
Ünye Kalesi’ni tanıtmak amacıyla hazırladığım
metinde,
bize tarih derslerinde okutulup tanıtılmayan
Pontos Devleti ve onun son kralı
6. Mitridat Aupator Dionysos’ un
sıra dışı kişiliği ve devlet adamlığı
çok ilgi çekmiş olmalı ki,
kendisi hakkında daha ayrıntılı bilgi için bir çok
istek oldu
bu metin isteğe cevap olarak hazırlandı”
M.Ö. 301 yılında Makedonya Kralı
Büyük İskender’ in bir tek Dünya
Devleti kurma öyküsüyle 35.000 kişilik
ordusunun başında doğu
seferine çıkması ve Anadolu’da
Pers hakimiyetine son vermesi üzerine
Bitinya Eyaleti Satrabı (vali) olan
Pers asıllı 1. Mitridat Ktistes,
Orta Karadeniz Bölgesi’nde İris (Yeşilırmak)
Lykos (Kelkit) havzasında kurduğu
çekirdek devletin çok daha geç
tarihlerde Pontos Devleti adı ile
anılması Romalılara aittir.
[Helenistik dönem krallıklarının
hiçbiri kendilerini hiçbir zaman bulundukları
coğrafyanın ismi ile tanımlamamışlardır.
M.Ö. 63 yılında tarihten silinen
Pontos devleti yaklaşık 250
yıl hüküm sürmüştür. Bu devlete,
adı farklı olanların dışında
6 adet kral, Mitridat sanıyla hükmetmiş
ve hepsi Pers kökenli olmakla iftihar
etmiştir. Sadece 6. Mitridat Aupator
Dionysos baba tarafından Pers, ana
tarafından Helen olduğunu söyleyerek
Helenistik krallıklardan yandaş
edinme siyaseti gütmüştür. Ama gerileme
devrinde Helenli kralların bir çoğu
kendisine karşı cephe açmışlardır.

Günümüz Yunanlılarının, Pontos devletini gizli
gizli canlandırma girişimleri,
hiç de kendilerinin olmamış
bir karma ulusu, kendilerinin saymaları,
sadece Türk ulusuna besledikleri düşmanlıklarındandır.
Yanda Yunanlıların hazırladığı
sözde Pontos Haritası
Önce,
bugünkü Fatsa yakınlarındaki
Sidenon (Bolaman) çayı kenarında
kurulmuş olan Side kentinden Sinop’a,
oradan Samsun’u içine alarak başşehri
Amasya’ya uzanan üçgen içinde kurulan
Pontos Devleti zamanla Kafkaslara doğru
genişlemiş, nihayet 6. Mitridat
Aupator Dionysos tarafından aşağı
yukarı Anadolu’nun tamamına
yakını ile, Ege Adaları,
Mora Yarımadası, bugünkü Yunanistan,
Bulgaristan ve Romanya’nın bir bölümünü,
Kırım Yarımadası ve
Azak Denizi’ni içine alan kocaman bir
imparatorluk haline getirilmiştir.
Kral,
babasının öldürülmesi üzerine
13 yaşında tahta çıkmıştır.
Haris ve iktidar düşkünü olan annesi
Leodike, kardeşi Mitridat Khrestos
ile birlikte Pontos krallığının
yönetiminde uzun süre söz sahibi olmuş
gibi görünmektedir. Ancak 6. Mitridat’ın
çok büyük bir kral olacağı,
bir takım gökyüzü olayları zinciri
ile de, önceden söylencelerle haber verilmişti.
Çünkü M.Ö. 133 yılında Sinop’ta
doğduğu ve M.Ö. 120 yılında
tahta çıktığında 13
yıl arayla gökyüzünde bir kuyruklu
yıldız görülmüş, yıldız
o kadar parlakmış ki, 70 gün
boyunca gece gündüz parıldamış.
Güneşin ışıklarını
bile bastırarak. Bu olay kralın
70 yıl yaşayacağı,
yıldızın gökyüzünü kaplaması,
O’nun bir çok ülkeyi zapt edeceği
parlaklığı ise, Roma’nın
şaşaasını gölgeleyeceği
şeklinde yorumlanmıştır.

Sözde bir Pontos Haritası
Ünye OİNE soldan üçüncü. Yukarıdaki
yazı
Aksenios Pontos(Pontos Denizi)
Söylencelere
göre; Mitridat, daha bebekken çok yakınına
bir yıldırım düşmüş
ve kundağını yakmıştı.
Yıldırım vücuduna zarar
vermemiş, ama alnında bir yanık
izi bırakmıştı. Bu
yüzden Dionysos lakabıyla anılmaya
başlanmıştı. Yetişkin
bir kralken de dinlendiği eve yıldırım
düşmüş, yaslandığı
duvarda asılı duran sadağındaki
bütün oklar kömürleşmişti. Dionysos
olarak anılmasına sebep olan
bir diğer kanı da şudur:
Düzenlenen bir içki içme ve yemek yeme
yarışmasına Mitridat’ta
yarışmacı olarak katılmış
ve 2 yarışmada da 1. olmuştur.
Kral hepsinden fazla yiyip içki içtiği
halde, ne mide fesatına uğramış,
ne de sarhoş olmuştur. Mitridat’ın
Dionysos ile özdeşleştirilmesinin
nedeni Dionysos’un içki tanrısı
oluşu ve bir de annesi Hera’nın
kendisine hamile iken Zeus’un yıldırımını
ve gök gürültüsünü görme hevesidir. Zeus,
yıldırımını gösterince
Hera bulunduğu evde yanar. Zeus daha
doğmamış olan Dionysos’u
Hera’nın karnından alarak doğuncaya
kadar kendi baldırına gömer.
Mitridat’ın doğuşuna ve
çocukluğuna ait bu hikayeler muhtemelen
O’nun güçlü bir kral olmasından sonra
üretilmişlerdir.
Kral
13 yaşında tahta çıktığı
zaman annesi Leodike O’nu öldürtmek için
hain muhafızlarına O’Na karşı
çeşitli tuzaklar hazırlattı.
Çocuk kral yabani atlara bindirilerek,
ok atma eğitimine tabi tutuldu (aynen
büyük İskender’i öldürme girişimi
gibi). Mitridat 57 yıllık İmparatorluğu
süresince tıpkı benzeri olmaya
gayret ettiği İskender gibi
bu eğitimi başarıyla tamamlamış,
zamanındaki hiçbir askerin kendisi
ile yarışamayacağı
kadar ok atma ve at binme becerisi kazanmıştır.
O kadar ki, bindiği atları belli
menzillerde değiştirerek 1 günde
1000 stadia (177 – 192km) yol alabiliyordu.
At konusunda tam bir uzmandı. 16
atın çektiği savaş arabasını
ondan başka kullanabilen asker yoktu.
Profesyonel araba yarışçıları
ile yaptığı müsabakaların
değişmez birincisi idi. 6. Mitridat
Aupator Dionysos’un hayatına kasteden
anne Leodike, defalarca O’nu zehirle öldürme
girişiminde bulunmuştur. Bunun
üzerine Mitridat Sinop’tan kaçarak dağlara
sığınmış. Bazı
tarihçilere göre 7, bazı tarihçilere
göre de 12 yıl dağlarda kalarak
vücudunu her çeşit güçlüğe ve
zehire alıştırmıştır.
Daha çocuk yaşta iken vahşi
hayvanlardan kaçmak ve onları yakalamak
için ne yapması gerektiği konusunda
uzmanlaşmıştı. Bu
tarz çalışmaları sonucunda
öylesine çevikleşerek güçlendi ki:
bazı vahşi hayvanlardan koşarak
kurtulmaya, bazılarını
koşarak yakalamaya, bazılarıyla
da silahsız olarak dövüşerek
öldürme becerisi kazanmıştı.
Zaten çocukluğunda özellikle at binmek,
ok atmak ve doğru söylemek konusunda
eğitilmişti. Bu Pers soylularının
geleneksel eğitimiydi.
Mitridat’ın
zamanın en belli başlı
suikast silahı olan zehirler konusunda
uzmanlaştığı tıp
ilmi ile ilgisi, özellikle çeşitli
hastalıkları iyileştirici
ilaçlar, öldürücü zehirler konusundaki
uğraşısı, yardımcısız
olarak panzehirler yaptığı
ve antidot (panzehir)ların bulucusu
olduğu bilinmektedir. Ve bunların
bir çoğu kendi adıyla anılmaktadır.
Ayrıca Mitridat, buluşlarını
ve tıp konusundaki çalışmalarını
topladığı bir kitap da
yazmıştır.
Pompeius
Pontos, kalelerini ele geçirdiğinde
kralın arşivini ve kütüphanesinin
bir bölümünü, kişisel notlarını
ve çeşitli konulardaki çalışmalarına
ait yazılarını bulmuş
bunları Latince’ye çevirterek bilim
dünyasına kazandırmıştır.
Kütüphanesi iki yenilgi sonucu Lucullus
ve Pompeius tarafından Roma’ya taşınmıştır.
Mitridat,
çocukluğundan, hayatının
sonuna kadar yabancı dillere özel
ilgi duymuş 57 yıllık hükümdarlığında
kendisine bağlı 22 – 25 değişik
ulusa hitap ederken hiçbir zaman tercümana
ihtiyaç duymadan her dilde akıcı
bir şekilde konuşabilmiştir.
Çeşitli uluslardan derlediği
ordusundaki her askerle kendi dilinde
konuşabiliyordu. Konuşması
coşkulu ve görkemli idi. Mükemmel
bir hitabet yeteneği vardı ve
çok güçlü bir hafızaya sahipti.
Dağdan
dönüp Pontos Krallığı’nın
başşehri Sinop’u bastığında,
annesi, kardeşi ve taraftarlarının
tümünü yakalayarak hapsetti. Kısa
bir süre sonra da zehirleterek öldürttü.

Mitridat’ın Roma
Savaşları
Avrasya(Trakya-Anadolu)
coğrafyasında biz Türklerle
kıyaslanabilecek tek bir ulus yoktur.
Batı uygarlığının
doğduğu bu coğrafyadaki
uluslar kendi yerleşik yurtlarında
tarihin en eski zamanlarından beri
kendi kültürleri ile yaşıyorlarken,
Türkler bam-başka bir coğrafyadan,
bambaşka bir kültür ve onlara en
düşman bir dinle gelip onların
ortasına bir daha dönmemek üzere
yerleş-tik. Batı emperyalizmi,
bizi, bin yıldır yurt edindiğimiz
bu topraklardan atmak için bir-leştiğinde,
ulusumuz, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde
bağımsızlık savaşını
nasıl kazanmışsa, bizden
1000 yıl önce Avrasya'yı sömürmeye
gelen Romalılara karşı
da bağımsızlık savaşı
vererek direnen 6. Mitridat olmuştur.
Roma, Avrasya'yı sömürmeye karar
verdi-ği zaman Anadolu'da, 40.000'er
kişilik 3 or-dusu vardı. Mitridat'ın
da 250.000 kişilik yaya, 40.000
kişilik atlı ordusu vardı.
Bu güçlü orduyu 130 tırpanlı
savaş arabası ile 100 tanesi
2 sıra kürekli olmak üzere 300 gemiden
oluşan bir donanma takviye edi-yordu.
Mitridat'ın
generalleri önce Roma'nın bağ-laşığı
olan Bitinya ordusuna saldırdı.
Savaş bazen Bitinya, bazen de Pontos
ordusu tara-fına dönmekle birlikte
sonuçta Bitinya kralı canını
zor kurtararak kaçtı. Bu sırada
Mitridat Amasya'daydı. Zafer haberini
alınca ön-ce Paflagonya'ya gitti,
kralı tahttan indirdi. Ağır
silahlı yaya askerleri ve Pontos
ordu-sunun ana bölümü ile savaş alanına
geldi. Zaferinin sonuçlarını
gözleriyle gördü. Savaş esirlerine
nazik davrandı, yol harçlıklarını
vererek onları ülkelerine yolladı.
Böylelikle “Muzaffer” unvanına bir
de “Merhametli” unvanı kazandı.
Tüm Anadolu'da K-tistes (kurtarıcı)
sıfatı ile bağlaşıklar
edindi. M.Ö. 89 85 yılları
arasında devletin sınırla-rını
yukarıda belirttiğimiz yerlere
kadar genişletti. Bu arada, para
hırsı ve uzlaşmaz ta-vırlarıyla
savaşı başlatan Roma elçisi
Mani-us Aqıllius'u esir alarak onu
bir eşeğe bindirdi, kent kent
gezdirerek “Ben Roma kon-sülü Manius Aqıllius'um”
diye bağırttı. Sonra Pergamon
(Bergama)'a getirerek pa-raya ve servete
doyması için bir potada erit-tiği
külçe altını boğazına
akıtarak öldürttü.
Mitridat'ın
bu parlak zaferini gören Roma, önce, Sulla,
Lucullus, Murena ve Pompe-ius'u güçlü
ordularla üzerine salarak M.Ö. 83 81
de, 2. kez M.Ö. 74 ve 63 yılları
arasında da, 3. kez de Roma Mitridat
savaşlarıyla ancak 40 yıl
içinde Pontos
Krallığını yok edebildi.

Altıncı Mitridat
Aupator Dionysos’un Kişiliği
Düşmanları
tarafından bile, İskender'den
sonra gelen kralların en büyüğü
olarak tanımlanan 6.Mitridat, Roma
emperyalizminin en büyük düşmanı
idi. İnsanlar arasında heybetli
vücuduyla derhal fark edilebiliyor-du.
O kadar iri ve güçlüydü ki, böyle bir
vü-cudun, böylesine çevik ve kıvrak
oluşu görenleri hayretle ve hayranlığa
sevk ediyordu. Son derecede yüksek bir
zeka ve hafıza-ya sahipti. Ordularındaki
çok önemsiz askerine bile adı ile
hitap ediyor, onların dille-riyle
konuşuyordu. Tapınaklara adadığı
zırhları ve silahları görenler,
kendisini hiç görmedikleri halde gücü
ve iriliği hakkında fikir sahibi
olabiliyorlardı.
Oğlu
Pharnakes'in, babasının ölüsünü
Pompeius'a teslim ederken O'nun zırh,
silah ve giysilerini de beraberinde göndermişti.
Bu eşyalardaki özen, görkem ve boyutları
gören Pompeius şaşkınlık
ve hayranlığını gizleyememişti.
Kralın
tarifsiz güçlü bedeninin yetenekleri Onu,
silah kullanmak ve at binmekte de eş-siz
kılıyordu. Bunun içindir ki,
O bir kral-dan ziyade, savaşçı
bir er gibi en ön safta vuruşuyordu.
Hayatı boyunca hiçbir hasta-lığa
yakalanmamıştı.

Roma
savaşlarının ilk yıllarında
muzaffer, insancıl, adil, cömert,
yüce gönüllüydü. Gerileme ve yenilgi yıllarında
ise hiçbir cinayetten çekinmeyen gaddar,
kindar ve vehimli bir insan olmuştu.
Zalimliği insanlık dışıydı.
Öyle ki; annesini, erkek kardeşini,
eşlerinin dördünü, kız kardeşlerini,
oğullarından dört, kızlarından
üç tanesini öldürmüştü. Efesos akşamı
olarak tarihe geçen kanlı katliamla
bir gün de Anadolu'da yerleşik 80.000
150.000 Romalıyı kılıçtan
geçirtmişti. 60 Galat yöneticisi
ve tüm Galat soylularını bir
şölende öldürtmüştü ve en hazini
bir araba yarışında kendisini
geçen Sardesli bir askeri zehirleterek
öldürtmüştü.
Feth etmek istediği bir ülkeyi tanımak
için tebdil-i kıyafetle oraya gider,
gerektiğinde çok uzun süreler oralarda
tetkiklerde bulu-nurdu. Böyle bir seferinde
o kadar uzun süre kaybolmuştu ki,
karısı aynı zamanda kız
kardeşi olan Kraliçe Leodike, O'nun
yokluğunda kralın arkadaşlarıyla
ilişkiye girerek, bir oğlan
doğurmuştu. Doğumun kutlandığı
günde geri dönen Kral, bebeği oğlu
gibi kabul etmiş, O'nu yetiştirmiş,
sonra da Kapadokya krallığına
atamıştır. Ama aynı
zamanda kız kardeşi olan karısını
derhal öldürerek intikamını
almıştı.

Altıncı Mitridat’ın
Sonu
Kral, tüm yenilgilerinden sonra sığındığı
Kimeria Bosporos (Azak Denizi Boğazı)
kıyısındaki bir tepe üzerinde
inşa edilmiş sarayında
iken, ani bir atakla M.Ö. 64 63 yıllarında,
seçme 36.000 kişilik ordu, önemli
miktarda hafif silahlı asker, okçu
ve süvari birlikleri ile Tuna'dan geçip
Alpleri aşarak İtalya'ya girmek,
ezeli düşmanı Roma'yı ininde
boğmak ateşi ile yanıp
tutuşuyordu. O, bu hayalini gerçekleştirmeyi
düşünürken ordusu isyan etti. Ayaklarının
dibindeki kentin, isyancılar ve oğlu
tarafından zapt edilişini, sevgili
oğlu Pharnakes'in kral ilan edilişini
seyretti. O anda her şeyin bittiğini
anladı. O zamana kadar ken-disini
hiç yalnız bırakmayan iki kızıyla
baş başa kaldı. Her zaman
kılıcının kınında
taşıdığı zehri
çıkararak hazırladı. Zehri
içen kızları anında yıldırım
çarpmış gibi öldüler.
Birkaç insanı
öldürecek dozda kendisi için hazırladığı
zehri içen Kral, o anda kaderin en hazin
ve en ironik oyunuyla yüzleşti. Zehre
karşı bağışıklık
kazandırdığı vücudu
bir türlü zehirlenmiyor, bir kale gibi
ölüme direniyordu. Bulunduğu odanın
içinde koşar adım dolaşarak
zehrin tüm vücuduna yayılmasını
sağlamaya çalışıyor,
ama bir türlü ölemiyordu. Vakit daralmıştı.
Pharna-kes'in adamları O'nu canlı
olarak yakalarlarsa gururunun mahvolacağını
biliyordu. Yanında duran ve kendisine
sadık olduğunu sandığı
generallerinden Bitiotos'a kendisini öldürmesi
için yalvardı. Zehir güçlü kolla-rındaki
takatı yok ettiği için bu işi
kendisi yapamıyordu. Bitiotos, Kralı
iyi bir ücret karşılığı
isyancılara teslim edebilecekken,
kılıcını çekti bir
vuruşla Mitridat'ı öldürdü.
(Cosius Dio'ya göre ise; Kral kılıcının
üstüne atlayarak intihar etti.)
Tam
bu sırada odaya doluşan isyancılar,
kılıç ve kargılarla henüz
tam olarak ölmemiş olan Kralın
vücudunu delik deşik ederek, ölüsünü
tanınmaz hale soktular. Bu yüzden
Pompeius, Kralın bu hale getirilen
muhteşem cesedine bakmağa cesaret
edemedi.
6.
Mitridat Aupator Dionysos'un ölümü Roma'yı
bayram havasına sokmuş Kral'ın
ve kızlarının ölümü dramatize
edilerek Roma'daki zafer alayında
sergilenmiştir.
Pompeius
ve Romalılar Kral'ın ölüsüne
saygısızlık etmediler.
O'nu atalarının me-zarlarının
yanına gömülmesini sağlamak
için Sinop'a gönderdiler. Pompeius, adam-larına
cenaze töreni yapmalarını emretti.
En büyük düşmanının en
büyük saygıyı hak ettiğini
biliyordu. Cenazenin nakil ve defin masraflarını
da cebinden ödedi.
Karadeniz o gün Kral'ını son
kez taşıdı.
İrfan
Işık
Emekli
Öğretmen
Kaynakça: Anadolu Medeniyetleri Ansiklopedisi,
Murat Aslan(Doktora tezi, Prof. Sencer
Şahin)