SOSYAL - KÜLTÜREL HABERLER

Eski Pehlivanın Sepetleri
Akçay Çöplüğü
Son Hamam da Kapandı



Hasan Pehlivan torunu ile

Eski Pehlivanın Sepetleri 

 

Hasan Koç. Ünye’nin Çatak köyünden. Yetmiş yaşında bir delikanlı. Eski bir Kırkpınar Başaltı Şampiyonu Pehlivan. Torunu ve eşi Ayşe Teyzeyle ördüğü rengarenk sepetleri satarken tesadüfen tanıdım. Torunu Tekirdağ’dan misafir gelmiş birlikte pazara sepet satmaya gelmişlerdi.

 

Ördüğü sepetler ve el çantaları dikkatimi çekmişti benim, çeşitli renklerde plastik şeritlerden el emeği göz nuru verilerek yapılmıştı.

 

 
Hasan Pehlivan'ın ördüğü sepetler

 

Yetmiş yaşında tansiyon hastası olmasına rağmen düzgün duruşu sakin yüz ifadesi ile çilekeş bir Ünye insanı tipi sergiliyordu. Hasan dede 1937 yılında doğmuş askerliğini Gölcük’te yaparken Denizgücü takımında güreşmiş 1970 yılında Kırkpınar Başaltı şampiyonu olmuştu. Daha sonraki yıllarda, çevre panayır ve festivallerde çeşitli şampiyonluklar kazanmış 1976 yılında yakalandığı tansiyon rahatsızlığı nedeniyle çok sevdiği güreşi bırakmak zorunda kalmıştı. Bir müddet hakemlik de yapan Hasan Dede, rahatsızlığı nedeniyle onu da bırakarak sepet örme işini öğrenmişti.

 

Eşi Ayşe teyze ile 57 yıldır evli ola Şampiyon Hasan Dede sepet dışında pazara Erik ve Tirmit de getirmişti. Erikler ve tirmitler satılmış bitmişti.

 

Bu sepetlerin daha önce ağaç dallarından sıyrılan parça çubuklarla yapıldığını anlatan Şampiyon artık bağda bahçede sepet için gencecik ağaçları kesmenin yazık olduğunu ifade ederek zaten sepet alan da kalmadı ben bunu hobi olaral yapıyorum demiştir.

 

 
Hasan Pehlivan eşi Ayşe teyze ve torunu ile

 

Bu çalışkan insanı ve ona 57 yıldır dayanak olmuş Ayşe Teyzeye hayran olmamak elde değil, Aşağıda sizlere eşi ve torunuyla ördükleri sepetleri satmaya gelen Hasan Dede’nin birkaç fotoğraflarını sunuyoruz

Haber: www.unyeses.net





 

Son Hamam da Kapandı

 
Zayıf bilgilere dayandırılarak uzmanların ifadelerinde burası Mimari tarzıyla bir hamamdan çok bir kiliseye benzemektedir.Halk arasında bugüne kadar aktarıla gelmiş sözlü anlatımlara göre Rum kilisesi olarak buranın tahminen 1790 yıllarında yapıldığını ve adının Hagia Minea (Aya Minas) olduğu söylenmektedir.. İçindeki duvar ve tavanlarda aziz resimlerinin varlığından uzun zaman söz edilmiştir.. Ancak bugün bu resimlerden hiçbir iz yoktur. Tartışmalar bu gün de sürmektedir.

Bazilika türünde inşa edildiği anlaşılan bu yapının hamama dönüştürülmesi sırasında duvardaki aziz resimlerinin ve fresklerin birkaç kat badana ile kapatıldığı söylenmektedir.

 Bazilika, iç kısmı, ortadaki yüksek, yandakiler alçak olmak üzere üç salona ayrılmış dikdörtgen kilise mimarisi demektir. 1820 yıllarında çıkan bir yangında zarar gören kilise 1835 yılında tamir edilmiştir.

Hamamın mimarisi geniş bir avlu ve ona açılan iki hücre ve dört büyük odadan oluşmuştur. Son zamanlarda ise buranın kilise olarak inşa edildiği sonradan bozma ve eklemelerle1900 yıllarında hamama çevrildiği kesinlik kazanmaktadır. Sözlü aktarımlardan bize ulaşan bilgilere, göre badananın biraz kazındığında fresklerin ortaya çıktığını söylemektedir.

Yine sözlü anlatımlardan edindiklerimize göre bu hamamda bir aziz kurnası vardı, bu kurna diğerlerinden farklı biçimde yapılmıştı burada yıkanmanın uğur getireceğine inanılırdı bu aziz kurnasının hangisi olduğu bilinmemektedir.. Dikkatli bir araştırma ile belki bulunabilir.

Birkaç ay öncesine kadar Ünye’de tek hamam olarak faaliyetini sürdüren Çarşı hamamı artan giderlere ve özellikle su giderlerine daha fazla direnemiyerek faaliyetine son vermiştir.

Böylece Ünye’de kaptanlardan bu yana devam eden hamam geleneği, sünnet hamamları, gelin hamamları, damat hamamları geleneği sona ermiştir.

Hamamın işletici faaliyetini durdurmasına sebep olarak artan su giderlerini göstermiştir. Eğer su, evlere verilen fiattan kendilerine verilirse direnebileceğini ve hamam geleneği yaşatmaya ve hamamı açık tutmaya gücünün yeteceğini ifade ettiği söylenenler arasındadır.

Haber www.unyeses.net





Akçay Çöplüğü

Şampiyon pehlivanla sohbet ederken biri devamlı kolumdan çekiştirip duruyordu.
-Beyefendi beni bir dakika dinler misiniz?) diye.
-Dinleyeceğim ama Hasan Dedeyle konuşmamız bitsin, dedim. Sonra dönerek
-Söyle bakalım.
-Şu bizim Akçay çöplüğünü bir yazar mısınız? dedi bana
-Nesini yazayım, nereye yazayım?
-Siz gazeteci değil misiniz?
-Neremden belli gazeteci olduğum?
-Devamlı fotoğraf çekiyorsunuz da.
-Gazeteci değilim, bir tarafa yazamam ama sen yine de anlat bir çare buluruz, dedim
-Bu bizim çöplük işimiz bir felaket. Ben çöplüğün üzerindeki köyde oturuyorum, kokudan evlerimizde oturamaz olduk ızdırap çekiyoruz halimiz ne olacak? Rüzgar denizden karaya estiği zaman ise hiç durulmuyor tanrının bize verdiği bu nimet yeşilliğin içinde böyle bir ızdırabı bize kim reva gördü, bunun çaresini neden bulmuyorlar, biz ne yapacağız?

Bir zamanlar benzer bir durum bizim Silivrideki yazlıklarda yaşanmıştı. Silivri Belediyesi çöpünü yazlıkların arkasındaki köye dökerdi. Rüzgar karadan denize estiği zaman kokudan durulmaz bir sürü poset kağıt ve benzeri şeyleri rüzgar önüne katarak yatak odalarımıza kadar getirirdi. Ne kadar zor olduğunu bilirim.

Belediye de Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne uğradım kendi işimin yanında vatandaşın bu şikayetini de ilettim.

Bana verilen bilgilere göre, bir çöp ayırım ve işleme tesisinin kurulması için uğraşıldığını yakında çöplüğün buradan kaldırılacağını o köylerde oturan vatandaşlarımızın bir müddet daha bu sıkıntıya katlanmaları gerektiğini söylediler.
Ben buraya yazıyorum inşallah o vatandaşımız bu sayfalar kadar ulaşır ve verilen bilgiyi okur.

Haber: www.unyeses.net