|

| "Çakırtepe'den
baktığımda Ünye'ye üzülüyorum...Bir köşkü andıran
evleri ne yazık ki birer birer tarihe gömdük."
|
Eski
Ünye'den ne kaldı günümüze sahilden başka?
Nerede
Cumhuriyet Meydanının o mübarek "kurultay merkezi"
sorumluluğu? İskelenin deniz bayramındaki sevinci,
coşkusu; Kalabuzu'nun dalgalara meydan okuyan ihtiyar,
fakat yiğit duruşu, Fok Fok'un fokurtusu ve bu fokurtu
içinde suyun altındaki sırlı dehlizlere dalan genç
delikanlıları; Ünye'nin sembolü haline gelen Çamlık'ı
nerede?
Hanboğazı'nın
hareketi, Horu'nun yeşil sahaları, bataklıkları;
Büyük Camii'nin etrafında sıralanmış çınar ağaçları,
her çarşamba günü akın akın dört bir taraftan merkeze
akan köylüler ve panayır haline çevirdikleri Ünye'nin
paza yerleri, paza yerindeki bin bir çeşit sebze
ve meyveler…
Bunların
yerinde şimdi yeller esiyor. Belki eskiye göre daha
modern ama yeniye göre ilkel görünümlü bu manzara
beni incitiyor. Yıllardır düzeleceği yerde daha
da bozulan bir imar içinde Çakırtepe'den baktığımda
Ünye'ye üzülüyorum. O çirkin manzarayı görmek istemeyenlere
sadece sahilde gezip dolaşmalarını tavsiye ederim.
Ancak sahilin güzelliğini ve o yılankavi süzülüşünü
görmek isteyenlere de Çakırtepe'ye mutlaka çıkmalarını
tavsiye ederim.
Aslında
bunlardan bahsetmeyecek, çocukluk yıllarımdaki Ünye'de
dolaşacaktım. İster istemez bugüne, bu günkü keşmekeşe
takıldım.
|
|
|
Ünye'nin
tarih olan inci gibi evleri
|
|
|
|
"
Cumhuriyet Meydanı ve Askerlik Şubesi "
|
İnönü
İlkokulu'nun taş duvarlarının gölgesinde kalan,
üç katlı evimizde, okulun her an yıkılacakmış gibi
duran görüntüsü beni ürkütürdü. Bir de son baharın
esen şiddetli poyrazından, ahşap evimizin tahta
aralarından girip kuvvetli bir ıslık çalarak odaları
dolaşan fırtınalı günlerinde dedemim yüksek sesle
getirdiği salavat-ı şerîfelerden dolayı daha da
korkar, her an binanın yıkılacağı hissine kapılırken;
okulun evimizin üzerine nasıl devrileceği hususunda
korkunç tahminlerle boğuşurdum. O zaman ürperdiğim
ahşap, üç katlı; her katın iç merdivenlerle birbirine
bağlantılı oluşu ile bir köşkü andıran evlerin kıymetini
o zaman anlayamayışıma ne kadar çok hayıflanıyorum.
Ne yazık ki onları birer birer tarihe gömdük.
Askerlik
şubesinin hemen üstünde bulunan Paşabahçesine girmeye
korkardım. Bahçenin yemyeşil güzelliği içinde çiçeklerin
oluşturduğu renk cümbüşü ve kuşların cıvıltısı beni
daha da buraya çeker ama bir türlü bu bahçeye giremezdim.
Sadece ağabeylerimle kaçamak yaptığım o küçücük
yaşlarımda, ailemizin haberi olmadan Paşabahçe Yazlık
Sinemasının etrafını çeviren tahta revnakların aralarından,
bazen yan taraftaki evin bahçe duvarına çıkarak
seyretmeye çalıştığım yerli filmleri ne kadar özledim.
Hatta şimdi bir harabe gibi toprağa karışmaya terk
edilmiş saray hamamının bir müzeye çevrilmeyişini
üzüntüyle seyrediyor ve kahroluyorum. İlk defa gittiğim
sinemada perdedeki görüntülerin üzerime doğru gelmeleri
beni çok ürkütmüştü. Şimdi gülüp geçtiğim o çocuksu
korkuyu tekrar tatmayı ne kadar arzu ediyorum anlatamam.
Hele Konak Sinemasının o güzel, kalabalık ve mükemmel
hizmetlerini unutmak mümkün mü? Ünye'de çok güzel
sanatsal faaliyetlere ev sahipliği yapmış bu sinemanın
bir zamanlar ailelerin, çoluk çocuk, localarda yer
ayırtarak, hınca hınç dolduğu, akın akın doluştuğu
bu sinemanın şimdi yerinde yeller esmesinin ne kadar
acı olduğunu anlayabiliyor muyuz? Ayrıca Yeni (?)Sinemanın
o eski, derme çatma sandalyelerinde otururken ayaklarımızın
arasından geçen kocaman farelerin gürültüsü, sinema
tiryakilerinin birbirlerine yaptıkları uzaktan şakaları
unutmak mümkün mü? Hele paramız olmadığı için sineme
kapısında bekleyip aradan içeri sıvışma çabalarımızı
hatırlamamak olur mu?
Yaz
günlerinde evimizde soyunup hemen otuz, kırk metre
aşağıda asfalt yolu geçerek denizin o, berrak sularında
çimmek, parkta kumlanmak, köprüden sulara balıklama
dalmak, Kalabuzu'na gidip gelmek yüzme faaliyetlerimizin
ve yaz oyunlarımızın başında gelenleriydi.
Çınarın
altında her bayram öncesi ve sonrası üç gün çalınan
davul zurna ve eşliğinde insanların eğlencesi bugünkü
bayramların yanında mumla aranır durumdadır.
Hangi
yana dönsem, gitsem, dolaşsam her santiminde binlerce
hatıralar taşır Ünyem. Ben Ünye'de doğdum, Ünye'de
öleceğim. Ünyem benim her şeyim. Onun için çok şeyler
yapmak isterim. Ama yapma iradesine sahip olmadığım
için; yapılabilecek ne varsa, her zaman bunları
anlatmaya çalışıyorum, çalışacağım.
Yöneticilerimizden; yeşil, şirin, güzel Ünyemi geri
istiyorum!
Ünye'den bütün Ünyelilere ve Ünye sevdalılarına
saygı ve selamlar
http://www.unyem.com
Fotoğraflar: Eren Tokgöz albümü
|