Hafta sonu Bir Ağabeyimizin
kızının düğününe iştirak etmek üzere iki araçla
Ankara’ya gittik.. Son iki yıldır tv ve gazetelerde çokça methiyesi
geçip reklamı yapıldığı için Beypazarı’nı da
ziyaret etme niyeti ile ailece gittik. Biz Cumartesi akşamı birkaç saatliğine
Ankaraya gidip gelirken eş ve çocuklar düğüne gelmeyip
Beypazarında kaldılar..
Ankaraya gidiş-geliş güzergahı
olarak Akyazı-Kuzuluk-Mudurnu-Nallıhan-Beypazarı istikametini
tercih ettik. Gidişte Mudurnu ve Nallıhan’a da uğradık…
Mudurnu’yu ve özellikle de Beypazarını
görünce inanın Ünyemizin neler kaybettiğini ve hala kaybetmekte
olduğunu ama buna rağmen fırsatın henüz tam olarak
kaçmamış olduğunu kendimce gözlemledim… Gerçi aynı
şeyleri yıllar önceki Safranbolu ve Kastamonu ziyaretlerimde de düşünmüştüm
ancak oraların günümüze aktarılan ciddi bir kültürel geçmişi ve
altyapısı vardı ancak inanın Beypazarının
turistik yönü tamamen tanıtımın sonucu doğmuş bir
özellik…
Ben, tv ve gazetelerin “gezelim –görelim” türünden
hazırladıkları, belgesel mahiyetinde veya eğlence
mahiyetindeki çalışmaları rastladığımda izlemeye
çalışırım. Ankara Beypazarının son iki
yıldır tanıtımını yapan bu tür program ve
yazılara çok rast geldiğimden ben de görmek istedim… İki günlük
Beypazarı ziyaretimde, gördüm ki aslında her şey
tanıtım ve tanıtıma esas teşkil edecek birkaç
altyapı çalışmasının sonucu. Ama bunun da ötesinde
istek ve niyet….
 |
Ankara-Beypazarı |
Resmi yetkililerle değil ama çarşı
esnafının üçte biri ile sohbet ettim: Lokantacılar, otelciler,
tatlıcılar, demirciler, bakırcılar, dokumacılar, kalaycılar,
çaycılar, çorbacılar, fırıncılar.. Edindiğim
bilgilere göre;
Birkaç yıl öncesine kadar cılız
birkaç faaliyet dışında turizm diye bir şey yokmuş..
Tarihi Beypazarı evleri denilen evlerin büyük
bir bölümü harabe bir kısmı da yıkık vaziyette imiş..
Eski çarşısı olan yerdeki esnaflar kepenk kapatma
noktasında imiş.. Göç alabildiğine ileri safhada imiş…
Tarımsal faaliyetler zayıfmış
vs.. vs.. yani her hali ile kötü bir Beypazarı….
Ama gelin görün ki bu gün gelinen noktada
müşteri ile ilişki kurmasını, selamlaşmasını
dahi bilmeyen personellerine rağmen haftasonları tıklım
tıklım dolan otelleri, lokantaları, ölmüş olan
gümüşçülüğün yeniden canlanması ile ortaya çıkan
gümüşçüler çarşıları, kapatılma aşamasında
iken bugün yeniden canlanan eski çarşısı, ürünleri para etmeye
başlayan köylüsü, tamir ve restore edilen evleri ile ve hepsinin etkisi
ile azalan işsizlik, canlanan şehir hayatı, sosyal hayatı,
ekonomik hayatı ile yepyeni bir Beypazarı…
Edindiğim bilgiler ışığında
neler yaptıklarını kısa ve özet olarak aktarayım:
Belediye başkanı öncülüğünde,
müteşebbisler, sivil toplum örgütlerinin ve halkın
katılımı ile eski evleri restore etmişler.. Restorasyon
illa da bildiğimiz anlamda evlerin eski haline getirilmesi amaçlı
değil nerede ise çok büyük bir bölümünün sadece dış cephelerini
düzelterek yapılmış… Hatta şehir içinde sıralı
tarihi görünümlü binaları sordum bugüne kadar bu güzel hali ile nasıl
kaldı diye… Meğer bu binalar, önceden bildiğimiz betonarme
binalar iken sadece çatı ve pencere kenarı süsleri ile bu hale
gelmiş… Yani işin çok büyük bir bölümü “imaj” oluşturmaya
yönelik
 |
 |
Restore edilmiş Beypazarı evleri |
Yeni oteller ve pansiyonlar açılmış tarihi
evler turizme kazandırılmış, yöresel bazı ürünler öne
çıkarılmış: Yöreye özgü tatlılar, başörtü ve
yazmalar, çayla yenilen Beypazarı kurutması.. Esasen çoğu
Antep’ten gelen ama misafirlere yöresel el yapımı ürünler olarak
tanıtılan bakır kap kaçaklar..
Özellikle gümüş ürünleri, telkariler… Bunların
da çoğu İstanbul da yapılmasına rağmen yöresel ürün
olarak lanse ediliyor..
Bir de eski çarşıyı tarihi bir
imajla tanıtıp canlandırmışlar.. Olmuş tarihi ve
Turistik müthiş (!) Beypazarı… Duyan geliyor, duyan geliyor..
Ve kısaca özetlemeye çalıştığım
tüm bu ürünleri ve çalışmaları bir müddet basın yayın
organları ile tv lerde tanıtmışlar, gazetecileri
televizyoncuları ısrarla davet etmişler, konuk etmişler,
gönüllerini hoş tutmuşlar… Turist sayısını % 1000
artırmışlar ve yakın hedefleri de yılda 1.000.000
yerli, 100.000 yabancı turist…
Gördüğüm kadarı ile
tanıtımın içini dolduracak bir şey yok.. Ama
uğraşmışlar, didinmişler bir şeyler ortaya
koymuşlar.. Açıkçası çok takdir edilecek bir durum..
Ancak ısrarla belirtmem gereken bir şey
var ki bu gelişmelere rağmen Beypazarlılar Anadolu insanına
özgü yardımseverlik, mütevazılık, güleryüzlülük ve
alçakgönüllülük gibi özelliklerinden en ufak bir şey kaybetmemişler..
Bu özelliği her dükkana girişte, her selam verdiğiniz insanda
görebilirsiniz… Onca turiste onca gelişmeye rağmen hala hepsi ve her
yer buram buram Anadolu kokuyor… Bence işin en güzel reklamından biri
de özellikleri…
Ünyeyi seven ve iyi bilen saygıdeğer grup
üyeleri arkadaşlarımız bu açıklamalarımdan nereye
varmak istediğimi eminim çok iyi anlamışlardır..
Eğer Beypazarı kırın-kıracın
ortasında bir yer olarak yılda bir milyon yerli, 100.000 yabancı
turistin hedefini koyabiliyorsa, Ünye en kötümser rakamlarla iki
katını hedefleyebilir… Çünkü bizim deniz, doğa, kültür, tarih
başlıklarının içeriğini dolduracak tüm
altyapımız var..
Beypazarı bu seçeneklerden sadece kültür ve
tarihle bu aşamaya gelebildi ise biz nerelere gelebiliriz gerisini siz
düşünün… Yani bu anlattıklarım açısından
Beypazarı sadece örnek.. İlk etapta aklıma gelen Safranbolu, Amasra,
Bartın, Kastamonu, Dikili, Mudurnu, izmit-maşukiye, gibi yerler bu
türden yerlerin sadece bir kaçı…
Çok büyük projeler, hayaller, ütopyalar
peşinde koşup maceraya atılmaya gerek yok…

Ünye’nin inci gibi evlerini gösteren son
fotoğrafı
Ünye için en geçerli yatırımların
başında hatta en önemlisi turizmdir:
Fabrika kurmaya kalkışsanız kaynak
ve hammadde yokluğundan dem vuracak büyüklerimiz.. Üstelik
devamının gelip gelmeyeceği yatırımın karlı
olup olmayacağı belli değil. Tarımsal üretimdeki
çeşitliliği artırmak ürünü satamadığınız ve
makineli tarıma geçilmediği veya standardizasyonu sağlanmadığı
sürece çok rantabl değil.. Yer altı kaynaklarımız da hakeza
aynı nitelikte…
Ama bir an şöyle bir hayal kurun (Namı
Kemalin sözünü de hatırlayarak):
1-Güzel Ünye’mizin şehrin merkezi sayılan
Cumhuriyet meydanından pazaryerine kadar olan bölümdeki iki veya üç
katlı ve çoğu zaten eski olan işyerleri gerekirse sadece
dış cepheleri orjinale benzetilecek şekilde makyajlanmak sureti
ile restore edilse –ki plan ve programı belediye yapmak kaydı ile
esnaf bu işi kendisi de yapar- ve adeta tarihi bir görünüm sağlansa
(sakın olmaz demeyin araştırdım Beypazarlılar bu
işi çok ucuza ve kolay halletmişler) Araştırmadım ama
belki de bu işler için Avrupa birliği fonlarından bile
faydalanılabilir.
2-Aynı şekilde Cumhuriyet
Meydanından bakıldığında içine Saray Caminin
arkasından, kadılar yokuşu ve çevreyi de kapsayacak yerlerdeki
binalardan hala ayakta olanlar orijinal hali restore edilip ziyarete
açılsa veya otel, pansiyon, cafe ziyaret yeri olarak hizmete sokulsa
yanındakilerden apartman özelliğinde olmayan iki üç katlılar da
sadece dış görünüşleri ile Ünye mimari yapısına uygun
şekilde düzenlenebilir. (Emin olun sadece çatı ve pencerelerin
düzenlenmesi ile bile o kadar güzel bir görünüm oluşuyor ki
şaşırırsınız. Bu otantik yapı insanı
çok derinden etkiliyor ve hakikaten çok değişik duygular
yaşatıyor.)

Artık anılarda
kalmış Ünye silüeti
Ünyemiz için bu proje kapsamında tek engel
yeni yapılan hükümet binası.. O bina orada olduğu sürece arka
taraftaki panoramayı ne kadar güzelleştirirseniz güzelleştirin
bu görsel güzelliği sergileyemezsiniz ve sergileyemediğiniz sürece de
yaptıklarınız manasız kalır..
3-Orta Cami çevresi ve Bakırcılar
arastası ile civar sokaklar adeta tarihi kimliği ile düzenlenerek
alışveriş yerleri halinde lanse edilebilir.
Satış için Ünyenin tarihine uygun
bakır kaplar ile çömlek ürünleri satışa takdim edilir… Minik
sepetler (gıdıklar, heyler) yapılır.. Gerekirse bu
ürünlerin yapılacağı atölyeler kurulur..
4- Fındığın envai çeşit
ürününün satılacağı shoplar açılır…
Küçük bir yöresel ürünler pazarı kurulabilir.
5-Civar araç trafiğine kapatılır
6-İzmir Belediyesine satılan eski Arnavut
kaldırım taşları milyon misli fiyatla oradan geri
alınır.. Bu olmazsa eskiye benzer taşlarla döşenmelidir..
Latife kabilinden gelebilir ama hakikaten bu çok önemli bir detay…
7-Eski hamam ile saray hamamı ve birkaç ev ve
birkaç sokak öne çıkarılır ki imajın azıcık ta
olsun içi doldurulur…
8-Deniz turizmi gelişigüzel bir şekilde
devam ediyor… Ancak bu ayrı bir tartışmanın konusu
olduğu için detaya girmeye gerek görmüyorum. Ama yatak kapasitesi ve
kalite hala çok düşük.. Üstelik plajlarımızın
kullanımı hiç ama hiç düzenli ve programlı değil..
İşletmelerin insafına terkedilmiş..
9-Ayrıca doğal güzelliği öne
çıkan birkaç nokta tespit edilerek buraların ayrıca
tanıtımı yapılabilir. Buralara gelen turistler için turlar
organize edilebilir. Kale, Çamlık, Çataltepe, Yayla turları vs vs.
10-Kısa mesafeli deniz turları
düzenlenebilir.
11-Sahildeki cefe, çay bahçesi, oturma ve seyirlik
yerleri turistik amaçlı düzenlenir ve ihtiyaca cevap verecek modern bir
anlayışla tezyin ve tefriş edilir.
12-Detaylandırma aşamasındaki ortaya
çıkacak durumlar değerlendirilir.
 |
 |
Birbir yok olmuş Ünye evlerinden son
direnenler |
Sevgili Arkadaşlar,
Bu saydıklarımın hiçbiri ama hiçbiri
imkansız olmadığı gibi yapılması zor şeyler
hiç değil..
Biz Ünyeliler Grubu olarak bu ateşin
kıvılcımını çakabilecek kuvvet ve kudretteyiz.
Biz sayın Belediye Başkanımıza
bu anlamda somut bir proje hazırlaması için teklifte bulunuruz. Konu
ile ilgili örnekleri anlatırız. Sayın Başkanın
yapacağı iş konuyu projelendirmek ve destek aramak
olacaktır. Görevlendireceği kişiler bu örnekleri
araştırıp Ünye için en güzel projeyi
hazırlayacaklardır. Desteği her yerden arayacaktır sanayi
odasından, ticaret odasından, esnaf odalarından, esnaftan ve
halktan, Ankara’dan, İstanbul’dan, bürokrasiden, elinden gelen her yerden….
Projesini anlatacak ve destek isteyecektir. Ayrıca kaynak arayacaktır
Avrupa Birliği Fonlarından, Kültür Bakanlığı
Fonlarından, Turizm Fonlarından, Vakıf fonlarından… Ama
asıl kaynağı esnaf kendi sağlayacaktır. Çünkü bu
sayede hem kendi hem de Ünye kazanacaktır.
Sonra tv ve gazetelerden yetkililer davet edilecek
ve programlar yaptırılarak güzel yazılar yazılması,
haberler yapılması sağlanabilir. Gerekirse reklam kabilinden
haberler de yaptırılabilir. Ayrıca bir Ünye festivalinde konunun
önemi anlatılarak Ünyeli her bir ferdin olayın ciddiyetini
anlaması ve bire bir-kulaktan kulağa yoğun bir reklam
kampanyası yapması sağlanabilir.
Böyle yapılırsa ne olur:
Ünye’miz ve Ünyeliler hak ettiği yeri bulur.
Ekonomi, işsizlik, istihdam, mafya
konularında iyiye dönük iyileşme olur.
Kötü şeyler azalır.
Göç azalır.
Yozlaşma azalır
İyi şeyler artar..
Kültürel zenginlik artar.
Şehrin zenginliği artar.
Ülke ekonomisine katkı sağlanır.
Vs. Vs.
Ama hepsinden önemlisi bunu yaparak Ünye’ye hak
ettiğini kazandırmada önayak olan belediye başkanının
heykelini Cumhuriyet Meydanına dikerler…
Ancak böyle bir güzelliğin
kıvılcımını çakan Ünyeliler Grubunun hikayesi Ünye
Efsaneleri arasında number one hikaye olur, gelecek kuşaklar bunu
anlatır.
Bu güzel işi yapanların hem dünyada, hem
ahirette bu yaptıkları karşısına çıkar..
Saygılarımla.
Kadir ÖZDEMİR
Avukat