
Suluhan
alt katında fıskiyeli havuzu, sarnıcı,
kurşuni renge boyanmış pencereleri ile hep gözümün önünde
Ünye
sözü ile başlamak istiyorum. “ Dur dinle…eyi
dinle ….beni dinle. “
Ünye’den Sahil yolu geçmeden denize paralel Belediye
caddesi ve Hükümet
Caddesinden sonraki üçüncü caddesinin adı ORTA
ÇARŞI….
Uzun seneler Çapulacılar arastası olarak da anılmıştı.
Hükümet
Caddesi üzerinde köşe başındaki Ayla fırınının
işletmecisi Nazım Biberci. fırının üst katları
Ayla Kulübü ve Ayla Oteli idi. Mülk sahibi Tüfekçilerden
Hacıbey’in Ahmet Baskan. Kulübe çıkan merdivenin
girişinin sağında bayan ayakkabıları satan Demiray’ın
dükkanı ve Orta Çarşı Caddesi köşesinde ayakkabı
imalatı yapan Toker ile Ahmet ve Bahri Bay kardeşlerin
saatçi dükkanı. Ünye’nin saatlerinin yarıya yakını
burada tamir olurdu.
 |
 |
|
Orta çarşının ellili
yıllarda çekilmiş bir fotoğrafı.. Solda
aynı yıllarda Belediye Caddesinden
Kavakdibi’ne bakış. Fotoğraf. (Eren
Tokgöz arşivi)
|
Karşı
köşede Arziye teyzenin evinin altında Enver Önder’in
berber dükkanı ve bitişiğinde ayakkabıcı Seyit
Ergün’ün dükkanı vardı. Sağa döndüğümüzde Orta
çarşı caddesi eski hamam tarafına doğru Hasan
Ürer’in evi köşede.. Hasan Ürer, Ferit ve Kadir
Ürer’in Babası, Halil Ergün’ün de kayınbiraderi.
Seyit ve Arziye Ergün’ün oğulları; Kadir, Ertuğrul,
Yılmaz ve Ali Ergün kardeşler.
Sağa
devam ettiğimizde sokak başında içkili Ege Lokantası,
karşısında sonradan noter olan yer Ege Lokantasının
mutfağı ve bulaşıkhanesi olarak kullanılıyordu.
Ege Lokantası daha önceleri Hükümet Caddesinde
üzeri şehir kulübü olan Sırmabıyık’ların binasının
altındaydı. Ege Lokantasının karşısında P.T.T.
eski binası, sonradan Musiki Cemiyeti, daha sonraları
da Halk Eğitim Merkezi ve Kütüphanesi oldu. Ege
Lokantası gecenin birinde yandı. Yangın enkazından
otomobillere ait yağ filtresi bulunmuştu. Ege
Lokantası bu yangından sonra 1960 yılına kadar
“Vatan Cephesi” salonu olarak işlevini sürdürdü.
1960’dan sonra Cevdet Gemici’nin İmren Gazoz Fabrikası
olarak hizmet verdi. Gazoz Fabrikası kapanınca
Metin Uzbay’ın pasta salonu ve şekerci dükkanı
oldu. Okumuş İbrahim Ustanın yaş pastaları ve
“Kocataş Kola” ile burada tanıştık. Ben Okumuş
ustayı Yalı kahvesindeki Pastacı dükkanından da
biliyordum.
Eski
hamama doğru yürüdüğünüzde Mustafa Kalemen dede
ve oğlu Ahmet Kalemen in ve bitişiğinde damatları
Kemal Küçükoğlu’nun evleri vardı. Kemal Küçükoğlu
nun mahdumları Serdar, Servet, Selçuk Küçükoğlu
kardeşler. Kemal Küçükoğlu (Yavuz Kemal) evinin
bitişiği şimdilerde bilinen adı ile Ofisbank’tır.
Bu binanın ön cephesi Hükümet Caddesi tarafındadır.
Ziraat Bankası uzun yıllar bu binada hizmet verdi.
Bitişiği köşede bisikletçi Enver Gündüz, arkasında
Ahmet İskender’in(Çüksüz Ahmet) lokantası vardı.
Ziraat
Bankasının orta çarşıya cepheli arka tarafının
karşısından ayakkabı ustaları Ufuk Temel, Sami
Kurnaz, Recai Ekinci, Karşı arada Avare Kadir
renkli simalardı. Yazın dışarı çıkarılan tezgahların
etrafında kıştan kalma derin av hikayeleri anlatılırdı.
Kıdemli Muhtarlarımızdan Nahit Birben’in terzi
dükkanı sonradan bölüme taşındı, Torpil İsinin
(Hüseyin) meyva deposu uzun yıllar hizmet verdi.

Cumhuriyet Meydanı’nı ayrı yıllarda çekilmiş
fotoğrafları. (Eren Tokgöz arşivi)
Ayla
Oteli altındaki saatçi Ahmet ve Bahri Bey kardeşlerin
saatçi dükkanının bir cephesi de Orta çarşı caddesi
üzerindedir. Bitişik binası Haydar Şahinbaş’ın
fındık kırma fabrikasıdır. Aynı sırada dava vekili
Zihni’nin Hukuk Bürosu ve üstte evi, bitişiği
Terzi Yusuf Şentepe’nin terzi dükkanı, yanında
Ahmet Dokgöz’ün evi, altında terzi Cemal ileriki
zamanlarda Sezai Telci, Ahmet Kaya ve Şerif ustanın
Cengiz in terzi dükkanları vardı. Yanında Çataklı’ların
binası. Bu binanın yarısında Hüseyin Çataklı,
diğer yarısında Lezzet lokantasının sahibi oturuyordu.
İlkokul ikinci sınıfta buzdolabını görmek için
öğretmenimiz bizi Lezzet lokantasına götürmüştü.
Daha sonraları Çataklı dedenin (Prf. Osman Çataklı’nın
babası) evinde oturanlardan Ağır Ceza Reisi Öktülmüş,
Cemal Altuntaş Hakim İsmail İlik, Hüseyin Çataklı
ailesi İstanbul a göç ettikten sonra Ağır ceza
Reisi Süleyman Malkoç İsmail Kök (Hüseyin, Sadıka
ve Sadık kardeşlerin babası), Beden Eğitimi Öğretmenimiz
Ali Kayadelen ile yıllarca komşuluk yaptık.
Bizim
evin karşısında Camii Bahçesi, şimdilerde kısmen
yol olan yerde Fotoğrafçı Hüseyin Keleşoğlu (Akrep
Hüseyin) Arzuhalci Ruhi, Necmettin Çıngay, bayan
terzisi Mustafa Keleşoğlu’nun dükkanları vardı.
Keleşoğlu’nun dükkanını’nın yanındaki boşluğa
düzgün yayılmış Ahşap kulubesi ile eskici Şeref
USTA arasta esnafı olarak dahil oldu. Şeref Usta
Ürer’lerin evinin karşısından bizim tarafa göç
etti. Şeref usta aynı zamanda ötücü kuş beslerdi.
Ziraat Bankası kredileri ve buğday dağıtım zamanlarında
Fotoğrafçı Hüseyin Keleşoğlu’nun fotoğrafhanesi
çok kalabalık olurdu. Akrep Hüseyin amca birazcık
asabiydi, gelenleri sıraya sokar sonradan ikişerli
Araplarını çeker (negatif) sırası ile normal fotoğraflarını
yapardı. Son olarak duru sudan çıkan fotoğrafların
makas ile kenarlarını düzeltir, havlu ile suyunu
alır ve herkesin kasketinin içine koyar kasketleri
de başlarına giydirir öylece gönderirdi. Fotoğraflar
şapkanın altında gidecekleri yere kadar kurudu..
İstanbul’daki Kızkulesi’ni tanımam Hüseyin Amcanın
önünde Fotoğrafta çektiği Kızkulesi’nin tuvale
resmedilmiş panosu ile oldu.


Ortaçarşı
esnafından fotoğraflar.
Araba tamircisi ve çapulacılar ve bakırcı Raşit
Kuşçu.
(Fotoraflar.
Ufuk Mistepe arşivi)
Pazar
günleri sabahtan buluşan mahallemizin çocuklarından
sayabildiklerim Küp Ali, Ahmet (tas), Taslı’nın
Mustafa, Gıdış’ların Hamdi, Salim, Şişko Yalçın,
Hilmi, Pörtlek Atila (Babası Emniyet amiri idi),
Tayyar, Çıkık Seyfi, Sıçtıgırıştı Hüseyin, İkizler
Fahri, Bahri kardeşler, Sarı Mustafa’ların Abdullah,
Orhan , Hami ve diğerleri akşam saatlerine kadar
Suluhan yangın yıkıntısında, orta camiinin bahçesinde,
Soysal’ların bahçesinde, Kaledere İlkokulunun
bahçesinde, çifte hamam yıkıntısında, her sokak
ve köşede, bucakta mümkün olabilecek her oyun
ve kurguyu gerçekleştirirdik. Akşam saatlerine
yakın iki renkli sima çıkık Seyfi ile Sıçtıgırıştı
Hüseyin hiçbir Pazar aksatmadan tartışmayı kavgaya
dönüştürürler ve geceye kadar kavgaları sürer,
onları büyüklerimiz hariç kimse ayırıp sulh edemezdi.
Sonrasında asla birbirlerini düşman görmezler,
kin tutmazlardı. Gelecek Pazar akşamüstü yine
aynısı tekrar edilirdi. Büyüdükçe değişen gelişen
anlayışımız sonucu bu tür oyun ve mekanlardan
uzaklaştık
Küp
Ali’ye kimse itiraz etmezdi. Adil davranırdı,
haksızlığı da tahammülü yoktu Ali kardeşin. Ben
çelimsiz bir çocuktum. Ben hep onun takımında
korumasında olurdum. Ortaokulda da sınıf arkadaşıydık
orada da hep korudu beni. Bodancı Şener, Tantoğlu
M.Ali (zagi), Ahmet Yılmaz ve Akkan Ahmet sayemde
çok dayak yediler Ali kardeşten….

1939
yılındaki Erzincan depremi Ünye’de de zarara yol
açmış, Orta Cami bu depremde
yıkılmış,
ellili yıllarda bugünkü cami inşa edilmiştir.Daha
iyi anlaşılabilmesi için büyüttüğümüz bu fotoğrafta
caminin önündeki dört duvar ellili yıllarda yanan
“SULUHAN”dan arta kalanlardır.
Fotoğraf. Eren Tokgöz
Geldik
Suluhan meydanına. Adı üzerinde Suluhan.
Alt katında fıskiyeli havuzu, sarnıcı, kurşuni
renge boyanmış pencereleri hep gözümün önünde.
Suluhan ile tanıştığımda Fındık Tarım Satış
Kooperatifi ve fındık kırma fabrikası olarak hizmet
veriyordu. Demokrat Partinin köylüye buğday dağıtımı
alt katlardaki iki göz depodan yapılırdı. Çarıkçılar
arastasına bakan kapıdan girildiğinde görkemli
bir merdiven ile üst kata çıkılırdı. Yukarı katları
tam olarak keşfedemeden Suluhan bir gece yarısına
doğru yandı. Derin uykulardayım !... Suluhan’ın
camlı kulesinden parlayan kıpkırmızı ışık ile
birlikte burasını mekan tutan güvercinlerin yavruları,
yumurtaları da yanıp kül oldu. Uzun süre konuşuldu
nasıl yandığı. Neticede yangından geriye taştan
iskeleti kaldı. Yangından sonra güvercinler yeni
caminin kubbesini ve bizim evin çatısını mekan
tuttular.

Kefeli Han’ın yıllara yenik düşmüş duvarları
ve pencereleri.
Fotoğraf.(Yaşar Karaduman) arşivi
Öyle
büyük yangındı ki Samsun, Çarşamba, Fatsa ve Terme
İtfaiyeleri geldiler. Depolardaki fındıklardan
yanmayanlar dışarı çıkartıldı. Aylar boyu yanmış
fındığın acı kokusu sindi kaldı orta çarşının,
Kazancılar Caddesinin ve Suluhan meydanının en
ücra köşelerine. Suluhan daha sonraki senelerde
parça parça satıldı. Terzi Nahit usta . Kuyumcu
Turan ve Orhan Külünk kardeşler (Ufuk Mistepe’nin
dayıları) Suluhan adasındaki yerlerini aldılar.
Külünk Dedenin (Ufuk Mistepe’nin dedesi) dükkanının
dış cephesinde kullandığı BTB nin mavi ve tonlarındaki
taneciklerini duvara inci gibi dizerken yaptığı
özenli çalışmayı seyrederken sabır nedir öğrendim
!....
Çataklı’ların
evinin altında köşe başında Terzi Nihat Mutlu,
ara sokağa doğru bayan terzisi Ahmet Kavaklıoğlu
(Hacı Mahmure teyzemin sevgili eşi, arkadaşlarım
Mehmet İlhan, Mustafa ve Çiğdem Kavaklıoğlu nun
saygıdeğer babası) dükkanı, hemen yanı Hüseyin
Çataklı’nın ev kapısı onun yanında Berber Hikmet
Terzioğlu’nun dükkanı var. Hüseyin Çataklı’nın
terzi dükkanı ve nihayet Hükümet Caddesi köşesinde
Hüseyin Çataklı’nın Manifatura dükkanı. Çataklı
Prf. Osman Çataklı’nın ağabeyidir. Karşı sırada
uzun yıllar lokanta daha sonraları kahve ve bilardo
salonu olan yerin lokantadan önceki halini tuz
deposu olduğunu hatırlıyorum. Bir Turnede Ünye
ye gelen Necdet TOSUN’un kapının tek kanadından
sığamadığını gördüğümü hiç unutmadım.


Orta
Çarşı Caddesinin bugünkü esnafları.
(Fotoğraf.Yaşar
Karaduman arşivi)
Orta
Çarşı Caddesinin şimdiki çiçeklik olan bölümünde
kapsayan dükkanlardan oluşan bir ada mevcuttu.
Her iki sokağa da cepheleri vardı. Burada sırası
ile Dilsiz usta, arka cephede körüklü çizme ustası
Laz Temel usta, Nuran Onat (Muhtar), sayacı Enver,
diğer cephede Koca Mustafa (Cinek), sayacı Faruk
Civelek, İbrahim Karaduman, çapulacı Halil Derin’in
dükkanı, köşede Selahattin Gıyışkan’ın dükkanları
sıralanıyordu.
Soldan
itibaren devam edelim. Arada Elektrikçi Hüsnü’nün
bobinaj atölyesi faaliyette, Köşedeki dükkan Ürer’lerin
yazıhanesi olarak kullanılıyor. Bitişiğinde terzi
Leon Baygın ve oğlu Gazoroz ustaların dükkanı
var. Leon Usta daha sonra arkadaşım olan mimar
Mardiror’un babası. Mardiros’da bu dükkanda ütü
doldurup çıraklık yapmıştır. Bitişiği berber Hüseyin
Taşkınsu dükkanı idi. Koltuk kolçaklarının üzerine
konulan tahtaya oturur, saçlarım üç numara takılmış
taraklı el makinası ile o zaman kalfa olan İngiliz
Faruk tarafından bu dükkanda kesilirdi. Aynı sıradan
devam ile terzi Nahit usta ile kalfaları Erdal
ve Ünal abiler ve köşede Hulusi Aşık ve oğulları
Hikmet ve Mehmet Aşık kardeşlerin ayakkabıcı dükkanı
ve üstünde evleri vardı. Kızları Sevil sınıf arkadaşımdı.
İlerleyen yıllarda Berber Hüseyin Taşkınsu dükkanı,
Osman ustanın ayakkabıcı dükkanı, Nahit ustanın
dükkanı THK yazıhanesi oldu sonraları Aşık’ların
karşı köşesinde çapulacı sayacı Abdullah Tarhan
(Kanbur usta) (Burhan, Kemal ve Hasan kardeşlerin
babası), Bitişiğindeki dükkanda Mustafa Ertoy
lastik çizme ve spor ayakkabı ile kara lastik
ayakkabı satıyordu. Daha ileride Terzi Nail, (Ahmet
Birben’in babası), Bayraktarların binasının köşesinde
Kalafat Mustafa, karşıda Topal Tevfik, ileride
Sümer kardeşlerin dükkanları ve soba ve teneke
işleri yapan Arap Rıza ve oğullarının dükkanı
vardı. Sondaki Azmi Bıyık’ın kahvesini hatırlıyorum,
köşe başında, tabanı Ünye taşından, eşikleri aşınmış,
oluklaşmış Topal Tevfik’in karşına düşen arada
Saz yapım ustası bağlamacı Sami’nin dükkanında
her zaman bağlama sesi duyulurdu. Sami usta; Ünsal
(Sarı), Mustafa (Tahtakılıç) ve Tuncay’ın babasıdır.

Arasta’nın
esnaflarından çapulacılar. Soldaki fotoğrafta
Burhan Yazgan, Hikmet Başaran
Mustafa
Kalafat, Aptullah Yazgan, Yaşar Aksoy, A.Gürkan
ve Sait Zeren görülmektedir.
Soldaki fotoğraftakiler ise, Ekrem Çayırezmez
ve Ufuk Mistepe’nin babası Hüseyin Mistepe
(Daşcı İsin) dir. Fotoğraflar Ufuk Mistepe arşivinden
alınmıştır.
Deri
tabakhanelerinde işlenen derilerin yarı mamul
satıldıkları gibi mamul çapula olarak ta Rusya’ya
satıldığını çocukluğumda çok dinledim. Kavaklı
dedenin çınar ağacı (Mustafa Kavaklıoğlu nun dedesi,
Mustafa Kalafat ustanın dayısı) gölge yapacak
kadar büyük olmadığı günlerdi. Yazın öğleden sonra
tezgahlar binaların gölgesine çıkarılır işler
arastanın serininde devam ederdi. Tezgahları dışarıya
çıkarmak sadece çapulacılar arastasına mahsus
değildi. Sıcak yaz günlerinde terziler, bakırcılar
da dışarıya çıkarak, püfür püfür esen poyrazın
serinliğinde çalışıyorlardı. Ayakkabıya ait her
şey el ve el aletleri ile yapılıyordu. Dikiş ipliği
balmumlanırdı. Bu iplerle dikilen taban köseleleri
ahşap çivilerle de çakılıyordu.
Sonbahar
başlarında Kazancılar caddesinin Suluhan köşesine
bakan yerinde Murat usta ve oğlu Gazıyak ustanın
dükkanının önü ve yol ağzı lehimlenecek turşu
tenekelerinden dolardı. Çömlek (pişmiş kilden)
kaplarda turşu için kullanılıyordu. Plastik yoktu
daha ortalıkta. Murat Ustanın yanında Pamuk dedenin
(hallaç) dükkanı, bitişiğin de Kuyumcu Bilal,
onun yanında Tüfekci Sabri, erkek berberi Teğmen
vardı.


Orta
Çarşı’nın efsane ustalarından Karakin Usta’ya
ait fotoğraflar. Üstte solda esnaf bir
Cumhuriyet
Bayramı hazırlığında, yanında kamyonıun otobüse
dönüştürülmesi. Sol alta
Ünye’ye yapılan ilk çocuk parkı imalat esnasında.Fotoğraflar
Yaşar Karaduman arşivinden alınmıştır.
Suluhan’nın yangın enkazı önündeki alanda Karakin
ustanın kaporta zımparalama yeriydi. Karakin usta
kaporta ve boya işini Ünye’ye getiren ustaydı.
Kuzine, soba ve kilit imalatından sonra bu işe
girişti. Ustaların ustasını yetiştiren ustaydı.
Komitoğlu Abdullah Karakin ustanın baş kalfasıydı.
Orta çarşı caddesinde Ramazanlarda ayrı bir güzellikteydi.
Her ramazan başında Babaannem (Hoca kızı) minare
şerefesindeki ampulleri yeniletirdi.
Günümüzde
babaannesinin geleneğini torunu Abdulkadir sürdürüyor.
Ramazanın 15. gününden başlamak üzere yatsı ezanından
önce Adatepe İbrahim ile Ramis Çolakoğlu güzel
sesleri ile söyledikleri ilahiler ile ramazan
uğurlanırdı. İstanbul Selatin Camilerine (Sultan
Camileri) mahsus bir geleneği Ünye’de yaşatıyorlardı
ramazanlarda.
Çapulacılar
arastası sonraki adı ile Orta Çarşı caddesi Ünye
İktisadi hayatının yönlendiği ana mekanlarda biri
olmuştur Çapulaların, kunduraların yapımına emek
verenler Ali Kurt’un modern makinalarına ve daha
sonrada beraberce İstanbul ve Konya fabrikasyonuna
yenildiler. Murat Ustanın turşu tenekesi lehim
işi plastiğe yenildi. Kazancılar caddesinin bakır
ve kalay ustaları toptan alüminyuma yenildiler.
Çok sonraları da alüminyum, emaye ye çelik kaplara
ve teflona teslim oldu. Soba, kuzine ve kapı kilitleri
el emeği ile üretiliyordu. Kilit İstanbul fabrikasyonuna,
soba, kuzine işleri de Kayserilinin emayesi ile
başa çıkamadı.
Orta
çarşının meşhur masif mobilya ustası Hüseyin ve
Hasan Güdek kardeşlerdi. Masif ahşaptan mobilya
yapımını sunta üzeri formika kaplama işi sonlandırdı.
Masif üzerine kaplama, masif ve gomalak tarihteki
yerlerine oturdular. Bütün terziler bayramlarda
iş yetiştirmek için sabahlara kadar çalışıyorlardı.
Onlarda Konfeksiyona yenik düştüler
Sonuçta Orta Çarşının iş ve aş üreten meslekleri
zamanın tünelinde bir bir eridiler…Sürüp gidecek
değişim başlamıştı bir kere.
Ünye
Lisesini bitirdiğimde Orta Çarşı caddesindeki
evimizde Hocakızı, Dokgöz dedem, annem, babam,
kardeşlerim Abdulkadir ve Sema birlikteydik. Unutamayacağım
harika günler yaşadım. İlk ipek böceğimi burada
yetiştirdim, büyük aşkım Şampiyon’a burada sevdalandım.
Orta Çarşı Caddesinin sonradan İzmir’e tutsak
edilen sokak taşları ile sevda acılarımı paylaştım
Ünye gecelerin de….

Orta
Çarşı’nın sembollerinden Çifte Hamam’ın üzerinde
gün batarken.
“Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu bazen içli bir şarkı
Her anını eksiksiz dün gibi hatırlarım
Dudaklarımda tuzu,içimde durur aşkı"
Makalenin
başlığındaki suluboya Orta Çarşı resmi, Ahmet
Yiğit’e aittir.
Özgün hali aşağıdadır ve 2005 yılında Ünye Festivalinde
sergilenmiştir.

Sevgi
ve Saygılarımla, Üsküdar, 29 Ocak 2007
Eren TOKGÖZ
İnş. Müh.
Not:
Orta Çarşı’daki adanın eski
esnafları arasında; Nazif Tezel (Erdoğan,İlhan
ve Şükrü Tezel kardeşlerin babası), Veysel Usta
(Ürer), Beşkitap Ali (külde kahve yapar), Hacıbeyler
(Ahmet Baksan ailesi), İsmail Soysal, Necati Vidinli,
şimdiki Görgülü lokantasının bitiştiği büfenin
yerinde Solcan Ahmet, fotoğrafçı Ahmet (eşi Leylüfer
Hanım), Orta Caminin bakırcılar caddesi köşesinde
(bisikletci hocanın ve berber teğmenin karşısı)
şimdi bahçe olan bölümde Kelleroğlu (Hilmi Güler’in
ataları dükkan yerini cami yapımı başlayınca camiye
bağışladılar), Çapulacı Seyit Ali sayılabilir.Ünye
de ilk Kara lastik fabrikası da Görgülü lokantası
bitişiğindeki Kuyumcu Şeref in olduğu yerde Nejdet
Soysal ve Ferit Ürer tarafından iki presle kurulmuş
ve burada uzun yıllar faaliyet göstermiştir. (Kaynakca;
Sn Mustafa Kalafat)