Gırıkcı Gül Hanım

Yaşar,
Dün gece üryamda, Topyanında maç yaparken ayaan gırduun habarı geldi baa...
Da adoorusu eşeleeni gırmışsın... Dedüklerini göre, birisi saa kesmük atmış,
sen de gızıp gıçmuk atmıya galkmışsın... U arada olan olmuş...Duyunca
şaşudum, tabi. Ne işi var bu yaşta, top mop oynamıya...Gırıkçı Gül Hanım'a
götümüşler seni.. U da çiriş mi ne sarmış gırık yerine...

Neyse çıktım yola... Sizin eve dooru gidiim...Bakiim n'olmuş Garaduman'a diye...
Sizin havliye girdim, anaa bi de ne göriim... Üst gattan, musanduradan inen
pöğrekler yokmu... Hani aşşaada alguna  baalanii... Unlara dutunmuş, evin
dışından aşşa gıldır gıldır iniin...
Dedim içimden, bu uşaan ayaana deel, gafasına bir bok olmuş...
Hmen goştum saa dooru:
- Delürdün mü lan sen? Ne işin var urdu?
Sen aşşa bakmadan, cevap yetüştüdün baa:
-Gül Hanım Deyze ööle dedi..
Gül Hanım Deyze neyle dedi ki buna?
Dese dese 'Bu uşaan ayaa bi şey deel... Bunun gafasından zoru var.'
demüştür...
Neyse ben de yardım ettim, aldım seni aşşaa... Meraktan çatliim..
- Lan oolum, Gırıkçı Gül Hanım Deyze ne dedi saa da, teyin gibi pööreklere
mi dırman dedi.
Yüzüme, löküs lambasının şavkını yemiş bılcın gibi bakmıya başliinca,'Her
hâl bu pır diye uçcak şimdi,' diye aklımdan geçümedim dersem yalan olur...
Bi da sordum saa:
- Gül Hanım Deyze saa ne dedi, Yaşar...
- Şey deedi, sakın merdüvenlerden aşşa inme... Ayaan daa gaynamadı... Benim
de canım aşşa inmek istedi, gördüün gibi merdüvenlerden inmedim...

Mitço Memet

Gardaşım Garaduman,

Bu Miçço Memed'in bi hikayesi daa var... Yine İlkokul 2. sınıfdayuk...
Öötmen bizden atasözleri yazmamızı istedi. Öötmen de mi kimdi? Genç
birisiydi, vekil gelmişti bi gaç aylıına... Yazduk verdük.
Hatta hiç unutmiim, Şahmuratlardan toz mürekkep alıp, sulandurmuş,
hokkagaya doldurmuştum.
Cibre elde yaz bubam yaz... Olmii, bi daa yaz... Yine olmii, bi daa yaz..
Sonunda olmii diye, aala bubam aala! Gözlerim türbe erüü gibi şişiidu.
Neyse...
Verdük ödevleri öötmene..
Ertesi günü, öörmen, Miçço'yu takdaya galdurdu...  'Oku bakalım yazdığın
atasözlerini' diyerek, yaptığı ödevi uzatıp verdi.
Miçço başladı okumaya:
Biiiy: Yiti sirke küpüne zarar verür.
İkiiy: Tomanının yok giymiye, pontul senin neyine
Üüüç: Evilen işe, şeytan garuşur
Dööyt: Gargaya bokun ilaç demişler, u da gitmiş Yaluya sıçmış..
Bee   diyemeden öötmen, Miçço yu durdurdu..
-Nereden buldun bu atasözlerini, Mehmet?
- Bubama sordum, u sööledi.
- Babanın adı ne? Ne işi yapıyor?

 
- Bubama Bavurya Kemal diilar  Elinden her iş gelür - Nasıl yani?
- Önceleri tıfılım diye havaguşları yapiidu baa, şimdi böyüdüm diye takdalu
yapii
- Başka?
- Benim sapangaları bubam yapiii  Geçen gün, bi dene göksü gınalu vurdum -
Göksü gınalu ne, Mehmet?
- Bi guuuuş - Olmadı şimdi  Hayvanları öldürmek, onlara eziyet etmek çok
yanlış ama - Ama öötmenim be taa bi guş vurdum  Baa gıziin Aha bu Bilgin in
bubası, binlerce domuz vurmuş  U yüzden bubasına da Domuzcu Gadir diilar
Git de unun bubasına gız!

Yonga İsin

Hısımım Garaduman,
Bu de şu Muhsin in işine gelelim Muhsin deyince anlamıyanlar çıkabülür
Muhsin Tezel, uzun yıllar nikâh maamuru olarak çalışmış,
binlerce gencin yuvasını yapmuştur Bıldır Park Lokantasında bi nikâha
gittim. Köşeye sıvışıp, oturiim. Bi baktım gapıdan Muhsin girii Elimi
galdurup, Bordayım, gel diicem, önümde oturan iki gadundan biri diierine,
Muhsini göstererek, sordu:
-Aavu içeri giren samsak gafalu herifi taniin mu?
Yanındaki, cevabı postaladı:
- Çhıkk..
- Aavu gaybana sıçtı benim canıma..
Yanındaki heyecanlandı:
- Nası yani?
- Benim nikâhı aavu boyu devrülesice gıydı, bilmiin mu?
- Gıydı da, zorla mı gıydı gı? Nasibetsiz nasibetsiz gonuşma..
- Ööle deme, ööle deme Baa, Aabu heriflen evlenmeyi gabul ediin mu,
diye sorunca, baa bi işmar etse d,e bu odundan saa goca olmaz, Iııgh,
detüseydi, pulları mı dökülürdü?
- Haltıyın garuşturma! Senin gocan, Yonga İsiin diye bu memlekete nam
salmış adam
- U zaman saa soriim. Yonga neden yapilii? Odundan Zaar millet
utanıp, odun diyemii; yonga dii, çıkii işin işinden
- Ben saa bişii diim mi? Bazen hey heylerin dutiii, alin gocayın ele, giriin yola Gocayın bu gada 
- Aman! Sen de hısımın diye gocama toz gondurtmiin! Dizim dizim
dizilsin, saa verdüümüz çukulatalar bovazıyan
- Anaa! Sen ne diin gı! Senba ne çukulatası verdin? Sen adama çukulata diil, delüklü şeker bile yedümezsin!
- Sen de hep gazı goz anliin. Sa demiim u lâfları Aavu boyu devrülesice nikâh mamuruna diim.
- Eyi daa! Sanki adam bovazıyan bıçak dayadı Evlenmeyi gabul ediin mu dedüünde,  evlenmiim deseydin - Bok derdim Derdim de, aabimden mermiyi tırrak diye de alnıma yerdim - U zaman fışgıyın garuşturma Sus, ekmeyiin ye!

Ağustos Böceği ve Karınca 

Sevgili Hemşerilerim,
Her şey gibi La Fontain'ın öyküleri de mürur-u zamanı uğruyor herhalde.
Geçen gün Kavak Dibinde oturuyorum... 'Fıs, fıs' sesler geliyor bir
yerlerlerden... Biraz kulak kabarttım, bir de ne göreyim: Tam arkamda iki karınca muhabbet ediyor...
Kulak kabarttım...Dinledim...., Karıncalardan uzun boylu, biraz karayağız
olanı, diğerine bir şeyler anlatıyor... Sonuna kadar dinledim. Ben de size anlatayım: Karıncanın yuvası Tepe'de eski Hapisanenin yanındaymış... En yakın komşuları da, bir ağustos böceği... Bir Temmuz sabahı, bizim karınca kış için didinip dururken, Ağustos böceği son moda bir ciple yanına yaklaşıp, 'Ne o karınca kardeş çalışıyor musun yine? diye sorunca, bizim karayağız karınca da , 'Ne yapalım, kış için çalışmak lazım' diye cevap vermiş... Son moda cipteki Ağustos böceği, 'İyi, iyi.. Çalış... Hadi bana eyvallah, ben Samsun'a gidip biraz eğleneceğim.' demiş ve basmış gaza... Bizimkisi hiç ses çıkartmamış...

Biliyor ya La Fontain'in 'Karınca ile Ağustos Böceği' öyküsünü... Nasıl olsa
kışın açlıktan geberecek, gelip kendisine yalvaracak, yiyecek isteyecek...Aradan bir kaç gün geçmiş, yine bizim Ağustos böceği... Hafif de sakal bırakmış, imaj olsun diye...Karınca'ya yine aynı soruyu sormuş, aynı cevabı almış, bu sefer de, 'Yalıköy'e köfte yemeye gidiyorum... Hadi bana eyvallah demiş, basmış gaza çekmiş gitmiş... Karınca'nın garantisi var...La Fontain'in 'Karınca ile Ağustos Böceği' öyküsünü sular seller gibi biliyor...Bütün yaz bu muhabbet devam etmiş. Ağustos böceği her seferinde başka başka yerlere; hatta ülkelere kadar uzanıyormuş...Yaz bitmiş, güz geçmiş, kış gelmiş... Bizim karıncanın derdi yok... Kışlık yiyeceği hazır... Ama Ağustos böceği yerinde duramıyor... Cipiyle, bir orada, bir burada...Kış geçmek üzere, bizim karınca her gün 'Ağustos böceği ha geldi, ha geldi.'diye beklerken, kapısı çalmış... Açmış bakmış, Ağustos böceği... İçinden,'Yazın yediğin hurmalar, kışın bir yerine tırmalar, ' sözünü geçirmiş... Ağustos böceği, enfes bir kürk içinde, yanında manitası, Karınca'ya şöyle bir bakmış, 'Komşu, Paris'e gidiyorum, bir isteğin var mı?' sormuş..Karınca, düşünmüş, düşünmüş ve isteğini söylemiş:
- Söyle o La Fontain'e.... 'Karınca ile Ağustos Böceği' öyküsünü yeniden yazsın...

Tirmit

Gardaşım, Yaşar.
Oolum, Tiryaki Hasan Paşa, Budin'den aramış rahmetlü eycemi... Demiş ki,'”Bu Ünyeliler bi fışkı garuşdurup beni Ünye’ye yatumuşlar.. Garaduman iyi etmiş...Bu işi düzetmiş, yoksa bir paşa gavgası eksük olmıcaktı.. Duyduma göre kitabeyi halen galdumamışlar, zaten o da yannış yazılmıştı. Doğrusu neyse unu bilsin herkes...Bi de tirmit'in kilosu 6 gayme diiin! Sen unu bırak, bi bav sütlücan 7 gaymet olmuş diilar... Geçen gün Ünye'deydim... Hamile gadunlar gibi madam gazyak turşusu çekti... Bahallu mahallu aldım.. Yatudum sirkeye... Acuk sirkeyi gacumuşum... Öyle yiti oldu ki...Ama gine de yedim...Undan soona iç üstüne acu suyu... Gören de,'Lan Bilgin, duz mu yaladın?' diye sormıya başladı...Ben Ünye'ye gidince, baa bişiiler oliii...Yaşar, Allah senü inandusun, Ünye'ye bi tencere hoşguran gavurmasını götiriim...Lan ne de yenii biliin mu? Bu son gidişimde, bi yavlu yapdudum...Üstüne de iki dene köv yımartası gırdurdum... Tere yavlu gine...Sağ elime aldım böyük bir parça, yavlar akii golumdan aşşa... Kim dakar? Nasıl yiim biliin mu? Sanki gıtlıktan çıkmışım..
Bazıları diimuş ki,'Bi dakım Ünyelülerin anılarından başka bi şiileri yok..
Hep unları yaziilar...' Emme biz unları yaşaduk da yaziiuk... Şeyimizden uydurmiiuk...Asıl unları yaşamayanlara yazuk...Mesele ben şindi soriim:


Ünye Gençlerbirliği, Beylik Koru’da

 Sen Beylik forusunda, top aynadım mı? Sen Eski hamamın arkasında miççosuna pıtık oynadun mı? Sen Kirez Tepesenide bılcın duttun mu? Sen Eski Caminin
altından kıçık topladın mı? Sen Saray Hamamından pazar günleri ööleden soona, 'MAKARAM SARU BAALAR LO, ASYEM GARALAR BAALAR, SUDA BALIK YAN GİDER,' türkülerini sööledin mi? Eski Köprüde kefal duttun mu? Sinem Abumnan Beyhan Abumu dinledin mi? Sen Ünye gol attuunda, dondurma gavanozunun kapaa ile limonata gavanozunun kapaanı bir birine vurdun mu... Sen golü gaçurana, 'SIÇAYIM AYAAN BAVINA !' diye Ünyelü fotbolcuya moral verdin mi?

Biz bunları yapduk demi Yaşar?
Daa neler mi yapduk?
Bekle ve de gör...

Sevgilerim üzerinize olsun...

Avcı (Domuzcu) Gadir'in Bilgin

  
Bilgin Hoca’nın yazısına iki ekleme  *Mitço

 Yukarıda görülen bir kabuklu deniz hayvanıdır. Karındanbacaklılar familyasındandır.

Aşağıda görülen türleri de vardır. Bazıları daha büyük olup kül tablası olarak ta kullanılır. Bizim oynadığımız türü olana Şeytan Minaresi de derler. Bunlar çoğu zaman, içindeki canlı kısım ölür boş olarak sahile vururdu. Bazen sahil bunlarla dolu olurdu. Sivri şekilde olanlarını toplar büyüklüğüne küçüklüğüne göre, beşlik, onluk,yirmilik diye ayırırdık. Sonra bunlarla Pıtık oynardık. Pıtı (Bilye).. Pıtık daha çok kamyonların rulmanlarından sökülmüş olurdu, onlarda büyük küçük ayrılırdı.. Mitçoları diker, pıtıkla vurur vurduğumuz bizim olurdu, (yanılıyor olabilirim) ben de unutmuşum. Ama cebimin mitço dolu olduğu günleri unutmadım.

Bir fotoğraf


 Bu fotoğraf 1964 yılında çekilmiştir
İki arkadaştılar Ordu stadında ayrı takımlarda karşı karşıya geldiler.
Soldaki yukarıdaki hikayelerin yazarı Bilgin Hasdemir Ordu Yolaçspor forması ile Sağdaki Tülin Bora, Perşembe Spor forması ile.Maç ne oldu bilmiyorrum.İkisi de iyi arkdaşımdırlar, Tülin’le aynı sırada oturduk, Bilgin’le okul dışında iyi dosttuk.Aradan 43 yıl geçmiş, ikisi de sağlıklı ve hayattalar. Yaşar Karaduman