"Çocukluğumun yaz gecelerinde gökyüzündeki yıldızlar
o kadar yakındı ki, uzansanız tutardınız.
Ateş böcekleri ve harman akustiğinde,
çekirge sesleri ile huzurlu uykulara dalardım.

Dört gözle beklerken baharı, yazı,
hiç dönmemek üzere uğurladık onu bahar dalları arasına.
Sıcak mısır ekmeğine karıştırdığı tereyağları gibi eridi yüreğimiz."

Yağmur yağıyordu, konvoy köyün dik yamaçlı yolunu tırmanırken, öndeki kapalı uzun araç taşıdığı yükün sorumluluğu ile sessiz ve ağı ilerliyordu. Havadaki keskin toprak kokusu ve yağmurla yıkanan çiçekleri, yaprakları açmış ağaçlar, otlar yeşilin en uç tonlarında grimsi.

Uzun zamandır gitmek nasip olmayan köy yolları çocukluğumu hatırlattı. Öndeki cenaze aracındaki anneannem ve çocukluğum geldi aklıma, annemin hıçkırıklarıyla karışık bu yolculukta. Eşsiz doğa manzarası, karşı tepedeki yoldan, sanki bulutların üzerindeymiş gibi görünen anneannemin evi, geçmişe dair anılar ve yüksek dağ köyü burnumun direğini sızlattı bugün.
"İnsan yaşadığı yere benzer. O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer. Suyunda yüzen balığına, toprağını iten çiçeğe, dağların tepelerin dumanlı eğimine."

Edip Cansever'in dizeleri döküldü dudaklarımdan, yaşadığı yer gibi serin ve sessiz duran, toprağı gibi sımsıcak yüreği olan, yaşadığı yerin tenhalığına alışık, yalnız anneannem.

Harmana vardığımızda büyük dut ağacına kolan bağlayıp kurduğumuz salıncaklarda sallandım sanki.

Atların nal sesleri geldi kulağıma, havli kenarında daha büyümeden gizlice koparıp yediğim çil çil salatalıkların, domateslerin kokusunu duydum. Harmandaki eski pınarı, yalağın içinde tahtadan yapılmış kulpları lastik kovaları gördüm, küçük ağaçtan koparıp yediğim taflan dişlerimi kararttı bugün sanki yeniden.

Çocukluğumun yaz gecelerinde bu büyük harmanda gökyüzündeki yıldızlar o kadar yakındı ki uzansanız tutardınız belki de. Ateş böcekleri ve harman akustiğinde dinlediğim çekirge sesleriyle huzurlu uykulara dalardım tahta divanlarda.


Köye kilit vurulduğunda yüzü birden solmuştu, alışamamıştı dört duvarlı alçak tavanlı şehir evlerine anneannem. Pencereden uzansa bile görememişti yıldızları, sıcak köşesinde kafese girmiş kuş gibi. Duvarı nem insanı gam yıkarmış, özlemler dayanılmaz olmuş kimse fark etmeden. Dört gözle beklerken baharı, yazı, hiç dönmemek üzere uğurladık O'nu bahar dalları arasına.

Toprağını besleyen yağmurun altında son kez helalleştik, sıcak mısır ekmeğine karıştırdığı tereyağları gibi eridi yüreğimiz. Dualara amin derken, dudaklarım vedalaştı kırık dökük çocukluk anılarında bu dağ köyünde.

Şirin Ünye Gazetesi 22.Mart.2006
sirinunyegazetesi@mynet.com