
İlkokula başlamadan önce (tepedeki) çamurlu
mahallesi, zeytinlik sokaktaki evimizden sefertası
ile dedem ve babama yemek getirdiğimde gidiş
ve dönüşlerdeki izlenimlerimden başlayarak
Paşabahçe yazlık sinemasından döner
çeşme meydanına kadar olan bölümü aktarmaya
çalışacağım.
Asarkaya eteklerindeki acı su kaynağından
cazibe ile saray hamamı karşısındaki
su deposuna gelen su, pompalar vasıtası
ile tepedeki evimizin arkasındaki su deposuna
gönderilirdi. Saray hamamı karşısındaki
su deposu kapısında sandalyesinde otururdu
sucu Ahmet amca. Hem babam ve dedemden hem de
Burunucu mahallesinden Büyükbabamlardan dolayı
biliyorum Ahmet amcayı. Yener, Şener
ve Mustafa kardeşlerin babasıdır.
Çalışan pompaların sesinden korkardım.
Su depo ve pompalama istasyonunun karşısında
saray hamamının külhanı vardı.
Yol kenarına gövdesi delik çok yaşlı
gürgen, kestane ve meşe ağaçları
kök ve gövdeleri ile dolu olurdu. Genellikle öğleden
sonra hamam bayanlara açılırdı.
Tellallık yapan er kişiler bayanlar
hamamı sırasında hem külhanı
yakar hem de bahsettiğim bu ağaçları
külhanda yakılabilir hale getirirlerdi. Bu
çok büyük emek, dikkat ve akıl isteyen bir
işti. Kalın, ince, uzun, kısa demir
kamalar ve büyük demir balyozların yanında
ahşap kamalar kullanıyorlardı.
Bahsedilen bütün bu aletler kullanılarak
oldukça budaklı meşe ve kayın,
kestane kütüklerin parçalanıp odun parçacıkları
haline getirilişindeki ince hesaplamaları,
azmi, yılmadan bıkmadan sürdürülen mücadeleyi
bir kenarda seyrederdim. Mücadele sonucu kazanılan
zaferi bende yaşardım!...... Birden
ya götüreceğim yemeğin geç kalmış
olması, ya da eve geç kalmışlığın
endişesi ile bu dünyanın dışına
atlardım.
Hamam giriş kapısının
hemen karşısında Baba Lütfü'nün
evi yapıldı, yeşil boyalı.
Her geçişimde tatlı dilli güler yüzlü
Hatice teyze babaanneme, anneme hep selam söylerdi.
Baba Lütfü’nün evinin bitişiğinde eski
ama güzel bir ev vardı. Onun yanındaki
ev ocakcı Ahmet amcamın evi idi. Onun
bitişiğinde Mahmut Us evi, onun da bitişiği
domuzcu Kadir'lerin evi(Hani biliisuz da aaau Bilgin varya, hani geçenlerde bacanı
yapdudu ya, işte unun bubasının
evi var. Aklıma gelmişken sölim İbrahim
Çelik ilkokuldan sınıf arkadaşım,o
da olmasa bu Bilgin varya herifçioğlu biz
burda top oyniiyuk diye yoldan geçürmicek beni
.Onun için İbrahim'in hakkını yiyemem,
bu Bilgin belasından o kurtarırdı
beni.)
Saray hamamının yanı ve arkası Paşabahçesi
olup geniş bir alana yayılmıştı.
Paşabahçesi'nde enva-ı çeşit meyve
ağaçları vardı. Daha sonraları
saray hamamının tepe tarafına Paşabahçesi
yazlık sineması yapıldı.
Burada Unutulmaz siyah beyaz sinema eserleri oynattılar
Makinist Nihat ve kör gözüne rağmen Arapanşa'nın
biricik oğlu Memet. Soldan devam edelim bahçenin
üst taraftaki evin altına yol kenarına
bir ev daha yapıldı. Ünye'nin ilk Bayan
berberi Hasan ağabey dükkanını
bu evin altına açtı.
Tahsin Hoca'nın (Gürsoy) dükkana kadar uzanan duvar
ve sonraları yapılan mavi ev ve iç taraftan
Haznedarların evleri ile sınıf
arkadaşım Duygu Aykaç'ların evi
vardı. Bitişiğinde Gürsoyla'rın
iki geçeli büyük evleri vardı. Bu evin bir
girişi Saray Caddesi üzerindeydi. Çınar
ağacı tarafından bahçeye taş
süslemeli taçlı kapıdan girilir güzel
bir yol ile ev kapısına ulaşılırdı.
Yolun sağı solu çiçeklerle süslü çok
güzel bir bahçeydi. Bu büyük evin karşısında
büyük bir bahçe içinde tek katlı taş
binada ismini hatırlayamadığım
"Doktor Muayenehanesi"ni biliyorum.
Eczacı Yusuf Alver'in ağabeyi Himi Alver in
arabası ile telaş içinde buraya gelişi
ve bir şeyler alıp götürdükten sonra
Babalarının vefat haberinin duyurulduğuna
şahit oluşum aklımda kalanlardan.
Daha sonra buraya Bakırcılar arastasındaki
yerinden fotoğrafçı Hacı Hüseyin
Öndersev’in fotoğraf stüdyosu yerleşti.
Bitişiğinde çiçekli bahçesi ve şık
demirli merdiveni ile Zahide hanımın
evi yer alırdı.

Biz Ünyelilerin kavak dediği asırlık çınarı
ile karşılıklı olan Saraycamii
arka sokağında Ceylan Gülsüm’ün evi
ve yanında tuvalet vardı. Saray camii
bahçesi eski mezar taşları olan mezarlıktı.
Cumhuriyet meydanının sağ tarafında
Hükümet Binası, yanında Anafarta İlkokulu
Cumhuriyet Meydanına hakimdi. Samsun yolu
Paşabahçesi saray surunun dibinden ve Eski
Belediye binası önünden geçiyordu. O zamanlar
yol ile deniz arası Ünye parkıdır.
Hani şu meşhur Kameriyeli park……
Çiçeklik kenarları taranmış bakımlı
saç gibi bombeli duruşlarıyla fotoğraflarımıza
arka plan teşkil eden çim saçaklar ile çevrili
idi. Kameriye ve park ile birlikte kordonu da
ebediyen yok eden karayolu yapılması
neticesi ebediyen ortadan kalktı. İyiki
belleğimde kalmış zaman zaman projeksiyonunu
seyrediyorum. Eski Belediye Binası parkın
meydana bakan tarafındaydı. (Yaklaşık
olarak şimdiki trafonun yerinde) Daha sonraları
Belediye Binası adı üstünde Belediye
Caddesinden İskender'lerin asmalı kahvesinin
karşısına gitti. İtfaiye de
bu bina ile meydan tarafındaki Belediye ek
binası arasındaydı. Meydana bakan
ilk Belediye Binası ile şimdiki Ziraat
Bankasının oturduğu yerin bir kısmında
yazlık sinema vardı. O zaman Paşabahçesi
yazlık sineması yoktu henüz. Bu sinema
da Turhan Feyzioğlu'nun bir filmini seyretmiştim.
Arap Dede götürmüştü oğlu arkadaşım
Hacıbey ile birlikte. Parkın Ziraat
Bankası tarafındaki köşesinde Hilmi
kadıların kısa Atıf’ın
Mobil benzinliği ve eski Belediye tarafında
Atatürk büstü vardı. İlk okul 3 sınıfta
Tetanos sonucu kaybettiğimiz Arkadaşım
İhsan'ın dedesiydi Atıf dede.

Betoniyeri Ziraat Bankası inşaatında görmüştüm.
Şimdiki Deniz oteli yerindeki eski ahşap
binayı hatırlıyorum. Baba Lütfü'nün
ilk evi burada idi. Bu binanın hükümet Caddesi
cephesindeki bir dükkandan cam çok renkli pıtıklar
aldığımı hatırlıyorum.
Daha sonraları yıllarda buraya betonarme
bir yapı inşa edildi. Cumhuriyet meydanına
bakan geniş cephesinin hükümet caddesine
bakan cephenin köşesine Selahattin Cücür’ün
kırtasiye dükkanı sonra spor toto bayii
oldu. 1.kat Şehir kulübü üst kat otel görevi
gördü. Meşhur Deniz Otelin Belediye Caddesine
bakan köşesinde elektrikçi Hacı ve Lütfü
Küçükoğlu’nun dükkanı vardı.
Şimdiki Hükümet Konağından önceki yıkılan
eski binanın temellerine makine ile çakılan
kızılağaçtan kazıkları
uzun uzun seyrederdim. Öğleden sonra boş
sefertası ile zeytinlik sokaktaki evimize
dönerken en büyük eğlencem bu hummalı
çalışmayı izlemekti. Hükümet binası
bitişiğinde zelzelede üst katı
yıkılan Anafarta İlkokulu vardı.
Köşede Fatalis Ahmet’in evi, altında
Yeni sinemada makinistlik de yapan Nihat amcanın
dükkanı vardı. Karşısında
Şah Muratların kırtasiye ve bakkaliyesi
vardı. Ben ilkokul da okurken Yaşar
Çepoğlu buraya ortaktı. Bir zamanlar
Ünye’nin en iyi bakkaliyelerinden olan Şah
Muratların kırtasiye ve bakkaliyesi
çok uzun seneler hizmet vermeye devam etti Ünye’ye.
Bitişiğindeki dükkanlara Hasan Öztürk
(Bardi Hasan), eski Mal Müdürü ve özgürlük savaşçısı
Mali Müşavir Vahap Helvacıoğlu,
Berrer Osman Babuçoğlu , bakkal şimşek
ve adını hatırlayamadığım
hemşehrilerim iş icra ettiler.

Çarşıda
esnaflık yapanlardan bazıları:
soldan,
Salih Babacan, bakkal
ve Tekel bayii, Recai Tokaç terzi, babam Ahmet
Tokgöz ve dedem
Mehmet Tokgöz
Devamında Karabıyıkların lokantası
vardı. Hatırladığım kadarı
ile bitişiğinde fındık alım
yeri Karabıyık ve ortağına
aitti. Oğulları Aydın Karabıyık
benim yaşıtımdı. Lokantanın
yerinde bakkal daha sonra da kolanyacı dükkanı
olarak faaliyet gösterdi. Bitişiğindeki
dükkanda da Şahin Atik amcanın dükkanı
oldu sonraları. Bu iki mekan Rauf Başoğlu,
İsmail ve Mustafa Keskin’e ait konfeksiyon
satan mağazaya dönüştürüldü. Köşe
başında bayanın işlettiği
tuhafiye dükkanı vardı. Sokak içine
doğru berber Mehmet (Yetim Mehmet Tepeli)
ve bitişiğinde eskici Eminin dükkanı
vardı. Şimdiki Cinbaşların
dükkanın olduğu yer iki katlı yapıydı.
Üst katında Gümrük Muhafaza Müdürlüğü
vardı. Cemil dayım o zamanlar Gümrük
Muhafaza Memuru idi. Sait dayım ile birlikte
Cemil dayıma temiz çamaşırlar götürdüğümüzü
biliyorum. Nöbetçi olduklarında burada yatıyorlardı.
Köşe başından İş
Bankasına kadar olan kısım Enver
Gündüz’ün kiralık üç tekerlekli bisikletlerine
binilen boş arsa idi. İş Bankası
şimdiki Fikret Gün’ün pastanesinin olduğu
yerdi. Sonraları Emlak Kredi Bankası
ve daha sonrada Sümerbank oldu. Bitişiğinde
Fikret Gün’ün şekerci dükkanı, bitişiğinde
Rıfat Ilgaz’ın Sarı Yazma romanın
da bahsettiği okumak için kitaplar aldığı
fırıncı amcası Mustafa Gün’ün
fırını vardı. Şimdiki
Haznedar hanın olduğu yer boş alandı.
Giresun, Trabzon ve Rize’ye geçen şehirlerarası
otobüsler burada mola verirdi. Sonraları
taksi durağı olarak, daha sonralarda
Ünye Ekspresin yazıhanesi olarak kullanıldı.
Belediye Caddesinin Atlantik lokantası tarafında
Çınar ağacının altı serin
ve gölgelikti. Günümüzde kolları dalları
budanmış kendine yer bulmaya çalışıyor.
Hükümet caddesi'nden devam edelim: Sol köşedeki arsaya
sonradan Emlak Kredi Bankası binası
yapıldı. Bu boş arsanın Belediye
Caddesi tarafına ayakkabı boyacıları
sıralanmıştı. Boyacı
Sabri, Dingal, Mehmet ve diğerleri, köşede
Muhtar Cinbaş'ın tekel bayisi vardı.
Hükümet Caddesi cephesinde köfteci tezgahı
ile Sivas'ın Adıs nahiyesinden gelen
hamalların yük taşımaya mahsus
el arabaları vardı. Onlar karşı
boş arsayı da kullanıyorlardı.
Köşede berber Yalçın Keleşoğlu’nun
berber dükkanı kulübesi vardı. Bitişik
bina her iki caddeye de kapısı olan
Oflu Osman dedenin, zemin katta Trabzon lokantası,
birinci ve ikinci katlarda Trabzon Oteli vardı.
Bitişiğinde daha sonraki yıllarda
Ahmet Dokgöz’ün bakkal dükkanı olan ahçı
Salih ve Salih Ustanın lokantası faaliyet
gösteriyordu. Onun bitişiği Cavit Ekmekci'nin
fıçılar içinde çeşit çeşit
Zeytin yağı satılan dükkanı
vardı. Fikret Gün'den öğrendiğim
burada önceleri Karslı Ahmetefendi denen
kişinin bakkal dükkanın olduğu.
Zaman zaman Isparta'dan gelen halı tüccarlarına
da hizmet veriyordu. Onun bitişiğindeki
dükkan Ünye'mizin güzel bakkal dükkanlarından
Kaşif Temizyürek ve kardeşlerine ait
Temizyürek bakkaliyesi idi. Onun bitişiği
Mithat Kısacıkoğlu'nun Şatıroğlu
ile ortak tekel maddeleri satan dükkanı sonraları
Şerif Öztürk’ün terzi dükkanı, daha
sonraları Hasan ve Kemal’in Lüks berber dükkanı
oldu.
İngiliz Faruk da burada mekan
tuttu. Köşe başından bir önceki
dükkan dedem Mehmet Dokgöz’ün oğlu için açtığı
bakkal dükkanı adı Gürsel bakkaliyesi.
Bitişiğinde Ömer amcanın bakkal
dükkanı. Üst katının terzi Hasan
Pippir ve Dr. İsmet Ereren'e, Fotoğrafçı
Osman Kirman'a mekanlık yaptı. Hasan
amcanın diktiği kısa pantolonlu
ince fitilli açık kahve kadife takımını
hiç unutamadım.
Köşede kokulu Hafız dedenin dükkanı vardı.
Ne ararsan bulunurdu kokulu Hafız’ın
dükkanında. Benim için gizemli bir dükkandı.
Bitişiğinde Garipoğlu’nun hırdavat
dükkanı vardı. Onun bitişiği
o zaman boş arsaydı. Boş arsanın
bitişiğinde Lüleci Hafız'ın
dükkanını ben hatırlayamıyorum
günümüzde Hafız dedenin torunları zücaciye
ticareti yapıyor. İhsan Tokatlı
ve Hasan Tokatlı’nın dükkanın öncelerini
bilemiyorum.
Buraya kadar Hükümet Caddesi sol tarafından döner
çeşme meydanına kadar geldik.
Tekrar Cumhuriyet Meydanına dönerek Hükümet Caddesinin
sağ tarafını yazalım.
Fatalis Ahmet’in Şah Muratlarında karşı
köşesidir. Daha sonraki yıllarda Belediye
Caddesinde şimdiki Akbank’ın yerinde
olan yeni sinemanın makinistliğini de
yapan Nihat amcanın dükkanı Anafarta
İlkokulu tarafındaki köşede. Katlanır
kepenkli dükkanda tuz, çay, sabun, sakız,
yağ satıldığını
hatırlıyorum.
Yanında Mahmut Arın’ın fırını
var. Pandispanyaları ile ünlü, kızı
Emine sınıf arkadaşım. Onun
yanında yine sınıf arkadaşımız
İsmet Aydın’ın babasının
kırtasiye dükkanı var. Sonraki yıllarda
Eşimin akrabaları da olan Şimşek
kardeşlerin manifatura dükkanı olarak
hizmet verdi uzun yıllar. Onun yanındaki
dükkan kel Cemalin oğlu Cezmi Sider'in bakkal
dükkanı aynı zamanda av malzemesi de
satıyordu. Çok uzun yıllar aynı
işlerde kaldı. Köşe dükkan berber
dükkanı idi. Burada babamın teyzesinin
beyi Kürt Mehmet enişte ile birlikte Burunucu
mahallesi camii müezzini çalışıyordu.
Ara sokakta Ahmet İskender'in lokantası ve ileriki
senelerde avare Kadir’in bisikletçilik ve Ahmet
Ustanın ayakkabıcı dükkanı
karşı karşıydılar. Karşı
köşe Enver Gündüz’ün dükkanı vardı.
En yeni kiralık bisiklet, en güzel portakal,
en güzel kurtsuz kestane, kelvinatör marka havuzlu
buzdolabında soğuk çataltepe gazozu,
ayran, mersinin en güzel portakalları, şeftaliler
Enver amcada olurdu. Enver amcanın dükkanı
daha sonraki yıllarda laz Ali Başoğlunun
bakkal dükkanı olarak devam etti. Sonraları
yıkılarak bugünkü halini aldı.
Bitişiğindeki bina şimdi Yapı Kredi
Bankası olmadan önce uzun seneler Gazinin
Yaşar (Yaşar Gazioğlu) Ofis Bank’ı,
Ofis Bank’ın yeni binası olmadan önce’de
Yaşar Ayyıldız (Çançala ) ile Mahmut
Yılmaz'ın (Guççalu Mahmut) fındık
mağazası ondan öncede yıllar boyu
Ziraat Bankası olarak hizmet sundu. Kalemen'lerin
binasına yaslanmış küçük taş
binanın üst katı Müftülüktü.
Sonra arkadaşımız Aydın
Aydınalp'in Avukatlık Bürosu oldu. Altında
Yusuf Diktepe'nin Tuzcu, sonraları da Hamdi
Kuyumcu'nun bakkal dükkanı oldu. Beyaz saçlı,
kravatlı, göbekli, pantolon askılı
Ahmet amcanın muhteşem şekerci
dükkanı tuzcunun bitişiği ..
Şekerler çok sık, pirinç kapaklı cam kavanozlarda
satılıyordu. İlk kağıttan
oyuncak cambazı buradan satın almıştım.
Uzun ve gevrek üzeri bol dövülmüş fındıklı
pastasını ve un kurabiyelerini unutamadım.
Bitişiğinde şekerci Niyazi Altuğ’un
dükkanı vardı. Buranın un kurabiyeleri
ile fındık pastanın tadı unutulacak
gibi değildi. Buradan en çok EGE sakızı
alırdım. Onun bitişiğindeki
Karadeniz Eczanesi uzun yıllar Ünye'nin ilk
Eczanesi olarak devam etti. Üst katında her
derde deva hepimizin doktoru Şevket Bali'nin
muayenehanesi vardı. Eczane'nin adı
Karadeniz di. Burayı Şevket Bal inin
eşinden Almanya da Eczacılık okuyan
Yusuf Alver devraldı.
Karadeniz Eczanesi daha sonraları Enver Gündüz’ün
karşı köşesinde devam etti. Ünye
Eczacılık tarihinin Amiral Gemisi Bayan
tuhafiyeci ve eskici Emin in dükkanın olduğu
yerde Ünye ye hizmet veriyor. Şevket Balinin
Eczacı eşinin eczanesi yerine günümüzün
Eczacılık Duayenlerinden Halise Çolakoğlu
Kırımlı'nın Derman Eczanesini
Döner Çeşme Meydanındaki Atıf Bayraktarın
binasından buraya nakletti.
Aradaki sokağa komşu bina zemin + 2 kat taş
bina idi. Devrin Başbakanı Adnan Menderes
Ünye’ye geldiğinde Eski belediye önünden
zevatı ve Ünyelileri de yanına alarak
O zaman da meydan gibi meydan olan Cumhuriyet
meydanını yürüyerek geçti şehir
kulübüne kadar. Sırmabıyık’ların
binasının 1, katındaki Şehir
Kulübü balkonundan (fransız balkon denilen)
Ünyelilere hitap etti, babam dahil Ünyeli hemşerilerimize
burada el öptürdü.
Burası uzun yıllar Şehir Kulübü adı
ile faaliyetini sürdürdü. Zemin katta Hamit Suyabatmaz’ın
Ege lokantası vardı, ilk bildiğim.
Köşede Hasan Sırmabıyık dedenin
dükkanı yanında Rasim Sırmabıyık'ın
dükkanı vardı. Bu adadaki Hasan ve Rasim
Sırmabıyık dükkanları uzun
seneler yerlerini muhafaza etti. Lokanta daha
sonraları Faruk ve Tarık Sırmabıyık
kardeşlerin tuhafiye dükkanı olarak
hizmet verdi. Meydan tarafı köşe Recai
Sırmalıyık’ın Elif pastanesi
oldu.
Hükümet caddesinde devam ediyoruz,
Tüfekçilerin Ahmet Baskan’ın binası
altında köşede Borazan Ahmet’in kardeşi
Nazım Biberci'nin fırını bu
köşe hep fırın oldu bildim bileli.
Şimdilerde köşe tarafı gözlükçü
ama fırını hemen bitişikte
devam ediyor. Hükümet Caddesi tarafında Şahinbaş’ın
binasına bitişik Mithat Kısacıkoğlu'nun
bakkaliyesi, Nihat Özalp’ın tuhafiye dükkanı,
Ayhan Şatıroğlu'nun bakkalını
ve sonraları da kumaşçıyı
hatırlıyorum. Üst kat hep kulüp onun
üzerinde hep otel oldu. Eski bina yıkılarak
yerine betonarme bir bina yapıldı. Günümüzde
zemin kat yine fırın, üst katlar otel
sadece kulüp yok.
Haydar Şahinbaş'ın binası
dış cephesinin taş işçiliği
çok güzeldir. Görülmesini tavsiye ederim yıkılmadan
görün. Hükümet caddesi cephesinde orta taraftan
yola doğru bir hareket var tedbiri bugünden
alınmalı. Burası uzun süre fındık
kırma fabrikası olarak çalıştıktan
sonra boş olarak tutuldu. Köşe dükkana
Aslan Cerrahoğlu terzi Cengiz Öztürk kısa
sürelerde kiracı oldular. Köşenin yanına
İstanbullu bir kimyager tarafından Eczane
açıldı. Bu kapandıktan sonra burada
Şerafettin Ereren Eczane açtı. Hatırladığım
Ramis Çolakoğlunun babası buradaki fabrikanın
makinistiydi. Ara Sokak Ortaçarşı ile
Hükümet Caddesini arasındaki geçişi
sağlıyordu. Köşedeki fırını
benim bildiğim sırası ile Ethem
Koçkan, terzi Şerif Öztürk, Osman Uyun (fısırık
Ahmet in babası) ve Niyazi Baltacı-Emrullah
Sağlam çalıştırdı.
En parlak dönemini Niyazi Baltacı ve Emrullah Sağlam
zamanında yaşadı, Şafak fırını.
Ramazan aylarında iftardan önceki son sıcak
susamla ve çörekotlu pideyi ben alır üç dakikada
Orta Çarşıdaki evimizin iftar sofrasına
yetişirdim. Fırının bitişiği
Faruk Özalp’in tuhafiye dükkanıydı.
Faruk amca pilipis (Philips) radyo bayisiydi aynı
zamanda. Faruk Özalp’in bitişiği Selahattin
Dönmezin oto yedek parçacısıydı.
Bu dükkana komşu kaza ve vilayetlerden çok müşteri
gelirdi. Çeşidi çok boldu. En küçük oğlu
Turan abi küçük çekiçleri tabanca gibi kullanarak
oyun oynardı benimle . Selahattin amca titiz
ve asabiydi. Faruk ve Selahattin amcanın
dükkanları birleştirilerek Şaban
ve Şahap Dilaver kardeşlerin tuhafiye
dükkanı oldu. Şaban Dilaver Ömer ustanın
damadıdır. Çataklıların binasına
bitişik dükkan Zembek'li Hasan Mutlu’nun
bakkal dükkanıydı. Fırından
Çataklının binasına kadar yapı
adası Fenerci Emin varisleri tarafından
Şahinbaş Osman’a satıldı.
Köşedeki mağaza Hüseyin Çataklı’nın
manifatura ve terzi dükkanıydı. Üst
katı Hüseyin Çataklı’nın eviydi.
Bizler çok uzun seneler komşuluk yaptık
Çataklı ailesi ile. Hadiye teyze, kızları
İnci abla, Emine abla, oğulları
İsmet abinin çok emekleri vardır bende.
Ahmet ile Ayşe benden küçüktürler.
Korkmazların binasının
köşesinde Mehmet Korkmaz’ın (Gözlüklü
Memet) binbir çeşit dükkanı onun bitişiğinde
Salih Babacan bakkal dükkanı işletiyordu.
Onun bitişiği Ali Korkmaz’ın radyocu
dükkanı vardı. Belli bir süre sonra
bu üç dükkan birleştirilerek Hami Kormaz’ın
Gima'sı oldu. Fikret Gün bu anlattıklarımdan
da önce oranın tuz deposu olduğunu söylüyor.
Bir dönem Turan Külünk'ün kuyumcu dükkanı
orada idi sanki. Üst katı bir ara Ünye Spor
ve Kulüp olarak çalıştı. Sonra
Hami Korkmaz amcanın evi oldu. Bitişikteki
bina da taş bir yapıdır. Günümüzde
de ayakta duruyor. Turan Ekmekçi’nin binasının
kuyumcu Yılmaz’ın kuyumcu dükkanı
dışında hatırlayamıyorum.
Köşede Yalçın Taşçıoğlunun züccaciyesi,
bitişiğinde Pişkinlerin şekerci
dükkanları vardı. İki oğlu
vardı güçlü kuvvetliydiler artist gibiydiler..
Bu dükkanın ara sokağa bakan imalathanesinde
tezgah camın önündeydi. Yaz günlerinde pencereyi
kaldırıp çalışırlardı.
Şekerin kazanlarda kaynatılışını,
içine katılan renk renk boyaları taş
tezgah üstünde yoğrularak şekillenmesini
ve makas ile Akide haline getirilişini baştan
sona seyrederdim. Bitişik bina Bayraktar
Atıf ve Ahmet kardeşlerin binasıydı.
Şimdiki Hakan Korkmaz’ın dükkanının
olduğu yer ile köşe mağazanın
yarısında Halise Çolakoğlunun eczanesi
açıldı, köşe bir ara Hasan Fehmilerin
Aygaz Bayii oldu. Karşı köşe İhsan
ve Hasan Tokatlı kardeşlerin züccaciyesi
onun bitişiğinde’de Döner Çeşme
Meydanının meşhur Çolakoğlu
fırını vardı. Hatırladıklarım
bunlar, unuttuklarım çok, ancak yanlışları
düzeltmek mümkün dostların uyarısı
ile.
İnsanların yaşlandıkça duygusallaşması,
eskiye özlem duymaları normal olmayan bir
şey değil. Yeniden doğmak şansını
verse Yüce Tanrım ve yer neresi olsun diye
sorsa ; O zamanki Ünye'yi, Zeytinlik Sokağı
ve oradaki evimizi isterim yine.
Çocuklukluğumu, gençliğimi, o hep özlem duyduğum,
küçüklerin sevildiği, saygı duyulacak
büyüklerin abide gibi ortalıkta olduğu
günlerin Ünye'sini düşünerek, heyecan duymak,
günümüzden kopup uzaklaşarak, ruhumuzu tarihin
o günleri ile buluşturmak duyguların
en güzeli.
Bir hicaz şarkıda minik değişiklik
yaparak bitiriyorum ;
Ah edip inlerim
gurbet elinde
Uzaktan göründü
Ünye fenerim
Yine gelip kaldım
gurbet elinde
Sevgilimi her gün
anar ağlarım
Kimsesiz öksüz
kaldım bu yerde
Talihim düşürdü
beni bu derde
Gözümü kapladı
bir kara perde
Ünye mi, Ünye mi
anar ağlarım "
Hatırlatma: Yazımda ismi geçenlerden
ebediyete intikal etmişlere Allah'tan rahmet
diliyorum. Hayatta olanlara sağlıklı
ve huzurlu yaşam diler saygılar sunarım.
Eren Tokgöz,Üsküdar/ İstanbul