
Sıkça
sorduğum bir sorudur:
“Ünyeli olmak” size neyi ifade ediyor?
Nedir
Ünyeli olmak?
Kendinizi
Ünyeli diye tanımlamak için nasıl bir ayrıcalıktan
söz edebilirsiniz?
Resmi
bir ortamda ve protokol gereği değilse, çoğunlukla
bu sorunun cevabı yoktur… Eğer öyle bir ortamdaysak,
yurttaşlık bilinciyle başlayan bildik nutukların
ardından geriye Ünye için dilek ve temennilerden
öte bir “Ünyeli” lik kalmayacaktır.
Sen
kimsin de böyle bir soru soruyorsun denilebilir.
Bu soruyu sormak için Ünyeli olmak gerekmiyor.
Ama bu soru mutlaka Ünyeli birilerine sorulabilir.
Bana
gelince:
Yaklaşık
elli yıl önce Ünye’de doğdum. Seksenüç yıl önce
de aynı evde babam doğmuş. Doğduğumuz ev, Çakırtepe’nin
eteğinde. Sekiz yıl önce babam vefat edince, Çakırtepe’nin
öbür yamacına, dedemin yanına defnettik. Zamanı
geldiğinde, muhtemelen ben de aynı mezarlığa gömüleceğim.
Anlattığım
şu kısa yaşam öyküm, “Ünyeli” olmamın yeter delili
olmalı. Ama değil.Akçay
köprüsünü geçip, güzelim deniz kıyısındaki o berbat
görünümlü çöplüğü ve taş fabrikasını aştıktan
sonra, biraz ötede sağda eski iskelemizin günbatımına
tanıklık eden fotoğrafının üzerinde, dev panoda
şöyle yazar:
Burası
Ünye. Burada durmak lazım. (1)
Duralım,
düşünelim.
Eski
ahit, insanın yaptıklarından dolayı değil, yapamadıklarından
dolayı yargılanacaklarını söyler. (2)
Bizler
de Ünye için yap-ma-ma-mız gerekenlerden dolayı
yargılanacağız.
Ünyeli
olmanın ilk koşulu bence yapmamamız gerekenleri
bilmek olmalı.
Neleri
yapmamalıydık?
Varan
1 diyeceğim ama demişim zaten:Akçay’dan
girişte, Batı’da Ünye’nin başladığı ilk noktada
denizle buluşmayı önleyen çöplük… Hemen ilerisindeki
taş fabrikası… Ağaçlandırma adı altında gayri
nizami serpiştirilen yeşillikler. Yağmalanan kıyı
şeridi. Bir zamanlar Vakıflar Bankası aracılığıyla
satılan kıyı vakıf arazileri.. Ve elbette çirkin
yapılaşmalar.
Her
ne suretle olursa olsun, Ünyelilerin denizle arasına
set çekilmemeliydi. Ünye, deniz demekti. Ünye
sırtını denize dönmemeliydi.

Artık
eski fotoğraflarda kalan Askerlik
Şubesi binasının değişik açılardan görünüşü
İki:
Askerlik Şubesi…Seksen – doksan yıllık bir bina,
bir zamanlar aşevi olarak kullanıldığını öğrendiğim
Askerlik Şubesinin, sütunlu, yarı ahşap eski binasının
yıkılmasına izin verilmemeliydi. Yalı’nın sembolü
durumundaki son güzel örnek, 12 Eylül askeri cuntasının
kıyımından nasiplendirilmemeliydi.

Park Resrorant’ın
denizden çekilmiş bir fotoğrafı

Park Restorant’ın
giriş kapısı

Park Restoran’ın
denizden çekilmiş başka bir fotoğrafı
Üç:
Çocukluk yıllarımızda denize girdiğimiz, oyun
oynadığımız ilk çocuk bahçesi orada kalmalıydı.
Şimdi Park Restoran olarak kullanılan o yapı birilerine
rant sağlasın diye çocukların bedduasına maruz
bırakılmamalıydı. (3)
Dört:
Daha sonra kurulan çocuk bahçesinin yanına, çeşme
– tuvalet karışımı “kale” görünümlü bir garabet
dikilmemeliydi.

Ne olduğu belli
olmayan, bir tarafı çeşme bir tarafı tuvalet olan
bina
Beş:
Eskiden bir balıkçı barınağıydı. Mavnaların çekildiği,
motorların kalafata alındığı bir sahildi. Yazın
esnaf öğle tatilinde kara donuyla buraya gelir
denize girerdi. Şimdilerde yap-boz tahtasına dönen,
tonlarca hafriyatla denizin doldurulmaya çalışıldığı
sözde Atatürk Parkı ( bu adın böyle bir yere verilmesini
ayrıca protesto ediyorum) bu halde olmamalıydı.

Atatürk Parkı’nın son resmidir
Altı,
yedi diyerek, Ünyeli olmanın topuzunu kaçırmayalım.
Kimse diğerinden daha fazla Ünyeli değil. Elimizde
bir ölçü yok. Dışarıdan gelip, Ünye’de çok az
da kalsa kalıcı eserler bırakan nice Ünyeli hemşerilerimi
burada sevgiyle anıyorum.
Ünyeli
olmak nedir? Sorusundan hareketle, gördüğüm, hissettiğim
ayrıntıların bir kısmı bunlar. (4)
Gelin
hep beraber duralım, düşünelim.
Ünye
denen bu şehirde, neler yapmamamız gerektiğini
hep beraber araştıralım ki, yapmamız gerekenler
kendiliğinden ortaya çıksın.
Şüphesiz
Ünye, dünyadan yalıtık değil. Irak’ta, Filistin’de
çocuklar, insanlar katledilirken bunlar da sorun
mu diyebilirsiniz.
Ünye,
Türkiye’den de ayrı değil. Geçim derdi, fındık
sorunu, trafik problemi dururken geçmişin hesabını
mı göreceğiz diyeceksiniz.
Dedik
ya, soru Ünyeli olmak üzerine. Yurt ve dünya sorunlarını
da ele alırız elbet. Ünyeli olduğumuz kadar, bu
ülkenin evladıyız. İnsanız.
Ama
Türkiye’de yaşayan bir insanız. Ülkemiz coğrafyasında,
Ünye denen ilçeyle ilgiliyiz.
Kentler
de geçmişleriyle hesaplaşmadan geleceğini kuramazlar.
Ve
bu kent bir gün bizi yaptıklarımızdan dolayı değil,
yapamadıklarımızdan dolayı yargılar.
Ahmet
Derya Varilci
Ünye,
08/09/2006
Fotoğtaflar:
A.Derya Varilci
Dipnotlar:
(1)
Galiba
bir siyasi Ünyelimize ait bir deyiş bu. Hemen
belirteyim, siyasi yada apolitik, hiç kimseyle
hiçbir hesabım yoktur. Ünye için her olumlu adımı
sevgiyle – saygıyla karşılamaya hazırım. Nereden
ve nasıl olursa olsun gördüğümüz yanlışı, tarafımızdan
da olsa lanetlemeye hazır olmalıyız.
(2)
Eski ahit, Hz. Musa’ya ait Tevrat’tır.
İslami inançlara göre Dört Kutsal Kitap’tan biridir.
(3)
Park Restaurant işletmecilerinden özür
dileyerek iletiyorum bu görüşümü… Sonuçta onlar
için bu bir iş, ama o işletme sanki başka bir
yere inşa edilemez miydi?
(4)
Her biri ayrı bir yazıyı gerektiren bu
konuları zaman zaman kaleme almaya çalışacağım.
Yalı ve Köprü öncelikli olacak.