BELGESEL ÜÇ BÖLÜM
(BÖLÜM- 1)
Şeker,
hayatımızın vazgeçilmez tatlarından biridir, hatta tat sözcüğünün müsebbibidir.
Mutfağımızın bu temel tüketim maddesini, şekeri;
meyve, sebze ve hububat gibi karbonhidratlı yiyeceklerde
bulunan şekerle karıştırmamak gerekir.
Meyve
ve sebzelerdeki şeker früktozdur. Süt şekeri
ise galaktoz.
Endüstriyel
bir ürün olarak şeker; fabrikalarda rafine edilmiş,
beyazlatılmış ve kristalize edilmiş halde bulunur.
Kimyasal adı sakarozdur. Şeker; toz, kesme
ve küp şeker olarak, çay ve limonata gibi içeceklerimize,
pasta ve şekerleme çeşitlerine, dondurmadan lokuma,
sayısız tatlı çeşitlerine katılır.
Şekerin
ham maddesi şeker kamışı ve şeker pancarıdır.
Şeker kamışından şeker elde ederek kullanan ilk
topluluk, Hintlilerdir. Milattan önce 3000 yılında
Hindistan’da ve Çin’de şekeri tatlandırıcı olarak
kullanıldığı bilinmektedir. Belki bu nedenle olacak,
Büyük İskender’in fetihleri sırasında ilk kez
şekerle tanışan Batılılar şekere “Hint Tuzu” yahut
“Asya Balı” adını vermişlerdir. Şekeri rafine
ederek ticari anlamda kullananlar ise Araplardır.
Endüstriyel
olarak şeker, yüzyıllar sonra İspanya’da Endülüs
Emevileri’nin kurduğu rafinerilerde, İspanyol
kaşiflerinin Latin Amerika’dan getirdiği şeker
kamışlarıyla buluşması gerekiyordu. Anında Güney
Fransa sahillerine, oradan da tüm kıta Avrupa’sına
yayılan şeker rafinerilerinin, tüm dünyaya şeker
göndermesi 19. yüzyıl ortalarını bulur.
Osmanlı
Mutfağı, şekerle bu dönemde tanışır ve Batı’dan
ithal eder. Türkler Anadolu’ya gelmezden önce
tatlı çeşitlerini fazla kullanmamışlardır. İbn-i
Batuta Seyahatnamesi’nde kendi eliyle yaptığı
helvayı Türklerin yemediğinden söz eder.

ÜNYE’DE ŞEKERCİLİK
13.
Yüzyılda Ünye’ye gelen Türkler, diğer
akrabaları gibi tatlı çeşitleriyle İslami yaşam
tarzında (Muharrem ayında yapılan aşure, dini
Bayramlar vb.) ve Bizans mutfağında tanıştılar.
Meyve usaresi, bal ve meyve hoşafı gibi tatlıların
yanına yeni tatlar eklendi. Daha önce meyvelerden
elde edilen şurup, pekmez, şerbet, meyve ezmesi
ve şıra gibi tatlılar, göçebe Türk boylarının
toprağa yerleşmesiyle unlu mamullerin terkibine
girdi. Buğday; ekmek, dürüm ve börek olmanın
yanında çeşitlenerek helva oldu, lokum oldu,
nihayet dondurma, baklava oldu.
Aile
içi üretimden çıkarak pastacılık ve şekerciliğin
pazar ekonomisine, dolayısıyla bir esnaflık
zanaatına dönüşmesi 19. yüzyıla denk düşer.
Batıdan ithal edilen şeker, diğer işliklerin
yanında şekercilik ve pastacılığa ait imalathanelerin
boy göstermesine neden olur. 1455 Ünye Tımar
Defterleri’nde esnafın cüllah, kassab, hatdat
ve hayyat olarak belirtilmesine karşın, pasta
ve tatlı zanaatından söz edilmemesi boşuna değildir.
[1]
19.
yüzyılın sonuna doğru İstanbul’dan başlayarak,
hızla Anadolu şehirlerine yayılan şekercilik
ve pastacılık mesleği, geleneksel diğer meslekler
gibi ahilik kurumuyla iç içe yahut gayri Müslim
tebaanın faaliyet alanı olarak ortaya çıktı.
Ünye’de
şekercilikle ilgili bilinen ilk isim 1 Temmuz
1867 doğumlu Tevfik Efendi’dir. Ünye
nüfusuna kayıtlı birçok aile gibi, kışı Terme’de,
yazları ise Ünye’de geçirmektedir.[2] Asıl mesleği
ilaç yapıp satmak olan Tevfik Efendi’yi, eczacılığın
yaygınlaşmadığı bir dönemde “alaydan yetişmiş”
bir eczacı olarak nitelendirebiliriz. Şekercilikle
olan bağlantısını, basit şurup olarak bilinen
ve modern eczacılığın halen kodeks kayıtlarında
yer alan uygulamaları gösterebiliriz. Tevfik
Efendi’nin oğlu Ahmet Pişkin’in kızından aldığımız
bilgiye göre anlatılan öyküsü şudur:
Bir
bahar günü, Terme’deki iş yerine yarı çıplak
bir adam gelir. Ünye’deki dergahtan çağrıldığını
söyler. Tevfik Efendi bu çağrıya uymayıp, işine
devam eder. Bu çağrı birkaç kez tekrarlanır.
Bir sabah işyerine geldiğinde, dükkanını alt
üst edildiğini görür. Çaresiz Ünye’den gelen
çağrıya uyar, eski garajın karşısındaki dergaha
yerleşir ve bir daha Terme’ye dönmez. Dergahın
altına kurduğu atölyede, eskisi kadar ilaç işleriyle
uğraşmayıp, şekerciliğe yönelir.
Ünye
o dönemde Trabzon’dan sonra Karadeniz’in en
önemli limanlarından biridir. Tarihi İpek Yolu’nun
sahil şeridiyle bağlantısı Ünye üzerinde kurulur.
Han, hamam ve sayısız meslek kollarının faaliyet
alanı olan Ünye, henüz deve kervanlarının ve
deniz ticaretinin odağı durumundadır. Tevfik
Efendi’nin eski garaj karşısındaki, halen Han
Boğazı olarak bilinen mevkiye yakın bir yerde,
mütevazı bir atölyede yaptığı şekerlemeleri
Niksar’a, hatta Tokat’a sevk ettiği, toptan
ticaretini yaptığı bilinmektedir.
Ünye’de
tespit edebildiğimiz ilk şekerleme dükkânı Tevfik
Efendi’ye aittir.
Tevfik
Efendi’den sonra oğulları Ahmet ve Tahsin
(Pişkin) Efendiler, baba mesleklerini sürdürmüşler,
şekercilik mesleğinin öncüleri olmuşlardır.
ŞEKERCİ – PASTACI AHMET (EREN) BEY
Ünye’de
adı şekercilik ve pastacılıkla anılacak en önemli
isimlerden biri, 1895 Ünye doğumlu Sofuoğulları’ndan
Ahmet (Eren) Efendi’dir.
İlköğrenimini
Ünye Mekatib-i İbtidaiye Okullarından birinde
yapar ve ailecek İstanbul’a göçerler. İstanbul’da
Fransız idadisini bitiren Ahmet Bey, genç yaşta
babasını kaybettiği için meslek hayatına erken
başlar. Şehzadebaşı’nda kısa bir dönem manifaturacılık
yapar. 1918 Büyük Fatih yangınında bir yorgan
dahi kurtaramaz, maddi kayba uğrar. Manifatura
mağazasını elden çıkarır. Aynı semtte pastacılık
ve şekercilik yapmaya başlar. Daha çok yanında
çalıştırdığı ustalar vasıtasıyla icra ettiği
pastacılık sanatını yaklaşık 9 yıl sürdürdükten
sonra, Ahmet Bey baba ocağı Ünye’ye döner.

Orta Mahalle,
eski adıyla Camcı Mahallesi’nde babasına ait
eve yerleşir. O sırada kardeşi Niksar’da Nahiye
Müdürlüğü yapmaktadır. Ahmet Eren 1927 yılı
Ünye Ticaret Odası kaydıyla, Halk Şekercisi
namıyla Hükümet Caddesi No:9’da kendine ait
bir mülkte faaliyete geçer. TİCARET ODASI
KAYDI FOTOĞRAFI İstanbul’da mahiyetinde
çalışan ustalardan öğrendiklerini Ünye’de uygularken,
başlangıçta hayli zorlanır. Bazen ateşte fazla
bırakır, şeker esmerleşir… Buna “çifte kavrulmuş
şeker” ismini vererek satar. Ateşte az kalanları
“sakız şekeri” kategorine sokarak satar. Bu
dönemde, Ünye’de faaliyet sürdüren Tevfik Efendi’nin
oğlu Ahmet Pişkin, şekerci dükkanını Samsun’a
taşıdığı için Ünye’de bildiğimiz tek şekerci
dükkanı Ahmet Eren’e ait bu dükkandır. Yanına
çırak olarak Niyazi Aktuğ’u alır. Niyazi
Bey yanında 18 yıl bilfiil çalışır.15.09.1958
yılı işyeri kapatma dilekçesinin verildiği tarihe
kadar Ahmet Eren bu mekanda faaliyet göstermiştir.
Bugün aynı yerde Yaman Kuyumcu bulunmaktadır.
Bir dönem eskiye gidersek Mehmet Suyabatmaz’ın
Roma Dondurması’na, ondan önce de şekerci Tevfik
Bey’in oğlu Ahmet Pişkin’in damadı Reşit
Pişkin’e ait şekerci dükkanına denk geliriz
ki, Ahmet Eren bu dükkanı kapatırken malzemelerinin
bir bölümü aynı mekanda kalmış, bir miktarı
da, fırıncılıktan pastacılığa geçen Ali Gün’e
devredilmiştir.
Ahmet
Eren Bey, Ünye’de işyerini açtıktan kısa bir süre
sonra, Seher Hanım’la evlenir. Dört kızı, bir
oğlu olur. Yıllar sonra, 1958’de evini ve dükkanını
satarak İstanbul’a giden Ahmet Bey’in bu kararında,
oğlunun şekercilik ve pastacılığa pek ısınamaması
rol oynamıştır. Anadolu eşrafının ve zanaatçılığının
babadan oğla geçen zürriyeti maalesef Ahmet Bey’in
oğluna sirayet etmemiştir. Futbol oynama yeteneği
olan oğul İlhan Eren, Ünyespor’da top koşturmuş,
Ünyespor sevgisi zaman zaman İstanbul’dan Ünye’ye
gelmesine neden olmuştur.
Şekerci
Ahmet Bey sadece icra ettiği pastacılık ve şekercilik
zanaatıyla değil, Ünye’nin sosyal hayatına katılımıyla
da dikkat çekmektedir. Ünye Belediyesi Meclis
üyeliği, Halkevleri yöneticiliği, avcılık gibi.
Tam bir İstanbul Beyefendisi olan Ahmet Bey, konuşması,
yürümesi ve giyimi kuşamıyla fark edilmekteydi.
Ahmet Bey’in asıl işi pasta ve çeşitleridir.
Ünye’ye ilk poğaça onunla birlikte gelir. Acı
badem, kurabiye, fındıklı kurabiye ve bütün pasta
çeşitleri Ünye’ye O’nunla birlikte gelir. Şekerleme
olarak; akide şekeri, susamlı şeker, nane şekeri,
orta mektep şekeri, peynir şekeri, top şeker,
halka şeker, kaynana şekeri, horoz şekeri, baston
şekeri, elma şekeri, bergamot, kiraz şekeri, fondon
şekeri çeşitlerinden bazılarıdır.
Ünye
pastacılığında özel bir yeri olan Ünye lokumu,
atom ve pandispanyanın ne zaman
ve nasıl ortaya çıktığını bilmiyoruz.
İspanyol
ekmeği demek olan pandispanyanın, Padişah
Kanuni Sultan Süleyman’ın izniyle İspanya’daki
Yahudilerin ülkemize gelmesiyle öğrenildiği sanılmaktadır.
Ünye’de yaygın şekilde kullanımı Şekerci Ahmet
Bey dönemine denk gelmektedir. 1940’lı yıllarda
şekerci Ahmet Eren’in yanında çırak olarak çalışan
Mehmet Yenin pandispanyanın tarifini şöyle yapar:
50
yumurta,1 kg. un,1 kg. şeker.
Mangal
üzerinde bir saat çırpılarak 75 adet kalıplara
dökülerek tavsız fırında yarım saat pişirildikten
sonra, tanesi 10 kuruşa satılmaktadır.
Yerel
Tarih Grubu vesilesi ile tanıştığımız Sofra Dergisi
Yazarı Sayın Ayfer Ünsal Hanımefendi’nin kayınvalidesi
Mehlika Hanım, çocukluk yıllarında ince pandispanyanın
üzerine şerbet dökülerek tatlı olarak yediklerini
anlatmıştı.

Şekerci Ahmet Bey’in dükkanı
aynı zamanda çocukların oyuncak ihtiyacını
görmek için cambaz, çıkrıklı araba, pıtık, tentürük,
çember gibi oyuncaklar satılmakta, “şans, talih,
kısmet, beş kuruş” adıyla bilinen çekilişler yaptırılmaktaydı.[3]
Şekercilik
mesleğinin en önemli zamanlarından biri kuşkusuz
dini bayramlardı. Özellikle Şeker Bayramlarından
bir ay önce çalışmaya başlanırdı. Geceli gündüzlü
tüm aile fertlerinin katılımıyla yapılan bu faaliyete,
çoğunlukla komşular da katılır, hazırlanan bayram
şekerleri, arife gününe yetiştirilirdi. Bayramdan
sonraya ellerinde hiç şeker kalmazdı.
Ünye lokumu olarak bilinen tatlandırılmış
mayalı hamur, rulo yapılarak avuç içine sığacak
biçimde kesilir, fırında pişirilirdi. Evlerde
yapılan Ünye lokumu, her bayram evlerden eksik
olmaz, ancak o dönemde pastanelerde satılmazdı.
Pastanelerde
bugünkü gibi oturma grupları olmadığı için, yeme
içme işleri ayakta görülürdü. Limonata, salep
gibi içecekler yanında, ayakta yenenler helva
- ekmek ve poğaça çeşitleriydi.
<
Ticaret Odası belgelerine baktığımız
zaman, o dönem işyeri açmak için istenen belgelerden
biri de, eski ahilik geleneğinden kalma ustasından
“el alma” işlemine benzer “referans” işlemiydi.
Ustasından bu izni alamayan kişi işyeri açamazdı.
Yanında 18 yıl çalışan Niyazi Bey’in ve Ali Gün’ün
dükkan açma belgelerinde bizzat Ahmet Bey’in referansı
olmuştur. (Bugün hala şeker kestiği mermer, Ali
Gün’ün oğlu Şekerci Fikret Gün tarafından muhafaza
edilmektedir.)
Dipnot:
[1]
Ünye Belediyesi Kültür Yayınları arasında çıkacak
olan 1455 Ünye Tımar Defterleri, Nadir Eserler
Uzmanı İrfan Dağdelen’in transkripsiyonuyla yayınlanacaktır.
Hakkında bilgi edinme şansına sahip olduğumuz
bu eser, Ünye hakkında bilinen – bulunan en eski
tarihi yazılı belgedir.
[2]
Trabzon Vilayeti Salnamesi, Cilt 13 (1888) ve
Cilt 14 (1892)’ten alınan bilgilerle de doğrulanan
bu bilgiler, şekerci Tevfik Efendi’nin oğlundan
olma kızı tarafından nakledilmiştir.
[3]
Cambaz oyuncağı, İstanbul’da gidip kendisini bulduğumuz
Ahmet Eren Bey’in oğlu İlhan Bey tarafından halen
hatıra olarak yapılmaktadır. Örnek bir tane de
bize yapıp vermiştir. Ünye’de Ortaçarşı Caddesi’nde
bir esnaf arkadaşa gösterdiğimiz “cambaz” oyuncağından
ayniyle imal edilmiş
olup,
işyerinde satışa sunulmuştur.
İKİNCİ BÖLÜM

Ünye’nin
İlk Şekercileri, Pişkin Ailesi
İlk bölümde şekerciliğin kısa tarihini
ve Ünye’nin ilk şekercilerinden Tevfik Bey’den
başladık ve Ahmet Eren Bey’i anlattık. Ünye’de
şekercilik mesleğinin geçmişinde Ahmet Eren Bey
gibi önemli kilometre taşlarından biri Ahmet
Pişkin Bey’dir.
Ünye’nin ilk şekercisi olarak bildiğimiz
Tevfik Bey 1915’te vefat edince,
mesleğini oğlu Ahmet Pişkin Bey devralır.
Samsun’da babasından devraldığı iş yerinde şekercilik
mesleğini bir süre devam ettirir. 1936 yılında
Pişkin ailesi tekrar Ünye’ye döner. Ahmet Pişkin’in
yanında şekercilik mesleğini daima birlikte yürüttü
kardeşi Hasan Tahsin vardır. Kuzeni Sabri
Pişkin ve daha sonra damadı olacak Reşit
Pişkin ve İbrahim Okumuş’u da kadroya
dahil ederler. Ünye’ye geldiklerinde açtıkları
ilk iş yeri, Cumhuriyet Meydanı’nda Çolak Lütfi’nin
evinin yanındadır. Daha sonra oradaki iş yerleri
yıkılır ve meydana dahil edilir. Bir tarafı mezarlık
olan meydanda, Çarşamba günleri Pazar kurulur,
ancak bugünkünden çok daha dar bir alandır. Edindiğimiz
bilgilerin esas kaynağı, Ahmet Pişkin’in kızı,
Müzeyyen Hanım’dır. Müzeyyen Hanım’dan
aldığımız bilgilere göre, imalathane olarak Bakırcılar
arastasında ve daha sonra aynı arastanın devamında
Büyük Cami yakınında iş yerleri kiralanır. Ticari
faaliyetlerini ve zamanla yeni iş yeri açma girişimlerini
Sabri Pişkin adına düzenlerler. Ama etkinlik daima
Ahmet Pişkin Bey’dedir. Hem işletmenin esas patronu,
hem de şekercilik ve helvacılığın Ünye’de en önemli
ismidir. Ahmet Pişkin, zanaatçılığın yanı sıra
Ünye’nin önemli siyasi simalarından biridir.

Tevfik Pişkin Şekerci Dükkanının önünde Yalçın Taşçıoğlu
ile. Bu dükkan Dönerçeşme
Meydanında idi. Ahmet Pişkin (solda) ve Sabri Pişkin
Ahmet Pişkin Bey, sadece babası Tevfik
Bey’den öğrendiği şekercilik zanaatıyla yetinmeyip,
gidip gördüğü her yerde şekerciliğe ait uygulamaları
da yakından izler. Birinci Dünya Savaşının hüküm
sürdüğü yıllarda, iki defa askere çağırılır. Uzun
süren askerlik görevleri sırasında, Rusya’da gördüğü
şeker imalatı ve kesme makinelerinin aynısını
Ünye’de yapar. Rusya dışında, Balkanlar ve Yemen’e
gider. Askerliği sırasında, bando mızıka takımında
basçı olarak görev yapar. Bir ara bando takımına
şef olur, majörlük yapar. Yıllar sonra torunu
Ahmet İhsan Pişkin de tıpkı dedesi gibi bir bando
ekibinin üyesidir. Ünye Lise Bandosunda trompet
çalar. Ancak şekercilik mesleğinden hayli uzak
olmasını kaderin bir cilvesi olarak niteleyeceğiz.
Şu anda kardeşiyle birlikte muhasebecilik yapan
Ahmet İhsan, dedesinden musiki yanını almış, babasının
şekercilik mesleğiyle başlayıp muhasebeciliğe
uzanan hayatından muhasebecilik kısmını meslek
edinmiştir.

O yıllarda işyeri açılması için Belediyeden ve Ticaret
Odasından alınmış belgeler
Ahmet Pişkin’in Ünye’de uyguladığı
Şekerleme zanaatı:
Akide:
Standart, tüm dünyada kullanılan şekerleme
türüdür. Hacıyatmaz tabir edilen şeker ocaklarında,
kazanlar içinde kaynatılan şeker ve suyun takriben
170 derecede kıvama gelmesi beklenir. Ölçü ve
zamanlama göz kararı ve parmak hissiyatıdır. Suya
batırdığı parmağıyla kaynama noktasını belirleyen
usta, parmağını yakmamak için tekrar su dolu bardağa
daldırır. Kazandan alınan karışım, yapışmaması
için yağlanmış mermere yatırılarak, susam, fındık
gibi çeşniler ilave edilerek, şekil verilir. Makasla
kesilerek soğutulur. Ambalajlanır yahut kavanozlara
konularak satışa arz edilir.
Akide şekerinin içi boş yapılanı peynir
şekeri olarak adlandırılır. Kazandan alınan
karışım, bir çengele asılıp çekilerek uzatılır,
işlem birkaç defa tekrarlanarak uzaması ve kabarması
sağlanır. Bu şekilde hava kabarcığıyla içi boşaltılan
ve hafifleyen şeker, kiloya daha fazla girer.
Köylü şekeri olarak isimlendirilen bu şekerin
tercih edilmesinin bir başka nedeni ,kolay yenmesi,
ağızda dağılmasıdır.
Baston şekeri, kuş şekeri, kiraz şekeri,
elma şekeri gibi akide çeşitleri kalıpsız olarak
yapılır.
Horoz, fil, at, balık gibi şekiller
verilmiş şeker çeşitleri kalıp kullanılarak
yapılır.
Helva:
Güneydoğu’dan gelen çöven kökünü keserin
sapıyla dövüp dağıttıktan sonra kaynatıp şurubu
elde edilir. Pişirilmiş toprak küplerde muhafaza
edilen çöven usaresi, kaynamakta olan tahin -
şeker karışımına azar azar ilave edilerek, bir
yandan da karıştırılır. Sade ve cevizli olarak
imal ettikleri helvaların cevizlerini kırıp ayıklamak,
iki üç aylık bir zamana tekabül eder, hatta sırf
bu iş için işçi tutarlarmış. Büyük kalıplara yahut
tepsiye konulan helva, soğutularak satışa hazır
hale getirilir.
Şekercilik alanında Ünye’ye kazandırdığı
birçok ürün yanında, en önemli sayabileceğimiz
ürünlerinden biri dondurmadır.
İkinci Dünya Savaşı kıtlık yıllarıdır.
Şeker karneye bağlanır. Ahmet Pişkin şekercilik
mesleğini terk ederek, Gün Fırınının karşısındaki
köşede ( Bugünkü Derman Eczanesi) lokanta açar.
1942 yılında Ahmet Pişkin’in vefatından sonra,
kardeşi Hasan Tahsin Pişkin lokantacılığı
sürdürmez. Baba mesleğine dönüş yaparak, ölen
abisinin oğlu Tevfik ‘i de yanına alır.
1947 Ticaret Odası Belgesiyle kayıtlı şekercilik
dükkanını bugünkü Şekerbak’ın olduğu yerde açar.
Hasan Tahsin’in açtığı işyeri, alelade bir şekerci
– pastacı dükkanı olmayıp, oturma grubuna sahip
Ünye’nin ilk pastanedir. 1950’li yıllara adım
atarken Ünye’de tahta masa ve sandalyelerde oturularak
helva, reçel ve ekmek yenen ilk pastanedir.

Ünye için tarihi değeri büyük bir fotoğraf,
Adnan Menderes Ünye’de
Yıl 1951… Seçimlerden bir yıl sonra. Başbakan
Adnan Menderes (ortada) önünde Meclis
Başkanı Refik Koraltan, sağda Dışişleri Bakanı
Selim Sarper Ünye’deler.
Sol baştaki Tevfik Pişkin. Adnam Menderes’in
hemen arkasında
Ünye Belediye Başkanı Hüsrev Yürür (hayatta).
Kenarında saat asılı olan yer Belediye Binası.
Hasan Tahsin Bey, babasından ve ağabeyinden
gördüğü tüm ürünleri buradaki iş yerinde üretmiş,
fiilen 1960’lı yılların başına kadar şekercilik
ve pastacılık yapmıştır. 1960’lı yıllarda eşini
ve çocuklarını yanına alan Hasan Tahsin Bey Fatsa’ya
göç eder. Şekercilik mesleğini 1970’te vefat edene
kadar Fatsa’da sürdürür. Çocuklarından hiçbiri
baba mesleğini yapmaz.
1923 doğumlu Tevfik Pişkin,
Ünye’de şekerciliğin duayeni Tevfik Efendi’nin
torunudur. Bir dönem Samsun’a giden ve şekerciliği
orada icra eden babası Ahmet Pişkin’in yanında
şekercilik zanaatını öğrenirken, diğer yandan
ilk okulu bitirip, bugünkü meslek edindirme statüsündeki
Samsun Tecim Mektebine gider. Günümüzün
Ticaret Lisesine benzeyen, dört yıllık bu okulu
bitirir. Tevfik Bey, Pişkin ailesine ait bilgileri
bize sunan Müzeyyen Hanım’ın abisidir.

Solda Tevfik
Pişkin yeğenleri ile Ortada Ahmet Pişkin ve uçak
maketi. Sağda yeğeni Kadir
Amcası Hasan Tahsin Bey’le birlikte
Ünye’de şekercilik zanaatını sürdüren Tevfik Bey,
diğer yandan sanat ve edebiyatla uğraşmaktadır.
Arkadaşları tarafından “şair” diye anılmaktadır.
Çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayınlanmış,
ödüller almıştır. Sosyal açıdan faal biridir.
1956’da Ünye Ticaret Odası Genel Sekreterliği
yapmış, 1961’de Esnaf Kefaret Kooperatifini kurmuş
ve 1966 yılında vefat edene kadar kooperatifin
başkanlığını yapmıştır.
1950’de Gelir Vergisi Kanunu çıkınca,
esnaf ve tüccarlara defter tutma zorunluluğu getirilir.
Muhasebecilik mesleğinin ülkemizde ve Ünye’de
öncülüğünü yapanlardan biri Tevfik Bey ‘dir. İki
oğlu da, şekercilik ve pastacılık mesleğini değil,
muhasebeciliği tercih etmişlerdir.
Pişkin ailesinden,
Ünye’de şekercilik yapan son fert Reşit Pişkin’dir.
Ünye’de şekercilik ve pastacılık mesleğinin tarihini
ve dolayısıyla Pişkin ailenin öyküsünü anlatan
Müzeyyen Hanım’ın eşidir. Müzeyyen Hanım’ın babası
Ahmet Pişkin’in yanında şekerci çıraklığı yapar.
Aslen Çerkez olan ve kimi kimsesi olmayan bu çocuk,
soyadı kanunuyla ustasının soyadını almış, yıllar
sonra kızının dest-i izdivacına nail olmuştur.
Bölümde sözünü ettiğimiz Şekerci Ahmet
Eren Bey’in bıraktığı iş yerini ve bazı edevatlarını
devralan ve orada 5 yıl şekercilik ve pastacılık
yapan Reşit Bey’in en iyi olduğu konu dondurma
ve pişmaniye imalatıdır.
İş yerinin satılması sebebiyle dükkanını
kapatan Reşit Bey, kısa bir dönem Yalıkahvesi’nde
dondurma ve pasta dükkanı açtıktan sonra, eşiyle
birlikte evde hazırladıkları şeker ve pasta çeşitlerini
okul önlerinde el arabası yahut tablalarda satmaya
başlarlar.
O dönemde Hidayet Gültekin arabada
şekerleme ve pasta çeşitlerini; seyyar tabyalarda
“Acem” lakaplı Ali Asker un kurabiyesi,
İsmail Çakır fındıklı kurabiye satmaktadır.
İbrahim OKUMUŞ'un Ünye'de Yalıkahvesinde1942'de Açtığı Dükkân.
Ünye’nin pastacılıkta önemli isimlerinden
İbrahim Okumuş, 1908 Bayburt’ta doğmuştur.
1914 Sarıkamış Kuşatması sonrasında Bayburt’u
terk ederken yolda anne ve babasını kaybeden İbrahim
Okumuş, ablasıyla Samsun!a gelir. Devlet tahsisli
eve yerleşirler. Birkaç yıl sonra ablası Arap
Usta olarak bilinen bir pastacıyla evlenir. İbrahim
eniştesinin yanında pastacılık öğrenir. Yıllar
sonra yolları Ahmet Pişkin’le birleşerek, Ünye’ye
gelirler.
Ünye’de birkaç yıl Ahmet Pişkin’le
çalıştıktan sonra, 1942’de Yalıkahvesi’nde, sahilde
ve kiliseye yakın bir yerde kendi iş yerini açar.
5 yıl sonra, yine aynı mevkide, Sait Öztürk’ün
evinin altına taşınırlar. Oğulları Sabahattin,
Bilgin ve Yılmaz’ın da yardımıyla işlettiği dükkanını
1952’de kapatır. Oğullarından hiç biri, baba mesleğini
yapmaz. İbrahim Usta ise, kendi başına kurduğu
işi bırakıp, başka işletmelerin ustası olarak
pastacılık mesleğine devam eder.
Sırasıyla Ali Gün, Niyazi Aktuğ,
Metin Uzbay, Recai Sırmabıyık ve Fikret
Gün’le çalışır. 1976’da bir trafik kazası
sonucu vefat eder.
Müzeyyen Hanım, ata mesleği şekercilikten
öğrendiği en önemli şeyin, mesleğin inceliklerine
ait ayrıntılardan çok, hayatın bütün alanlarını
kapsayan şu sözlerinde gizlidir:
“Ne yaparsan yap,
sevgiyle yap.
Sevgiyle yapılmayan
hiçbir şey tat vermez!”
Üçüncü
Bölüm

ÜNYE’NİN
YAKIN GEÇMİŞİNDEKİ ŞEKERCİLERİMİZ
Niyazi Aktuğ
1911
Trabzon doğar. Babası Halil Efendi, Ünye’den
hemşerisi İsmail Soysal’ın çağrısı üzerine Saray
Hamamını çalıştırmak üzere Ünye’ye geldiklerinde,
Niyazi Aktuğ küçük bir çocuktur. 1927’de 16
yaşındayken Ahmet Eren Bey’in yanına şekercilik
ve pastacılık yapmak üzere girer. Çırak olarak
başladığı meslekte ustalaşır. Usta çırak ilişkisi
içersinde Ahmet Eren, Niyazi Aktuğ’un sadece
meslek erbabı olmasını sağlamamış, aynı zaman
da evlenmesine, dükkan açıp iş sahibi olmasına
da vesile olmuştur. 1942 yılı Niyazi Aktuğ için
çok önemlidir. Gemiyle eski memleketi Trabzon’a
kız almaya giderken yanında ustası Ahmet Eren
vardır. Dönüş yolundayken Ünye, 1942 Erbağ depremiyle
sarsılmış, denizde de hissedilen bu olay nedeniyle
yolculardan Ahmet Eren’in kızı Semin (İskender)Hanım,
korktuklarını söylemiştir.
1945
yılında ustası Ahmet Eren’den ayrılan Niyazi
Aktuğ kendi iş yerini açar. Hükümet Caddesinde
Gün Fırını karşına düşen blokta, Rasim Sırmabıyık’ın
yerini kiralar. 1980’de vefatına kadar, aynı
iş yerinde şekercilik ve pastacılık yapar. İstanbul’daki
Hayat pastanesinden esinlenerek Yeni Hayat
Pastanesi adını verdiği bu iş yerinde oğulları
Necdet ve Ahmet’le birlikte olur.
Niyazi
Aktuğ, ustalarından gördüğü bütün şekerleme
ve pasta çeşitlerini dükkanında yapar ve satar.
Ayrıca, o dönemde Ünye’de yeni imalatına başlanan
dökme bisküviler imal eder. Dükkanını
açtığı günlerden başlayarak, kendi ürettiği
şekerlemeler yanında, Samsun ve İstanbul’dan
hazır şeker getirip, dükkanında satmaya
başlayan ilk şekerci esnaflarındandır. Dükkanın
arka bölmesinde oluşturduğu atölyede, kendi
imalatı şekerleme ve pastalar yanında, sattığı
ürünleri vitrinde süsleyerek teşhir etmesiyle
tanınır. Eskiden beri fırın önlerinde satılmakta
olan ve Ünye’nin köylerinde imal edilen, beyaz
ve sütlü kahve renginde iki çeşiti bulunan cevizli
helva satışına başlar. Diğer helvalardan
farklı olarak, hurma pekmezi ile yapılan cevizli
helva, sert ve ağza yapışan haliyle hatırlanmaktadır.
Eskiden kullanılan tereyağı ve zeytin yağının
yerini, sanayi mamulü nebati yağlar alır. Artık
markalar dönemine girilmiştir. Vita yağı, Hasip
Halim Helvası, Bozkurt Helvası, Arı Bisküvileri,
Ender Şekerleri, Besler Bisküvileri raflarda
yerlerini alır. En gözde kağıtlı, yaldızlı ürünlerden
biri çikolatadır. Hazır mamüllerin satışa sunulmasının
öncülerinden biri Niyazi Aktuğ’dur. Bu işlemde
öncülük yapma nedenini, biraz da 1947’de bir
iş kazası sonucu, elinin yanması ve uzun süre
iş göremez hale gelmesinin rol oynadığı söylenir.
Niyazi
Aktuğ, son dönemde sattığı milli piyango biletlerini
saymazsak, pasta ve şekerleme dışında fazla
çeşide girmez. Kendisinden önce bu işi yapanlar
gibi bir ara oyuncak satsa da, dondurmacılık
yapmaz. Ancak, diğer esnafların avlayarak dükkanında
satışa çıkardıkları bıldırcınları, kendisi
hiç av yapmadığı halde avcılardan satın alarak
dükkanında satar. O dönem, bıldırcın avı yaygındır.
Her esnaf, avladığı bıldırcınların fazlasını
kafeslere koyarak dükkanlarının önünde halka
arz eder. Niyazi Aktuğ’ av merakı olmamasına
rağmen bıldırcın satar. Meslektaşı ve komşusu
Fikret Gün, avladığı bıldırcınları satan
son esnaftır. Özal Döneminde KDV bağlantılı
perakende fişinin zorunlu olması ve bıldırcın
alan bir müşterinin ısrarla fiş talep etmesi
üzerine bıldırcın satışından vazgeçmiştir.
Gün
Kardeşler
19. Yüzyıl
ortalarında Marmara Deniz’inden yola çıkan bir
gemi, Ünye’ye ulaştırmak üzere bazı aileleri
taşımaktaydı. Türksüleymanoğlu ailesi bunlardan
biriydi. Yıllar sonra Ünye’de fırıncılık, pastacılık
ve şekercilik yapacak olan Mustafa ve
Rıza Ali Gün kardeşler, işte bu gemiyle
gelen Türksüleymanoğulları ailesinin üyesiydiler.
Babaları İsmi Efendi öldüğünde Mustafa
7, Ali 4 yaşındadır.

Mustafa Gün ortada, bir otel açılışında
Mustafa Gün
Kurtuluş Savaşı sırasında İzmir’de
askerdir. Fırında çalışması gerekir. İlk fırıncılık
deneyimini, Fırıncı Mahmut Arın’ın babası Hüseyin
usta’dan edinen Mustafa Gün, burada mesleğini
ilerleterek, simitçilik ve benzeri ürünleri
öğrenir. Halen Ünye’de Gün fırınını çalıştıran
oğlu İsmet Gün, babasını anlatırken muhaberat
bölüğünde gösterdiği başarılarından söz eder.
Gazi Mustafa Kemal’in bir emrini teller kopuk
olduğu için iletemediklerini, savaş yıllarının
yokluğu koşullarında, telgraf tellerini bağlamayı
başardığı ve emrin ulaştırılarak ilgili tepenin
düşman elinden kurtarıldığını ifade eder.
Fırıncılık mesleğini askerde
öğrendikten sonra, Ünye’de fırıncılığa başlayan
Mustafa Gün, yanına kardeşi Ali gün’ü de alır.
Bugünkü Gün Fırını’nında faaliyete geçen kardeşlerin
fırını 1936’te geçirdiği bir yangın dışında
hiç kesintiye uğramadan günümüze kadar hizmetini
sürdürür. Pandispanya ve Ünye Lokumunu
tüm dünyaya tanıtan bu fırını halen Fırıncı
Mustafa Gün’ün oğlu İsmet Gün ve oğlu Ayhan
Gün çalıştırmaktadır.
Yazar Rıfat Ilgaz, 1923-24 yıllarının çocukluk
anılarını anlattığı Sarı Yazma adlı eserinde,
Ünye’de Fırıncı Mustafa ile kitap değiştirdiğini
yazar. Bu alış verişin hayatını yönlendirerek
yazar olmasında önemli bir tuttuğunu söyleyen
Ilgaz’ın Fırıncı Mustafa’sı, Mustafa Gün’den
başka birisi olmasa gerek. O dönemde iptidaiye
bitirip okuryazar olan sayılı kişilerden biridir.
Fırıncılık mesleğinde ise, belki de okul bitiren
tek kişi Mustafa Gün’dür. Öğrenime verdiği önem,
oğlu Lütfi’yi Lise’de okuması için ta Trabzon’a
göndermesinden bellidir.

1953’te
Ali Gün,
kardeşi Mustafa ile çalıştırdığı Gün Fırınından
ayrılarak, fırının bitişiğine pastacılık ve
şekercilik üzerine dükkan açar. Günsarayı
adıyla açtığı bu dükkan, aynı ticari unvanla
Ünye’de yılarca hizmet verir. Ali Gün’ün üzerinde
mesleğin duayenlerinden Ahmet Eren’in etkisi
büyüktür. Sadece zanaatını değil, Ahmet Eren
işyerini kapatınca, edevatlarının bir bölümünü
de Ali Gün’e devreder. O yıllarda esnaflık yapabilmek
için en az üç esnaftan referans gereklidir.
Ali Gün’ün referansları; Ahmet Eren, Mustafa
Ebrüşüm ve Hüseyin Diktepe (Topçu)’dur.
Ali gün, fırıncılık günlerinde
başladığı dökme bisküvi işine pasta çeşitlerini
ekler, şekerleme işini geliştirir. Şeker kıvamını
ve şerbet yapımını el yordamıyla kontrol eder.
Parmağı ile kaynayan şerbetin kıvamına bakar,
yanmasın diye parmağını suya sokmaz, işine devam
eder. Uzun fındıklı kurabiyeleri ile tanınır.
Bir başka yönü daha vardır ki, dönemin Saray
Caddesi çocuklarının anılarında özel bir yeri
vardır. Dörtyol’un üstündeki evine giderken,
her Salı günü öğle üzeri, Saray Hamamı önünde
yoluna çıkan çocuklar, “Ali Dede, Ali Dede…
Sen çok yaşa!” diye tempo tutarak evine kadar
eşlik ederlermiş. Amaç, ellerindeki elmanın
şerbet kazanına daldırılmasıdır. Her defasında
Ali Dede’yi ellerinde elma ile çocuklar karşılar,
karşılığını mutlaka alırlarmış.
Ali
Gün Bey, 1973 yılında gittiği Hac faraziyesi
sırasında ölür. Hacca gidip dönemeyen diğer
hacılar gibi Hicaz’da gömülür. Ahmet Eren’in
mermer tabyasında son dökülen şeker, Ali Gün’e
aittir ve Ünye’de atölye işi, el ürünü son şekerdir.

Baba Ali Gün, büyük oğlu Fikret Gün ve küçük oğlu Arif
Gün
Ali
Gün’ün oğullarından Taylan dışında, diğer iki
oğlu da baba mesleğini icra ederler. 1955
yılında büyük oğlu Fikret Gün’ün askerden
dönüşüyle birlikte Günsarayı adlı iş yerini
oğluna devreder. Fikret Gün, yaşadığı dönem
gereği hazır şekerlemelerin satıcısı ve pasta
imalatçısıdır. 1966’da Sedir Pastanesi
olarak adı değişen ve oturma grupları eklenen
pastaneyi Oğlu Ali askerden gelene kadar Fikret
Gün çalıştırır. Yine bir askerlik dönüşü nedeniyle,
1995’de pastaneyi oğlu Ali Gün’e devreder
ve adı Rüyam Pastanesi olarak değiştirilir.
Böylece babadan oğla geçen meslek kariyerlerini
bir aile geleneği olarak sürdürürler. 2002
yılında kendi mekanları olan yan tarafta daha
büyük bir mekana taşırlar. Ünye’de oturma gruplu
modern pastane işletmeciliğinin öncülüğünü yaparlar.

Elif Pastanesi Recai Sırmabıyık
Arif
Gün
ise, Ünye’de pastacılık zanaatında öne çıkan
isimler arasına girer. Ünye’de pastane niteliğine
sahip masalı, sandalyeli ilk pastanesi olan
Elif Pastanesi’ni açar. 1968 yılında
açılan Elif Pastanesi’nin Arif Gün’den başka
diğer ortağı Recai Sırmabıyık’tır. Asıl
mesleği muhasebecilik olan Recai Sırmabıyık,
ortağı Arif Gün’ün ayrılması nedeniyle, zorlanır,
yanına İbrahim Okumuş’u usta olarak alır
ve 14 yıl Ünye’de pastanecilik yapar.

Metin Uzbay
Niyazi Aktuğ’un yanına 10 yaşında
çırak giren Metin Uzbay, 1935 Ünye doğumludur.
Dört yıl yanında çalıştığı ustası Niyazi Aktuğ’dan
ayrılırak, evde imal ettikleri pastaları seyyar
tablalarda satar. 1957’de askerlik dönüşü üç
yıl ustası Niyazi Aktuğ’la ortaklık yapar. 1960’da
Gür Şekerleme adıyla kendi iş yerini
açar.
Ortaçarşı’da bugün Sagra’nın
bulunduğu yerde açtığı iş yeri bir zamanlar
Cevdet Gemici’nin Çamlık Gazoz’u imalathanesidir.
Metin Uzbay, bu mekanda otuz yıl pastacılık
ve şekercilik yapar. Ünye Lokumunu ticari anlamda
piyasa süren O’dur. 1990’da yine aynı cadde
üzerindeki yeni iş yerine geçen Uzbay, halen
bu mekanda şekercilik ve pastacılık mesleğini
sürdürmektedir. Ünye’ye özgü fındıklı uzun pastaları
günümüzde hala imal eden zanaatkardır. Üç oğlundan
biri olan, Cumhur Uzbay’la birlikte mesleğini
icra eden Metin Uzbay’ın küçük oğlu Uğur Uzbay
Ziraat Mühendisi, büyüğü Gülhane Hastanesi Farmakoloji
ABD Başkanı Prof Tayfun Uzbay’dır.
Metin Uzbay Gür Şekerleme’yi
açtığı ilk yıllarda iki masa ve sandalye, koltuk
atar. 1965 Yılında Ünye’ye gelen Radar’ın etkisiyle
oturma yerleri ihtiyacı doğduğundan, Metin Uzbay
mekanını pastaneye uyarlamada gecikmemiştir.
Servis yaptığı ilk müşterisi Ahmet Kavaklıoğlu
ve eşi Mahmure Hanım’dır.
Metin Uzbay’ın yetiştirdiği
Katip Usta (Nevzat Ağaç), bir dönem Bakırcılar
arastasında kendi iş yerini açar. Metin Uzbay’ın
kardeşi İsmet Uzbay ise, Hükümet Caddesinin
Cumhuriyet Meydanı’na bakan köşesinde Filiz
Şekerleme adıyla 1963-71 arası faaliyet
gösterir. Mesleğini değiştirip ağabeyi gibi
denizci olmaya karar verir.
Pastacılık ve Şekercilik mesleğinin
sürdürüldüğü iş yerleri daha çok Hükümet Caddesi’ndedir.
Cumhuriyet Meydanıyla Döner Çeşme Meydanı arasında
kalan bu alanın dışında zaman zaman açılan pastanelerden
bazıları Yalıkahvesi’ndedir. Çamlık Gazozu imal
eden ve dondurmacılık yapan Cevdet Gemici,
belli bir dönem Yalıkahvesi’nde Gülşen Şekerleme
adıyla çalışır.
Ünye’de babadan oğla geçen zanaatçılık
geleneğinin bir başka örneği Niyazi Aktuğ ustanın
oğlu Ahmet Aktuğ’dur.
Çocukluğundan
itibaren babasının yanında baba oğuldan çok, usta
çırak ilişkisi çerçevesinde şekillenen meslek
hayatı, ağbeyinin başka mesleğe yönelmesi nedeniyle
şekercilik ve pastacılık olarak olarak ortaya
çıkar. Ahmet Aktuğ İlkokulu bitirir bitirmez,
bu zanaatın içindedir. Babası olan ustasından
öğrendiklerini çocuk yaşta uygulamaya koyar. 1980’de
babasının vefatından bir yıl sonra, babasından
devraldığı Yeni Hayat Pastanesini 50metre
öteye, şu an Alver Eczanesi’nin olduğu yere taşır.
Ünye’de ilk aynalı vitrin burada kullanılır. Promosyonlu
satış ve yaş pasta imalatı Ahmet Aktuğ ile önem
kazanır. Pastadan gelin damat çıkaran, düğünlerde
ilk açık büfe uygulamasını getiren, atölyesinde
ilk elektrikli taş fırını kuran, zaman ve sıcaklık
ayarlı ilk fırını Ünye’ye getiren Ahmet Aktuğ’dur.
1992’de Gözde Pastanesi adıyla
bugünkü yerine geçer. Ahmet Aktuğ’un Gıda Mühendisliği
eğitimini gören oğlu Kenan Aktuğ, muhtemelen
askerlik dönüşü babasından işyerini devralacaktır.
Tıpkı yıllar önce babası Ahmet Aktuğ’un, dede
Niyazi Aktuğ’dan bu mesleği devraldığı gibi
devralarak Ünye’de şekercilik ve Pastacılık
yapacaktır.
Son dönem Ünye’nin şekerleme
satışı ve pastacılık alanında faaliyet sürdüren
iş yerlerini saymak gerekirse:
Hanımeli, Nozona,
Kardelen, Birtat, Yunus Emre, Torunoğlu
Unlu Mamülleri, Gürcüoğlu ve Efe
Pastaneleridir.
2006’da açılan
Kalek Unlu Mamulleri Fabrikası ise, ÜNSAN
ve bir çok fırın sahibinin bir araya
gelerek oluşturduğu modern bir tesistir.
Ünye’nin değişen çehresi gibi,
bu mesleğin geçmişi de değişimi beraberinde
getirir. Her meslekte yaşanan anılar vardır,
kulaktan kulağa bir sonraki kuşağa aktarılır.
Pastacı ve şekerlemeci Fikret Gün çocukluk yıllarından
şu anıyı günümüze taşır…”Sahile yanaşan gemilere,
kayık veya çaparlara binip öyle ulaşırdık” diyor.
“Pasta, çörek, turşu satar, okul harçlıklarımızı
çıkarırdık”. “Bulut yağından ciğer” diye bağırılarak
satılan bir ürün vardır. Duyanların dikkatini
çeker. Bu ciğer, meğer yağmur suyunda pişirildiği
için böyle seslendirilirmiş.
Mesleğin
çilekeşlerinden
İbrahim Okumuş usta, sık
sık iş yerini değiştirmektedir.
Bir ara Erzurum’dadır.
Fırına getirilen bir tepsi
dikkatini çeker.
Tepsideki lokumları fırından
çıkınca, almaya gelen genç kıza “nerelisin?”
diye sorar.
Beklediği cevap gecikmez:
“Ünyeliyim!”
Lokum hamurunun biçiminden
ve tepsideki dizilişinden bellidir.
Bu lokum Ünye’ye aittir.
Ve İbrahim Usta, bu hamurun bir Ünyelinin elinden
çıktığını yakalayabilecek kadar usta bir Ünyelidir.
Ünye’de bir çok meslek dalının
oldukça eski bir tarihi vardır.
Şekercilik ve pastacılık
konusunda ülkemizin bir çok yöresinden geride
kalmadığı halde, İstanbul gibi büyük yerleşim
bölgelerine taşınarak alanında fabrika kuran,
markalaşan bir isim çıkmamıştır. Kasko, Mado,
Eti, Ülker, Arı, Besler, Ender, Güllüoğlu ve
benzeri markaların çoğu çıkış noktaları, Ünye’dekiler
gibi mütevazı atölyelerden olmuştur.
Bugün Ünye’de gösterişli vitrinleri, ışıklı
tabelaları, geniş ve modern mekanlarıyla şekerleme
satılan, pastacılık yapılan iş yerleri vardır.
Mesleğin yeni kuşak erbapları, ölçülü ölçekli
düzen içinde hamurlarını otomatik mikserlerde
yoğururlarken, modern fırınlardan çıkan ürünlerini
satarlar. Şekerleme zanaatı ise, elektronik
donanımlı modern tesislere bırakılmış, zanaatın
tüm incelikleri, o mütevazı atölyelerle birlikte
tarihe gömülmüştür..
Büyük sanayi komplekslerinde,
dev kazanlarda, elektronik donanımlı fabrikalarda
üretilen şekerlemeler, süslü ambalajlar içinde
yalnızca şekercilerde değil, bakkallarda, marketlerde,
hiper-süper tüm mağaza departmanlarında bol
miktarda mevcuttur.
Aktuğ Ustalar, Gün Ustalar, Ahmet Eren Ustalar
ve Pişkin Ustalardan kalan eski usul şekerlemeler
o günlere yetişmiş olanların belleklerinde hoş
bir anı olarak kalacaktır. Horoz şekerleri,
ceviz helvaları, kuru fındıklı pastalar, unutulmaya
yüz tutmuş tatlar arasına çoktan girdiler bile.
Eski bayramların sevincini duyumsarken, belki
biraz buruk ama mutlaka o günleri yaşamanın
mutluluğu içinde damağımızda oluşan o bize yabancı
olmayan tadı hissedeceğiz.

Not:
Bize bu çalışmamızda
ilham kaynağı
olmakla
yetinmeyip maddi imkanlarıyla destekleyen
Ahmet Aktuğ’a,
Hizmet TV’ye,
Bilgi ve
belgeleriyle katkıda bulunan;
İlhan Eren’e,
Müzeyyen
Pişkin,
Ahmet İhsan
Pişkin’e,
Recai Sırmabıyık,
Cevdet Gemici,
Yılmaz Okumuş,
Metin Uzbay,
İsmet Gün
ve
Fikret
Gün’e
teşekkürü
borç biliriz.