahnenin önüne geldi Avni
Dilligil, el kol hareketleri ile seyirciye susmalarını
işaret etti, salondaki uğultu birden kesildi,
|
|

Avni Dilligil
ve Cahide Sonku
|
-Susuuuun,
siz tiyatro nedir, bir tiyatro oyunu nasıl seyredilir
bilmiyor musunuz? Sanatçıya saygı göstermeyi öğrenin,
madem konuşacaktınız niye geldiniz, burası kahvehane mi?
Diyerek uzunca bir nutuk çekti, seyirci şoktaydı, bir
müddet dinledi, salonda çıt çıkmıyordu, sahnedeki sanatçılar
da şoka girmişler hiç kımıldamadan heykel gibi duruyorlardı,
seyirci bir müddet sorma bu şoktan çıktı, arkalardan ıslıklamaya
başladılar, ıslıklar ve yuh sesleri giderek arttı, sahneye
gazoz şisesi atanlar oldu, salonda herkes ayağa kalkmıştı,
bir iki polis sahneye çıkıp oyuncuları kulise götürdüler,
tam bir karmaşa yaşanıyordu, sahneye daha çok gazoz şişesi
atılmaya başlanmıştı, sahnenin lambaları söndürüldü, perde
aceleyle kapatılmaya çalışılırken dekorlar yıkıldı, yan
kapılar açıldı, seyirci homurdanarak yarım saat içinde
salonu boşalttı salon lambaları da söndürüldü, fakat sahnenin
köşelerindeki kırmızı fenerler kaldı. O gece tiyatro topluluğu
olası bir olay çıkmaması için polis eşliğinde Fatsa'ya
götürüldüler.
|
|

|
Çocukluk
arkadaşlarımızdan tiyatrocu hemşehrimiz Ferhan Şensoy'da
oyunu seyredenler arasındaymış o gece, yıllar sonra yazdığı
Ünye'deki çocukluk ve gençlik yıllarından da anılarının
bulunduğu, "Kalemimin Sapını Gülle Donattım"
adlı romanında olayı şöyle yazmıştı:
"Bir akşam bir Avni Dilligil tiyatrosu geliyor. Boktan
bir Fransız bulvar oyununun uygulamasını oynuyor Avni
Bey, derme çatma turne ekibiyle. Kendi iyi bir oyuncu
ama, ortada olup biten bir şey yok, seyirci kendi arasında
konuşuyor, sinirleniyor, oyunu keserek, oyun nasıl izlenmeli
üzerine uzun bir söylev çekiyor Dilligil. Ünye turnesi,5
Ağustos 1968"
Ferhan
Şensoy'un annesi Ünyeli'dir, babası uzun yıllar Çarşamba
belediye başkanlığı yapmıştır yazları okul tatillerini
Ünye'de geçirirdi , askerlik şubesi yanında dedesinin
Rumlardan kalma taş evleri vardı, o güzelim evlerden bu
gün bir tane bile kalmamıştır. Matbaaya da sıkça gelir
gazetede hikaye ve makale yazardı, yazıları bazen uzun
olurdu, "Şunları biraz kısa yaz, dizecek kimse yok,
kendin dizmek zorunsa kalırsın sonra" derdim, bugünkü
gibi bilgisayar yoktu, tek tek harfler yan yana konularak
dizilirdi gazete, bunları dizenlere de mürettip denirdi,
gide gele bir zaman sonra öğrendi mürettipliği Ferhan
Şensoy.
"Gündeste" isimli romanında yine Ünye'den, matbaadan,
bizden gazeteden, anılarından bahseder.
Bir
cep telefonu öyküsü vardır Ferhan Şensoy'un anlatmadan
geçemiyeceğim;
Bir oyun esnasında sinek uçsa duyulacak kadar sessiz olan
salonda bir seyircinin cep telefonu çalar, seyirciye dönüp;
-Beyefendi lütfen telefonunuzu açıp, lan hayvan tiyatrodayım
ne diye arıyorsun, dermisiniz? Der, peşinden de ilave
eder;
-Yalnız dikkat edin o da size, ulan eşşoleşşek, madem
tiyatrodasın kapasana telefonunu demesin.
Bu
seyirci daha sonra Ferhan Şensoy'a hakaret davası açar.
"Kırmızı Fenerler" in hikayesi burada sona ermektedir.
Benim de çok beğendiğim değerli sanatçı Avni Dilligil'in
Ünye turnesi hayal ve gönül kırgınlığı ile son bulmuş
belki de kendi hayatından bir bölümü oynamıştır. Bu olaydan
iki yıl sonra da hayata veda ederek perdeyi kapatmıştır.
Yaşar
Karaduman
www.unyeses.net 15 Kasım.2005 İstanbul.Mecidiyeköy
(Kırmızı Fenerler)
Konak sineması resmi http://members.lycos.co.uk/unye/
sitesinden alınmıştır.
|