|
Günümüzde, Karadeniz’in, eski zamanlarda bu günkünden çok
daha büyük olduğu, yüksek dağ
doruklarında liman kalıntıları
ve palamar bağlama babaları bulunduğu,
deniz kıyılarından onlarca
kilometre içerde deniz canlıları
kabuklarına rastlandığı,
hatta batık kalıntıları
görüldüğü, demir çıpalar bulunduğu
söylenegelmektedir.
Bu söylentilere, maalesef tarih bilen, yüksek eğitim almış
kişilerin bile inandıklarını
gördüm.
Kendileri ile, bu inançları hakkında yaptığım
söyleşilerde: Dağ tepelerindeki
liman ve babaların başka amaçlar
için eski uygarlıklarca kullanılan
yapı kalıntıları olduğunu,
demir çıpaların olamayacağını,
çünkü antik gemilerin taş çıpalarla
demirlendiğini, zira tarihteki demir
devrinin 3500 – 4000 yıl gibi çok kısa
bir zaman öncesinde başladığını,
o zaman ve daha öncesinde ise, Karadeniz’in
bugünkü konumunda bulunduğunun kesin
olarak bilindiğini, çok daha eskilerde
ise, ilkel uygarlığın gemi
yapma tekniğini bilmedikleri gerçeğini
söylememe rağmen, onları ikna
edememiş olmam beni, Karadeniz’in konumu
ve adı hakkında bir araştırma
yapmaya özendirdi.

Eski kaynaklardan bir alıntı
|
[Karadeniz, kapalı havza dediğimiz dışarıya akıntısı
olmayan bir göldü. Zamanla kendisini besleyen
ırmakların getirdiği sularla
yükselerek yatağından taştı.
Avrupa ve Asya arasında yayılarak
kıyılarındaki ilkel yerleşimleri
sel suları altında bıraktı.
Ardından, önce Bosboros (İstanbul)
daha sonra da Helles Pontos’ ta (Çanakkale
Boğazı ) kanal (boğaz) açarak
Aigaion Pelagos’la (Ege Denizi ) birleşti.
Böylece Akdeniz’i de yükseltti. Bu denizin
kıyılarında ki yerleşimler
de sular altında kaldı. Ege’deki
Samothrake (Semadirek) adasındaki balıkçıların
attıkları ağlara, sel suları
altında kalan uygarlıkların
sürüklenen kalıntıları takılmaktaydı.
M.Ö. 80 – 20 yılları arasında yaşayan Sicilyalı
tarihçi Diodoros’ tan aktardığım
yukarıdaki alıntı Karadeniz’in
bir göl olduğunun efsanelerde bile
anlatıldığının
kanıtıdır. Ancak Diodoros’
un yazdığı 40 ciltlik tarihi,
söylenceleri hiç araştırmadan
aktardığı için diğer
kaynaklarla karşılaştırılmadan
kullanılmaz.
Bu bakımdan Diodoros’ un anlattığı Karadeniz Tufanı
diğer masalımsı efsanelerden
biri olarak kabul edildiğinden hiç
umursanmamıştır.
Ancak 1990’lı yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar
bu efsaneyi doğrular nitelikte bulgular
saptamıştır.
M.Ö. 18000 –16000 yıllarında yaşanan son buz çağında,
Karadeniz’in bir göl olduğu, şimdiki
yüz ölçümünün yarısından daha
küçük bir alanı kapsadığı,
kanıtlanmıştır. Karadeniz’deki
bu oluşumu modern ve antik verilerle
inceleyen okyanus bilimciler ve jeologlar,
buz çağının son evresinde
havaların ısınmasıyla
eriyen buzların Karadeniz kapalı
havzasını doldurduğu kanısına
varmışlardır. Taşan
gölün tatlı suları önce Bosboros
kanalını açmış, ardından
Propontisi (Marmara Denizi) oluşturmuş
sonra da, Çanakkale Boğazı’ndan
Akdeniz’e ulaşmıştır.
Solda Nuh'un Gemisi, Ağrı
Dağı üzerinde: Bir güvercin gagasında
yapraklı bir dal parçasıyla dönerek
suların çekilmekte olduğu haberini
getiriyor.
(Sağda) Eski Babil'den ünlü
Gılgamış Destanı'nın
Nuh'un Mezopotamya'daki karşıtı
olan Utnapiştim'in tufan hikâyesinin
anlatıldığı ikinci tableti
(İÖ yaklaşık 2000-1800 yılları).

Tufandan önce KARADENİZ
|
Pek çok okyanus bilimci ve jeomorfoloklar Karadeniz’in bir göl olduğu,
taşarak Marmara Denizi’ni oluşturduğu
konusunda hem fikirseler de, gölün ne kadar
yükseldiği, ne zaman ve ne hızda
tufana dönüştüğü hakkında
ayrı teoriler ileri sürmektedirler.
Bunun için iki görüş vardır.
Birincisi ve en güvenilir olanı William Ryan ve Valter Pitman’ın
ileri sürdüğü, kısa bir zaman
içinde aniden yükseldiği, kutsal kitapların
anlattığı Nuh Tufanı’nın
ve pek çok eski uygarlığın
mitolojilerin de ki tufanların en kanıtlananının
bu olduğunu desteklemeleri.
İkincisi; zaman içinde yavaş, yavaş olduğu…
Bu görüş N.Görür tarafından desteklenmektedir.
Birinci teoriye göre, Karadeniz’in yükselmeye başlaması M.Ö.
7460 – 6820 tarihlerinde hızlı
bir şekilde olmuştu.

Tufandan sonra KARADENİZ
|
Öyle ki: Karadeniz’in Kuzey steplerindeki düzlüklere taşması
günde 1600 metreye kadar ulaşmıştı.
Su altı sondajları Karadeniz’in
eski havzasının bugünkü seviyesinden
50 – 150 m. daha aşağıda
olduğunu göstermektedir.
Okyanus bilimci Robert Ballard’ ın Karadeniz’in güney kıyısı
(Ülkemizin Karadeniz sahili) yakınlarında
suyun 150 metre altında bir kumsal
bulmasıyla bu teori çok önemli bir
destek kazandı. Bu kumsalda yapılan
sondajlarda tortular arasından göl
kıyılarına özgü kayaçlar,
tatlı su canlılarına ait
kabuklar (7800 yıllık) ve en yenisi
7300 yıllık deniz kabukluları
bulunması, Karadeniz’in eski bir tatlı
su gölü olduğunu ortaya koyuyor.
[Ballard’ın en son bulguları National Geographic Dergisi’nin
Mayıs 2001 tarihli sayısında
yer almıştır.

Karadeniz’in adı:
|
Pontos kelimesini ilk olarak Homeros büyük deniz adı olarak kullanmıştır.
Antik yazarlar, Atlantik Okyanusu’nu nitelerken
deniz anlamına gelen Pontos kelimesini
kullandıkları gibi, Karadeniz’i
de büyük bir deniz olarak algıladıklarından
ona da Pontos demişlerdir. Ancak Pontos
Helence bir kelime değildir. Karadeniz
havzasında yerleşik Thrakia, ya
da Armenia dillerinden Helence’ye geçen
Pont – Bent kökünden türetildiği düşünülmektedir.
Kelime: geçiş yeri – yol anlamında
kullanılmış olabilir. Zamanla
da deniz anlamı kazandığı
sanılıyor.
Karadeniz’in akıntısı hızlı, fırtınaları
çok hırçın ve korkunç kıyılarında
oturan yerli halkların ilkel ve kan
dökücü olması burada koloni kurmak
isteyen Helenleri çok korkutuyordu. Ayrıca
sahiller de korunaklı limanlar ve denizde
adalar olmayışı, yerli halkların
düşmanlığı nedeniyle
Helenlerin büyük kayıplar verdiği
kesindir. Çünkü bu barbar kavimler sahillerine
çıkan Helenleri öldürme, Tanrılarına
kurban etme, kafataslarını içki
kadehi yapma gibi adetleri vardı.
Bu yüzden Helenler; Pontos’ a, Aksenos Pontos (Misafir sevmez deniz) lakabını
takmışlardır.
Ama, Aksenos sıfatına başka anlamlar veren araştırmacılar
da vardır. Zira eski Pers, yani İran
dili olan Sanskritçe de; Aksenas sıfatı
[Gece mavisi – koyu renk – kara ] anlamına
gelmekteydi. Ayrıca, Karadeniz yılın
büyük bir bölümünde kara bulutlarla kaplı
olmaktaydı. Bu bakımdan yerli
halkın, denizin karanlık ve siyaha
çalan suları nedeniyle denizlerine
kara sıfatını vermiş
oldukları düşünülebilir. Aksenos
sıfatını, misafir sevmez
diye kullanan Helenler ise, buralarda kolonileştikçe
bu sıfatın, kaynaşıp
ticaret yaptıkları halklarca aşağılama
sayılacağını düşündüklerinden
Pontos’a Euksenos (Misafir sever deniz)
demeye başlamışlardır.
Daha sonraları Pontos ismi, denizden
ziyade, Karadeniz sahilleri ve Kapadokya’ya
kadar olan bölgenin ismi olarak anılmaya
başlamıştır.
Pontos, Karadeniz’in ismi olarak sadece Romalılar tarafından
kullanılmıştır. Araplar
Romalılardan alarak Bahr-i Buntus yani
Deniz deniz demişler; Osmanlılarsa,
Bahr-i Siyah (Karadeniz) demişlerdir.
Antik yerli halkın ve Türklerin verdiği bu isim, günümüzde tüm
dünya tarafından kabul görerek kullanılmaya
devam etmektedir.
İRFAN IŞIK
EMEKLİ ÖĞRETMEN
Kaynakça:
1- National Geographic
2- Murat Aslan (Doktora Tezi) İrfan IŞIK
|