|

Fener altındaki Kayaların
Sırları
Askerlik şubesinin arkasından itibaren Süleyman Paşa
Sarayı’nın bugün ayakta kalan tek mirası surların
duvarlarını, taşlarını, örme şeklini inceliyordum.
Duvar da zamanla yer yer çatlaklar oluşması nedeniyle çeşitli
zamanlarda onarılma izleri vardı. Bakımsızlıktan ve
doğa şartları nedeniyle yıpranmalar
başlamıştı. Biraz daha aşağıda Çınar
markete doğru gelindiğinde burada kurulan pazar nedeniyle
pazarcıların ip ve tente bağlamak için açtıkları
delikler de duvara zarar vermişti. Oysa burası bir kültür
mirasıdır, korunmaya alınmalıydı. Yakında
taşları tek tek sökerek götürmeye de başlarlarsa şaşmayalım.
Duvar çok bakımsız, çevresi, dibi, altı üstü, perişan
vaziyette can çekişir durumdadır. Diğer kültür hazinelerimiz
olan Kadılar Sokağı, Bakırcılar Sokağı gibi
kaderine terkedilmiş çaresizlik içinde sonunu beklemektedir.

Saraydan bugüne kalan tek miras..
Saray duvarları
Geçende saray
duvarları ile ilgili Şirin Ünye Gazetesinde yazdığım
bir makaleden dolayı çok sayıda mail aldım. Çok enteresan
yazılar vardı içlerinde.. Hele biri,( atmış
yıldır önünden geçtiğim bu duvarı benim başıma
yıktınız sizi tebrik ederim, duvar benin için daha bir önem
kazandı, ben atmış yıldır bir kere duvara
bakmamışım, şimdi her geçişimde dikkatle inceliyorum.)
diye yazıyordu.
Daha bunun gibi
Ünye’de neler vardı.
Yazıyı
yazdıktan sonra gelen eleştiriler üzerine, duvarı bir daha
alıcı gözüyle inceledim, neler çıktı neler.
Askerlik
şubesinin üzerinden başlayarak aşağıya Çınar
Market'e doğru her sıradaki taşları tek tek saydım ve
enini boyunu ölçerek, duvarın nasıl
yapıldığını ve oyukların içindeki kum çakıl
ve kireç kalıntılarından anlamaya çalışırken,
yanımdan iyi giyimli yetmiş yaşlarında bir bey bana bakarak
geçti. Beş adım gittikten sonra üç adım geri gelerek bana:
-Bak, bak iyi bak,
Karaduman.. Ama, yazında noksanlıklar var, dedi
Birden
şaşırdım
-Noksanlıkları
bana söylerseniz bir dahaki yazımda düzeltmeye
çalışırım, dedim.
-Yazında bahsettiğin bu taşları Fener
altından buraya taşıma işlemi yalnız deniz yolu ile
yapılmadı, kara yolu ile de kağnılarla getirildi. Sen
kağnılarla getirildiğini yazmamışsın. Neden,
kağnılarla getirildiğini biliyor musun?
-Bilmiyordum, dedim
-Öyle ise dinle.
-Bu taşların buraya fener
altından deniz yolu ile geldiği doğru, kısmen burada ve
kısmen fener altında işlendiği de doğru, fakat
yalnız deniz yolu ile gelmedi, kara yolu ile de geldi, kağnı
arabalarına blok kayalar halinde bağlanarak, kışın
deniz müsait olmadığı zamanlarda karayolundan getirildi.
Olayı anlamak için biraz geriye dönelim.

Saray duvarlarının
çeşitli açılardan fotoğrafları
Şirin Ünye Gazetesinde geçen haftalarda “Saray
Duvarlarındaki Taşların Sırrı” adlı makalemde
Saray duvarlarındaki ve saray hamamının
taşlarının Fener altından kırılarak bloklar
halinde deniz yolu ile (henüz nasıl getirildiğini tam tespit
edemedik) getirildiğini ve burada tekrar işlenerek duvarların
örüldüğünü yazmıştık.
-Bu dikkatli okuyucumuz, taşların aynı zamanda,
hava fırtınalı olduğu zamanlarda denizden getirilmesinin
mümkün olmadığını, yedi yıl süren saray
inşaatını boyunca kış aylarında denizin çoğu
zaman taşımaya imkan vermediğini böyle zamanlarda kara yolu ile
kağnılara yüklenerek getirildiğini söylemiştir.

Saray duvarları ve Saray hamamının
yapımı için kullanılan taşların
çıkartıldığı Fener altı
Kayalıkları ve kırılan kayaların deniz
yolu ile taşınması için kullanılan yükleme rampası
Taşlar
fenerin önünde bekleyen kağnılara yüklenmek için otuz metre
aşağıdaki ocaklardan kurulan bir makara
sistemi ile yukarı çekilerek kağnı arabasına konulurdu. Zaman
zaman bu yükleme esnasında kazalar ve ölümler olmuştur.. Kara yoluyla
taşımada en büyük problem yokuşların çıkılması
oluyordu. Kağnılar bugünkü Vidinli Apartmanının önündeki
yokuşu çıkarken zorlanır, burayı geçerken kağnılara
iki çift öküz daha bağlanırdı. (Bu yol halen aynen yokuş
olarak durmaktadır.). Kara yoluyla yapılan taşıma hayli zor
ve zahmetli olmuştur.
Deniz yolu ile getirilmesi konusunda
yaptığımız araştırmalar ise henüz bitmemiştir.
Yükleme işi halen esrarını korumaya devam etmektedir. Yaptığımız
araştırmadan yükleme platformunu kısmen bulduk. Buradaki kayalar
üzerindeki delikleri arkadaşlarla tespit ettik. Bu kayalar üzerideki
deliklere bağlanan bir makara ve kanca sistemi ile taşlar bir
ağaç kızağın üzerinde çekilerek yükleme yerine kadar
getirilmekte idi.
Buradan nasıl bir mavnaya yüklendiği halen
çözülememiştir. Araştırmaya katılan bazı
arkadaşlar bunun bir mavna olmadığını üzeri düz bir
platform olan bir sal olduğunda karar kılmışlardır.
Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi birbirine bağlı
kütüklerin üzerine atılmış kalaslardan meydana gelen bu sal da
kürek çekme sistemi de vardı. Kürek salın bir yanında bulunurdu
hem kürek hem dümen vazifesi görürdü.
Kayaların taşındığı varsayılan
sal, resmin sol tarafında. Dikkatle bakıldığında
kütüklerin üzerine oturtulan kalaslar ve kürek ve dümen vazifesi gören bir
düzenek

Yükleme
rampası olarak kullanılan platform ve kayalardaki garip izler

Yükleme rampası olarak kullanılan kayalıkların bugünkü hali
ve üzerinde görülen Kanca delikleri ve ne için kullanıldığı
bilinmeyen şekiller ve izler.
Fener altı çukuru buradan
alınan taşlar nedeniyle oluşmuştur.
Saray duvarlarının
ve saray hamamının taşları buradan
çıkarılmıştır. Hatta sarayın yapımından
altı yüz yıl kadar önce 1200 yıllarında burada
yapıldığı ve Süleyman Paşa sarayının,
temelleri üzerine oturtulduğu söylenilen bir Bizans sarayının
bulunduğu ve bu Bizans sarayının taşlarının da
buradan alındığı rivayeti vardır.
Taşlar
alına alına fenerin bulunduğu yükselti bugünkü yerine kadar
gelmiştir. Başlangıçta burası denize kadar uzanan bir burun
adı da “TAŞKARA” burnu idi. Geçmişte Çakırtepe’nin
de adı “TAŞKARA TEPESİ” idi. Neden ve ne zaman “Çakırtepe ”ve
“Taşkara” dendiğini henüz bulamadık.

Ünye’nin eteklerinde
kurulduğu TAŞKARA BURNU ve Ünye koyunun
Asarkaya’dan görünümü
Taşlar saray yapımı için bir platformdan mavnalara ve
sallara yüklenerek çınarın dibine getirilmiş burada
işlenmiştir.
İşte biz
bu fener altındaki taşların yüklendiği platformu bulduk.
Üzerinde ne olduğunu henüz çözemediğimiz işaretler ve delikler
bulunan platform üzerinden kaya kütleleri bilemediğimiz bir deniz
aracına yüklenirdi. Kışın ise denizin müsait
olmadığı zamanlarda, çukurdan yukarıya bir makara
sistemi ile çıkartılarak kağnılarla, kara yolu ile
inşaat mahalline taşınırdı..
Bugün sipsivri ortada duran ve bizim
sivri kaya dediğimiz yer ise, taşların yüklendiği
deniz araçlarını, bağlamak, çalışmaları izlemek
için bir platform ne taşların üzerine konulduğu
kızakların makaralarının bağlanması için
özellikle bırakılmıştır. Gemi şeklindeki ve bir
duvara benzeyen kayalar ise kışın taşların
işlenmesi için rüzgardan korunmak amacıyla bu şekle
getirilmiştir..
Her
gün, sessiz ve yorgun duvarlarının önünden geçtiğimiz Süleyman
Paşa Sarayı, altındaki iki sarayın temelleri üzerine yedi
senede yapılmıştı.
Temeli
duvarları ve hamamı Fener altından çıkartılan, zemin
katı ise Ünye taşından diğer iki katı da
ahşaptan yapılmış 120 odalı muhteşem bir
saraydı. Tüm ışıkları yakıldığı
zaman çok uzaklardan geçen yelkenli gemiler tarafından hayranlıkla
izlenir, denizin içinde yüzen bir saray gibi görünürdü. Ünye
açıklarından geçen yelkenli gemiler bu manzarayı görmek için
dururlardı.
İçindeki
kıymetli halılar, tablolar, ahşap işlemeleri hayranlık
uyandırırdı.
1847
yılında Fransız seyyah Hommaire ve arkadaşı ressam
Laurens Ünye'de burada misafir edilirler ve saraya hayran kalırlar. Ressam
Laurens sarayın, iç dış, odaları, süslemeleri, olmak üzere
her tarafını bire bir renkli olarak çizer. Bu gezi notları 1855
yılında Fransa'da "Voyage en
Turquıe et en Perse" adlı bir
kitap ta yayınlanır.
Saray
hakkındaki bilgilerimizin tamamı bu kitaba dayanmaktadır.
Ayrıca sarayın bir resmi de Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nin
salonlarının duvarında bulunmaktadır. Duvardaki bu resmin
Ünye'deki saray olduğu çok uzun yıllar sonra
anlaşılmıştır.

Ünye Hazinedaroğlu Konağı, İç Avlu Görünümü.
La résidence des Hazinedaroglu à Unye, vue de la cour intérieure.
Les dessins de Jules Laurens (1825-1901) - La côte de la Mer noire - 14 Ağustos 1847
http://inha.fr/spip.php?article363&id_document=615
www.unyezile.com
Fransız tarihçi Hommeire’nin ve arkadaşı ressam
Laurens Ünye’de bu sarayda misafir edilmişler Laurens saraya ve mimarisine
hayran kalmış, süslemelerin tek tek odaların sarayın
dıştan sağdan soldan ve aşağıdan renkli resmini
çizmiştir. Bu çizimler bugün Luvr müzesindedir.
Süleyman Paşa bu sarayın bir benzerini eşkiya takibi
için gönderildiği Kırım’da görmüş ve çok etkilenmiştir.
Karadeniz’de birçok yerde konağı bulunan Süleyman Paşa
dönüşünde Ünye’ye de böyle konak yaptırmaya karar vermiş için
yer aramaya başlamışlardır.. Bakılan yerlerin
başında, Kadılar Yokuşu’nun üst tarafı, Hamidiye
Mahallesinin üst tarafı, İnönü ilkokulunun bulunduğu Kaşbaşı ve Çamurlu Mahallesi Tepeye doğru çıkarken Kabakçı Çeşmesi denilen mevkiler gündeme gelmiştir..

Süleyman Paşa
Konağı’nın bir benzeri de Tirebolu’daki
Kelalioğlu
Konağıdır. Ressam buranın da resmini çizmiş ve
Benzerliği
gözlemlemiştir.
http://inha.fr/spip.php?article364&id_document=614
Şimdiki yerde ise 1200 yıllarında
yapılmış bir saray kalıntısı ve şimdiki
duvarların yerinde tamamen yıkılmış, sonradan Bizans
İmparatoru olacak I. Andrenikos Kommanes’in yaptırdığı
eski bir Bizans sarayının duvarları bulunmakta idi. Ermeni ve
İtalyan ve Kırım’lı mimarlar sarayın bu eski Bizans
sarayı üzerine yapılmasının en doğru olacağında
karar ermişlerdir. Saray eski sarayın temelleri üzerine ve
oturduğu yere eski saray şeklinde uzunlamasına aynen yapılmıştır.
Hatta ilk taştan olan katında eski sarayın formu tamamen
korunmuştur.
Süleyman Paşa sarayının, temelleri üzerine
oturduğu altı yüzyıl önce yapılmış bu Pontus
sarayı da ondan yine altı yüzyıl önce 600 lü yıllarda yapılmış
bir başka sarayın üzerine oturduğu rivayet edilmektedir.
Buranın 1200 lü yıllardaki konumunun bir saray
değil, kale olduğu sarayın daha birçok bölümleri ve kuleleri
olan bu kalenin içinde bulunduğu varsayımları da gündeme
gelmiştir.
1460 yılında Ünye’den geçen Evliye Çelebi, şehir
içinde deniz kenarında bir kaleden bahsetmekte ve bir gece bu kalede
misafir kaldığını ertesi günü kalenin önünden binerek deniz
yolu ile devam ettiğini yazar ve şöyle der:
“ Samsun’dan kötü bir havada gemiye binip Ünye Kalesine geldik Bu kaleyi
eski zamanda Ünyes isimli bir tekfur yaptırmıştır. Selçuk
oğullarından Keykubat fethetmiştir, yeniçeri serdarı, kale
dizdarı ve neferleri vardır, kale deniz kenarında dört
köşesi kargir bir binadır ,oradan arkadaşlarla tekrar gemiye
bindik.”
Bölgeyi elinde bulunduranlar hemen hepsi saray veya kale
yapılacak en güzel yerin burası olduğunda hemfikir
olmuşlardır. Bun da önünün denize sıfır
bağlantılı oluşu arka tarafın korunaklı ve
saldırıya kapalı olması etken olmuştur.
Ne yazık ki sarayın bahçesi bir tüm bu ihtimaller
araştırılamadan binalarla dolmuştur. Burada en azından
bir kazı ve araştırma yapılabilseydi üst üste üç saray ve
kale kalıntıları ortaya çıkacaktı. Şimdi ise çok
zayıf bilgilerle iğneyle kuyu kazmaktayız.
Bu konuda bilgisi ve duyumları olan arkadaşlar lütfen
bizimle paylaşsınlar

Sarayın 1847 yılında Fransız Ressam Laurens
tarafından çizilmiş suluboya bir resmi.
Ressam Laurens, tarihçi Hommaire ile çıktığı
bir Karadeniz gezisinde Ünye’de Süleyman Paşa sarayında misafir
edilmiş, sarayı odalarını tek tek çizmiştir. Bugün
saraya ait elimizdeki tüm bilgiler bu kaynağa dayanmaktadır.
http://inha.fr/spip.php?article363&id_document=615
Paşabahçe, yani Süleyman Paşa sarayının
kapladığı alanlar binalar yapılmadan kazılabilseydi
tüm bu bulgular gün ışığına çıkacaktı. Ancak
binaların arasında Süleyman Paşa sarayının bazı
duvarları, taş olan ilk kısmın merdivenleri ve sessiz ve
susuz çeşmesi kalmıştır, bir de yolun kenarında
kaderine terkedilmiş hamamı. Hamam varislerinin çok olması
yüzünden bir şekilde değerlendirilememektedir.

Sarayın yine aynı ressam tarafından
yapılmış başka bir resmi.
Bu resim Paris Güzel Sanatlar Akademisinin salon duvarında
bulunmaktadır.
Çok uzun yıllar sonra bu resmim Ünye’deki Süleyman paşa
sarayının resmi olduğu anlaşılmıştır.
Süleyman Paşa sarayı yaptırırken muhtemelen
ağaç işçiliği ustaları olan Kırımdaki Hazar
Türklerinin torunları olan Museviliğin Karaim mezhebine bağlı
olan Yahudi Türklerini de Ünye’ye getirmişti. Bu saf Türk ırkı
olan topluluğa Karaim mezhebini benimsemelerinden dolayı Karaim
Türkleri denilmiştir. Bunlar Hazar İmparatorluğu’nun kalıntılarıdır.
Hazar İmparatorluğu tarih sahnesinden silinince bir kısmı
Kırım’a bir kısmı da Baltık ülkelerine
dağılmışlardır. Litvanya’da bugün Türkçe konuşan
altıyüz bin Karaim Türkü vardır. Bunun için sitemizdeki http://www.unyeses.net/karaim.ht linkine bakınız.
Süleyman Paşa taş işçiliğinde ise bu alanda usta
olan Ermenilerden faydalanmıştır. Ünye ve civarındaki köylerden
getirtilen Ermeni taş işçileri saray duvarlarını eski
duvarlar önüne ve eski Bizans sarayı temellerine de taş olan birinci
katı ve saray hamamını yapmışlardır.
Bugün fenerin altındaki derin ve geniş boşluk
alan önce binli yıllarda Bizans sarayı taşları için
oyulmuş, ve bundan yedi yüzyıl sonra Süleyman Paşa sarayı
taşları da tekrar buradan alınarak bu günkü şekil meydana gelmiştir.
Yapılan incelemeler sonunda buranın fenerin önünden denize kadar dolu
olduğu kanaatine varılmıştır.
Binli yıllarda yapılan eski saray ise, yine ondan 700
yıl kadar önce yapılmış başka bir saray
kalıntılarının üzerine yapılmıştır.
Yani burada üç saray üst üste inşa edilmiştir.
Bugüne kadar bilinmeyen bu Ünye hikayesini ve fener altı
kayalıklarının ve düzlüğün esrarını az da olsa öğrenmiş
olduk. Ortadaki sivri bırakılmış kaya ise hem çalışmaları
izlemek için hem de kalın kızak urganlarını ve salları
bağlamak için bırakılmıştır.
Yangın
Süleyman Paşa sarayı bütün ihtişamı ile elli
yıl kadar ayakta kaldı. Süleyman Paşa bu konakta fazla
oturamadı. Konak bittikten on sene sonra Trabzon’dan Alanya’ya tayin
edilip yola çıktığında Çarşamba’ya
uğradığı sırada burada vefat etti. Mezarı
Çarşamba’da kendi adını taşıyan caminin bahçesindedir.
Süleyman Paşa'nın Trabzon
Valiliğinden ayrılıp, Alanya'ya giderken Çarşamba'da
bulunan konağında vefat etmesi üzerine, Ünye'de bulunan
konağı, içindeki eşyalarla beraber müsadere edilmiş ve
eşyalar sayılarak deftere geçirilip kapısına mühür
vurulmuştur. Sarayı, inşa ettiren Haznedarzade Süleyman
Paşa'nın ölümü üzerine Canik yöneticiliğine önce büyük oğlu
Osman Paşa, daha sonra da küçük oğlu Abdullah Paşa
getirilmişlerdir.
Saray’ın ünü tüm İmparatorluğa yayılmış
ve İstanbul’daki Sultan’ın kulağına kadar gitmişti. Tüm
ışıkları yakıldığı zaman, denizden Ünye
önünden geçen yelkenliler tarafından hayranlıkla seyredilmiş,
Ünye’de öyle saray yapılmış ki adeta deryanın
ortasında yüzüyor denilerek anlatılmıştır..
120 odalı
muhteşem saray tüm ışıkları
yakıldığı zaman çok uzaklardan geçen yelkenli gemiler
tarafından hayranlıkla izlenir, denizin içinde yüzen bir saray gibi
görünürdü. Ünye açıklarından geçen yelkenli gemiler bu manzarayı
görmek için dururlardı.
İçindeki
kıymetli halılar, tablolar, ahşap işlemeleri hayranlık
uyandırırdı.
Reşad Ekrem Koçu, "Osman Gazi'den Atatürk'e"
adlı eserinde bu sanat abidesi sarayın, ressam Nezih tarafından
yapılan kopyasını vermiş ve altına da şu notu
düşmüştür. 'Karadeniz yalısında Ünye Sancak Beyi
Sarayı (Hükûmet Konağı), türk yapı sanatının bir
şaheseri olan bu güzel bina, diğer emsali gibi maalesef bugün mevcut
değildir.'

Ressam Laurens misafir kaldığı bu saraya hayran
kalmış defalarca her cepheden resmini çizmiştir. Yanda görülen
süslemeler kapı ve pencere süslemeleridir. Ressam bu ince detaylara kadar
sarayı gözlemlemiştir.
http://inha.fr/spip.php?article363&id_document=615
“ÜNYE SARAYI AYRINTILARI 19 Agust.1847.26.5X18 Cm. Kalem ve
suluboya.
“ÜNYE SARAYI.14 Agust.1847. 30x44 Cm. Kağıt üzerine kalem
ve suluboya, beyazla açmalar.
Bu dilden dile dolaşan efsane saray bir gün İstanbul’da sultanın
kulağına da gitti
“-Biz ki İstanbul’a vapurlar dolusu para akıtarak
saraylar yaptırdık bu kadar konuşulmadı. Ne biçim saraydır
ki benim saraylarımı gölgede bırakmıştır”
demiştir.
Bu muhteşem
sarayın sultana şirin görünmek ve sultanın üzülmesini istemeyen
işgüzarlar tarafından yakıldığı söylenmektedir..
Bu işgüzarlardan biri İstanbul’dan Ünye’ye gelerek sarayın mutfağına
aşçı olarak girmiştir.
Saray 1855
yılı bir Ekim ayında rüzgarlı bir gecede mutfakta
çıkan bir yangın nedeniyle birkaç saat içinde kül olmuş içinden hiçbir
şey kurtarılamamıştır. Yangın için özellikle
rüzgarların sert estiği ekim ayı beklenmiştir. Yangın
rüzgardan karşı tarafta bulunan ahırlara ve depolara sıçramış
oldukça çok sayıda at öküz inek koyun yanarak can vermiştir. Tüm
erzak da dahil her şey çok kısa zamanda yanıp kül olmuştur. alt katlarda bulunan yaşlı
hizmetkarlardan ve hastalardan ve çocuklardan olmak üzere otuz veya kırk
kadar da insanın yandığı veya dumandan boğulduğu
rivayet edilmektedir.
Sarayın üst katlarının ahşap olması ve
odalardaki tavanlardaki duvarlardaki ve ağaç kışımlarının
bezemesi ve renkleri için boya kullanılması yangını
hızlandırmıştır.
Yangın nedeniyle gökyüzü kıpkırmızı
olmuş bu kırmızılık Sinop’tan Giresun’a kadar
görülmüş ve denizden geçmekte olan yelkenli gemiler tarafından hayret
ve şaşkınlıkla izlenmiştir.
Sarayın Ressam Nedime Tuncer tarafından
renklendirilmiş bir resmi (1956)
Sarayla
beraber sağında ve solundaki Paşaya yakın ve komşu
olabilmek için yapılmış erkan ve eşraf konakları da
tutuşmuş onlar da kurtarılamamıştır.
Rüzgarın etkisi ile çok uzaklara savrulan yanan tahta parçaları ve
kıvılcımlar Ünye içinde ve yakın köylerde başka
yangınlara da sebep olmuş, harmanda toplanan ürünler,
mısırlar ve buğdaylar ot yığınları ve
bazı ahşap evler tutuşarak yanmış o gece ve ertesi gün
Ünye ve civarında tam anlamıyla bir felaket yaşanmış
buralarda da hayvan ve insan zayiatları olmuştur.
Bu yangından sadece duvarlar ayakta
kalmıştır. Bir de apartmanların arasında
sıkışıp kalan çeşmesi. Buraya bir daha uzun
yıllar bina yapılmamıştır. Paşabahçe veya
Paşabahçesi olarak şehrin ortasında bir mesire yeri bir piknik
yeri olarak yemyeşil kalmıştır. Ellili yıllarda
okullar yılsonu pikniğine öğrencileri buraya getirirlerdi.
Burada atmışlı yılarda bir de yazlık sinema yapılmıştı.
“Paşabahçe Yazlık Sineması” çocukluk anılarımızda
çok önemli yeri olan bu sinemada Türk filmleri seyrederek az ağlamadık.
Daha sonra burası da apartmanların istilasına
uğradı. Ön görünümüne eski Ünye evi formunda bir ev yaptılar.
Arka taraflarda üst üste beton bloklar Paşanın bahçesini yuttu gitti.

Saraydan arta kalanlardan susuz ve suskun çeşmesi
Sarayın, yangından zarar
görmeyerek kurtulan hamamı, uzun yıllar “Saray Hamamı” adı
altında hizmet verdi. O da gelişen teknolojiye yenik düşerek
atmışlı yılların sonunda faaliyetini durdurdu.
Şimdi yarısı yolun kenarında yarısı
apartmanların arasında çaresiz bir şekilde sonunu beklemektedir.
Varislerin çok olması nedeni ile hamam herhangi bir şekilde
değerlendirilememektedir.

Duvarların
son görünümleri..
Burada ne yazık ki
apartmanların istilasına uğramadan önce bir kazı bir
araştırma yapılamadı. Bu yazdıklarımdan
başka Paşanın sarayı ve bahçesi hakkında en ufak bir
bilgi yok.
Yazdıklarım, bilimsel bir
çalışma değildir. Zayıf bulgu ve belgeler
ışığında Çoğu kısımları kurgulanmıştır.
Bu makaleyi kaynak göstererek yazacak olan arkadaşların bu hususu
kesinlikle belirtmelerini rica ederim.
Tarihi yanlış yazmayalım.
Daha iyisi yazılana kadar
şimdilik bununla yetinmek zorundayız.
Yazar ve site adı belirtilerek fotoğraflar ve
bilgiler
kısmen ve tamamen kullanılabilir
Yaşar Karaduman
yasar.karaduman@gmail.com
Not. 1 Osman Doğan’ın “Karadeniz de Bir Boğaziçi”
adlı eserinde Süleyman paşa sarayı ile ilgili iki not
vardır.
“1.Süleyman paşa sarayı yangınından
kurtarılan tahtalar ağaç kısımlar ve bazı taşlar,
paşanın Bolaman’da yaptırdığı başka bir
konakta ve sarayın yerine yapılan binalarda
kullanılmıştır.”
2- Ünye Kaymakamlığı, Ünye Belediyesi sarayı
yeniden Ünye’ye kazandırmak için 2003 İstanbul Tüyap Turizm
fuarına Süleyman Paşa sarayı Otel Projesi ile
katılmışlardır.”
Not. 2
Tüm yukarıda yazdıklarım bir bilimsel
çalışma değildir. Çok zayıf bulgu ve kaynaklara dayanan
çoğu kurgulanmış yazılardır. Buradan alıntı
yapacak arkadaşların bu konuyu özellikle belirtmelerini rica
ederim..
Kaynaklar:
- Xavier Hommaire de Hell -
Voyage en Turquie et en Perse, II, Paris 1855, s. 366 - 369.
- Xavier
Hommaire de Hell; Eyice, Semavi - "X Hommaire de Hell ve Ressam Jules
Laurens" Belleten C. XXVII, Sayı : 105 (Ocak 1963) Ankara, s. 59 -
104; Derman, İsmet : Ünye Monografisi, İstanbul 1966, s. 22.
- Jules
Laurens'in Türkiye Yolculuğu, YKY, İstanbul 1998, s. 152.
- P. Minas
Bıjiskyan (Trabzonlu) - Karadeniz Kıyılarının Tarih ve
Coğrafyası (1817 - 1818), (terc. ve not. D. Andreayan) İstanbul
1969, s. 36.
- William
John Hamilton - Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia, Newyork 1984, s.
273.
- Xavier
Hommaire de Hell - Voyage en Turquie et en Perse, II, Paris 1855, s. 366 - 369.
- Jules
Laurens'in Türkiye Yolculuğu - YKY, İstanbul 1998, s. 152; Eldem, Sedat
Hakkı; Türk Evi Plânı Tipleri, İTÜ Mimarlık Fak. Yay.,
İstanbul 1986, s. 73, 153 - 154.
- Jules
Laurens'in Türkiye Yolculuğu, s. 154.
- Jules
Laurens'in Türkiye Yolculuğu, s. 156.
- Yolalıcı, M. Emin - XIX. Yüzyılda Canik (Samsun)
Sancağı'nın Sosyal, Ekonomik Yapısı, Ankara 1998, 13.
Tosun, age, s.
Süleyman Paşa hakkında detaylı bilgi için
http://members.lycos.co.uk/kozlu/index.htm
adresine bakınız
Bu makalenin
yazımı sırasında,
Tarihçi Osman Doğan’ın “Tarih Boyunca Ünye”,
“Karadeniz’de Bir Boğaziçi Ünye” eserlerinden ve
www.unyezile.com
internet sitesindeki fotoğraf ve
bilgilerden de yararlanılmıştır. |