Radyolu
Yıllar ve Ünye
"Unutulmuş
birer birer, eski dostlar eski dostlar"
Yaşar
Karaduman
|
Bugün unutulup giden eski bir dostu anlatacağım size,
bizim kuşağın anılarında kalmış "Radyo"
ve "Radyolu Yıllar"ı. Yetmişli yıllarda
tahtını televizyona kaptırmış, bir kuşağın yetişmesinde
önemli bir rol oynamış masal kutusunu anlatacağım.
Yetmişli yıların başlarına, daha doğrusu televizyon
yayınları başlayıncaya kadara hayatımızda hep o
vardı. Biz sevgiyi, müziği, tiyatroyu, şiiri radyo
ile sevdik, bayramları, acıları, sevinçleri, futbolu,
ihtilalleri hep radyo ile birlikte yaşadık, çocukluk
ve gençlik yıllarımızın masal kutusudur radyo.
Radyonun bir saygınlığı vardı, radyodan duyulan
bir şeyin doğruluğu şüphe götürmezdi, herkes saatini
ajans zamanı radyonun gong sesiyle ayarlardı, bir
şeyin doğruluğunu vurgulamak için radyodan dinledim
demek yeterli idi. Halkın kültür düzeyini yükseltmek
için genç cumhuriyet radyodan yararlanmıştır, edebiyatımızın
bir çok eseri radyoya uygulanmış ve ülkenin en ücra
köşelerine kadar ulaştırılmış, klasik eserler çocuk
oyunları haline getirilerek çocuklara tanıtılmıştır.
Radyo programları içinde çocukların ve benim de
çocukken çok sevdiğim "Çocuk Saati" bizim
kuşağın en tatlı anılarından biridir.
Radyo her yaşta ve her kültür düzeyinde insana
hitap etmiş ve başarılı olmuştur., halkın eğlence,
müzik ve haber ihtiyacına cevap veren bir okuldu
radyo.
Evin başköşesinde üzeri dantel bir örtü ile örtülü
o radyoların bir ruhu vardı, bir görüntü güzelliği
bir estetiği vardı, kasaları ahşaptandı, önü örgülü
bir kumaşla kaplıydı sol köşede yukarda bir göz
lambası, içinde lambalarım ısındığını gösterirdi,
önce lambaların ısınması lazımdı, radyonun içindeki
lamba sayısı ne kadar artarsa ses kalitesi o derece
yükselirdi, netleşirdi.
Ünye'den fazla bir istasyon dinlenemezdi, gündüz
uzun dalga Ankara Radyosu ve hava karardıktan sonra
orta dalgadan İstanbul Radyosu alınabilir o da bir
gider bir gelirdi, bir de kısa dalga Ankara Radyosu
vardı fakat dinlemek biraz zordu, kısa dalga için
bakır tellerden yüksek bir yerde uzunca bir anten
gerekliydi, kısa dalgada, Sovvetler Birliğinden
yayın yapan bir de meşhur "Bizim Radyo"
vardı. "Bizim Radyo" devamlı Türkçe Türkiye'ye
yönelik yayın yapardı, hangi dalgayı kurcalarsanız
kurcalayın karşınıza muhakkak bir Arapça kanal çıkardı,
istasyonları kuvvetli ve çoktu, radyoda arabın yalellisinden
geçilmiyordu.
|
|
Üzerinde istasyonların
tazılı olduğu arkasında ışık yanan cam bir panel
vardı önde. Ankara, Athen, İstanbul, Damaskus,
Kaıro Hilversum, Sofia, Prag, London, BBC, Alepo
diye istasyonlar ve bir istasyon çubuğu vardı.
Buraların nereleri olduğunu bilmez merak ederdim.
Damaskus'un Şam olduğunu, Kaıro'nun Kahire,
Alepo'nun Halep olduğunu yıllar sonra öğrendim. |
En değerli radyo ise gül ağacından yapılan ahşap
kasalardı , sonraları plastik bulununca ahşap kasaların
yerine bagalit kasalar aldı, markalar gelince AGA,
PHILIPS, MERCONİ; MİNERVA idi, Türkler Türkçe olmamasına
rağmen en çok AGA markasını sevmişlerdir.
Elektrik olmayan yerlerde radyo batarya dedikleri
radyo kadar büyük bir pille çalışırdı, atmışlı yıllarda
kısa bir müddet kaldığım Tekkiraz'da Recep'in kahvesinde
böyle bir radyo vardı, batarya bitmesin diye yalnız
ajans saatlerinde açılırdı.
Atmışlı yılların ortalarına doğru transistoru buldular.
Radyo artık evden çıkmıştı elde her yere taşınabiliyordu.
Almanya'ya çalışmaya giden işçilerimiz izin gelişlerinde,
başlarında, yan tarafına bir kaz tüyü takılmış Bayern
tipi fotel (fotr) şapkaları ve ellerinde antenleri
yükseltilmiş transistörlü radyoları ile Ünye sokaklarında
boy gösterdiler, üzerinde evdekilerde olduğu gibi
yine bir örtü yan tarafında da bir nazar boncuğu
vardı, bahçeye tarlaya taşındı radyo, çift sürerken
ağacın dalına, boyunduruğun sapına, öküzün boynuzuna
bile astılar.
Yetmişli yıllara gelindiğinde yavaş yavaş Türkiye
bu emektar masal kutusunu, unutuyordu, zaten oda
yorulmuştu, bir değişim geçirmesi gerekiyordu bizi
yıllar yılı dünyaya bağlamış, omunla birlikte büyümüştük.
Ajans Saati - Arkası Yarın - Radyo Tiyatrosu - Yurttan
Sesler - Hafif Batı Müziği - Türkçe Sözlü Hafif
Müzik - Türküler Geçidi - Çocuk Saati programları
ile bizimle birlikte gelmişti. Bu programlarım içerikleri
her kesimin anlayabileceği gibi eğitici ve bilgilendirici
bir şekilde düzenlenir, herkese hitap edebilme özelliği
taşırdı.
"Arkası Yarın" unutulmaz bir radyo klasiği
idi. Dönemin gözde tiyatro oyunları yer alır, dünya
klasikleri ve ünlü yazarların eserleri senaryolaştırılarak
ünlü tiyatro oyuncuları tarafından seslendirilirdi.
Perşembe akşamları yine bir radyo klasiği olan "Radyo
Tiyatrosu "vardı, bu iki programın en vefalı
dinleticileri genç kızlardı, yayın saatlerini ilgi
ile takip eder kaçırmazlardı, hele oyunlar acıklı
bir romandan uyarlanmışsa, ağlayanlar bile olurdu.
Klasik Türk Musikisi korosunu ve Yurttan Sesleri
genelde orta yaşlılar dinlerlerdi, Caz Saati, hafif
müzik gibi programlar geldiğinde radyo kapatılırdı.
Yıllar sonra radyo, yüz istasyon olarak evlerimize
geri döndü, bir zamanlar Ankara Radyosu'nun bile
zar zor dinlenebildiği Ünye'de bile iki tane radyo
istasyonu yirmidört saat yayın yapmaktadır, fakat
o gelen bizim eski radyomuz değildi, bizim radyomuzun
ruhu ve sıcaklığı yoktu.
Ben, çocukluk ve gençlik yıllarımın masal kutusu
eski Radyomu çok özledim, sabahları, Arkası Yarını,
perşembe akşamları Radyo Tiyatrosunu, Orhan Boran
ve Yuki'sini özledim. Türküler Geçidini, Şarkılardan
bir Demeti, akşam saat beşteki İncesazdan fasıl
heyetini özledim, yılbaşlarında Milli Piyango çekilişini,
bayram özel programını, klarnet sesini özledim,
Pazar günleri sabah eğlence programını öğleden sonra
maç yayınlarını özledim,
Tüm radyomu, radyolu çocukluk ve gençlik yıllarımı
o yıllarda Karadeniz'in kıyıcığında nazlı kasabamı,
biblo gibi evlerini, otantik tek katlı taş binaları,
esnafını, çapulacısı, bakırcısını, çömlekçisi, okul
arkadaşlarımı, okulumu hocalarımı özledim, sebzesi,
fındığı yağı, yoğurdu, çökeleği tirmiti melevceni
kokulu hırtarıs üzümünü, incirini ve denizi ile
rüzgarları bile çiçek kokan çiçekler içindeki Ünye'yi
özledim.
Yaşar Karaduman
Eylül 2005. İstanbul
|