|
ANI
Fotoğraf.
E.Tokgöz
“Her
balığın en lezzetli yeme mevsimi vardır
Balık
satılırken balığın nasıl pişirileceği de tarif edilirdi.
Tavası,
buğulaması, brastısı,
ızgarası, çıtıratması gibi.
Çocukluk
yıllarımızda tahtalu uçurtma
yapmak
ve
top yanında uçurtmayı gökyüzünde dalgalandırmak
büyük zevkti.
Gazete
kağıdı, çıta un su karışımı
çiriş denilen yapıştırıcı ile tahtalu
yapılur,
sonra
uçurtmanın terazisi ayarlanurdu.
Uçurtma
gökyüzünde süzülürken ip bir çekilip bırakılır”
uçurtmaya
selam verdirilirdi
Yıllar
önce, Ünye balıkhanesi, belediye sinemasının yanında
bugün kültür sarayının olduğu yerdeydi. Karayolu
ve denize bakan yerde balıkhane, arka caddeye bakan
taraf da ise kasaphane vardı. Balıkhanede sıra sıra
balık tezgahları üzerinde
taze balıklar bir renk cümbüşü üzerinde dağılırdı.
Birde balıkçıların satış yaparken söyledikleri sözler
hiç aklımdan çıkmaz.
Mezgit
alda eve tez git. Canlı canlı
beyim bunlar, ister tava yap ister ızgara. Mezgiti
altı aylık çocuğa yedir. Cam gibi hamsi beyim. Biz
küçük çocuklar balık satılırken balık poşeti satar,
kendimize harçlık çıkarırdık. Sonradan poşetler
balıkla beraber bedava verilmeye başlandı. Evimiz
çarşıya uzak olduğu için öğlenleri evden çarşıya
sefer tası ile yemek götürürdük. Genelde iki veya
üç kap yemek olurdu. Yemekleri üç dört kişi beraber
yerlerdi. Balıkhane öyle enteresan bir yerdi ki
burada piyasada esnaflık yapıp iflas edenler perakende
balık satıp günlük yevmiyelerini çıkarırlardı. Bir
de anne babalarını kaybeden yetim çocuklar orada
barınırlardı. Yiyecek ve giyecekleri orada çalışan
kişiler tarafından karşılanırdı.

Hikayenin
geçtiği Balıkpazarının atmışlı yıllarda çekişmiş bir fotoğrafı.
ön tarafı
kasap dükkanları olan bu yerin balıkhane arka
tarafındadır.
Fotoğraf Eren Tokgöz
arşivinden alınmışltır.
|
Özellikle
Ünye’de balık tutulduğunda öğleden sonra büyük kayıklarla
balıklar iskeleye getirilirdi. Balıkhanede tecrübeli
çalışanlar tekne görülünce kimin teknesiyse hemen
hazırlık yaparlar onu tanıyıp iskeleye kamyonlarla
almaya giderlerdi. Ortaklı sistemlerde gelir gider
hesaplanır kalan kar hak sahiplerine ödenir. Buna
pay denirdi. Pay genellikle birbuçuk,
bir veya yarım gibidir. Pay dağılımı genelde nisan
sonu gibi olurdu. Bizim büyüklerimiz o zaman bize
bol harçlık verirdi. En çok tüketilen balık hamsi
ve mezgittir. Sonra palamut, lüfer, çinekop,
istavrit, izmarit, isbare, kalkan, zargana, barbun,
tirsi vs dir.
Her
balığın en lezzetli yeme mevsimi vardır. O mevsimde
daha lezzetli olur. Hamsi mevsimi sonuna doğru hamsiler
irileşir. Büyüklerimiz hamsinin kulağına kar suyu
kaçtı mı lezzetli olur derlerdi. Herhalde deniz
suyu iyice soğuyunca balık yağlanıp daha lezzetli
oluyor. Küplere hamsi tuzlaması yapılır. Ayni şekilde
palamutun da tuzlaması olur. Yazın hamsinin tuzu çıkarılarak
yenirdi. Balık satılırken balığın nasıl pişirileceği
de tarif edilirdi.Tavası,.buğulaması,
brastısı, ızgarası, çıtıratması
gibi. Hamsi mevsimi başladığında bereket ve bolluk
olurdu. Herkeş poşet poşet evine hamsi taşırdı.
Evlerde nerdeyse üç öğün hamsi pişirilirdi. Bizim
oturduğumuz Burunucu Mahallesinde fakir, babası olmayan ailelere balık
dağatılırdı. Genelde bu
işler hava kararınca yapılırdı.
Balıkhanede
esnaflık yapanlardan hatırladığım şunlardır: Dofdin
Saim, Mustafa Duygun kardeşler, İrfan İhsan
Yelen kardeşler (loliler)
Fahri, Kadir Samsunlu kardeşler, Kürtoğlu
Hüseyin, Kürtoğlu Ahmet, Kaleci Ömerin babası,
Eyüp amca, Saru Mehmet,
İnceceler, Hayati, Ekrem gibi isimleri aklıma gelenler.
Çoğu hakkın rahmetine kavuştu. Hepsi de çok iyi
insanlardı. Hepsine Allah rahmet eylesin.

Ünye Feneri
|

Fener altı
|
Birde
bizi evden çarşıya balık almaya gönderirlerdi. Annem
oğlum bugün denizden çok motor geçti hadi balık
alda gel derdi. Balıkhaneye gidip balık alırdık.
Yolda eve gelene kadar tanıdığım ve tanımadığım
hemşerilerimiz, balık kaça yiyenim? diye sorarlar, bizde ortalama kafadan fiat söylerdik. Bi lira emmi. Balık
poşetini sallaya sallaya
eve giderken poşet patlar balıklar yere düşerdi.
Balık satılırken serbest piyasa koşullarına göre
fiat tespit edilir, akşama
doğru balık satılmasa fiyat kademeli olarak aşağı
çekilirdi. Önce mezgit ikibuçuk
lira diye bağrılır, sonra
fiatı iki liriye iner, herkes fiatı
aşağı çeker. Sonra akşam pazarı balık kalmaz. O
zaman çiftlik balıkçılığı yoktu. Irmak balığının
kimse yüzüne bakmazdı. İlle de deniz balığı olacak.
Kalkan balıkları canlı canlı
temizlenirdi. Kanca ile yakalanan iri mezgitler,
Palamutlar, torikler, kofanalar hepsi hayallerimizi
süslüyor.
Yaz
aylarında midye büşürmek
en güzel uğraşlarımızdan biriydi. Kayaların derin
yerinden usta dalgıçlar gibi derine dalınır midye
kayadan sökülüp sonra ayıkanır.
Saç teneke üzerinde nar gibi kızartılırdı. Bu arada
görev bölümü yapılır, büyükler ocakçı kalır, küçükler
odun toplamaya gider komşuların bahçesinde çit kalmazdı.
Birde pişirilen midyeler gelen turistlerle paylaşılır,
iletişim sağlanmaya çalışılırdı

Feneraltı kayalıkları,
|
O
yıllarda mahallemizde ana gövde üzerine bez
kesilerek yapılan sandallar meşhurdu. Kayıkların
etrafı yağlı boya veya katranla kapatılırdı.
Sızdırmaz olması çok önemliydi. Her an batma
tehlikesi mevcuttu. Yaz akşamları iskeleye doğru
gezinti yapılırdı. İskele altı güvercin yumurtalarına
ve yavrularına bakmak en büyük zevkimizdi. Bazı
zamanlarda balık tutmaya giderdik. Büyüklerimiz
bu kayıklar emniyetsiz oldukları için bunlara
kağıt kayık derlerdi.
Hemen hemen her sene başında kayıklar yenilenirdi. O yılarda Uzunkum Devrent taraflarında denize
giren sayısı fazla değildi. Belediye otobüsleri
dolmuşlar yaygın değildi. |
Genelde
Bahri Çicek, Saatçi Mehmet Özbayların
yalısında denize girilirdi. Deniz kenarındaki evler
kamuflaj yapar aileler rahatlıkla denize girerlerdi. Bronzlaşmak
için
gazlı içecek kola ya da zeytinyağı
tentürtüyot karışımı
vücuda sürülürdü. Küçükler sığ yerde yüzerler
iyi yüzme bilenler ise grup halinde açılırlar, sırasıyla
kalebuzu, askerlik şubesi,
iskeleyi, parkı görmeye çalışırlardı. Bazen evden
izin almadan denize girerdik. Denizden çıkınça
iç camaşırımızı arkadaşımızla karşılıklı olarak burmak suretiyle
suyunu sıkardık. İyice kurusun diye kayalara çarpardık.
Yine de iyice kurumaz pantolonumuza ıslağı gecer,
arkadaşlarımızla alay konusu olurduk. Kayalardan
atlama şekillerimiz vardı. Diktepe (kafa üstü), çömlek, sofra kurma, çivileme, bombalama
gibi. Bir de deniz anası
yakınca yosunu ezip yanan yere sürerdik.

Topyanı mevkii
|
Sahilde
kayabaşlarında olta balıkçılığı yapmak en büyük
zevklerimizdendi. Sahilden kayaların üzerinden sıçrayarak
Atik yalusuna ulaşır,
burada gedalla inelü
yemlik olarak yakalanur
veya hamsi yavrusu zamanı evdeki eski tül perdelerle
yavru hamsi yakalarduk.
Sonra ver elini topyanı,
dikili taş, feneraltı, gemi, çamlık altı kayaları. Bir de büyük balıkların
yavru hamsiyi kovaladığı, yoğuntu
olursa deymeyin keyfimize gitsin. Denizin üzeri
kıpır kıpır olur. Bazen
aç balık yemsiz iğneye bile atlardı. Zargana balığını
tutmak zordur. Yakalayınça
misinaya boşluk vermeyeceksin. Denizden dışarı çıkınca
kuyruğu ile misinayı bir birine dolar. Çinekop gibi balıklara istavrit balığının sırtından jiletle
kesip yemlik yapardık Akşam av dönüşü yakalanan
balıklar kızılot yaprağına dizilir eşe dosta hava atulurdu.
Çocukluk
yıllarımızda tahtalu uçurtma
yapmak ve top yanında uçurtmayı gökyüzünde dalgalandırmak
çok güzel olurdu. Gazete kağıdı, çıta un su karışımı çiriş denilen yapıştırıcı ile tahtalu
yapılur, sonra uçurtmanın
terazisi ayarlanurdu.
Diğer uçurtmalar tehdit etmesin diye uçurtma kenarına
jilet konurdu. Kuyruğa da denge sağlasın diye ağu
otu bağlanurdu. Uçurtma
gökyüzünde süzülürken ip bir çekilip bırakılır uçurtmaya
selam verdirilirdi. Makara ipler birbirine bağlanarak
en yükseğe kim salacak tartışması yapılırdı. Uçurtmanın
ipi kopar peşinden radar tepesine kadar çıkılırdı.
Çocukluk
ve gençlik yıllarımız bu şekilde akıp gitti. Ünye
sevgisiyle dolu yüreklerimiz her zaman çoşmaktadır.
Ünye dışında yaşamak zorunda olan bizim gibi gurbetçi
hemşerilerimiz Ünye’mizin kıymetini daha çok anlamaktadırlar.
Melih DUYGUN
Maden
Yük. Müh.
melihduygun@mynet.com
15.5.2006
Tunçbilek.Tavşanlı.KÜTAHYA
Fotoğraflar. Berkhan Çağlar Karaduman Ünye 2005
|