|



Navarin
“Avaron” Gazisi Ünyeli Tiryaki Hasan Paşanın oğlu
Miralay Hüsnü Bey’in
Mezar taşı ve aşağıda taşın üzerindeki metin
Muhterem Tiryâki-zâde
Hüsnü Beğ
Gâzî-i Avaron ( Navarin
) Hasan Paşa’nın oğlu nâm-ver
Navarin Gazisi
Ünyeli Bahriye MirlivasıTiryaki Hasan Paşa

Bu Mezarda Kanije
Müdafii
Tiryaki Hasan Paşa
Yoktur
Kanije Kahramanı Tiryaki
Hasan Paşa’nın
Ünye ile uzaktan yakından
bir ilgisi olmamıştır
Ünye’deki paşa
Navarin Gazisi
Ünyeli Bahriye Mirlivası
Tiryaki Hasan Paşadır
Giriş
Aşağıda okuyacağınız araştırma
Ünye Cumhuriyet Meydanındaki Kanije Kalesi Kahramanı
Tiryaki Hasan Paşa’nın olduğu iddia edilen mezarla
ilgili bir çalışmadır. Lütfen biraz sabır göstererek
uzun ve karışık bir metin okumaya hazırlanın. Bu
araştırma başta değerli büyüğümüz Hüsrev Yürür,
Sayın Uran Tiryakioğlu olmak üzere, Eren Tokgöz,
Ali Öztürk, İbrahim Gürkan, Osman Doğan ve Berkhan
Karaduman’ın emek ve yardımları sonucu ortaya çıkmıştır.
Sayın Hüsrev Yürür, mezarların
taşınması ile ilgili bize çok değerli bilgiler vermiş,
Sayın Uran Tiryakioğlu, aile arşivini açmış tüm
bilgi, belge, film, fotoğraf, ses bantları ve cd
leri kullanmamız için çekinmeden bize vermiştir.
Eren Tokgöz, araştırmanın danışmanlığını yapmış,
tıkandığımız konularda bizi yönlendirmiş bilgi akışını
sağlamıştır. İbrahim Gürkan Ünye’den en son fotoğrafları
sağlamıştır. Osman Doğan mezar taşlarını okumuş,
oradan çıkan bilgilerle araştırma daha da derinleşmiştir..Şirin
Ünye Gazetesi Sahibi Ali Öztürk, Samih Tiryakioğlu’nun
Ünye Halk Kitaplığına hediye ettiği seksen adet
eserin araştırmasını yapmış ve eserleri Ünye Kütüphanesi
Müdürü Erol Beyin de yardımları ile bulmuş, tek
tek isimlerini çıkarmış ve fotoğraflayarak son anda
bize ulaştırmıştır. Berkhan Karaduman, Milliyet
Gazetesi arşivi ve diğer arşivlerde belge aramış
aynı zamanda diğer makalelerde olduğu gibi grafik
düzenlemesini yaparak size ulaşmasını sağlamıştır.
Böylece aşağıda sunduğumuz belgesel
ortaya çıkmıştır.
Herkese emek, çaba ve katkıları
için teşekkür ederim.
Zevkle okuyun.
Konuya girmeden önce
Ünye Yerel Basında
Tiryaki Hasan Paşa hakkında çıkan
yazılara bir göz atalım
Araştırmanın anlaşılması açısından bu metinleri
lütfen dikkatle okuyunuz
Birinci makale
ÜNYE'NİN BİLİNEN EVLİYALARI
Yazan: Hasan Tahsin SAY KADIOĞLU
Öğretmen
11 - Cumhuriyet Meydanındaki İSİMSİZ
KABİR (Yatır) : 1925 - 30 yıllarında Saray
Câmisi ile Anafarta İlkokulu (Eski adıyla Fevziye
Mektebi) arasında bol ağaçlı mezarlıklar sökülürken
bu kabiri devrin âletleri ile sökememişler.Kabirdeki zat da devrin birçok
dindar kullarının rüyasına girmiş, "Beni rahat
bıraksınlar." demiştir. Mezarını sökmek isteyenler
çeşitli dertlere dûçar olmuşlardır. Halk ziyaret
eder; sıkıntılara iyidir. Ayrıca bazı vatandaşlar;
o mıntıkaya geceleri yeşil ışıklar indiğini söylemişlerdir.
Kanije Gazisi Hasan Paşa'nın da kabri o civarlarda
imiş.ŞAFAK
Gazetesi'nin 22 Şubat 1995 Çarşamba, Yıl 18, 895
sayılı nüshasından
İkinci Makale
TİRYAKİ HASAN PAŞA
Ben de Ünye'ye her gelişimde, Elmalık ve Türbe
Mezarlıkları'nda yatan yakınlarımla birlikte, KANİJE
KALESİ KAHRAMANI TİRYAKİ HASAN PAŞA' nın Cumhuriyet
Meydanı'nda, Anafarta İlkokulu ile Hükümet Binası
arasında bulunan Türbe'sini mutlaka ziyaret ederim.Bu mezar, yukarıda da vurguladığım gibi; Osmanlı
Tarihi'nin ünlü komutanlarından rahmetli TİRYAKİ
HASAN PAŞA' ya aittir.
Tarihçi Reşat Ekrem KOÇU, "OSMAN GAZİ'DEN
ATATÜRK'E" isimli yapıtında, Paşa'nın hayatını
anlatırken O'nun ağzından (Ben Karadenizli Yalı
Uşağıyım) dediğini yazar. Bu yalı kesinlikle Ünye'dir.
30.06.1996 tarihli Milliyet Gazetesi'nde
çıkan, Ünilever Türkiye Şirketler Grubu eski Yönetim
Kurulu Başkanı Demir TİRYAKİOĞLU' nun ölüm ilânında
da, müteveffanın özgeçmişi yazılırken;
"ÜNYELİ BAHRİYE MİRLİVASI TİRYAKİ HASAN
PAŞA OSMANLI MÜŞİRLERİNDEN SEMİH PAŞA AHVADINDAN
diye beyanda bulunulmaktadır. Bu beyan da gösteriyor
ki, TİRYAKİ HASAN PAŞA kesinlikle Ve de Ünye'de
gömülüdür. Paşa'nın İstanbul'da ikâmet eden ahvadı
da bu hususu, yukarıdaki ölüm ilânıyla apaçık teyit
ediyor
Aylık Ünye Ticaret ve Sanayi Gazetesi'nin
Yıl: 3,Sayı: 34, Sh. 2, Aralık/1997 t
Makale: Yüksel ŞEN
Üçüncü Makale
Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan
Paşa hakkındaki Osmanlı resmi belgelerindeki bilgi
Hasan Paşa, Kanije Zaferinden sonra,
1601 yılında Bosna, 1602 de Budin, 1603’te Rumeli
beylerbeyliğine tâyin edildi. Celâli isyanlarının
bastırılmasında, Kuyucu Murad Paşayla birlikte hareket
etti. 1608 yılında tekrar Budin Beylerbeyliğine
tâyin edilen Hasan Paşa, 1611 yılında bu vazifedeyken
vefât etti.
Dördüncü
Makale
Tiryaki Hasan Paşa hakkında bir başka
beyan
Şimdiki meydan mezarlıktı. Kaldırılmış. Hükümet
Konağı yanındaki mezarı sökememişler. Kime ait olduğu
tam bilinmiyor. Ama eski bir Türk büyüğü olmalı.
"Tiryaki Hasan Paşa" diye yazılmış bir
taş vardı. Taş şimdi kayıp. Yok. Ünye taşına Arapça
yazılıydı.
Anlatan: Fahrettin ERKOÇ (Emekli öğretmen)
Beşinci Makale_- Yerel
Tarih Gurubundan bir yorum
Ünye
Yerel Tarih Gurubunun Temmuz
2001 de yayınladığı yayımladığı kitapçık
“Hükümet
Konağı” adlı bölümden
“Eski
hükümet konağı binası 1954 yılında yıkılmıştır.
Meydan düzenlemelerinin bir parçası olarak kaldırılan
mezarlığın yerine Hüsrev Yürür’ün müteahhitliğinde
yeni bina inşa edilmiştir. Mezarlık bugünkü Anafarta
İlkokulundan itibaren yüksekçe bir duvarla yoldan
ayrılmıştır. Hükümet binası inşa edilirken sökülen
mezarlar Türbe yokuşundaki mezarlığa taşınmış yalnız
bir tanesi sökülememiştir. Tiryaki Hasan paşanın
olduğu rivayet edilen bu mezar hakkında halk arasında
anlatılan birçok hikaye vardır.
Altıncı makale
ÜNYE
VE TARİH ...
Tarihçi Reşad Ekrem Koçu'nun yayımladığı ve yukarıda
Sancak Beyliği başlıklı yazıda söz konusu edilen
Osman Gazi'den Atatürk'e isimli eserin 73. sayfasında
Kanije Kalesi kahramanı Tiryaki Hasan Paşa'nın da
Ünyeli olduğundan söz edilmektedir. Bu zat Ünye'nin
Çatak Köyü'nde yerleşik olan ve ahfadı şimdilerde
İstanbul'da ikamet eden Tiryakioğulları'ndandır.
Zira, ahvaddan Demir Tiryakioğlu'nun 25.06.1996
tarihinde vefatı üzerine merhumun ailesi 30.06.1996
tarihli Milliyet Gazetesi'ne bir ilân vermiş ve
bu ilânda aynen şu beyanda bulunmuşlardır. "ACI
KAYBIMIZ - Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan
Paşa, Osmanlı Müşirleri'nden Semih Paşa ahvadından,
iyiliksever, değerli insan 'Demir Tiryakioğlu' vefat
etmiştir. Ailesi" Bu durum, belleklerde oluşan
izdihamı tamamen izale etmekte ve Paşa'nın Ünyeli
olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.
YükselŞen
(Şirin Ünye Gazetesi'nin 02.07.2002 - 09.10.2002
tarih ve 2824 - 2838 sayılı nüshaları)
Ünye basınında Kanije Kalesi Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa
Hakkında yayınlanmış makalelerden alıntıları okuduk.
Bu makalelerde doğru yanlış birbirine
karışmıştır
Aşağıdaki satırlarda, bir yıldır yapılan araştırma sonun da ortaya
çıkan
Hayret verici sonucu okuyacaksınız
Konuyu
hatırlamak için biraz geriye dönelim. Ünye’de Anafarta
İlkokulunun yanında bir mezar var. On yıl kadar
önce yapıldı bu mezar. Kanije Kalesi Kahramanı Tiryaki
Hasan Paşa’nın mezarı diye de bir taş dikmişler
başına. Kimse bu mezara inanmadı ben de inanmadım
araştırdım bakın ne çıktı altından.
Bugüne
kadar yazılanlar ve yapılanlar tamamen yanlış, hatalı
çoğu hayal ürünüdür. Olayları dayandırdıkları belgeler,
insanlar, isimler, hikayeler, masallar ve hurafeler,
rüyalar birbirine karıştırılmıştır. İçinden ancak
bir yılda çıkabildim. Yukarıda yazılı olanları dikkatle
okur ve aşağıda vereceğim bilgilerle beraber yayınlayacağım
belgeleri kontrol ederseniz, rüyalarla, hurafelerle,
sökülemeyen mezar masallarıyla yeniden bir tarih
yazıldığını,Ünye ile ilgisi olmayan birinin Ünye’ye
getirilip hiç ilgisi olamayan bir mezara yatırıldığını
göreceksiniz.
Yukarıda
verdiğim Ünye Basınında çıkan Kanije Kahramanı Tiryaki
Hasan Paşa ile ilgili yazıları yazanlardan biri
benim hocamdır. Çok genç yaşımda okul tatillerinde
Ünye’de tek yerel gazete olan Şirin Ünye Akkuş Sesi
gazetesinde çalışırken beni, bilmediğim konularda
uyarmış destek olmuş, yardımcı olmuş titiz ve doğru
bilgilere ulaşma yolarını bana öğretmiştir. Bu yanlışlığı
nasıl yapmıştır, ilerideki satırlarda göreceğiz.
Diğer
makaleyi yazan ise elli yıldır Ünye’yi yazan Ünye
konusunda en çok bilgi ve belgeye en çok araştırma
ve makaleye sahip olan değerli ağabeyimiz Yüksel
Şen’dir. O da hocam gibi maalesef yanılmıştır. Lütfen
beni bağışlasınlar.

Mezarın seksenli yıllardaki hali
Nerede
ve nasıl ve neden yanıldılar
Kanije Kahramanı
Tiryaki Hasan Hasan Paşa
Ünye’ye nasıl
ve neden geldi
Neye dayandırdılar,
Hangi belgeleri
hangi arşivde buldular?

Ünyelilerin Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan
Paşa diye yaptıkları mezar
Kanije
Kalesi Kahramanı Tiryaki
Hasan Paşa
Ünye’de gömülü değildir.
Ünye’de
gömülü olan Tiryaki Hasan Paşa, başka bir Hasan
Paşadır. Navarin Gazisi Ünyeli Bahriye Mirlivası
(Tuğgeneral) Tiryaki Hasan Paşadır. Bu büyük
bir tesadüf olarak isim benzerliğidir ve herkesi
yanıltmıştır.
Mezar
da şimdiki mezar değildir.
Şimdiki
mezarda kimin yattığı tam olarak belli değildir.
İsim
benzerliğinden dolayı Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan
Paşa ile karıştırılan Ünyeli
Bahriye Mirlivası (Tuğgeneral) Tiryaki Hasan Paşanın
mezarı 1949 yılında Cumhuriyet meydanı düzenlenirken
o günkü belediye başkanı Hüsrev Yürür tarafından
kaldırılmış ve Saray camisi arkasındaki servi ağaçlarının
dibine nakledilmiştir.
Büyük
bir tesadüf eseri isim benzerliği vardır. İkisi
de Tiryaki, ikisinin de adı Hasan ve ikisi de paşadır,
ama biri Mirliva yani Tuğgeneral, biri Müşir-Vezir
, yani Vezir-Mareşaldir.
Biri,
bizim karıştırarak Ünyeli dediğimiz Kanije Kahramanı
Tiryaki Hasan Paşa ki kesinlikle mezar ona ait
değildir. O paşa 1611 yılında Budin de vefat
etmiş ve orada gömülmüştür.
Diğeri,
Ünyeli Bahriye Mirlivası (Tuğgenaral) Tiryaki
Hasan paşa.
Navarin Gazisi Ünyeli Bahriye Mirlivası
Tiryaki Hasan Paşa’nın
Kaybolan Mezarı
Kanije
Kahramanı Tiryaki Hasan Paşanın zannedilen,
Navarin
Gazisi Ünyeli Tiryaki Hasan Paşanın mezarı,
1949 yılında Cumhuriyet Meydanı düzenlemesi
esnasında duvar örülürken duvarın kenarında kaldığı
için buradan kaldırılıp, caminin arkasında servi
ağaçlarının altına nakledilmiştir. Diğer mezarlar
ise, Tepe-Türbe ve Elmalık mezarlıklarına nakledilmişlerdir.
Bu düzenlemeden sonra orada yine birkaç mezar kalmıştır.
Çünkü o gün yapılan meydan düzenlenmesi tüm mezarların
kaldırılmasını gerektirmemektedir.
Hükümet konağı binası bu düzenlemeden beş
yıl sonra yapılmıştır. Hükümet konağı inşaatı sırasında
kalan son mezarlar da belediye tarafından kaldırılarak
belediye burayı inşaatı yapan Hüsrev Yürür’ün firmasına
mezarlıklar kaldırılmış olarak teslim etmiştir.
Şu anda bulunan ve Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan
Paşa’nın Mezarı olarak kabul edilen mezar kaldırılmayarak
yerinde bırakılmıştır. Ve o günden bu yana orada
durmaktadır.
Asıl, taşında Tiryaki Hasan Paşa yazan
mezar yukarıda anlattığımız gibi bu olaydan beş
yıl kadar önce yani 1949 yıllarında başka yere nakledilmiştir.
Yazarlar bu nakletme işini bilmediği için bu günkü
mezarı Tiryaki Hasan Paşanın mezarı zannetmişlerdir.
Yani, Tiryaki Hasan Paşa’nın mezarı daha hükümet
konağı yapılması düşüncede bile değilken sadece
meydanı düzenlemek için yapılan çalışmalar sırasında
taşınmıştır. Şimdiki mezar bu nakletme işinden sonra
ortaya çıkmış anlatılan gerçek dışı bazı hikayeler
nedeniyle kaldırılmayarak olduğu yerde bırakılmıştır.
Zaten o günlerde de kaldırılsın veya kaldırılamasın
herhangi bir önemi de yoktur.

Bu fotoğraf ellili yılların sonlarında
iskele ve park düzenlemesi esnasında çekilmiştir.
Arkadaki Hükümet Konağı yeni bitmiştir.
Solda geride görülen Anafarta ilkokuludur.
Çözülmesi gereken iki konu vardır :
1.Karışan Paşalar
2.Karışan Mezarlar

Şimdiki Bu Mezarda kim var?
Ben de yanıldım
Bir gariplik vardı bu mezar işinde, biraz
aceleci davranılmış fazla araştırılmaya gerek görülmeden
Koskoca Kanije KahramanıTiryaki Hasan Paşa yanlış
ve eksik bilgilere dayanılarak bir hamlede Ünye’ye
yatırılmıştı. Bunu o günlerde mezarın yapılmasına
karar veren Belediye Başkanı danışmanı ve vekili
olan arkadaşımız da aynen ifade etmektedir. Halbuki
biraz dikkatlice bakılsaydı yanlışlık görülecekti.
Şimdiki mezar Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşanın
mezarı değildir.
Bu mezar üzerine halk arasında birkaç söylenti
vardır. Ben yaptığım araştırma esnasında bu söylentileri
destekleyecek bir belge bulamadım, yorum yapmadan
aynen aktarıyorum.
Birinci
söylenti,
bu mezarın bir evliya mezarı olduğu manevi bir güç
tarafından korunduğu buradan kaldırılamadığı, kaldırmak
isteyenlerin rüyalarına girerek kendisini rahat
bırakmalarını aksi tekdirde bir sürü kaza ve belanın
başlarından eksik olmayacağını söylediği yönündedir.
Bu doğru veya yanlış olduğu bilinmeyen söylenti
nedeniylel buraya kazma vurulamamış bir kötülüğe
uğramaktan korkan insanlar mezarı olduğu yerde bırakmışlardır.
İkinci söylenti, buranın normal bir
mezar olduğu ve kadına ait olduğudur.
Üçüncü söylenti, araştırmalarımızda
bulamadığımız, belki bizim bu yazımızdan sonra ortaya
çıkmasını dilediğimiz bir Ünyeli hemşehrimiz, bu
mezarın dedesine ait olduğunu ve elinde belgeler
olduğunu iddia etmektedir.
Dördüncü rivayet Mezarda hamile bir
kadının doğum esnasında öldüğü ve çocuğuyla beraber
gömüldüğü rivayetidir. Bunu Burunucu Camii eski
İmamı Mahmut Hoca atmışlı yıllarda söylemiştir.
Hamile iken ölen ve çocuğu ile gömülen bir kadına
saygıdan dolayı mezara dokunulmamıştır. Bu mezarın
burada yirmili yıllarda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Beşinci rivayet Burada Çanakkale savaşında
şehit olan bir askerin elbisesi ve silahı ile gömülü
olduğu yönündedir.
Hasan Tahsin Hoca’nın makalesinde bahsettiği
Tiryaki Hasan Paşa’nın mezarı, taşı ile beraber
normal bir mezar olarak dururken zaten görülmüştür,
bulmaya gerek yoktur. Mezar meydan düzenlenirken
ortada kaldığı için nakledilmiştir. Hocamın bu nakil
olayından haberi yoktur, haberi olmadığı için bize
karışık bir hikaye bırakmıştır.
Eğer Hocam bunu Hüsrev Beye sorarak yazsaydı
bu karışıklık olmayacak, bulunan ve üzerinde Tiryaki
Hasan Paşa yazan mezarın şimdiki mezar olmadığı,
mezarın servi ağacının dibine taşındığını ve sandığı
gibi bu paşanın da Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan
Paşa olmadığını, ondan 200 sene sonra 1800 lü yıllarda
yaşamış ve 1855 yılında vefat ederek buraya gömülmüş
Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşa olduğu
ve bize böyle karışık bir mezar hikayesi bırakmayacaktı.
Ben de dahil olmak üzere bu konuda herkes
yanılmıştır. Kaynaklar dikkatle incelenmemiş. Bu
konuda yazan, Hasan Tahsin Kadıoğlu, Yüksel Şen,
Yaşar Argan, Osman Doğan, veya benim bilmediğim
bir sürü kişi ve kurumlar, yerel yöneticiler. Milli
Eğitim Müdürlüğü, yerel basın yerel radyo ve tv,
sivil toplum örgütleri, Ünye Yerel Tarih Gurubu
maalesef yanılmış ve yanlış yönlendirilmişlerdir.
Otoritelerden, Osmanlı Tarihi Uzmanlarından görüş
sorulmamıştır.

Neden
ve Nerede Yanıldık
Ben hocama bu iddiayı içeren makalenin bu
yönde yazılması için ricada bulunulduğu, ısmarlama
yazdırıldığı kanısındayım. O günkü Belediye Başkanı
ve Başdanışmanı, Ünye’ye faydası olur, böyle bir
tarihi şahsiyetin mezarının Ünye’de olması bir takım
artılar getirir, günler festivaller düzenlenir,
Kanije kasabası ile kardeş şehir ilan ederiz, Macaristan’dan
turist gelir ve Ünye’nin daha fazla tanınmasına
katkısı olur düşüncesiyle hocadan bu yönde bir yazı
istemeleri akıllara gelmektedir. Yoksa Hocam bu
kadar zayıf bilgilerle bu yazıyı yazmazdı .
Bu konuda olayı bize aydınlatması için ricada
bulunduğumuz o zamanki Belediye Başkan Vekili ve
Başdanışmanı arkadaşımız bizim görüşümüzü doğrulamış,
ve sorularımıza şöyle yanıt vermiştir.
O günkü Belediye Başkanına bu araştırma esnasında
ulaşamadık, aslında ben Ünye’ye gelip onunla ve
Çatak köyündeki Tiryakioğulları ile görüşüp oradan
çıkacak olanları da ekleyecektim araştırmaya, zamanım
yetmedi. Eğer eski Başkanın ve Çatak köyündeki Tiryakioğullarının
bu konuda ekleyecekleri varsa bize ulaşıp düzeltme
veya ekleme gönderebilirler sitemiz onlara açıktır.
Biz başdanışman arkadaşımızı, randevu alarak
işyerinde, Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri
Habip Öztürk’le ziyaret ettik. Kendisine sorduk
-Bu Tiryaki Hasan Paşa Ünye’ye nasıl geldi,
hiçbir araştırma ve işin uzmanlarına sormadan neye
dayanarak bu mezarı düzenlediniz, bu mezarın şeklini
şemalini kim buldu, mademki paşayı buraya yatırıyorsunuz
neden o yılların mimarine uygun bir mezar değil
de böyle arabesk bir mezar yaptırdınız, bir de kitabesini
yanlış yazdınız.?
Üzgün bir ifade ile
-Bir gün bunun bana sorulacağını bekliyordum,
işe başlarken çok iyi niyetlerle başlamıştık, Ünye’nin
tanıtımına faydası olur diye düşünmüştük, Hasan
Tahsin Hoca güvenilir ciddi ve doğru yazan bir hocamızdı
o yazdı diye ayrıca bir araştırmaya gerek duymadık,
hata yaptığımızı şimdi anlıyorum. Eski mezara o
günlerde bir kamyonet çarpmış yıkmıştı, mezarı yeniden
yaparken kimden geldiğini bilmediğim böyle bir fikir
ortaya atıldı ve başkan da destekledi. Mezarın şeklini
o günkü fen işleri mühendisimiz belirledi, sonra
ki aşamada konu benim elimden kaydı ve mezar böylece
oraya çıktı Ben aslında o yıllardaki Osmanlı mimarisine
uygun bir mezar veya açık türbe şeklinde düşünüyordum
olmadı. Mezar taşını da yanlış yazmışlar onu da
yine siz buldunuz.
Hükümet Konağının
bitmiş ve çevre düzenlemesi yapılmış hali.
Yıl 1960
|
Bir Ölüm İlani İle Başlayan Serüven
Bir Ölüm İlanı ile bitti
Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşanın Ünyeli
olduğuna dair ihtimal binde bir bile değildir. Bir
tek dayandıkları yer, Tarihçi yazar Reşat Erkek
Koçunun 1950 yılında Cumhuriyet Gazetesinin ek olarak
verdiği bir dergide Tiryaki Hasan Paşanın
“Ben Karadeniz’in yalı uşağıyım, çocukluğum
denizde geçti” sözüdür.
Bu söz dışında başka en ufak bir bilgi ve
belge yoktur. Hocam bu yalı sözcüğünü yakalayınca,
(hah burası Ünye ) der. Karadeniz’e kıyısı olan
tüm il ilçe kasaba köy buna sahip çıkabilir. Ünye,
Fatsa, Perşembe, Ordu ve tüm Karadeniz Bu söz dayanak
alınarak Tiryaki Hasan Paşa Ünyelidir denilebilir
mi?
Doğru araştırmadık
İsim Benzerliği işi karıştırdı.
Şimdiki mezarda Paşa falan yok
Bir yerde bakıldığında doğru gibi görünen
konu derinlemesine araştırıldığında altından bir
komedi çıkmaktadır.
Tekrar Toparlayalım
Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşanın Ünyeli
olduğunu ve mezarının Ünye’de olduğunu savunurken
dayanılan gerekçeler:
1.Paşanın “Ben Karadeniz yalı uşağıyım”
sözü
2.Ellili yılarda nakledilen bir mezarın başındaki
dikkati çeken Tiryaki Hasan Paşa yazılı mezar taşı.
Bunlar ayni kişi değil ayrı kişilerdir, biri birinden
ikiyüz sene sonra yaşamıştır.
3.1996 yılında İstanbul Milliyet Gazetesinde
çıkan bir ölüm ilanı, ilanın metni şöyledir.
“Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşa
ahfadından Demir Tiryakioğlu vefat etmiştir.”
Bütün bunları alt alta getirdiğimizde şöyle
bir tablo çıkmıştır ortaya
Paşa, “Ben Karadeniz yalı uşağıyım”
dedi, ikincisi Tiryaki Hasan Paşa yazılı mezar
taşı bulundu ve gazetedeki ölüm ilanında
Ünyeli Tiryaki Hasan Paşa ahfadından yazıyor.
Bütün bunlar paşanın Ünyeli olması için yeter
delillerdir diyerek paşanın Ünyede gömülü olduğuna
karart vermişlerdir.
Oysa biraz dikkat edip bu delilleri araştırsaydılar,
yazarlar yanlış yolda olduklarını anlayacaklardı.
Herkes Hasan Tahsin Hocadan alıntı yaptığı için
aynı hataya düşmüşler ve yanılışı tekrar etmişlerdir.
Reşat Ekrem Koçu’nun yazdığı paşanın “Ben yalı
çocuğuyum sözü zayıf bir ihtimaldir tek başına
yeterli değildir.
Bulunan mezar taşı doğrudur ve üzerinde Tiryaki
Hasan Paşa gerçekten yazmaktadır, ama Kanije
Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa yazdığı doğru değildir,
çünkü taşı okuyanlardan biri halen hayatta ve diğerinin
de beyanı vardır.. Bu taş anlatıldığı gibi hükümet
konağı kazısı yapılırken bulunmamış hükümet konağı
inşaatından beş yıl önce meydan düzenlenirken mezar
orta yerde kaldığı için başka yere nakledilirken
okunmuştur. Mezar buradan saray Cami arkasındaki
servi ağaçlarının altına alınmıştır. Bugün paşanın
mezarı diye başına kitabe dikilen mezarla ilgisi
yoktur.
Gazetedeki ölüm ilanı ise gayet açıktır. Buradaki
gerçeğin fark edilmemesine ben de şaşırmaktayım.
Ölüm ilanındaki metne tekrar
bakalım


Navarrin
Gazisi Ünye’li Bahriye Mirlivası Tiryaki
Hasan Paşanın
Torunu Demir Tiryakioğlu’nun
gazetede çıkan ölüm ilanı
|
Ünyeli Bahriye Mirlivası
Tiryaki Hasan Paşa Ahvadından
Demir Tiryakioğlu vefat
etmiştir.
Bir
kere ilanda “Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşa”
denmektedir. Mirliva rütbesi bugünkü Tuğgeneral
rütbesine tekabül eder.
Oysa
Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa,ya
Kanije
zaferinden sonra Osmanlı Sultan’I tarafından Vezirlik
ve vezirliğe eş değerde Müşir (Mareşal) unvanı,
(çünkü kaleden dışarı çıkarak kalenin önünde saldıran
düşman orduları ile meydan savaşı vermiş ve kazanmıştır
ve sancak, sultanın mühürlü beratı, Beylerbeyilik
ve tuğ verilmiştir ve karacı topçu sınıfındandır.
Mirliva ise bugünkü Tuğgeneral rütbesidir yani,
koskoca Vezir, Beylerbeyi, Mareşal, rütbesi dört
derece indirilerek ve bir de denizci yapılarak Ünye’ye
mi gönderilmiştir?
Bu paşa başka bir Tiryaki Hasan Paşadır.
Bir talihsizlik eseri olarak ikisinin de lakabının
Tiryaki, adının Hasan olması bütün bu hataya
düşmemize neden olmuştur.
Yoksa böyle unvanlarla dolu birinin Mareşal rütbesinin
indirilip Tuğgeneral olarak Ünye’ye verilmesi mümkün
değildir. En büyük yanlışlık burada yapılmıştır.
Hocam burada nasıl yanılmıştır, halen anlayamıyorum.
Diğer yazarların yanılması beni pek o kadar şaşırtmadı.
Oysa onlar da biraz dikkatle ölüm ilanını okusalar
ve bu tarihi bilgilere vakıf olsalardı, yazılşanlarla
yetinmeyip araştırsalardı hem mezarların yanlış
olduğunu hem de paşaların aynı kişiler olmadığını
bulacaklardı. Sadece Mirliva ve Müşir yani Tuğgeneral
ve Mareşal kelimelerinden olayı çözebilirlerdi.
Ben de zaten buradan yakaladım. Kanije Kahramanı
Tiryaki Hasan Paşanın hikayesini bir yıl önce didik
didik ederek işe başladım. Paşanın nerede doğduğuna
dair hiçbir yerde kayıt yok.
Tiryakiliği ise bazı yerde afyon bazı yerde
esrar çekmekten geldiği yazılıdır. Küçük yaşta Topkapı
sarayındaki okula getirildiğini burada (Enderun)
eğitildiği hesap uzmanı olarak yetiştiği ve Amasya’da
4. Murat’ın hesap işlerine baktığı yazılıdır.
Çeşitli devlet görevlerinden sonra, kendi
isteği üzerine Macaristan’da o zamanlar Osmanlının
Budin eyaleti (Budapeşte) Kanije Kalesi Komutanlığına
atanmıştır. (Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte’nin
ortasından (Donau) Tuna nehri geçer ve şehri ikiye
ayırır, bir tarafına Buda bir tarafına Peşte derler.
Osmanlılar Buda tarafına Budin demişler ve Macaristan’ı
Budin Beylerbeyiliğinden yönetmişlerdir.)
Kanije kalesi Mehmet Paşa tarafından fethedilerek
Osmanlı topraklarına katılmıştı. Tiryaki Hasan Paşa
kaleyi geri almak için saldıran çok güçlü düşman
ordularına karşı kaleyi savunduğu ve düşmanı kale
önündeki düzlüklerde perişan ettiği için Kanije
Kahramanı olarak tarihe geçmiş ve Türk gibi kuvvetli
sözü de Avrupalılar tarafından bu savaştan sonra
söylenmiştir. Bu zaferde sonra Tiryaki Hasan Paşa’
ya padişah tarafından, sancak berat, tuğ, müşir
(mareşal) ve vezirlik unvanı verilerek Budin Beylerbeyiliğine
atanmıştır. Tarihler, bu görevde üç yıl kaldıktan
sonra doksan yaşlarında Budin’de öldüğünü ve orada
gömüldüğünü yazarlar.
Yalnız bir kaynak da İstanbul’da gömülü olduğu,
bir yerde de iç organlarının Budapeşte’de kendisinin
İstanbul’da olduğu yazılıdır ama mezarı İstanbul’da
da Budapeşte’de de yoktur. Hele Ünye ile hiçbir
bilgi yoktur. Belki bir sahil kasabasında doğmuş
olabilir fakat o yere bir daha dönmemiştir. Bir
de tek bir yerde bir defa “Ben yalı çocuğuyum”
demiştir. Bu söze dayanarak nasıl paşayı Ünye’ye
yatıralım.
Mezar
Taşı Var O ne Olacak?
Doğru.. Mezar taşı var..
Fakat mezar taşı yazarların makalelerinde
yazdıkları gibi toprağın altından kazı esansında
çıkmamıştır. Mezarlar taşları başında zaten durmaktadır
ve onları görenlerin ve hatta başında fatiha okuyanların
günümüze ulaşmış beyanları vardır.
Taş Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa’ya
ait değildir.
Tesadüfen ismi ve unvanı benzeyen Ünyeli
Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşa’ya aittir
.

Ünye Cumhuriyet Meydanı
yıl 1935.
|
Bu
fotoğraftan bugüne ulaşan hiçbir bina yoktur.
Sağ köşedeki son yıkılan Anafarta İlkokuludur.
En son o yıkılmıştı Üç katlı halidir üç sene sonra
1939
Erzincan depreminde üst katı yıkılacaktır.
Mezarlık
okulun yanından başlamaktadır.
Şimdi
gelelim Mezar Taşının Hikayesine
Ve Karışan
Paşalara
1945
yılından 1955’e kadar Ünye Belediye Başkanlığı,
daha sonra
Ünye Milletvekilliği yapan Hüsrev Yürür kendisini
ziyaretimiz sırasında olayı söyle anlatmıştır.
1949
yılıdır, Cumhuriyet Meydanı düzenlemesi yapılacaktır.
Bundan önceki hükümet konağı henüz yapılmamıştır.
Burası kısmen kaybolmuş, kısmen mezarları düzgün
bir mezarlıktır. Hükümet konağı tarafına geriye
doğru eski mezarlar kaldırılarak yeni bir duvar
örülüp meydan biraz genişletilecektir. O zaman ki
Belediye Başkanı Hüsrev Yürür tarafından kemikler
temiz dikilmiş beyaz torbalara konularak Tepe, Türbe
ve Elmalık (Çakırtepe) Mezarlıklarına nakledilir.
Belediye işçileri ve diğer görevliler, başlarına
bir uğursuzluk ve musibet gelir düşüncesi ile kemiklere
el sürmemektedirler, kemikleri elle torbaya koymamaktadırlar.
Kimse dokunmamaktadır. Bu daha sonra halk arasında
mezarların kaldırılamadığı anlamında yorumlanmıştır.
Belediye
başkanı Hürsen Yürür bu durum karşısında Ünye Müftüsünü
olay yerine getirerek işçilere bunun günah olmadığı
bilakis ayakaltından kaldırılıp sakin bir yere gömülmesinin
sevap olduğu konusunda bir konuşma yaptırır bu konuşmadan
sonra işçiler ikna olurlar ve kemikleri torbalara
doldururlar. Ve mezarlar dini bir törenle yeni yerlerine
nakledilirler.
Bir
müddet sonra düzenleme bitmiş duvar örülüp son safhasına
gelmişken iki mezarın daha kaldırılması zorunluluğu
ortaya çıkmıştır. Bu son mezarlar kaldırılırken
başlarındaki taşlar okunmuş taşların birinde Tiryaki
Hasan paşa yazdığı görülmüştür.
Bu olayı Hüsrev Yürür şöyle anlatmaktadır.
-Bütün mezarları yeni yerlerine taşımış, işleri
bitirmiş ve duvarı örmüştük. Zaten bu duvar daha
öncede vardı biz on metre kadar geriye çektik. Son
iki mezarı da hemen yakın olduğu için Saray Cami
yanındaki servi ağaçlarının dibine taşıdık, zaten
arası da küçük bir mezarlıktı caminin haziresiydi.
Bu mezarlardan birinin taşında Tiryaki Hasan Paşa
yazıyordu, ben bizzat okudum, sülüs yazı ile yazıldığı
için emin olmak için bir de Ömer Hoca’ya okuttum.(Ömer
Hoca Milli Eğitim Eski Müdürlerinden Orhan Bora’nın
kayınpederidir) O da Tiryaki Hasan Paşa diye okudu.
Fakat biz onun Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa
olmadığını anlamıştık bize o zaman öyle bir çağrışım
bile yapmadı. Mezarları diğer mezarlar gittiği için
yakın diye servi ağaçlarının dibine götürülmesini
söyledim ve taşları ile birlikte oraya taşıdılar.
Sonra ne oldu bilmiyorum:

Saray Cami arkasında
Mezarların dibine taşındığı servi ağaçları
Mezarı ve taşlarını bizde bir müddet izledikten
sonra izi kaybettik.
Artık bundan sonra bahsedeceğimiz paşa Tiryaki
Hasan isminde başka bir paşadır, Kanije Kahramanı
Tiryaki Hasan Paşa böylece hikayeden yavaş yavaş
çıkmaktadır. Hikayenin bundan sonraki bölümlerinde
hep bu paşadan bahsedeceğiz.
Çünkü Kanije Kalesi kahramanı Tiryaki Hasan
Paşanın Ünye’de gömülü olduğuna dair hiçbir belge
ve bilgi yoktur. Halbuki öbür Tiryaki Hasan Paşanın
orada olduğuna dair elimizde çok kuvvetli belgeler
ve bilgiler mevcuttur, hikaye biraz uzamaktadır,
fakat benim size aktaracaklarım topladığım bilgilerin
onda biridir, geri kalanını sizi sıkmasın diye kesiyorum
buna rağmen sıkıldığınızın farkındayım, lütfen biraz
daha sabredin geride hiç aklımızın köşesinden bile
geçmeyecek sürpriz olaylar geliyor.
 |
|
Bu mezarı 1945 yılında Hüsrev Bey’in meydan
düzenlemesinden daha önceki yıllarda yani 20 25 yıl kadar önce 1920 yılarında görenler,
okuyanlar, tamir edenler ve başında dua edenler
ve onların elimize ulaşan belgeleri var. Anafarta
okulu o yıllarda Fevziye Mektebi adıyla eğitim vermektedir,
okula giden çocuklar bu mezarlığın duvarları dibinden
yürüyerek gidip gelmektedirler, yıl 1920 dir. Eğitim
Arap alfabesiyledir, Mustafa Kemal Samsun’a çıkalı
bir yıl olmaktadır henüz Erzurum’dadır. Çocuklar
gelip geçerken bu mezar taşlarını okurlar bu çocuklardan
birinin evi oraya çok yakındır gelip geçerken bu
mezarın başında dua eder. Bu değerli Ünyeli büyüğümüzü
ilerideki bölümlerde anlatacağım size.
Yine aynı yıllarda, Bahriye Mirlivası ‘Tuğgeneral”
Tiryaki Hasan Paşa’nın torunu Muhtar Bey, Ünye’ye
gelerek dedesinin mezarını tamir ettirir. Mezarın
başına dikilen bir ağaç mezarın mermerlerini çatlatmıştır,
mermerleri onartır ve döner, dönünce çocuklarına
söyler, büyük dedenizin Ünye’de mezarı var unutmayın
ilgilenin der. Ama torun Samih Bey tam elli yıl
sonra 1971 yılında Ünye’ye gelecektir. Artık mezarlar
yerlerinde yoktur, taşındıkları yerler de bilinmemektedir
mezar taşları da kaybolmuştur. Samih Bey Ünye’de
tesadüfen okula giderken mezarın başında bir fatiha
okuyan Ünyeliyi bulacak ona soracaktır. Bu kısmın
devamını biraz ileride anlatmak üzere başka bir
boyuta geçelim.

Kaldırılan mezarlıklardan
toplanan mezar taşları yıllarca
Orta
Mahalle’deki Hacı Osman Camisinin bahçesinde
durmuştur.
Ünye Belediyesi tanıtım broşüründen alınan
bu fotoğrafta
Taşlar caminin bahçesinde görülmektedir.
|
Mezar hükümet binası yapılırken toprağın altından
çıktı hikayesi saptırmadır,.Yine Hüsrev beyin bize
anlattıklarından edindiğimiz bilgilere göre, hükümet
konağı inşaatı sırasında Hüsrev Bey Belediye Başkanı
değildir, Belediye Başkanı Burhan Artur’dur. Hüsrev
Bey inşaatın müteahhididir. Belediye burayı Hüsrev
Bey’e kalan mezarları da başka yere taşıyarak temiz
teslim etmiştir, Hüsrev Bey inşaat esnasında bir
daha mezarla uğraşmamıştır.

Tiryaki Hasan Paşa’nın mezarının taşındığı
yer, sonradan buradan da kaldırılmıştır
Servi ağacının dibine taşınan mezara gelince
Atmışlı yılların ortalarıdır. Saray Cami çevresinde
yine yol ve kaldırım düzenlemesi yapılmaktadır.
Mezarlar buradan Elmalık (Çakırtepenin deniz tarafı)
mezarlığına taşınır, mezar taşları da başlarına
nedenini bulamadığız bir sebepten ötürü dikilmeyerek
Orta Mahalle Osman Ağa Camii avlusuna toplanır.
Burada bu taşların çekilmiş bir fotoğrafı vardır,
çeken belli değildir. Oradan Ünye Müftülüğü emanetine
verilmiş, Ünye Müftülüğünden bana verilen bilgilerde
ise taşları Ordu Vakıflar Müdürlüğünün aldığını
orada olabileceğini söylemişlerdir.
Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşanın
mezarı ve taşının hikayesi böyledir, mezar da kaybolmuştur
taşı da
Mezarlar
ve Paşalar
Buraya kadar yazdıklarımızı bir toparlarsak,
Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa’nın yalan yanlış
bilgilerle Ünye’de olduğunu kanıtlamamız mümkün
görünmemektedir.
Ünye’de mezarını olan ve eskiden beri bilinen
Navarin Gazisi Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki
Hasan Paşa başka bir kişidir, bir tesadüf eseri
oda Tiryakidir ve adı da Hasan ve
o da paşadır. Ama her Tiryaki ve her Hasan
Ünyeli değildir.
Şimdiki mezarın ise Paşayla hiç ilgisi yoktur
orada başka bir kişi yatmaktadır.
Yukarıda açıkladık, eğer bir paşa mezarı illa
yapacak idiysek bu şimdiki mezar değil caminin yanında
servi ağacının dibinde bir mezar olmalıydı. Mezarda
Kanije Kahramanı’na yakışır bir mezar olmalıydı.
Hem bir tantanayla sahip çıktık olmayan birini işimize
geldiği için Ünye’de mezara soktuktan sonra her
şeyi yanlış yaptık.
Paşa rüyalarıma girdi, mezarı gördükçe paşa
adına üzüldüm. Sonra kitabesi dikkatimi çekti yanlıştı.
Bu kadar tantanadan sonra işe ne kadar ciddi baktığımızı
gösteriyordu. Mezar taşını bile 2000 yılında doğru
yazamamıştık. Oysa 1860 yılında yazılan eski kitabe
bizden daha doğru ve güzel yazılmıştı. Kanije Kahramanı
Tiryaki Hasan Paşayı, unvanını beğenmeyip, (Yunus
Emre’nin şiirlerini beğenmeyip değiştirdiğimiz gibi)
Kanije Fatihi yaptık, İyi ki kaleyi fetheden Mehmet
Paşa mezarından kalkıp “Bre cühela güruhu” (cahiller
takımı) diye sopayla kovalamadı bizi. Taştaki bilgiler
yanlış diye defalarca yazdım, yerel basın yazdı
hiç kimse tınmadı. Şimdi bu mezarın sahte olduğunu
yazıyoruz gene kimse tınmayacak ve Kanije Kahramanı
Tiryaki Hasan Paşa Ünye’de içinde olmadığı bir mezarda
yatacaktır
Ben de Üzgünüm
Böyle bir araştırma yazısı yazmak beni de
üzmektedir. Keşke Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan
Paşa ile yeterli belgeler elimizde olsaydı, gurur
duyardım böyle bir insanın Ünyeli olmasından, ama
olmadı. Yalan yanlış zorlama ile olmuyor: Ben gerçeği
veya yakın olanı arayıp bulmaya çalışıyorum, bir
yanlışlığı düzelttiğim için de mutluyum. Yanlış
kitabe ise halen kaldırılmadı artık gerek de kalmadı.

Ailenin elle çizdiği soyağacından Tiryak Hasan Paşa ile
ilgili bölüm


Ailenin, Tiryaki Hasan Paşanın
oğlu Hüsnü Beyin çocuklarından Muhtar beyin kolundan
soy ağacı. Ölüm ilanını gördüğümüz Demir Tiryakioğlu
alttan ikinci solda
Yazarlar
hep Demir Tiryakioğlu’nun ölüm ilanından yola çıkmışlardır.
Burada
görüldüğü gibi Demir Tiryakioğlu’nun soyu yukarıdaki
soy ağacında görüldüğü gibi Kamije Kahramanı TiryakiHasan
Paşaya Değil Navarin Gazisi Tiryaki Hasan Paşaya
çıkmaktadır

Ünyeli Bahriye Mirlivası
Navarin Gazisi Tiryaki
Hasan Paşa Kimdir,
Ünye’nin Çatak Köyü Karlıtepe Mahallesinden
İbrahim kaptanın oğludur. Hasan Paşa tahminen 1802
yılında Ünye’de doğar. O yıllarda Ünye Kaptanları
ve Kadıları ile ün salmış bir denizci kasabasıdır.
Ünyeli kaptanlar varlıklı ve zengin insanlardır.
Hepsinin muhteşem konakları vardır. Sefer dönüşlerinde
fener alayları davul ve zurna ile karşılanırlar.
Hasan paşa da böyle bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelmiştir. Babasının isteği üzerine denizci olmuştur.
Tiryaki Hasan Paşa yaklaşık 1815 yılında babası
İbrahim Kaptan ile birlikte İstanbul’a gelir. Babası
oğlunun kendisi gibi bir taka kaptanı değil bir
deniz subayı olmasını istemektedir. İbrahim Kaptan
oğlunu şimdiki Haliç tersanesi içinde bulunan Mühendishane-i
Bahri Hümayun’ a yani Bahriye Mektebine bugünkü
adıyla Deniz Harp Okulu’na yazdırır. Hasan paşa
1818 yılında buradan genç bir Osmanlı deniz subayı
olarak mezun olur ve orduya katılır. Bu okul buradan
1845 yılında Heybeliada’ya taşınır ve ogün bugün
orada Deniz Kuvvetlerine subay yetiştirmektedir.
Heybeliada Deniz Harp Okulu 1900 lü yıllar
|
XVIII. asrın yarısına kadar Osmanlı donanmasında
ve gemilerinde kaptan yetiştirilmesi her hangi bir
teşkilata bağlı olmayıp, babadan oğula ve ustadan
çırağa şeklinde idi. Osmanlı İmparatorluğunda eğitim
sistemine dönüş hareketi l734'te Üsküdar Mühendishanesi’nin
açılması ile başlar.
Bugünkü Deniz Harp Okulu'nun çekirdeğini teşkil
eden okul, ilk defa Çeşme mağlubiyeti üzerine 18
Kasım 1776 da devrin Kaptan-ı Derya'sı Cezayirli
Hasan Paşa'nın teşebbüsü ile Kasımpaşa' da tersane
içinde Mühendishane-i Bahri Hümayun adı ile kuruldu.
Padişah III. Selim'in Kaptanı Deryası Hüsrev
Paşa zamanında Mühendishane-i Bahri adı ile Heybeliada'da
evvelce Bahriye Kışlası olarak inşa edilen binaya
nakledildi (1824).
O yıllarda, simdiki Haliç Tersanesi içindeki
Mühendishane-i Bahri Hümayun dan genç bir subay
olarak mezun olan Tiryaki Hasan Paşa 1827 yılında
Yunanistan’ın Mora yarımadasında bulunan Navarin
limanında ki bir tarafta Osmanlı bir tarafta İngiliz-Rus-Fransız
gemilerinin katıldığı savaşta yaralanmıştır.
Hikayenin buradan sonrasını kısmını, Hasan
Paşanın oğlunun torunu mütercim (çevirmen) Samih
Tiryakioğlu’nun aileye bıraktığı ses kaseti ve kaleme
aldığı hatıralarından çıkardığımız notlarından okuyalım:
“Kendisi genç yaşında bahriye
mesleğine intisap etmiş, genç bir subay olarak donanmada
görev yaparken 1827 yılında Osmanlı –Mısır Donanmasının
Yunanistan adalarından Navarin’ de (Türkçe Avaron)
saldırıya uğrayarak yakılıp batırılması esnasında
yaralanmış ve İstanbul’a gönderilmiştir. Henüz 25
yaşındadır ve Mülazımısani’dir (üsteğmendir). Oğlu,
miralay (albay) Hüsnü Bey’in İstanbul Sahrayı Cedid
mezarlığındaki mezar taşındaki (Avaron-Navarin Gazisi
Tiryaki Hasan Paşa zade) kaydı bunu doğrulamaktadır.”
Navarin Deniz Savaşı 20 Ekim 1827 Osmanlı ve Mısır donanmalarıyla, birlikte
hareket eden İngiliz,
Fransız ve Rus donanmaları arasında geçmiş olan bir deniz
savaşıdır. Bu savaş Osmanlı tarihinde bir deniz
savaşından çok bir aldatmaca veya tuzağa düşürme
olarak bilinir. O yüzden de bu savaş Navarin
Olayı, Navarin Baskını veya Navarin
Faciası adlarıyla da geçer.
Yenileştirme çabalarının sürdüğü bu dönemde
de, Osmanlı Donanması büyük felaketlerle karşılaşmaktan
kurtulamamıştır. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından
bir yıl sonra, 20 Ekim 1827 tarihinde Yunan İsyanı
sebebiyle Mora’nın Navarin Limanı’nda bulunan Osmanlı-Mısır
Donanması, İngiliz-Fransız-Rus ortak filolarının
baskınına uğrayarak, 58 gemi ve 6000 denizcisini
kaybetmiştir. Navarin Faciası’nda Osmanlı Devleti,
yalnız Donanmasını değil, aynı zamanda uzun yıllar
içinde yetiştirdiği tecrübeli denizci personelin
de hemen hemen tamamını kaybetmiştir. Tiryaki Hasan
Paşa’da genç bir subay iken bu savaşa katılmış ve
yaralanmıştır.

1-Navarin limanının
yerini gösteren uydu fotoğrafı,
2- Navarin limanı 3-Navarin savaşının temsili bir
resmi
Tiryaki Hasan Paşa daha sonra iyileşmiş, kendisine,
Navarin savaşında gösterdiği üstün başarı nedeniyle
Gazilik Ünvanı ve gazilik madalyası verilmiştir.
Bahriyedeki hizmetine uzun yıllar donanmanın birçok
bölümlerinde devam ederek Mirlivalığa (Tuğgeneral)
kadar yükselmiş ve Sinop Komutanlığına tayin edilmiştir.
1853 yılında fırtınadan kaçıp Sinop limanına sığınan
Osmanlı donanması burada Ruslar tarafından ani baskınla
bozguna uğratılması sonucu Komutan olarak savaşın
ve donanmanın kaybedilmesinden duyduğu üzüntü deneniyle
felç geçirmiş ve iki gözü de kör olmuştur.
Sinop Baskını Anadolu’ya Batum üzerinden
gönderilen sevkiyatı korumak için Osman Paşa komutasındaki
filoya havalar müsait olmadığı zaman Sinop Limanı’na
iltica etmesi emredilmiştir. Şiddetli bir fırtınadan
dolayı Osman Paşa filosunun Sinop’ta demirli bulunduğu
30 Kasım 1853 tarihinde Amiral Nakhimov komutasındaki
Rus Filosu, iki koloni halinde Sinop limanına girdi.
Sinop limanı ağzındaki bataryalar ateş açtılarsa
da Rus gemilerine isabet ettiremediler.İki tarafın
atış güçlerinde eşitsizlik vardı. 282 Türk topuna
karşılık Rus gemilerinde 710 top vardı. Türk gemilerinin
topları eski model, som gülle atan toplardı, Rus
gemilerinin çoğu modern toplarla mücehhezdi. Rusların
limana taarruzunu süratli bir vapur olan Taif, limandan
kaçarak İstanbul'a gitti ve felâketi haber verdi.

Sinop baskının ve kalenin temsili bir
resmi
Bu
baskın savaşında Ruslar hem tüm Osmanlı savaş gemilerini
yaktılar, batırdılar, hem de Sinop şehrini, özellikle
Müslüman mahallesini topa tuttular, şehirde büyük
yangınlar çıktı. Rus amirali gemileri batan, denizde
yüzen askerlerin üzerine de ateş açtırdı, yaralıları
da acımasızca öldürttü.
Osmanlı donanmasının 4.200 kişilik mürettebatının
2.700 ü şehit oldu, 556'sı ağır yaralandı, Osman
Paşa, iki firkateyn Kaptanı ve 150 asker yaralı
olarak esir düştü. Rusların zayiatı ise pek azdı,
30 ölü, 230 yaralı idi. İstanbul'da Sinop felaketinin
öğrenilmesi üzerine İngiliz donanmasından Retrebution,
Fransız donanmasından Magodan isimli vapurlar Sinop'a
gelip Türk ve yabancı yaralıları aldılar, İstanbul'a
götürdüler.

Bu felaket sonucu Sinop Komutanı olarak yenilgiyi
hazmedemeyen Tiryaki Hasan Paşa üzüntü ve düşünceden
beyin kanamasına bağlı felç geçirmiş ve gözleri
kör olmuştur. Diğer yaralı ve gazilerle İstanbul’a
gelen paşa burada tedavi ve emeklilik işlemleri
tamamlandıktan sonra, kırk yıl önce küçük bir çocukken
sahilde kendisini uğurlayan anne ve akrabaları ile
vedalaşarak babası İbrahim Kaptan’ın iki direkli
çektirmesine binip ayrıldığı memleketi olan
Ünye’ye gelmiştir.
Elimizde bu konuda fazla belge olmamakla beraber
Hasan paşanın Ünye’ye gelişi şöyle olmuştur.
Hasan Paşanın Ünye’de yakın akrabaları vardır.
O yıllarda annesi ve babası ölmüştür, kardeşleri
amcazadeleri teyzezadeleri, halazadeleri ve daha
başka yakın akrabaları vardır. Ünye’ye gömüldüğüne
göre yakın çevresi şehirde ve hatta gömüldüğü mezarlığa
yakın oturmaktadır. Muhtemelen orduda görev yaptığı
yıllarda ailesi ile irtibat halindeydi, Ünyeli Kaptanlar
sık sık İstanbul’a ve İmparatorluğun her tarafına
yük ve gıda taşırlardı, İbrahim Kaptan oğlunu görev
yaptığı liman ve şehirlerde ziyaret ettiği olasıdır.
Şu anda Ünye’’de yaşayan Tiryakioğulları kendilerine
Tiryakioğlu dediklerine göre Hasan Paşayı tanıyor
ve biliyorlardı ve belki de ailelerinden bir paşa
çıktığı için iftihar ediyorlardı. Tiryakilik aileye
Hasan Paşadan miras kalmıştır, babası İbrahim kaptanın
bir tiryakiliği yoktur o kayıtlarda sadece İbrahim
Kaptan olarak geçmektedir, olsaydı ona da Tiryaki
İbrahim Kaptan derlerdi..
Ailesi şehrin ileri gelenlerindendir, yukarıda
bahsettiğimiz gibi kaptanlar Ünye’de statü sahibi
varlıklı ve iyi konaklarda oturan saygı gören insanlardı,
zaten gömüldüğü mezarlıkta şehrin ileri gelenlerinin
gömüldüğü bir mezarlıktı.
|
|
|
 |
 |
İstanbul
Eyüp semtindeki Ünyeli Kaptanların
mezarları ve mezar taşları üzerindeki
osmanlıcadan çevrilmiş isimleri
|
|
Hasan Paşa tahminen Ünye’de ikiyıl daha yaşamış
1855 yılın da burada hayata veda etmiş ve bu mezarlığa
gömülmüştür. Tek çocuğu olan Hüsnü Bey bu sırada
onüç yaşındadır ve Ünye’dedir. Yetim sayılarak özel
himaye ile Heybeliada Bahriye Mektebine alınır.
Tiryaki Hasan paşanın gömüldüğü bu mezarlığın
bir özelliği daha vardı buraya yukarıda bahsettiğimiz
gibi, şehrin ileri gelenleri, gömüldüğü gibi bir
de askerler ve cephelerden gelen şehitler gömülürdü.
Bir askeri mezarlık ve şehitlik gibiydi. Zaten o
yıllarda kimse yatağında eceli ile ölmüyordu. Gencecik
Anadolu çocukları, gencecik kınalı kuzular bilmedikleri
cephelerde savaştan, soğuktan, açlıktan, bitten
ölüyorlardı. Bugün de Anadolu’nun bazı yerlerinde
askere giden gençlere kına yakarlar. Gelinlere kına
yakarlar çoluğuna çocuğuna, eşine kurban olsun diye,
koçlara koyunlara kına yakarlar Allaha kurban diye
askere giden gençlere kına yakarlar vatana kurban
olsun diye.
En son buraya Çanakkale Şehitleri ve Sarıkamış
dağlarında donarak ölen askerler gömülmüştür. Halkın
ve ahalinin gömüldüğü şehrin ana mezarlığı ise bugünkü
Büyük Cami çevresi ve arkası idi.

Hüsnü Beyin rütbe aldığı yılları gösteren belge “Safahat
Cetveli”
Tiryaki Hasan Paşa’nın bildiğimiz tek oğlu
Hüsnü Bey 1861 yılında Mülazımıevvel çarkçı, (makine
mühendisi teğmen) olarak okuldan mezun olur. Havuzlar
müdürlüğü, Camialtı Tersane Komutanlığı ve Bakırköy
Reştehane-i Amire, halat fabrikası müdürlüklerinde
bulunur.
Babasının Tiryakiliğine gelince.. Osmanlıda
pek çok tiryaki devlet adamı ve paşa vardı, içince
insanlara mutluluk duygusu veren afyon ve akraba
bitkilerden birinin eski doğu dillerindeki adı Teryak
dır. Tiryaki kelimesi de buradan gelmektedir. Osmanlı’da
afyon çekmek bir statü göstergesidir bir alışkanlıktır,
asla esrarkeş anlamına gelmez, bu tür keyif verici
şeylere alışanlara da ve kullananlara tiryaki denilmesi
bu sebeptendir. Ünyeli Bahriye Mirlivası Hasan Paşanın
da büyük olasılıkla böyle bir alışkanlığı vardı.
Dikkat ettiyseniz artık Kanije Kahramanı Tiryaki
Hasan Paşa konusu kapanmıştır. Hikaye, Navarin Gazisi
Ünyeli Hasan Paşanın oğlu, çarkçı miralay, (makine
müh. albay) Hüsnü Beyle devam etmektedir. Miralay
Hüsnü Beyin dört oğlu olur. Adını sırasıyla,
Daver, Hasan, Ahter ve Muhtar koyar. Daver Bey
mühendis, Hasan Bey memur, Ahter Bey gümrükçü Muhtar
Bey hariciyeci olur.
Biz, buradan sonra Tiryaki Hasan Paşanın torunu
Muhtar Bey ve çocuklarını izleyeceğiz. Bu hikaye
bizi ileride bir kere daha Hasan Paşanın mezarına
götürecektir. Hüsnü bey 1907 yılında emekli olur
ve Göztepe’de yaptırdığı köşkte iki yıl sonra vefat
eder ve Sahrayı Cedid mezarlığındaki aile kabristanlığına
gömülür.
Tiryakioğullarının İstanbul Sahrayı Cedid mezarlığındaki
aile kabristanı ve
Navarin Gazisi Tiryaki Hasan Paşanın oğlu
Miralay Hüsnü Beyin sağ başta ki mezar taşı
ve altta taşın üzerindeki yazı.
Muhterem Tiryâki-zâde Hüsnü Beğ
Gâzî-i Navarin Hasan Paşa’nın oğlu nâm-ver
Havzile memûru oldu çok zamân Bahriye’de
Miralaylıkla edip bir hayli hizmet ser-te-ser
Etti pür-nûr eyledi tenvîr-i târihin Elif
Âlem-i Lâhût’a kıldı Hüsnü Bey hakkā
sefer.
6 Saferu’l-hayr sene 1330 (26 Ocak 1912)
Hasan Paşamım torunu Muhtar bey
Has
Muhtar Bey kardeşlerin en küçüğüdür, Behice
Hanımla evlenir, Bülent, Samih ve Zinnur adında
üç çocukları olur. Muhtar Bey bir müddet İstanbul’da
hariciyede çalıştıktan sonra babası Hüsnü Beyin
Göztepe’deki konağının satılmasından hissine düşen
üç bin altını ve çocukları Bülent, Samih ve Zinnuru
alarak ailece Samsuna giderler. Bülent Bey bu parayla
Samsunda bir çiftlik alır ve tütün ekmeye başlar.

Bülent, Zinnur ve Samih Tiryakioğlu
Bülent Tiryakioğlu ve eşi kırklı yıllar
Yıl1923. Mustafa Kemal Ankara’ya gelmiştir.
Büyük Millet Meclisi yeni açılmıştır. Yeni oluşumun
adı Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetidir. Türkiye
Cumhuriyetine giden yolda ilk temel böyle atılmıştır.
Cumhuriyete daha çok yol ve zaman vardır.
Muhtar Bey bir ara işlerinden fırsat bulup
dedesi Tiryaki Hasan Paşanın mezarını aramak için
Samsundan Gülcemal vapuruna binerek Ünye’ye gider.
O yıllarda Samsunla Ünye arasında kara yolu bağlantısı
yoktur, ulaşım atlarla çekilen araçlarla yapılmaktadır.
Hababam Sınıfı romanlarının yazarı Rıfat Ilgaz,
babası ile bir fayton içinde oniki yaşında iken
Termeden Ünye’ye 6 saatte geldiklerini yazar. Bunu
karadan yolculuk yapmanın o yıllarda ne kadar güç
olduğunu anlatmak için yazdım. Gerçekten de Rıfat
Ilgaz onbeş yaşında Ünye’dedir. “Sarı Yazma” adlı
romanında Ünye’deki çocukluk yıllarından uzun uzun
bahseder ve Ünye hakkında belge sayılabilecek bilgiler
verir.
Muhtar Bey mezarı bulur, aradan yetmiş yıl
geçmiştir. Sağında solunda yetişen ağaçlar mezar
taşlarını bozarak parçalamıştır, mezarı tamir ettirir,
mermerleri yeniletir mezar taşını onartır. Bunu,
Muhtar beyin oğlu, Samih Tiryakioğlu’nun notlarından
ve ses kasetinden aynen aktarıyorum:
“1920’li yıllarda Samsunda bulunan
babam Ahmet Muhtar Tiryakioğlu oradan Ünye’ye geçerek
büyükbabasının kabrini arayıp bulmuş lahitin içinden
çıkan bir ağacın mermerleri parçaladığını görüp
tamir ettirmiştir. Bize de tenbih etti büyük dedenizin
mezarı Ünye’dedir, vakit buldukça gidin bakın ilgilenin
dedi.”

Samih Tiryakioğlu’nun
notlarından konu ile ilgili bölüm.
Anlaşıldığı gibi, Tiryaki Hasan Paşa’nın mezarı
1955 yılında Hükümet Konağı yapılırken toprağın
altından çıkmamış 1923 yılında torunu tarafından
bulunarak tamir bile ettirilmiştir.
Yine Çevirmen-Yazar –Gazeteci Samih Tiryakioğlu’nun
vefatından öce kaleme aldığı notları ve kaydettiği
ses kasetinden edindiğimiz bilgilere göre o yıllarda
mezarı gören çok iyi tanıdığımız biri daha vardır.
Avni Çelik, Avni Çavuş. Avni Çavuş’u yaşı
ellinin üzerinde her Ünyeli hatırlar, yetmişli yıllarda
Belediye Zabıta Amirliği yapmış Ünye’de spor ve
spor kulüpleri ile ilgilenmiş renkli kişiliği ile
herkesin sevdiği bir büyüğümüzdür. Çocuklarından
biri okul arkadaşım ve çok eski bir dostumun kayınpederidir.
Elimizde Avni Çavuş’un bir biyografisi yoktu koyamadık.
Ünye’den çocuklarından rica ettik eğer yetişirse
ekleriz.
Avni Çavuş, mezar hakkında 1971
yılında büyük dedesinin mezarını aramak için Ünye’ye
gelen ve babası Bülent Tiryakioğlun’un vasiyetini
elli yıl gecikmeyle yerine getiren mütercim-yazar-
gazeteci Samih Tiryakioğlu’na şunları anlatmıştır.
“Çocukluğumda kaymakamlık binasının
sağındaki o zamanki adıyla Fevziye, şimdiki adıyla
Anafarta ilkokuluna giderken rahmetli dedenizin
mezarı önünden geçerdim. Mezar bir duvarın arkasındaydı,
duvarda demir parmaklıklı bir pencere onun üzerinde
de bir kitabe vardı. Kitabede Bahriye Mirlivası
Tiryaki Hasan Paşanın Ruhuna Fatiha yazıyordu, ben
de bir fatiha okur geçerdim.”
O yıllarda henüz Cumhuriyet kurulmamıştı,
harf devrimi yapılmamıştı eğitim ve öğretim Arap
Alfabesi ile yapılmaktaydı Avni Çavuş okula gidip
gelirken bu kitabeyi bu nedenle okuyabilmiştir.
Ayrıca mezar o yıllarda Muhtar Bey tarafından tamir
ettirildiği ve kitabesi yenilendiği için gelen geçenlerin
|