"Önce evlerimizi yıktık, ocağımız söndü,
Sarnıçlarda define aradık, huzurumuz kaçtı
Eski evlerimizin yerine beton yığınları ördük, nefesimiz kesildi,
Geçmişle geleceğin irtibatını kopardık,
Çocukluk yıllarımı geçirdiğim o yerlere bakıyor ve o günleri arıyorum."

Ünye’de bir nostaljik gezi yaparken gezip dolaştığım o, eski Ünye’nin yerlerinde yeller estiğini görünce gönlümdeki fırtınaları dindirmek mümkün olmadı. Öğle inanıyorum ki bizim ve bizden önceki kuşaktakilerin Ünye’sini o devrin çocukları ve gençleri çok özlüyordur…

Hiç özlenmez mi o günler… O Ünye hiç özlenmez mi?

Eğer, bayram yaklaşıyorsa bayram hazırlıkları; bayram gelmişse bayram sevincinin paylaşılması, komşuluk ilişkileri ve özellikle çocukların bayram günü komşu evlerine yaptıkları bayram ziyaretleri, en önemlisi ev sahibinin bu çocukları eve buyur edip baş köşeye oturtması; o günkü çerezlerden, lokumlardan, böreklerden güzel bir ziyafet vererek ardından da cep harçlıklarını ceplerine ya da mendil içlerine koyup kapıya kadar gelip geçirmeleri…

Aşure günlerinde evlerde pişirilen okunmuş aşurelerin küçük, şirin kaselerde evlere dağıtılması ve komşuluk ilişkilerinin en yüksek seviyede tutulması konusunda hassasiyet gösterilerek sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın en güzel örnekleri sergilenirdi. Gerçekten bir şehir kültürü hakimdi Ünye’ye.

 

Köylerden gelen ve şehre yerleşmiş insanlar şehir hayatına uyum sağlarken, şehirli insanların onları küçümsemeden, içlerine almaları ve bağırlarına basmaları pek de zor olmamıştı. Evlerin bahçelerindeki mandalina, portakal, armut, dut ve elma ağaçları hem evlerin köşk gibi görünmelerini sağlıyor ve hem de çevreye ve şehre ayrı bir güzellik veriyordu.

En önemlisi şehrin nefes almasını sağlayan ak ciğer vazifesini görüyordu. Her evin içindeki sarnıçlar su ihtiyacını görürmüş bir zamanlar… Biz o günleri görmedik.

Bizden öncekiler de görmemişlerdir herhalde. Çünkü bizim zamanımızda şehir suyu şebekesi kurulmuş ve evlerimizdeki musluklardan sular akıyordu.

Akıyordu akmasına ama - kışın demek ki çok soğuk oluyormuş ki - musluklar donar, büyüklerimiz de donan bu muslukların borularını ateş yakarak ısıtıp suyun akmasını sağlarlardı. Eski şamyeller o zaman çok işe yarardı.

Başka işe de yarardı eskimiş şamyeller: yazın denizde bot vazifesi görür, denizin ortasında batmadan deniz gezisi ve sefası yapmaya yarardı. Şamyel bulamayanlar ise denizin ortasında daha fazla kalmak ve şehri deniz içinden seyretmek için su bidonlarının ağzını iyice kapatarak kendilerine bot icat ederlerdi.

Mahalle aralarında oynanan oyunlar: Köşe kapmaca, manya (sobe), komen, bokuç, uzun eşek, çelik çomak, tentürük çevirme, pıtık, yakan top, … oynanır, evlere geç vakitlerde gidilir ve hiç kimsenin gözü geride kalmazdı.

Zaten herkes evinin önüne oturmuş komşularıyla birlikte akşam sohbetlerini yapıyordur. Çocuklar onların her zaman yanlarındadır ve onlar çocuklarının oyunlarını seyrediyorlardır… Her şey iç içedir.

Önce evlerimizi yıktık; ocağımız söndü… Sarnıçlarda define aradık; huzurumuz kaçtı… Eski evlerimizin yerine beton yığınlarıyla büyük duvarlar ördük; nefesimiz kesildi… Yeşilliklerimizi bir bir ortadan kaldırdık; kör olduk, göz zevkimizi yitirdik… Gündelik ihtiyaç ve menfaatimiz uğruna geçmişle geleceğin irtibatını kopardık…

Geçmişten arda kalan ne var bugün elimizde?

Sahilde dolaşırken çocukluk yıllarımı geçirdiğim o yerlere bakıyor ve o günleri arıyorum… Ne yazık ki bulamıyorum… İçime bir hüzün çöküyor! Artık o günleri geri getiremeyiz belki ama yeni yerleşim yerlerinin de durumu pek iç açıcı değil.

Hiç olmazsa birileri artık bir şey yapmalı diye düşünüyorum. Eski Ünye’yi geri getiremeyiz belki ama; Eski minyatür Ünye’yi kurabiliriz herhalde. Eski Ünye’yi bilenler de aramızdan ayrılmadan.

Ünye, bu zamana kadar hep kaçanı kovaladı. Artıp bir şeyler yapılmalı… Başka Ünye yok! Acınacak hale gelmiş Ünye’min bu durumdan kurtulmasını istiyorum!

Ünye’mi geri istiyorum!

Bu yazı http://www.unyem.com/ adresinden alınmıştır.
Fotoğraflar : Eren Tokgöz arşivi