|
BEN
BİR KASABALIYIM
|
|
Meltem
Bilim
|
Ben bir kasabalıyım, büyük şehirlerin hoyrat rüzgarlarında
tutunmaya çalışan. Her geçen yıl doğduğu kasabayı daha
bir özleyen, Karadeniz'de küçük bir sahil kasabasıdır
doğduğum ve büyüdüğüm yer. Adı Ünye.
Çocukken
şanssızlık olarak gördüğüm kasabalılığın şimdilerde ne
büyük bir nimet olduğunun farkına varıyorum. Dört duvar
arasına sıkışmış apartman çocuklarını gördükçe içim eziliyor,
bilgisayar önüne kilitlenmiş küçücük bedenlere nelerden
mahrum kaldıklarını anlatmak istiyorum, anlatamıyorum.
Oysa nasıl da güzel yaşanır kasabada çocukluklar, düşe
kalka öğrenilir hayatın ilk dersi.
Ben
bir kasabalıyım, dizlerimdeki yaralar hiç eksik olmadı
benim, bisiklete binmeyi evimin tam karşısındaki geniş
çayırlarda öğrendim, her birimize bir ağaç düşerdi arkadaşlarımızla
ve o ağaçlarda komşuculuk oynar, ağaçtan ağaca geçerken
de bazen düşerdik ama hiç canımız acımazdı ya da bize
öyle gelirdi oyunun heyecanından.
Yaz
mevsimi mevsimlerin en güzeliydi biz deniz çocukları için,
annelerimiz evde hummalı bir hazırlık yapar, yürüyüş mesafesindeki
kumsala giderken ağır piknik sepetlerini babalar taşırlardı.
Ailelerimiz deniz kenarındaki çayırlık alanda, ağaçların
altında oturup hazırladıkları çörekleri, kahvaltılık kızartmaları,
buz gibi karpuzları atıştırır bir taraftan da fazla açılmayalım
diye bizi gözetlerlerdi. Ne güzeldi hem piknik yapıp hem
denize girebilmek, şimdilerde hiçbir plaj sefası o günlerin
tadını vermiyor bana.
Yaşadığımız
kasabada herkes birbirini tanır, akşam sahil kenarı gezmelerini
yaparken sürekli birileriyle selamlaşılırdı. Kazara birilerini
görmez de selam vermeden geçerseniz havada kalan selamın
acısı sonradan fena çıkardı.
Ben
yeşille mavinin hep iç içe olmasına alışmıştım, ta ki
başka şehirler görme arzusuna boyun bükene kadar. Ya hiç
görmediğim kadar mavi bir deniz vardı yeşilsiz ya da bir
avuç yeşile hasret kalmış sarı topraklar gezdiğim yerlerde,
bazen de taş binalara yenik düşen yorgun şehirler.
Uzunca
bir süre ben yüzme bilmiyorum diyen biriyle karşılaştığımda
şaşkınlığımı gizleyemedim.Aklım bir türlü almıyordu nasıl
olurdu da insan hiç denize girmeden bir kere bile yüzmeden
büyürdü.
Şimdi
şimdi biliyorum ne kadar şanslı bir
çocuk olduğumu, ağaçtan meyve yemenin
ne eşsiz bir tat olduğunu, evimizin bahçesinde
domates yetiştirmenin mutluluğunu, kaçmaması
için balkonda büyütmeye çalıştığım
büyüyünce de başkalarına üzülerek
verdiğim civcivlerimin bana kattığı
sorumluluk duygusunu şimdi anlıyorum...
09
Ağustos 2004, Pazartesi
|