

Geçen
Haziran’da kaybettiğimiz değerli
Öğretmen Murat YILMAZ
Sevgili
Murat,
Ünye
mevsimin en güzel günlerini yaşıyor. Uzun süren
bir pastırma yazı yahut uzayıp giden bir sonbahardayız
şimdi. Gökyüzünde tek bulut yok. Güneş kımıltısız
vurmuş denizin üstüne… Deniz sütliman. Karadeniz’in
hırçın dalgalarından eser yok bugün
Yazının
başlığını:
“İSKELE’DEN GARİPLERE II
ya da Ünye’nin Fotoğrafını Değiştirmek”
Olarak düşündüm, vazgeçtim. Bu güzel günün sonunda
iddialı laflar etmenin bu söyleşide yeri yoktu.
Önce
“köprü”ye uğradık. İkinci onarımı da tamamlanmış,
geçen hafta törenle hizmete açılmıştı. Açılışa
en çok sevinenler köprünün demirbaşlarıydı tabi.
Bir “köprü” yaptık dönüyoruz işte, sahilden
Yüzüncü Yıla doğru. Kumsalda kayıkların arasından
geçiyoruz. Az ileride Ertuğrul Hoca ve “Casus”
Hasan, kayığı suya indiriyorlar. Cemalettin
Reisle selamlaşıyoruz.

Yüzüncü Yıl
Parkının ağaçları yapraklarını iyiden iyiye
döktüler. Nereden baksan deniz görünüyor.
Hasanbaba’yı
geçince, kaldırımın alt kısmında, eski Samsun
yolu diye bildiğimiz virajın uç noktasında hummalı
bir çalışma var. Alt yol ya da yürüyüş yolu
için köprü inşa ediyorlar diye düşündük, tüm
iyi niyetimizle. Geçtik.
Gariplere,
hatta Aynikola’ya kadar gittik.

Çamlığın
çıkışındaki duvarlar, senin görüntülediğin gibi
kaldı. Bir süre çamurdan yanına yanaşamamıştık.
Şimdilik geçişe uygun görünüyor ve öylece duruyorlar.

Dönüşte
hava karamıştı. Hastane virajını geçtik. Yolun
aşağısında aynı hummalı çalışma karanlığa rağmen
sürüyor.

İster
istemez, bu hareketlerin altından ne çıkacağını
merak eder duruma geldik.
Kulağımıza
olmadık şeyler çalınıyor, “dedikodu” dur diye
oralı olmuyoruz. Toplumumuzun gözü kulağı yerel
basın, nedense duyu organlarını yeterli düzeyde
kullanmıyor. Hassas dengeler var, kimse kimsenin
tavuğuna “kışt” demiyor. Her zamanki gibi, enformasyon
eksik…
Sevgili
Murat, “Kıyılarımıza Kıymayın Efendiler” derken,
haklıydın. Bazı şeyler gözden kaçmamalı. Deniz
kıyıları, “rantiye” pardon, şantiye haline getirilmemeli.
Yasalara rağmen, azıcık “delmekle” bir şey olmaz
mantığına gidilmemeli. Tilla, Yüzüncü Yıl, İskele
Restoran (eski Park Restoran ) ve İskele ile
Tabakhane Deresinin dahil olduğu koca bir alan,
kocaman bir soru işareti kafamızda.





Belediyemizin
resmi sitesinde “Ünye’nin fotoğrafını değiştireceğiz”
diye bir anekdot vardı. Sahilde sıvasız, boyasız
ev kalmaması için başlatılan kampanyaydı sanıyorum,
hoş bir girişim. Ama bu çaba bile görüntüyü
kurtarmaya yetmiyor. Şöyle ki:
Yaz
başından bu yana, hastane virajını döner dönmez,
ta uzaktan dev bir cisim dikkatimizi çekiyor.
Önce yere konmuş bir uçan balon, yada zeplin
sanıyorsun. Sonra uzay gemisini andıran bu şekil
netleştikçe Ünye’yi uzaylıların istila ettiği
sonucuna varıyorsun. Her dönemeçte karşımıza
çıkan bu görüntü, eski halı sahanın dahil olduğu
alandaki mezbelelikle birleşince manzara tamamlanıyor.
Fotoğraf işte bu.
Ünye
23 kilometre kıyı şeridiyle Karadeniz’de en
uzun sahile sahip bir ilçe. Kıyılarımız, Ünye
halkına ve insanımıza kapatılmamalı. Zaten yerel
yönetimlerin amacı da bu değil midir? En büyük
kamu – tüzel kişiliğindeki yerel yönetim olan
belediyelerin amacı, yerleşim birimlerinde oturanların
ortak gereksinmelerini sağlamak olmalıdır. Şüphesiz,
çay bahçeleri, restoranlar, gazinolar, otel
– motel ve turistik tesisler olacaktır. Hem
girişimciler, hem de belediyeler bu kabil yerlerden
gelir sağlayacaklardır. Bu tesisleri kullanmak
isteyen müşteriler olacaktır. İç turizme ya
da yabancı turistlere yönelik yatırımlara her
zaman yer vermek zorundayız. Arz – talep çerçevesinde
bu işletmelere Ünye’nin ihtiyacı vardır.
Ama
belediyelerin esas görevi, bu kabil alanlara
her geçen gün bir yenisini eklemekten çok, herkesin,
hiçbir engel olmadan, serbestçe ve bir bedel
ödemeden yararlanabileceği alanlar oluşturmaktır.
Bu uğurda , gerekirse kamulaştırmalara gitme
yetkisi vardır.
23
Kilometrelik Ünye sahilinde, çoğunluğu kamuya
ait olan alanlar, kendilerini nasıl bir akıbetin
beklediğini bilmeden bazı girişimlere uğramaktadırlar.
Bu
noktada bir önerim olacak:
Çamlık’a
mücavir güzel bir yer; Meteorolojinin bulunduğu
alan. Hava sirkülasyonunun daha az olduğu rasgele
yerler dururken, meteoroloji neden orada? Tamam,
ilk kurulduğunda bu alan Ünye’nin dışındaydı
ama şimdi merkezi bir yer haline geldi.Tam o
noktayı park olarak düzenleyip, sahilde yürüyüş
yapanlara ya da hastane için gelenlere tahsis
edemez miyiz? Malum prosedür yüzünden hadi orası
olmadı, tam karşısındaki, şu an kamuya ait boş
yeşil alanı,
Dikili
Taş’ın üstündeki düzlüğü o şekilde düzenlemek
mümkün değil mi ? Üstelik denizi doldurmadan,
çay bahçesi, lokanta türü “dükkancı” zihniyetlere
pirim vermeden, yeşillendirip çiçeklendirerek,
banklar yerleştirerek değerlendiremez miyiz?
Sevgili
Murat, dikkatini çekmiştir mutlaka, İskele’nin
batı yakasında banklar var, eski iskelenin kalıntılarına
bakar. Oradan ne zaman geçsem, eğer yağmur yağmıyorsa
o banklar doludur. Oysa oranın Ünye’ye yakışan
bir görüntüsü yok. Belediyenin altından akan
kanalizasyon buradan denize dökülür, kokar.
Sahilde sıralanan menfez kuyuları, eski halı
sahanın yanında yığılı moloz tepeleriyle buluşur.
Görüntüsü güzel değildir ama genellikle de doludur.
Aynı yoğunluk parkın öteki tarafında yoktur.
Çünkü “öteki” yerde oturmanın asgari bedeli
kişi başına bir ekmeğe tekabül eder. Bu banklarda
ise hiçbir ücret ödemeden, denizi ve güneşi
yaşamak mümkün..
Sevgili
Murat, senin ardından, 2006 Haziran sonunda
Ünye’de sel oldu. İyi bir yaz geçirdiğimiz söylenemez.
Yaz biterken, tarihi çınar ağacımızın ana dallarından
biri kırıldı. Sonra gövdenin birini tümüyle
budadılar. Görkemli ağacın yarısı gitti.
Her
şeye rağmen, herkes kendi ayağının üzerinde
durmaya çalışıyor. Hala boş geliyor bize sen
olmadan bu şehrin sokakları. Ama tutunmak gerektiğini
biliyorum yaşama, hem de sıkı sıkıya. Gelecek
kuşaklara daha iyi bir dünya, daha iyi bir Ünye
bırakabilmek için…
Özlemle
öpüyorum gözlerinden.
Kardeşin.
Ahmet Derya Varilci
Ünye, 10/12/2006