“En büyük para gümüş bir liraydı
Elli kuruşluk ufak
Yirmi beşlik sarıydı
Ayağımızın üzerinden farelerin atladığı
Yeni Sinema’da
Ayhan Işık’ın
“Şimal Yıldızı” filmi oynardı
Her şey güzel her şey tatlıydı”

Bizim kuşağın bayram anılarında ilk akla gelen Davulcu İdris Emmi’dir. Kapı kapı dolaşarak, Ramazan ayı boyunca iftar ve sahurda Çakırtepe’den İstihkam’dan tekerlekli cebel topuyla attığı topun Bayramda bahşişini toplardı: Peşinde bir sürü çocuk, yanında ucunda bayrak bağlı direği ve bahşiş sepetini tutan ya kızı veya oğluyla veya Hızır Kazım denen arkadaşı ile maniler söyleyerek mahalle mahalle dolaşırdı. Ünye’de Bayramlar yazılır da içinde Davulcu İdris olmaz mı?

 
  İdris Emmi ve Ünye’de bir zamanlar iftar ve sahur saatlerinde atılan Ramazan Topu

Dini bayramlar insanlar arasındaki dostluk ilişkilerini pekiştirme, sevgi, hoşgörü ve yardımlaşmanın, menfaatsiz yardımın ve karşılıksız desteğin arttığı günlerdir. Bayramlar dost ve akrabaların birbirlerini ziyaret ettikleri hediye verdikleri, çocukların, kimsesizlerin, fakirlerin sevindirildiği, dayanışma ve sevginin canlı olarak yaşandığı günlerdir.

Herkes “Eski Bayram” diye başlar genelde bu türlü yazılara. Herkesin anlatacak eski bir bayramı muhakkak vardır. Herkesin bayramı eski ve tatlıdır. Neden insanlar hep “aah o eski bayramlar” diye başlar konuya? Ne vardı “Eski Bayramlar” da Neden o bayramlardaki özlem duyulan şeyleri yeni bayramlara, taşıyamadık? Yoksa bu “Eski Bayramlar” hikayesi, bizim geçmişe, çocukluğumuza, gençlik yıllarımıza duyduğumuz bir özlem mi?

Zaman perdesini aralayıp bakalım
Eski bayramlarda neler varmış?

Artık geri gelmeyecek çocukluğumuzun bayramları mı güzeldi, yoksa çocuk olmak mı? Zaman değişmektedir. Bu değişimle birlikte adetler gelenekler de değişmektedir. Zamanın değişmesi ile birlikte yitirilen şeylerin yerlerine konanlar da değişik olduğu için bazıları kabul görmemekte be böylece eskiye özlem doğmaktadır.

Bizim çocukluğumuzun bayramları “Radyolu Yıllar”a rastlar. Şarkılı, türkülü bol klarnetli ve darbukalı bayram programlarının evlerdeki bayram sevincine bir kat daha neşe kattığı yıllara rastlar. En çok sevinilen, çoğu ailenin çocuklarına bayramdan bayrama alabilme olanağı bulunan giysiler ve ayakkabılardır. Bayram anılarında en çok anlatılanlar ayakkabılardır, pantolonlar gömleklerdir. Herkes çocukluğunda bir kere bunlar başucunda uyumuş ve uyanmıştır bayram sabahlarına. Hazır elbisenin bulunmadığı, konfeksiyonun henüz yaygın olmadığı yıllarda hemen hemen herkesin evinde bir dikiş makinası bulunurdu. Ya çocuklarına evde dikerler ya da mahallelerde bu işi yapan terzi kadınlara diktirirlerdi.

Bayram Hareketi
Terziler

Bayramdan önceki hareketlilik, ve bayram hazırlığı her yerde hemen hemen aynıdır. Evlerde önceden temizlik yapılır, perdeler yıkanır, tahtalar fırçalanır halılar temizlenirdi. Kasabada bir hareketlilik, alışverişte bir canlılık görülürdü. Bayramlardan onbeş gün kadar önce evlerde bir dikiş telaşı başlardı. Kumaşlar alınır mahalle terzisine gidilirdi, hazır giyim çıktığında evlerden ilk kaybolan bu dikiş telaşı olmuştur. Terziler elbise yetiştirebilmek için sabahlara kadar çalışırlardı, haftalarca öncesinden sipariş almayı durdururlardı. Terzi Şerif’in, terzi Nail Abi’nin, terzi Yusuf’un ve Kavaklıoğlu’nun dükkanları tam kapasite ile çalışırdı.

Bakkallar,

Bakkal dükkanları un şeker ve pirinç satmaktan baş edemezlerdi. Ünye’nin en has baklavalık ve lokumluk unu ve kesme şekeri en beyazı Dokgöz Ahmet’te bulunurdu. Sarı Mustafa, Sebzeci Adil, Davulcu Osman Tekkiraz’ın en has tereyağlarını satarlardı bayram lokumları ve bayram pilavları için “Sarı yağ” denirdi tereyağına. Kimse Vita yağı ile lokum yapmazdı, margarin denilen şey hiç yoktu..

Şekerciler

  Nostaljiyi yaşatan bir şekerci dükkanı (Küçükpazar İst.)

Şekerciler için bayram tam bir bayramdı. Şekerciler sattıkları şekerlerin çoğunu dükkanların

arka tarafındaki imalathanelerinde kendileri üretirlerdi. Mermer bir tablanın üzerine dökülen kaynamış renkli şerbet biraz sonra soğuyunca kesilerek akide şekeri olurdu. Akide Şekeri Meşhurdu Ünye’nin, renklisi olurdu, susamlısı olurdu, sadesi olurdu. Şekerci Niyazi, Şekerci Ahmet, şekerci Tevfik ve Şekerci Ali şehrin önde gelen şekercilerindendi. Şekerci Ali’nin dükkanının yanında bir de fırını vardı, nefis kokulu sapsarı pandispanyalar yapardı.

 
Kavanozlarda Akide Şekeri ve Gün Fırın’ın bugünkü hali

Bu fırın bügün halen olduğu yerde durmaktadır. Aslında bu konu ile ilgili bir yazıyı bize çocukluğunda bizzat çalışmış olan Fırıncı Ali’nin oğlu Taylan Gün’ün yazması lazımdı. Leblebiler, kuru üzümler, fındıklar, akide şekerleri, jelatinli şekerler, şekerci dükkanlarının önündeki tezgahlarda halka sunulurdu bayramdan önce.

Fırıncılar

Fırıncılar kadayıf dökmekten baş alamazlardı. Kadayıf sıcak bir bakır sacın üzerine su kıvamında hamuru akıtmakla yapılırdı. Bayramın ana geleneklerinden biri olan bayram kahvelerini ise “Depti Rıfat” Sıddığın kahvesinin köşesinde kavurur, bütün Ünye’yi bir kahve kokusu sarardı. Berberlerde ise tıraş için saatlerce sıra beklenirdi. Hamamlar da bayram için önemli yerlerin başında gelir, bayramdan önce muhakkak hamama gidilerek kese yaptırılırdı.

Bayram Haftası

Kasabanın her kesiminde bayram canlılığı göze çarpardı. Ünye’nin Pazar kurulan günü, Çarşamba günüdür.  Bayramdan önce kurulan son Çarşambaya, “Bayram Haftası” denilir o gün Ünye adeta bir panayır yerine dönerdi. Bu günkü gibi ulaşım imkanlarının olmadığı köylerden insanlar at eşek üzerinde saatlerce süren yolculuklardan sonra bayram alışverişi için şehre inerler, getirdikleri ürünleri sattıktan sonra dönerken de un şeker, gazyağı, gibi ihtiyaç maddelerinin dışında bayramlık giyecekleri dikecekleri kumaş basma, pazen, gibi tekstil ürünlerini almak için manifaturacılara akın ederlerdi. Bu gibi ürünleri satanlara “Manifaturacı” denirdi. Manifatura kelimesi bize İtalyanca’dan geçmiştir. İtalyanca’da da “Manifattura” dır. Fabrikada dokunmuş bez, kumaş gibi tekstil ürünlerine verilen isimdir. Ünye’de bir cadde boydan boya bu dükkanlarla dolu idi. Şimdi ise aynı caddede bunlardan birkaçtane kalmıştır.

Ünye’deki Eski Manifaturacılar Caddesinin bugünkü görünümü

Hanımların ve küçük yaştaki çocukların giyeceklerini ise, mahallelerdeki bayan terziler dikerlerdi. Daha kısa ve askılı pantolon giydiğimiz ve annemizin askıyı arkadan çapraz bağladığı yıllarda gömleklerimizi ve pantolonlarımızı mahallemizin terzisi Muazzez teyze dikerdi. Çarşı pazardaki bu bayram hengamesi sürerken evlerde ise zar gibi ince baklavalar açılır, konakların yanındaki fırınlar yanar tereyağlı bayram lokumlarının kokusu mahalleyi sarardı.

Bayram Sabahı,
Bayram Namazı

Ünye’deki tarihi camilerden Saray Camisinin Mihrabı ve bayanlar kısmı

Ve Bayram sabahı gelir çatardı. Bayram, sabah kılınan namazla başlardı. Büyüklerimizle gittiğimiz huzur veren bir namazdı. Sabah namazında bir saat sonra kılınır kırk elli dakika kadar sürerdi. İki rekat yalnız erkeklerin kıldığı bir namazdır. Yılda iki defa kılınan bir namaz olduğu için imam namazdan önce nasıl kılınacağı hakkında kısa bir konuşma yapardı. Namazdan önce imamın yaptığı konuşma dinlenirdi. Oturmaya alışkın olmayanlar için bu süre hayli uzun gelir, herkes ayaklarını ovuştururdu.  Konuşmanın sonunda imam namazın nasıl kılınacağını kısaca anlatır, saflar tutulur son anda yetişenlerle saflar tekrar düzenlenir sıklaştırılırdı. İki rekat namaz bittikten sonra imamın bayram hutbesini okurdu. Sonra cami çıkışında ilk bayramlaşma başlardı. Dost komşu ve arkadaşlarla cami çıkışında bayramlaşılırdı. Yılda iki kere yapılan bu ibadet insanı o günlere ait bir huzurun içine götürürdü. Herkes çıkışta samimi bir şekilde birbirine sarılırdı.

Bayram namazının bittiği saatte namazdan çıkıldığını haber veren üç pare top atardı İdris Emmi. Kurban bayramlarında ise namazdan çıkıncaya kadar bir şey yenmezdi.

Bayram Günlerinde ne mi yapardık?

Evdeki bayramlaşma sona erip paraları cebe attıktan sonra herkes yaşına göre arkadaşları ile buluşmak üzere dağılırdı. Bu ara eve bayramlaşmaya gelen komşu çocuklarına mendil, şeker para verilirdi.

Önce çarşıya inilir, yaz ise dondurma mevsim sonbaharsa bir pandispanya alınır sinemaya giderdik. Filmin arasında yediğimiz şekerler bizi susatır bir Çataltepe Gazozu içerdik. Bisiklete binerdik, tenekeden yapılma mantar tabancası alır mantar patlatırdık. Topçu Hüseyin Emminin bisikletten bozma dondurma arabasından dondurma alırdık. Annemiz bize sıkı sıkı tembih ederdi, abur cubur yemeyin diye dinleyen kim, biz, gazoz, şeker, pandispanya, atom, dondurma ne varsa yer akşama da karın ağrısından yatardık.

 

Topçu Hüseyin Emminin meşhur dondurma arabaları

Bayram günlerinde Ünye’de bayram eğlencelerinin yapıldığı bir bayram yeri olmamıştır. Herkes bayramını kendi mahalle ve sokaklarının sınırları içinde hemen hemen aynı şeyleri yaparak geçirmiştir. Ancak Türbe mahallesinde Karılar pazarında elle çevrilen bir dönme dolap kurulduğunu söyleyenler vardır, ben hatırlamıyorum. Sabahleyin kalkar babamızla birlikte bayram namazına gider, namazdan sonra eve gelir bayramlıklarımızı giydikten sonra önce aile arasında bayramlaşırdık önce annem öperdi babamızın elini ve biz babamızın elini öper, kaç lira verecek diye sabırsızlıkla beklerdik.

  Aile Kabristanımız

Aslında ne kadar para vereceğini babamızın hemen hemen bilirdik. Babam anneme de bayram parası verirdi. Annemin de babamın elini öpmesi ve babamın anneme de para vermesi çok garibime giderdi o zamanlar, ama bir gelenek ti. Sonra mezarlığa giderdik, mezarlıkta diğer amcalarımla karşılaşır sonra hep birlikte en büyük amcam Yaşar Kaptan’ın babası Veysel Kaptan’dan kalma konağında toplanırdık. Bir süre sonra da Davulcu İdris Emmi peşinde bir sürü çocukla görünürdü.

Her bir şey aldığımda durur paralarımızı sayardık ne kadar kaldı diye. İçtiğimiz gazoz şişelerinin kapaklarını atmaz onları ezer dümdüz yapar oyun oynardık, içinden artist resimleri çıkan sakızlar alırdık. Horoz şekerleri, kiraz şekerleri beş kuruşa beş tane halka şekeri alıp duvarların üstlerine oturur sohbet ederdik.

Bazen ip cambazlarının motosiklet cambazlarının gelişlerine rastlardı bayramlar. Telin üzerinde ellerinde sırık gösteri yaparlardı ip cambazları, motorsiklet cambazları ise motorları ile duvarda gezinirlerdi.

 

 

 

   

Zamanın oyuncakları, teneke fır fır, topaç ve ipte Karagöz-Hacivat

Oyuncaklar bu günkü kadar çeşitli değildi, hemen hemen hiç yoktu. Mantar tabancamız vardı, iki çubuğun arasında perende atan cambaz vardı, bir telin ucundan fırlatılan teneke pervane vardı, bazen uçurtma olurdu, biz “havakuşu” veya “tahtalı” Ünye ağzıyla, “havaguşu” ve “tattalu” ve böylece bir bayram daha biterdi. O tatlı bayram anılarından akılda en çok kalan birkaç şeyi yazayın sizlere.

Mantar Tabancası

Sakın, mantar tabancası falan alma, mantar patlatmayın diye sık sık tembih ederdi Annem. Kim dinler, bayramlarda ençok aldığımız oyuncaktı. Çevreden evlerden kızarlardı bize çok gürültü yapıyoruz diye. Tabancasını alamazsak bile telle patlatırdık. Yuvarlak bir telin arasına sıkıştırır, havaya atardık, yere düşünce patlardı. Bazen tabanca elimizde patlardı mantarı koyarken ağzına. Mantarı tabancanın namlusuna yerleştirdikten sonra hafifçe yerde bastırır, patlatmaya hazır hale getirirdik, tetiği çekmek kalırdı geriye.

 

Pamuk Helva

Geçmiş yıllardan günümüze kadar gelebilmiş şeylerden biri de pamuk şekeridir. Bugün hala Ünye’de sokak aralarında, okul önlerinde ve çocuk parkları etrafında iptidai şekilde yapılıp satılmaktadır. Hammaddesi toz şeker ve gıda boyasıdır. Şeker belirli bir sıcaklıkta santrifüj edilerek pamuk haline gelir ve bir çubuğa sarılarak çocuklara satılır.

 
Pamuk Helva yapımı ve Ünye’nin otuz beş yıllık pamuk helvacısı Cemal

 

 Horoz Sekeri 

Cahit Külebi’nin bile üzerine şiir yazdığı Horoz Şekeri  çocukluğumuzun en popüler şekeridir, her çocuk  bir kere bu şekeri yalamıştır. Horoz şeklinde yapılmış ve tahta bir çubuğun üzerine takılmış  kırmızı renkli yiyince ağzımızı kıpkırmızı yapan, ayakkabılarımız eskimesin diye yalın ayak mahalle aralarında top koşturduğumuz günleri bize anımsatan şekli bozulmasın diye yavaş yavaş yaladığımız her yerde yapılan her yerde satılan bir şekerdi.

 

İstanbul Küçükpazarda eskiyi yaşatan bir şekerci dükkanı

Akide Şekeri

Çikolatanın ve şeker çeşitlerinin az olduğu, parlak jelatinli kağıtlara sarılmış şekerlerin bulunmadığıayram yıllarında hatırı olan şekerdi. Ünye’de şekerciler kendileri imal ederlerdi. Findiklısı, fıstıklısı, susamlısı, sadesi, renklisi olurdu. Şekerciler kaynamış şeker ağdasını mermer bir masanın üzerine döker, burada soğuyan ağda kesilerek akide şekeri yapılırdı. Önce şekerini tamamen eritir en son fındığını ve fıstığını yerdik.

Çataltepe Gazozu

 
Çataltepe gazozu şişelerine yapıştırılan etiket ve dağatım aracı

Çataltepe Gazozu bir Ünye klasiğidir. Ünye denince akla gelen önemli şeylerden biridir. Eski Anafarta İlkokulunun arkasında hamamın yanındaki Canbula İsmailin evinin altındaki imalathanede, Muharrem Canbula tarafından yapılırdı, babası İsmail Canbula tarafından 1938 yılında kurulmuştu. O yıllarda Türkiye’deki üçüncü gazoz imalathanesi idi. Soda hazırlamak için bir makine ve şerbet yapmak için kap kaçak, bir şişe yıkama havuzu bir de doldurma aleti vardı, dilsiz Hümmet doldururken arada bir şişeler patlardı. Ünye’nin ve sinemalarının vazgeçilmez içeceğiydi. Zaten başka içecek bir şey yoktu.

Gazoz Kapağı

 

İçtiğimiz gazozların kapaklarını atmazdık, hatta kahvehanelerden gazoz kapağı toplardık, kahvehaneler vermezdi kapakları onlarda biriktirir gazozcuya geri satarlardı gazozcu bunları tekrar kullanırdı, gazoz kapağı oyunu en sevdiğimiz oyunlardandı. Her oyunun bir mevsimi olduğu gibi gazoz kapağı oyunun da bir zamanı vardı, nasıl çıkardı kim çıkarırdı hatırlamıyorum. Topladığımız kapakları içindeki mantarını çıkardıktan sonra, tarla ezer dümdüz ederdik. Arada bir çocuklarda Ünye dışından gelmiş kapaklar olurdu, imrenerek bakardık.

 Uçurtma – Tahtalu – Havaguşu

 

 
Ünye’de Uçurtma geleneğini yaşatmaya çalışan Yüksel ağabeyimiz ve uçurtmaları

Adı bildiğiniz gibi “Uçurtma” dır. Çocukluğumuzda birkaç şekilde yapılırdı, bugün ise bir hobi ve sanayi haline gelmiştir. Yüzlerce değişik şekillerde yapılmakta ve festivaller bile düzenlenmektedir. Biz “Tahtalu” veya “Havaguşu” derdik Ünye’de yerel ağızla. Bunu en iyi bizim Bilgin Hoca bilir ona sormak lazım. Ağabeyimiz veya babamız yapardı. Çam ağacından sıyırdıkları çıtaları şekline göre iple gererek bağlar üzerine renkli yağlı el işi kağıdı yapıştırılırdı. Sonra Türbe mahallesinde mezarlıkta veya Çakırtepe’de uçururduk. Yıllar içinde bu gelenek de kayboldu. Son olarak emekli bir ağabeyimiz Ünye’de hobi olarak, bu geleneği yaşatmak için uçurtma yapmakta ve bugünün çocuklarına sevdirmeye çalışmaktadır.

Bütün bunlar bu satırları okuyan genç arkadaşlarım için eski bir hikayeden başka bir şey değildir.. Eski bayram anılarıdır. Bizim için yaşanmış ve eskimeyen bayram anılarıdır. Bizim için mutlu yaşanmış sevilerek yaşanmış tatlı anılardır. Biz yaşanılan bu iki üç günlük bayram mutluluğunu bir dahaki bayrama kadar tekrar yaşanmak üzere sımsıcak içimizde tutardık.

Fırıncı Mahmut’un pandispanyası, şekerci Niyazi’nin halka şekeri ve şekerci Alilerin horoz şekeri bayramlarımızın eskimeyen şeker gibi anılarıdır.

Arkada çapraz bağlanmış kısa pantolonum, içindeki mavi kısa kollu gömleğim, ayağımdaki gön kokan ucu demirli ayakkabımla, dizlerimin hiç iyileşmeyen yarası akşam çıkan Ünye’nin poyrazında dağalan saçlarım çok uzak geçmişte kalan taptaze anılarıdır.

Kaybolan Bir Değer
Komşuluk

Yukarıdaki yarı belgesel yarı hikaye şeklinde anlatılan ancak, her satırı tek tek yaşanmış kayıp bayram hikayelerinde yitirdiğimiz önemli şeylerden biridir komşuluktur. Zaman ve şartlar büyük aile geleneğini dağıttı. Eski bayramlarda aileler ya bir arada veya aynı mahallede birbirlerine yakın yaşarlardı. Bayram dışında da birbirlerini sık sık görürlerdi. Bayram günleri ise adeta bir tören havası içinde geçerdi. Kaybolanlardan biri de bu güzelliklerdir Büyük aile dağılmıştır. Bayramlarda büyüklerine gidip el öpenler azalmıştır. Eski aile yapısı değişmiştir, mahalleler değişmiştir, kasabalar değişmiştir.

 Komşu ve komşuluk kıymetli, değerli ve kutsal şeylerdi., ilişkiler sıcaktı, bahçeli evlerin yerini apartmanlar almadan çat kapı gidilirdi komşulara. İnsanların bu gibi manevi değerlere daha fazla önem verdikleri dönemlerdi çocukluğumuzun bayramlarımda komşuluk ilişkileri. Acıyı, sevgiyi, doğumu ölümü kendi acı ve sevinçleri gibi paylaşıldığı dönemdi. Çok zor durumlarda kalındığı zaman karşılıksız yürekten yardıma koşulduğu günlerdi. İnsanların birbirine yaklaşımı samimi, sıcak ve içtendi. Aile ziyaretlerinde gidiş gelişler içtendi. Sofralar açık, ikramlarımızda cömerttik. Küçüklerin büyüklere saygısı büyüklerin küçüklere sevgisi daha yoğundu.

Yaşam koşullarının ağırlaşması, apartman kültürü ve televizyon dünyamızı daralttı, sosyal ilişkileri unuttuk, evlerimize kapandık birbirimizi kaybettik. Eski mutlulukları, komşulukları yaşayamaz olduk anılara gömdük en iyi komşularımızı komşuluklar  sisli bir geçmişte kaldı, böyle özlem yazılarında  bulmaya çalıştık..

 

Yaşar Karaduman
İstanbul-Mecidiyeköy-Nisan-2006
Fotoğr. Yaşar Karaduman, Ayşe Çağlar arşivi, Muharrem Canbulat arşivi Ahmet Diktepe arşivi,
23 Nisan İst. Beld.Gülhane Parkı Oyuncak Sergisi