"Biz öldükten sonra ne gelir elden?
Ukbaya hazırlık gerek tez elden
Istırap yüklüdür herkes ezelden
Üzülür dururum yıllar boyunca"
Ömer Çam

"Elimde bir fener gittim gittim…"

Hocaların Hocası

Öğretmenim, Ömer Çam

Yaşar Karaduman


Onun bize sevdirdiği edebiyat ve tarih dersleri ilerideki yıllarda hayatımızı yönlendirecekti.Türkçe derslerinde konuları anlatırken benim çocuk ruhumu alır götürür hikaye ve olayların içine yerleştirirdi. Çok sevdiğim derslerden biri de tarihti, biri bugün hayatta olmayan iki kız arkadaşımla birlikte sınıfın çalışkan öğrencileri arasında sayılırdım. Bu arkadaşlarımdan biri Hatice, diğeri Feride idi, Hatice bugün hayatta değildir bu sevgi dolu arkadaşımı rahmetle anıyorum.



Yıl 1954. Ömer Çam'ın tayin edildiği Meçhulasker İlkokul 4.Sınıf. 3.Sınıf olarak ders yılı sonunda.
Fotoğrafı bize ulaştıran Ömer Sancak (Ünye)

Çok uzun yıllar önce bir sonbahar sabahı yeni bir ders yılının başlangıcında sınıfımızda yeni gelecek öğretmenimizi bekliyorduk, bir önceki sınıf öğretmenimiz Münevver Hanım başka bir şehre tayin olmuştu. Sıra arkadaşlarım Ahmet ve Osman'dı, Ahmet çok konuşan bir çocuktu, Osman ve ben sessizdik.Arkamızdaki sırada Yaşar ve Cemal adında bizden yaşca da büyük çocuklar vardı, hele Yaşarın daha o yaşta bıyıkları bile çıkmıştı.Aslında bıyıklı bir arkadaşımız daha vardı adı Yüksel. Sivas Kangaldan babası Ünye'ye tayin olmuştu. Kızlardan en yaramazı Müberra, en akıllısı Feride en yiğidi Hatice, en çok konuşanı ise Aysel'di, bir Aysel daha vardı ama o çok sessizdi mümessil sanırım Ömer'di, çoğumuz birinci sınıftan beri beraber geliyorduk bu dördüncü senemizdi. Biz bu dördüncü sınıfta şekillendik kişiliklerimizin gelişmesinde sevgili öğretmenimizin büyük katkıları oldu.

Sınıfın kapısı birden açıldı, başı biraz geriye doğru dik, ayak uçları yanlara açık yürüme tarzıyla içeriye girdi öğretmenimiz hepimiz ayağa kalktık gür sesiyle,
-Günaydın çocuklar, oturun günaydın diyerek oturduk
-Ben yeni öğretmeniniz Ömer Çam, dedi.


Birçoğumuzun ilkokul , ortaokul ve lise olarak yedi sekiz yıl sürecek beraberliği başladı öğretmenimizle. Daha sonraki yıllarda ortaokulda da Edebiyat, Tabiat ve Tarih gibi derslerimize de girdi. Ünye Özel Lisesinin kuruluşunda büyük emekleri geçti,kurduğu lisenin müdürlüğünü yaptı Resmi liseye dönüşmesinde önemli rol oynadı, öğrencileri arasından sadece Ünye'den bakanlar, milletvekilleri, profesörler, doktorlar öğretmenler, belediye başkanları, yazarlar, şairler, genel müdürler ve başarılı iş adamları çıktı.

Doğayı seven bir insandı öğretmenimiz, doğduğu köy ve çevresi doğa harikası manzaralarla dolu bir yerdi. Sınıfta sıra halinde değil de masaları birleştirip dörtlü veya altılı guruplar halinde otururduk,



Ömer Çam Orhan Bora ile

Bu yıllar öğretmenimizle birebir iletişim kurabildiğimiz yıllardı, ileride bu değişecek ortaokulda haftada bir gün bir saat görecektik. Masanın orta yerine bir de seramik vazo koydurtmuştu bize, vazonun içine her gün olmasa bile haftada en az iki defa taze çiçek koyardık.O günlerin Ünye'si bu günkü gibi betonlaşmamıştı, herkesin evinin bahçesi vardı, bahçede kır çiçekleri vardı, Ünye çiçekler içinde bir şehirdi rüzgarları bile çiçek kokardı.




Ben evimizin arkasından çıkılan Çakırtepe'den papatya, fındık bahçelerinden sümbül toplardım, sarı sarı sümbülleri. Bugün Pidecilerin olduğu yere biz pelitlik derdik, biraz ilerisine de istihkam. Bu istihkam dediğimiz yer, içinde kocaman tekerlekli bir top arabası bulunan üç tarafı kapalı ön tarafı Ünye'ye doğru açık üç metre yüksekliğinde taştan bir korunaktı, Ramazan'da iftar topları buradan atılırdı.

Bizim Çakırtepemiz biraz aşağıda dolmuş duraklarının kulubeleri bulunan yerdi, bugünkü gibi çirkin taşlar la kaplanmamıştı, yemyeşil çimenlikti, her zaman serin bir rüzgar eserdi burada , aşağılarda fındık bahçeleri Ünye-Samsun yoluna kadar uzanırdı, yol aşağıda bir yerde Aynıkola'dan sonra hafif kıvrılarak rampa yapar, bu rampayı çıkmakta zorlanan kamyonların inlemeleri rüzgarla birlikte bir senfoni gibi ulaşırdı Çakırtepe'ye. Ta uzaklarda Aynikola görünürdü, bugün o fındık bahçeleri yoktur yerini çirkin beton binalar doldurmuştur.


..

Ömer Çam kürsüde.Yanındaki saha komiseri Osman Öztuncer hocadır.
Eşini ve çocuklarını getirmemişti sanıyorum, bir oğlunun olduğunu onu çok özlediğini
okullar kapanır kapanmaz köye gideceğini söylediğini hatırlıyorum. Bir gün Türkçe dersinde bize yeni bir şiir yazdığını bir dergide yayınlanacağını söyledi ve şiiri okudu bize, bu şiirden bu gün aklımda yalnız bir satır kaldı oda şöyle:

"Elimde bir fener gittim gittim…"

Bu şiir bir yerlerde yayınlandı mı, rastlamadım, bilmiyorum, ama öğretmenim, dediği gibi elinde bir fenerle etrafını aydınlatarak gitti, gitti.

Bütün öğrencilerini çok severdi öğretmenimiz , ben , onun verdiklerini diğer arkadaşlardan biraz farklı alabilen birkaç kişiden biri idim, arkadaşlarımdan bazıları bugün hayatta değillerdir,ama hepsi bu günkü gibi gözümün önündedir: Ömer,Hami, Muhsin,Hatice, Şefika, Aysel,Uğur, Ahmet, Salih, Emine,Feride, Süheyla…

Meçhul Asker İlkokulu, yani okulumuz çok güzel taş merdivenleri olan, ilk katı taş onun üzerindeki iki katı da ahşap güzel bir binaydı. Taş merdivenlerin altında , alt başında üzerinde taştan çok güzel bir çiçek resmi olan çeşmesi vardı, taştan olan ilk katın, binanın hastane olarak kullanıldığı yıllarda yemek pişirme yeri olduğunu söylerler, ikinci katta başöğretmen odası, iki sınıf ve yukarı kıvrılarak çıkan çok güzel ahşap merdiven vardı.




Ömer Çam Meçhulasker İlkokulu 5.sınıf kız öğrencileriyle ders yılı sonunda. Fotoğrafın arkasındaki tarih 05.06.1956
Fotoğrafı bize Feride Yurtsever Caneroğlu göndermiştir. (Oturanlardan soldan 5nci)



Ben, dedemin elimden tutarak götürdüğü okulumda, birinci sınıfa bu katta yol tarafındaki odada başlamıştım. Üçüncü katta üç sınıf, sınıfların birinde de siyah renkli büyükçe bir kuyruklu piyano vardı, bu nedenle bu binanın savaştan önce azınlıklara ait bir okul olduğunu veya azınlıkların bale okulu olduğunu söylerler, bu konuda bilgiler kırık döküktür, sağlıklı araştırma yoktur.

Biz dördüncü ve beşinci yılları öğretmenimizle bu piyanolu sınıfın yanındaki yola bakan küçük sınıfta dolu dolu yaşadık. Sınıfımızın büyük pencerelerinden deniz ve karşıdaki Asarkaya, Kümbet tepeleri görünürdü, pencereyi fazla açamazdık çünkü hemen alt tarafımızda bugün düğün salonu olarak kullanılan kilise o zaman Ünye'yi aydınlatan elektriği üreten elektrik fabrikasıydı içeride dev gibi iki motor gece gündüz çalışırdı, çok gürültü olurdu.




Ömer Çam, Ünye Ortaokulu tabiat dersinde. Yıl 1958.



Bu kilise düğün salonuna kiraya verilmekle hata yapılmıştır. Bir şekilde geri alınarak kültür amaçlı hizmete sunulmalıdır, müze yapılmalıdır, Yöresel giysi, kap kacak, alet edavatın sergilendiği bir yere dönüştürülmelidir. Her güzel şey gibi onu da ziyan ettik gitti.

Bir zamanlar, biraz yukarıda, "Kilise Tepesi denilen yerde bir kilise daha vardı, Ünye'de o yıllarda başka yer yokmuş gibi o güzelim kiliseyi de yıkıp yerine çirkin bir bina yaptık, Meçhul Asker İlkokulu bugün bu binada hizmet vermektedir. Bu kilisenin duvarlarından bir kısmı halen durmaktadır, bu duvarın arka tarafında benim çocukluğumda çok güzel mimarisi ile Ünye evleri vardı bu evlerden birinde de sınıf arkadaşım Feride otururdu.


Öğretmenimiz Türkçe dersinde bir gün sordu:
-Aranızda şiir bilen var mı?
Parmak kaldırdım,
-Oku bakalım
"Bu vatan kimin ?" diye başlayan şiirdi bu, şiirin bir yerinde;
" Bu vatan, toprağın kara bağrında,
Sıra dağlar gibi duranlarındır" diye bir bölüm vardı, beni durdurarak;
-Söyle bakalım Karaduman, şair burada ne demek istemiştir, toprağın kara bağrındaki sıra dağlar nedir?
-Mezarlardır öğretmenim, savaşta ölenlerin yan yana sıra dağlar gibi dizilmiş mezarlarıdır, dedim.
-Biz bunu daha işlemedik sen bunu nerden biliyorsun? dedi, nerden bildiğimi ben de ,bilmiyordum.
-Aferin, otur, bu şiiri önümüzdeki Cumhuriyet Bayramında çıkıp okuyacaksın dedi.
Önümüzdeki Cumhuriyet Bayramında çıktım okudum.

Yıllar sonra ,Ünye Özel Lisesi, Ünye Akşam Kız Sanat Okulu ile birlikte bir Kültür gecesi düzenlemişti, o günkü Konak Sineması tamamen doluydu her iki okul da geceye çok iyi niyetlerle ve özveri ile hazırlanmalarına rağmen gece, kalabalıktan düzen sağlanamamaktan bir karmaşaya dönüşmüştü. Ertesi günü haberi o günlerde çalıştığım yerel bir gazetede yazmıştım, çok genç ve deneyimsiz olmamın verdiği heyecanla dozu ayarlayamamış hocamı biraz üzmüştüm. Ünye Özel Lisesi onun olağanüstü çabaları ile kurulmuş, kendisi de müdürlüğüne getirilmişti. Ben bu olaydan sonra utancımdan onu görünce uzun zaman yolumu değiştirmiştim. Bir gün arkadaşlar bunu kendisine sorduklarında;
-Karaduman bu işi başaracak ,demişti.

Çalıştığım bu yerel gazetenin çok güzel bir arşivi vardı, çıkan gazeteleri her yıl çiltler, özenle korurduk ,bir çok Ünyelinin bu gazete de yazıları vardı,Ömer Çam hocamız, Hasan Tahsin Kadıoğlu, Orhan Bora, Ferhan Şensoy, Zekai Barın bu gazete de yazmışlardı, Orhan Bora bize çok büyük destek ve yardımcı olur kendi kütüphanesinden bizi yararlandırırdı. "Şirin Ünye Rehberi" ni hazırladığı yıllarda rehbere benden ve gazeteden yazı ve belge almıştı. Bu arşiv bu gün ne yazık ki elimizde yok, bir çok arkadaşımızın altına ismini yazdığı eski Ünye fotoğrafları ve belgelerin bizim arşivimizde asılları vardı. Bu arşivin yok olması Ünye tarihi için büyük bir kayıptır.Bunların ne olduğunu sorduğum o yerel gazetenin sahibinin halen Ünye'de yaşayan kardeşi (Matbaayı selde su bastı bütün evraklar ve arşiv sular altında kalarak kayboldu) demişti bana.



Öğretmenimiz Ömer Çam Ünye'de mutlu oldu. Öğretmenliğin hazzını Ünye'de ilk geldiği Meçhul Asker İlkokulunda bizlerle birlikte tattı, bizler ve ben onun Ünye'de ilk öğrencilerinden biri olmaktan gururluyum, mutluyum. Ünye halkı da çok sevdi ve benimsedi öğretmenimizi, onu hiç unutmadı, bu gün Ünye'nin temel taşlarını oluşturan, memur, bürokrat, müdür öğretmen, yazar ve iş adamlarında onun emekleri vardır.

Ortaokulda tabiat dersine, edebiyat ve tarih derslerimize girerdi hocamız. Arkadaşlarımızdan Ömer Sancak hocamızla ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır:

"Bir tabiat dersindeydik, sınıfın arka sıralarından birinde otururduk, canlı ve cansız varlıklar konusunu işliyorduk, ben babamın bana yeni aldığı kol saatini arkadaşıma gösteriyordum, hocamız;
-Sancak, orada çene yapma tahtaya gel bakalım, diyerek beni tahtaya çağırdı.
-Sana bir soru soracağım, bilirsen on, bilemezsen sıfır vereceğim kabul mü? Dedi
-Kabul hocam, dedim
-Söyle bakalım, kolundaki saat canlı mı cansız mı?
O günkü aklımla, bu tik tak çalıştığına göre canlıdır diye düşündüm.
-Canlıdır, hocam dedim, arkadan biri bana kafasını hayır anlamında kaldırınca birden geri adım atarak,
-Cansızdır, dedim
-Otur Sancak sana kocaman bir sıfır, dedi ve ben o sene tabiat dersinden ikmale kaldım."



Ömer Çam son yıllarında.
Bu daracık satırlara bu sayfalara sığmayacak kadar çok hayat hikayeleri ile uzun bir ömür yaşayan Ömer Çam hocamız 1923 yılının bir sonbahar akşamı ekinler kaldırılırken, Akkuş'a bağlı Kuzköy, bu günkü adıyla Akpınar köyünde doğdu. Akkuş o yıllarda Ünye'ye bağlı bir nahiye idi ve adı da Karakuş'tu. Oğuz boyları burayı yurt edinmeye karar verdiklerinde, tepelerinde uçan kara kara kuşlardan başka bir şey göremedikleri için buraya Karakuş adını vermişlerdi. 1954 yılında Ünye'den ayrılarak Akkuş adında yeni bir ilçe haline geldi.

İlk ve orta okulu Ünye'de okuyan hocamız Sivas Öğretmen okulunu bitirerek çok sevdiği öğretmenlik mesleğine başlamış oldu. Akkuş'ta, Ünye'de ilkokul, ortaokul lise, Perşembe Öğretmen Okulu, Samsun Kız Enstitüsü, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü
Marmara Üniversitesi pedegoji ve edebiyet öğretmenliği yaptı, yüzlerce öğrencisi oldu.

Son ünvanı "Hocaların Hocası" idi, sanıyorum en mutlu ve güzel yılları Ünye'deki yılları olmuştur. 14 Aralık 2002'de 79 yaşında soğuk bir kış günü dolu dolu yaşadığı bu dünyadan ayrıldı. Akkuş'un Kuzköy'ünde 79 yıl önce başladığı yolculuğu son bulmuştu.Kabri İstanbul Kartal-Maltepe Gülsuyu mezarlığındadır.






Bu yetersiz satırlarımla öğretmenimi ölüm yıldönümünde minnetle anıyorum.
Nur içinde yatsın.

Y.Karaduman-İstanbul 14 Aralık 2005
www.unyeses.net
yasar.karaduman@gmail.com

Not : Siyah-beyaz fotoğraflar http://ibogurkan.sitemynet.com/yeni/id6.htm adresinden alınmıştır.






Hocaların Hocası
Ömer Çam
Anıldı


Hocaların hocası Ömer Çam, ölümünün üçüncü yıldönümümde 18 Mart Pazar günü
Beyoğlu Ünyeliler Derneği
Ümraniye Ünyeliler Derneği,
Gaziosmanpaşa Ünyeliler Derneği ,ve
Akkuşlular Derneği'nin düzenlediği bir törenle mezarı başında ve Akkuşlular Derneği Lokalinde anıldı.
Törene İstanbul Milletvekili ve hemşehrimiz İdris Naim Şahin, Ömer Çam Hocanın oğlu Doç.Dr. Kamil Çam Akkuş'tan misafirler, Ünye'den dostları
Ve öğrencileri basın mensupları ve çok sayıda davetli katıldı.
Kuranı Kerim okunmasından sonra konuşmacılar Ömer Çam'ın yaşamından kesitler sundular, son olarak İdris Naim Şahin, hocanın yaşam ve eğitim felsefesi hakkında uzun bir konuşma yaptı.
Daha sonra misafirlere yemek ve çay ikram edildi.
İstanbul Ünyeliler Derneği de Ömer Çam anısına özel bir dergi çıkardı.

Ömer Çam Hoca'nın fotoğraflarda görülen mezarı çok sevdiği Ünye'den getirilen Ünye Taşı'ndan yapılmıştır.

Ömer Çam Hoca'nın oğlu hemşerimizİdris Naim Şahin'le
Hemşerimiz İdris Naim Şahin konuşma yaparken


Ömer Çam'ın İstanbul Kartal Maltepe Gülsuyu Mezarlığı'ndaki Kabri