Ünye’nin
çok eski ve köklü bir tarihi vardır. Kuruluşu tarih öncesi
çağlara yani yazının kullanılışından daha eskilere kadar
uzanmaktadır. Bu tarihi,
1)
En eski dönem
2) Türk fetihlerine kadar olan dönem
3) İlk fetihlerden Osmanlılara kadar olan devre
4) Osmanlı dönemi
5) İstiklal harbi ve Cumhuriyetten günümüze kadar geçen
dönem olmak üzere beş bölümde incelemek faydalı olacaktır.
1.TARİH ÖNCESİ DÖNEMDE ÜNYE ve ÇEVRESİ
Yapılan araştırmalar Ünye ve çevresinin Anadolu’daki en
eski yerleşim yerleri arasinda oldugunu göstermiştir.
Ünye çevresinin prehistorik dönemi ile ilgili olarak en
geniş çapli araştirma, kendisi ve Ünyeli olan Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Arkeoloji Bilim Dali Profesörlerinden
rahmetli Kiliç Kökten tarafindan yapilmiştir.
Kılıç Kökten’in Ünye’nin doğusunda Yüceler köyü civarındaki
mağaralarda 1944-45 yıllarında ve 1963 yılında Cevizdere
vadisinde yaptığı kazılar sonucu, bu yörede milattan önce
kazılarda yontma ve cilalı taş devirlerine ait aletler
ve silahlarla toprak kapların yanı sıra, insan ve evcil
hayvanlara ait iskelet parçaları da bulunmuştur. Araştırmalar
esnasında bulunan çakmaktaşından bir el baltası, Alt Paleolitik
döneme aittir ve Karadeniz kıyılarında elde edilen en
eski buluntu olma özelliğini taşımaktadır.
Bunun yanı sıra Orta ve Üst Paleolitik dönemlere ait olarak
da ikili dilgi kazıyıcı, yuvarlak kazıyıcı, dilgi çakı,
tekli diş çentikli yonga uç kazıyıcı, iri yonga kazıyıcılar
gibi çeşitli çakmaktaşı aletler elde edilmiştir. Bütün
bu bulgulara göre, Ünye çevresinde (M.Ö.)XV.bin yıla kadar
uzanan bir yerleşik hayat olduğu kesin olarak anlaşılmıştır.
2.TÜRK
FETİHLERİNDEN ÖNCE ÜNYE
Ünye ve çevresinde yazılı tarihlerde adı geçen ilk topluluk
Kaşkalardır. MÖ 2000’lerden itibaren tarih sahnesine çıkan
Kaşkalar bugünkü Sinop ile Perşembe arasındaki bölgede
yerleşmişlerdi. Kaşkalar’da hem göçebe hem de yerleşik
hayat tarzi vardi. Kaşkalar zaman zaman Iç Anadolu’daki
Hititlerle savaşmişlar ve onlar için yönelen kuzeyden
en önemli tehdidi oluşturmuşlardir. Zaman zaman Kaşkalar
Hitit başkenti Hattuşaş’a (Boğazköy) kadar ilerlemişlerdi.
Hititlerin Kaşkalar’ı durdurduğu hatta kısmi egemenlik
altına aldıkları dönemler olduysa da, bu dönemler kısa
süreli ve geçici olmuştur. Bu iki komşu ve düşman kavmin
ömrü MÖ 12.yüzyılda sona erdi.
Sonraki devirde uzun bir süre Ünye çevresi tam bir devlet
yapısı olmaksızın Asya kaynaklı ve Hititlerden arta kalan
insan topluluklarının yaşama alanı oldu. MÖ 9.asından
itibaren, İskitler bu bölgeyi ele geçirdi. İskit devletinin
ağırlık merkezi Karadeniz kuzeyi idi ve Türk asıllı unsurlar
bu devlette önemli yere sahipti. Muhtemelen İskit ordularında
kadınların da bulunması sebebiyle Amazonlar efsanesi ortaya
çıktı. Amazonlarla ilgili olarak aktarılan bilgilere göre,
bunlar tamamen kadınlardan oluşan, savaşabilmek için bir
memelerini kesen savaşçı bir topululuktu. Günümüzde, tarihte
tamamen kadınlardan meydana gelen bir Amazon topluluğunun
bulunduğu tarihçilerce kabul edilememektedir.
MÖ 8.yüzyıldan itibaren Ege denizi kıyılarındaki kolonilerden
gelenler Karadeniz kıyılarında ve bu arada Ünye’de koloniler
kurdular. Daha önce Sinop’ta koloniler kuran Miletli koloniciler
gelerek bugünkü Ünye şehrinin bulundugu yerde ticaret
kolonisi kurdular. Böylece Ünye şehrinin kesin olarak
kuruluşu yaklaşik MÖ 750 tarihlerini bulunmaktadir. Ünye
ve civarinda bu siralarda Khalibler adindaki bir kavim
yaşamaktaydi ve demircilikle ugraşiyorlardi. Bu demir
madenleri son asirlara kadar işletilmeye devam edilmekte
idi. Bazi tarihçilere göre, Yunanlilar çelik elde etmeyi
Khalibler’den öğrenmişlerdi.
İran’da kurulan Med İmparatorluğu doğu Anadolu’yu aldıysa
da, hakimiyetini Karadeniz kıyılarına kadar yayamadı.
Fakat Medler’in yerine geçen Persler’in hakimiyet sahası
daha geniş oldu. MÖ 550 yılında Pers imparatoru I.Darius
bütün Anadolu ile beraber Ünye bölgesine de hakim oldu.
Bölgede şiddetli bir dirençle karşılanan Pers hakimiyetini
güçlendirmek için I.Darius bölgeye güçlü ve zorba valiler
gönderdi. “Satraplık”denilen vilayetlerdeki bu valilere
“Satrap”adı veriliyordu.
Makedonyalı İskender MÖ 331 yılında Persler’i yenerek
topraklarını ele geçirdi. Fakat Anadolu’daki Pers satraplıkları
üzerinde kesin bir hakimiyet kuramadı. Pers asıllı yöneticiler
özerkliklerini sürdürmeyi başardılar. İskender’in ölümünden
sonra ülkesi parçalandı. Karadeniz kıyılarında Pontus
Devleti kuruldu.
Pontus Devletinin kurucuları eski Pers İmparatorluğu’nun
asilleri olup,Yunanlı değillerdi. Devlet gelenekleri Persler’le
aynıydı. Onlar gibi Ahuramazda (hürmüz) adındaki iyilik
tanrısına tapıyorlardı. Bir süre sonra sahildeki ticari
koloniler de Pontus’a bağlandı. Pontus Devleti zamanla,
özellikle Makedonyalı prenseslerle evlenme ve Helen kültürüne
meyletme sebebiyle eski özelliklerini ve gücünü kaybetti.
Günümüzde Kale köyünün sınırları içinde bulunan Ünye kalesi
muhtemelen ilk olarak bu dönemlerde kullanılmaya başlandı.
MÖ I.yüzyılda, roma İmparatorluğu ile Pontus Devleti bölgenin
hakimiyeti için mücadele ettiler. Önceleri Pontus Devleti,
bölgedeki diğer kavimlerin de yardımı ile Roma’ya karşi
bazi başarilar elde etti. Ancak MÖ 71 yilinda Kelkit vadisinde
yapilan savaşta Pontuslular kesin olarak yenildiler. MÖ
63 yilinda Pontus Devletinin yikilmasi ile Ünye ve civarinda
Roma hakimiyeti kesinleşmiş oldu.
Roma imparatorlugu döneminde Ünye çevresi Pontus Polemoniacus
adiyla anilan bir uydu devlet şeklinde yönetilmekteydi.
Zalimligi ve garip davranişlari ile ünlü olan Neron, Imparator
olmadan önce bu bölgeyi yönetmişti. Roma Milattan Sonra
(MS) 395 yilinda ikiye bölününce, Ünye Dogu Roma (Bizans)
Imparatorlugunun sinirlari içinde kaldi.
Bizans döneminde de Ünye çevresi, yönetim merkezi Niksar
olan Pontos Polemoniacus adindaki bölgede yer aldi. Islamiyet’in
yayılma dönemindeki ilk kez 715 yılında Emevi orduları
Canik bölgesine kadar geldi. 733-739 yılları arasında
Samsun civarı Arap egemenliğinde kaldı.
Abbasiler devrinde, Malatya bölgesindeki üsten hareket
eden ve mühim bir kısmı Türklerden meydana gelen islam
orduları Bizans topraklarına sık sık akınlar düzenleniyor
ve bunların bazıları Canik bölgesine kadar uzanıyordu.
843 yılında Ünye civarını aldılar, ancak bu durum kısa
sürdü. Abbasilerin Türk komutanı Ahmed İbn inanç et-Türki
893 yılında bütün Orta ve Doğu Karadeniz bölgesini ele
geçirdi. Abbasi ordusundaki Türk komutanların Anadolu’da
Bizans’la yaptığı mücadelelerin hatıraları Seyyid Battal
Gazi destanları şeklinde dilden dile aktarılarak günümüze
kadar ulaşmıştır.
ÜNYE'NİN
ADI
Ünye’nin adı Latince ve Yunanca eski metinlerde İnaos,
Oenes, Oinoe, Oinoie, Onea, Oenoe, Unieh, Unie, Unia gibi
değişik şekillerde geçmektedir. Bütün bu değişik yazılışların
ONEY şeklindeki okunması uygun değildir. Eski metinlerde
geçen bu isimlerin okunuşu da yine ÜNYE adına daha yakındır.
Dolayısıyla Ünye’nin eski adının ONEY olduğu varsayımı
kesin doğru kabul etmek ve bunu adeta şehrin turistik
adı haline getirmeye çalışmak vahim bir hatadır. Ünye’nin
adı baştan beri hep ÜNYE idi.
3.İLK
TÜRK FETİHLERİNDEN OSMANLILARA KADAR ÜNYE
Tarih boyunca İskitler Sabirler ve Hunlar gibi çeşitli
Türk asıllı veya içinde Türk unsurlar da bulunan kavim
ve devletler Anadolu’ya ilgi göstermiş ve zaman zaman
da daha ziyade kisa süreli olmak üzere çeşitli fetihler
yapmişlardir. Abbasiler döneminde de, islam ordularinin
çogunlugu Türklerden meydana geliyordu. Bizans ile uzun
süreli savaşlar sebebi ile sinirlari korumak için Abbasiler
Dogu Anadolu’ya çok sayıda Türk ailesini yerleştirmişlerdi.
Ancak, Anadolu’nun tümüyle ve kesin olarak Türk vatanı
haline gelmesi Selçuklular döneminde olmuştur.
Selçuklular Anadolu’ya ilk kez, daha imparatorluk haline
gelmeden önce 1118 tarihinde Çağrı Bey komutasında keşif
mahiyetinde bir akın yapıtılar ve Orta Asya’da sıkışmış
olan Türk milleti için ikinci vatan toprağını seçtiler.
1137 tarihinde Büyük Selçuklu İmparatorluğunun kurulmasından
sonra giderek artan Selçuklu akınları ve Bizans ordusuna
karşı kazanılan Hasankale ve bilhassa Malazgirt zaferlerinden
sonra Anadolu tümüyle Selçuklu hakimiyetine girdi. Büyük
Selçuklu İmparatorluğu, eski Türk devletlerinin çoğunda
olduğu gibi, büyük bir konfederasyon şeklinde idi. Anadolu’nun
orta-batı kesiminde, başkenti İznik olan Anadolu Selçuklu
Devleti, orta-kuzey kesimlerinde de Danişmendliler Devleti
hakimdi.
1080 yılında Ünye dahil bütün Karadeniz sahilleri Büyük
Selçuklu İmparatorluğu’na bağlanmıştı. Büyük Selçuklu
Sultanı Alparslan’ın Bizans karşısında elde ettiği Malazgirt
zaferinden sonra, onun emri ve izniyle, çok sayıda Türk
beyi fethettikleri yerler kendi beylikleri saymak üzere
Anadolu’da fetihler yaptılar. Canik bölgesindeki fetihler
Danişmendli devletinin kurucusu olan Melik Ahmed Danişmend
Gazi tarafından başlatılmıştır.
DANİŞMENDLİLER
DÖNEMİ
Melik Ahmed Danişmend Gazi’nin asıl adı Taylur’dur. Bilindiği
gibi “Danişmend” kelimesi o dönemin yüksek eğitim kurumları
olan medreselerdeki “Doçent”seviyesindeki öğretim üyelerine
verilen ünvandır. İbn’ül Esir tarihinde Melik Ahmed Danişmend
Gazi’ye bu ünvanın Türkmen boylarına öğretmenlik yaptıı
için verildiği bildirilmektedir. Melik Ahmed Danişmend
Gazi Malazgirt savaşına bizzat katıldı ve zaferden sonra
Tokat, Sivas, Amasya, Çorum ve Niksar bölgelerini fethetti.
Hakimiyetini bu bölgelere komşu olan sahil bölgelerine
kadar genişletti. Danişmend Gazi 1085 tarihinde ölünce,
yerine oğlu Gümüştegin geçti.
Melik Ahmed Danişmend Gazi ile başlayan Danişmendli akın
ve fetihleri, Ünye ve Canik havalisinde insanların hafızasında
kalıcı biçimde yer etmiştir. Bu akın ve fetihlerle ilgili,
destani hayal unsurları menkıbelerle süslenerek zenginleştirilmiş
çeşitli efsane ve rivayetler günümüzde de bölge ahalisi
arasında anlatıla gelmektedir.
Danişmendli hükümdarlarının hepsi de halk tarafından Melik
Gazi diye anılmaktadır. Melik Gazi ile ilgili bölgede
yaygın olarak anlatılan bir rivayet şöyledir: Melik Gazi
Ünye Çataltepe civarında kafirlerle yaptığı savaşlardan
birinde yaralanmıştı. Kendisine, eğer bu yaradan dolayı
ölürse nereye defnedebilmek istediğini sordular. Atacağı
okun düştüğü yere gömülmesini söyledi. Çataltepe’ye çıkarak
yayını gerdi ve okunu attı. Bu ok, Niksar’a kadar gitti
ve vasiyeti üzerine Melik Gazi oraya defnedildi. Bu menkıbe,
bölgedeki ilk fetihleri yapmasının sağladığı yüksek itibarın,
Canik bölgesindeki Türkler arasında Melik Gazi’yi adeta
bir evliya mertebesine yükselttiğini göstermektedir.
Danişmendliler 1086 yılında Karadeniz sahillerine sefer
yaptılar ve Canik bölgesini ele geçirip Samsun’u kuşattilar.
Muhtemelen bugünkü şehrin tepesinde yer alan eski Samsun
şehrini ele geçiremediler. Bunun üzerine şehre üç kilometre
mesafede yeni bir şehir kurdular. Eski şehre “Gavur Samsun”adını
verdiler, yeni şehre ise “Müslüman Samsun” dediler. Müslüman
Samsun’un yeri muhtemelen bugünkü Samsun şehir merkezi
idi. Bu iki şehir uzun zaman komşu olarak yaşadi.
1096 tarihinde Türkler ve Islam dünyasina karşı başlatılan
Haçlı seferlerinin birincisi yapildi. Anadolu Selçuklulari
ve Danişmendliler kat kat üstün durumdaki düşmana karşi
çete savaşi agirlikli bir mücadele vererek, Anadolu’nun
merkezi kısmında toplanmak ve tüm sahil kesimlerinden
çekilmek zorunda kaldılar. Anadolu Selçuklularının ilk
başkenti olan İznik ile birlikte Ünye’de 1100’ler civarında
artık Bizans’a aitti. Haçlılar Anadolu’yu Türklerden temizlemek,
Kudüs’ü almak ve mümkünse bütün İslam topraklarını ele
geçirmek arzusundaydılar.
Ancak, Bizans ve Haçlıların umduğu gerçekleşmedi; Türkler
Anadolu’dan sökülüp atılamadı. Bir asır kadar Haçlılar
ve Bizans ile çetin mücadeleler devam etti. Anadolu Selçuklu
Devleti ile Bizans arasında 1176 yılında yapılan Miryokefalon
savaşında Bizans ordusu bir kez daha ve kesin olarak hezimete
uğrayınca, Bizans öve Hıristiyan dünyası artık Anadolu’nun
yeni bir Türk vatanı olduğu gerçeğini ister istemez kabul
etti. Bu tarihlerden itibaren Anadolu batılılar tarafından
Türkiye ve Türkomanya adlarıyla anılmaya başladı.
Danişmendli Gümüştegin 1100 yılında bir savaşta Antakya
Haçlı Prensi Bohemund’u esir edip Niksar’a hapsetti. Bu
olay ikinci ve büyük bir haçlı seferinin yapılmasına yol
açtı. Prens Bohemund’u kurtarmak için, Ankara’yı ele geçirdikten
sonra Niksar istikametinde ilerleyen Haçlı Ordusu Merzifon
yakınlarında Danişmendli ve selçuklulardan müteşekkil
10.000 kişilik Türk ordusu tarafından 1101 yılında bozguna
uğratıldı. Haçlı ordusunun beşte dördü imha edildi; küçük
bir kısmı Bafra’ya kaçarak gemilerle İstanbul’a ulaşabildiler.
Haçlilarla daha sonra yapilan çeşitli muharebeler de Türk
tarafindan başarisi ile sonuçlandi.
12.yüzyilin ilk yarisinda, Danişmendliler Anadolu’daki
en güçlü Türk devleti idi. Danişmendliler bir taraftan
orta ve bati Karadeniz için Bizans ile mücadele ederken,
bir yandan da Anadolu hakimiyeti için Konya Selçuklulari
ile çekişme içindeydiler. 1104 yilinda hükümdar olan Emir
Gazi zamaninda Danişmendli Devletinin gücü zirveye ulaşti.
Emir Gazi Anadolu Selçuklu devletinin tahtina da kendi
damadi I.Sultan Mesud’un çıkmasını sağladı. Malatya,Kayseri,
Kastamonu, Çankırı, Karadeniz sahilleri ve Sakarya bölgesine
kadar olan yerleri devletine kattı. Kilikya Ermenilerini
de vergiye bağladı. Bizans tahtına çıkmak için isyan edenleri
destekledi. Emir Gazi’nin 31 yıl devam eden bu parlak
devri 1134 tarihine kadar sürdü. Yerine oğlu Melik Muhammed
geçti.
Melik Muhammed devrinde Danişmendli devletinde iç karışıklıklar
çıktı. Bunu fırsat bilen Bizanslılar 1135 tarihinde Çankırı,
Kastamonu ve Karadeniz sahillerini işgal ettiler. Melik
Muhammed aynı yıl Anadolu Selçuklu hükümdarı I.Mesud ile
birlikte hareket edip Bizans tarafından işgal edilen toprakların
çoğunu geri aldı. Karadeniz sahil kesimleri ise Bizans
işgalinde kaldı.
1139 yılında Bizans’ın Niksar’ı ele geçirmek için giriştiği
büyük bir hücuma başarıyla mukavemet eden Melik Muhammed,
1140-1141 yıllarında da Karadeniz sahillerini ve Ünye’yi
Bizanslılardan ger ialdı. Fethedilen bu bölgelere büyük
miktarda Türkmen nüfus yerleştirilerek bölge emniyet altına
alındı. Melik Muhammed 1143 yılında öldüğünde, Danişmendli
devletinin sınırları Gürciştan, Mezopotamya, Çukurova,
Karadeniz sahilleri ve Sakarya boylarına kadar ulaşıyordu.
Melik Muhammed’den sonra Danişmendli Devleti Sivas Kayseri
ve Malatya merkezli üç kisma bölündü. Sivas-Amasya bölümünün
başina Melik Yagibasan geçti. Bu durumdan faydalanan Anadolu
Selçuklu hükümdari I.Mesud bir kisim Danişmendli topraklarini
zapdetti. Danişmendliler büyük ölçüde Anadolu Selçuklu
Devletinin himayesine girdiler. Bu arada Ünye ve bazi
Karadeniz sahilleri de Bizansin eline geçit. Melik Yagibasan
1150 yilinda bafra,Samsun ve Ünye’yi yeniden ele geçirdi.
Sultan I.Mesud ölüp Sultan II.Kılıç Arslan Konya tahtına
çıkınca, Anadolu Selçuklu Devletinin üstünlüğünü kabul
etmek istemeyen Melik Yağıbasan,kendisine müttefikler
buldu. Hatta, Selçuklulara karşı Bizans ile de anlaşıp,
buna karşılık 1157 yılında Ünye ve Bafra’yı tekrar Bizans’a
terk etti. Selçuklu ve Danişmendli ordulari iki defa karşi
karşiya geldi ise de, din bilginleri araya girerek, Haçlilar
ve Bizans ile savaşildigi böyle günlerde kardeşin kardeşle
savaşmasinin dogru olmayacagini söyleyerek kan dökülmesini
engelediler.
1162 yilinda Melik Yagibasan Sultan II.Kiliç Arslan’a
ait düğün alayını hücum edip yağmalayınca savaş kaçınılmaz
hale geldi. II.Kılıç Arslan ordusu ile Yağıbasan’ın üzerine
yürüdüyse de, Bizans ordusunca desteklenen Danişmendli
ordusuna karşı yenildi. Yağıbasan 1164 tarihinde öldü.
Melik Yağıbasan, güçlü bir şahsiyet olmakla beraber, hataları
da vardı. Daha önce çok güçlü bir şahsiyet olan Danişmendli
devletinin Anadolu Selçukluları karşısında ikinci derecede
kalmasını kabullenememiş, devleti eski gücüne kavuşturmak
için çareler aramış, fakat bu arada Selçuklulara karşı
Bizans ile ittifak yapmak ve Ünye’yi fethettikten sonra
bu ittifak uğruna geri verme gibi vahim hatalar da yapmıştır.
Yine de, Ünye’nin Türk hakimiyetine geçme aşamalari içinde
Melik Yagibasan’ın rolü çok önemlidir. Melik Yağıbasan’ın
adı da bölge ahalisi arasında yüzyıllar boyunca anılagelmiştir.
Ünye’nin Yağıbasan köyü de adını bu Danişmendli hükümdarından
almaktadır. Bilindiği gibi “Yağı” düşman, “basmak”ise
hücum etmek ve yenmek, manasına gelen has Türkçe kelimelerdir.
“Yağıbasan”da, düşmanlarina galip gelen kişi manasina
gelmektedir. Melik Yagibasan’ın türbesi Danişmendli meliklerinin
çoğu gibi Niksar’dadır.
ANADOLU
SELÇUKLULARI DÖNEMİ
Ünye’nin ve bütün Orta-Kuzey Anadolu’nun Türkleşmesi ve
Islamlaşmasinda mühim rol oyanmiş olan Danişmendliler
Yagibasan’dan sonra giderek güçlerini daha da yitirdiler.
Anadolu Selçuklu hükümdarı Sultan II.Kılıç Arslan 1176
yılında Bizans7a karşı Miryokefalon’de büyük bir zafer
kazandı. Bunun ardından Anadolu’da Türk birliğini sağlama
çabalarını arttırdı ve 1178 yılında bütün Danişmendli
toprakları Anadolu Selçuklu Devletine katıldı.
1170-1180
yılları arasında, orta asaya ve Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya
çok büyük sayıdaki Türkmen boyları göç etmiştir. Orta
Asya ve Maveraünnehir’e hakim olan Moğol asıllı Karahıtaylar’ın
baskısı sebebi ile meydana gelen bu göçler Anadola’da
bazı geçici sıkıntı ve çatışmalara yol açmıştır. Bu göçlerin
sonucunda, artık Anadolu’da Türkler nüfusun büyük bir
çoğunluğunu meydana getirmişlerdir.
Sultan II.Kılıç Arslan yaşlandığı için 1186 yılında eski
Türk devlet geleneklerine göre ülkesini onbir eyalete
ayırıp, her birinin başına oğullarından birini melik olarak
tayin etti. Kendisi ise merkezde olan Konya’da idi. Bu
meliklerinden Rükneddin Süleyman Tokat ve yöresine hakimdi.
Rükneddin Süleyman Karadeniz sahillerine sefer yaparak
Samsun ve Ünye bölgelerini Anadolu Selçuklu devletine
bağladı. Rükneddin Süleyman daha sonra 1196 yılında Anadolu
Selçuklu sultanı oldu.
1196 yılında Bizans imparatoru III.Aleksios Angelos bir
filo göndererek Samsun limanındaki ticari gemileri yağma
ettirip tüccarları da esir etti. Bunun Rükneddin Süleyman
Şah Bizans’a bir elçi göndererek, esirlerin serbest bırakılmasını
ve malların geri verilmesini istedi. Selçuklular’la savaşi
göze alamayan Bizans hükümdari istenenleri yerine getirdi
ve Selçuklulara yillik vergi ödemeyi de kabul etmek zorunda
kaldi.
Bu sıralarda, Hiristiyan alemi Müslümanlara göre medeniyetçe
oldukça geri durumda idi. Bizans, Hiristiyan alemi içindeki
en güçlü ve gelişmiş devletti. Ancak, Selçuklu akinlarina
karşi koyamayacagini anlayinca, diger Avrupa devletlerinden
yardim istemiş ve Haçli Seferleri de bu yardim çagrisi
üzerine 1096 yilinda başlamişti. Haçlilar, Hiristiyan
olmakla birlikte farkli kisimlari sefil bir hayat sürerken,
Bizans’ın içinde bulunduğu zenginlik ve ihtişam Haçlıların
gözünü kamaştırmış ve kıskançlık duygularını alevlendirmişti.
Bizanslılar da Haçlıların ilkeliğini, yağmacılığını ve
saldırganlığını gördükçe onlardan nefret etmeye başlamışlardı.
Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, 1204 yılında Haçlılar
Müslümanlarla ve Türklerle savaşmak yerine, zenginliğine
göz diktikleri İstanbul’u işgal edip yagmaladilar. Ortodoks
olan Bizans Devletinin yerine bir Katolik Latin Devleti
kurulmuş oldu. Bizans imparator ailesinin bazi fertleri
kaçarak Iznik ve Trabzon’da ayrı devletler kurdular. Böylece,
Türklerin karşısındaki Bizans gücü zayıflamış ve parçalanmış
oldu.
Trabzon Rumları 1204 yılında bulundukları bölgeden batıya
doğru hücum ederek Ünye, Samsun ve Sinop’a kadar olan
sahil kesimlerini ele geçirdiler. Samsun şehrindeki Müslüman
ve Hiristiyanlarin yardim istemesi üzerine, Anadolu Selçuklu
Sultani Giyaseddin Keyhüsrev sefere çikarak Trabzon hükümdari
Aleksis’i yendi ve bölgeden uzaklaştirdi. Orta ve Bati
Karadeniz sahilleri, Selçuklulara tabi olarak mahalli
idarecilerin elinde kaldi. Böylece Sinop ve Samsun üzerinden
gemilerle yapilan ticaret yeniden canlandi.
1214 senesinde, Trabzon Hükümdari Aleksis yeniden Orta
ve bati Karadeniz sahillerine hücum etti. Selçuklularla
yapilan savaşi kaybeden Aleksis esir edildi. Selçuklulara
tabi olmayi ve yillik vergi vermeyi kabul ederek serbest
birakildi. Sinop’tan Ünye’ye kadar olan sahiller bir kez
daha Anadolu Selçukluları’na bağlandı.
1228 yılında, Harzemşahlar’ın Anadolu Selçuklu Devletine
saldırmasını fırsat bilen Rumlar yeniden Ünye’den Sinop’a
kadar olan Selçuklu topraklarını işgal edip yağmaladılar.
Dönemin büyük hükümdarı Sultan Alaeddin Keykubad sefere
çıkarak işgal edilen toprakları kurtardı. Rumların saldırganlığına
kesin çözüm bulmak maksadıyla Trabzon’u kuşatmaya karar
verdi. Selçuklu donanmasi Trabzon’u kuşatti. Fakat çok
iyi savunulan Trabzon’un fethi mümkün olmdı. Bu sırada
1230 yılında yapılan Yassıçimen savaşında Selçuklular
Harzemşahlar’ı kesin bir yenilgiye uğratmıştı. Bunun üzerine
Rumlar barış istediler. Trabzon Rum Devletinin Selçuklulara
tabi olması ve vergi vermesi bir kez daha kabul edildi.
Selçuklular, sürekli hakimiyet mücadelesi yapılan bu bölgeyi
düşman hücumlarına karşı korumak için Orta Karadeniz bölgesine
Çepni Türkmenlerini yerleştirdi. Sinop’tan Trabzon’a kadar
uzanan bölgenin Osmanlılara kadar olan tarihinde Çepniler’in
oynadığı rol mühimdir.
Sultan Alaeddin Keykubad 1237’de öldüğünde Anadolu Selçuklu
Devleti gücünün zirvesindeydi. Cengiz Han’ın kurduğu Türk-Moğol
imparatorluğu bu yıllarda Ön Asya’yı tehdit eder hale
gelmişti. Bu imparatorluğun bir parçası olan ve merkezi
İran’da bululanan İlhanlı Devleti, Anadolu Selçuklularını
kendi yüksek hakimiyetini tanımaya davet etti. Bunun kabul
edilmemesi üzerine 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı
Selçukluların yenilmesiyle sonuçlandı. Selçuklular ve
bölgedeki bütün devletler İlhanlılar’a tabi oldu. Ön Asya’da
Memlük Devleti dışında baımsız devlet kalmadı.
BEYLİKLER
DÖNEMİ
Anadolu Selçukluluarın güç kaybedip Moğollara tabi olduğu
bu yıllarda Anadolu’ya yeni ve yoğun bir Türk muhacereti
meydana geldi. Anadolu’da merkezi hakimiyeti zayıflayınca,
o zamana kadar Selçuklular’a bağlı olan Türkmen boyları
kendi başlarına buyruk hareket etmeğe başladılar. Hepsi
de görünüşte Selçuklulara tabi beylikler sayılmakla beraber,
onlardan izin almaksızın savaşlar ve fetihler yaptılar.
Bu beyliklerden biri de Bilecik ve Eskişehir bölgesindeki
Osmanlı Beyliği idi. 1300 yılına doğru, Anadolu’da Türkmen
Beylikleri tarafından fethedilmeyen pek az kalmıştı. Bunlar
da, Trabzon Rum devleti, Çukurova’daki Kilikya Prensliği
ve Marmara Denizinin Anadolu sahilindeki bazı yerlerdi.
Ayrıca Biga, Alaşehir, Gavur Samsun ve Amasra gibi bazı
kaleler de hala Hıristiyanların elindeydi.
İlhanlı hakimiyeti döneminde Ünye ve Orta Karadeniz bölgesinde
zamazan zaman hakimiyet mücadeleleri oldu. İlhanlılar
Müslümanlara karşı Hıristiyanları destekleyen bir politika
uyguladıkları için, Trabzon Rum Devleti kendi sınırlarını
genişletmeye çalıştı. Ünye de sık sık el değiştirdi. 1297
yılında Ünye Türkmenler (Muhtemelen Çepniler) tarafından
bir kez daha Rumlardan alındı ve Trabzon şehrine kadar
uzanan akınlar yapıldı. Bu dönemde Türkmenlerin Kuşdoğan
adlı bir beyi vardı ve Giresun şehrini de ilk kez Rumlar’dan
almıştı. Ünye’nin Kuşdogan köyü muhtemelen adini bu tarihi
şahsiyetten almaktadir.
14.Yüzyilin
Ikinci Yarisinda Canik Beylikleri ve Civari
14.yüzyil başlarinda diger Türkmen Beylikleri gibi, Orta
Karadeniz bölgesinde de muhtelif beylikler ortaya çikti.
Bunlarin hepsi birden Canik Beyleri diye anilir. Diger
Anadolu Beyliklerine göre daha küçük olan Canik Beylikleri
şunlardir: Bafra’da Bafra Beyleri, Samsun ve Ladik civarında
Kubadoğulları, Veziköprü, Havza Merzifon bölgesinde Taşanoğulları,
Amasya’da Kutluşahlar diye anilan Amasya Beyleri, Çarşamba
ve Niksar bölgesinde Taceddinogullari ve Terme’den Giresun’a
kadar olan bölgede Hacı Emir Beyliği. Bu beylikler ilk
fetihler sırasında bölgeye yerleştirilen Türkmen boylarına
ve bilhassa Çepniler’e dayanıyordu. Hacı Emir Beyliği
dışındaki beylikler Amasya Beylerine tabi idiler. Hacı
Emir Beyliği ise, Sivas’ta bulunan Eretna devletine ve
daha sonra da Kadı Burhaneddin Devletine tabi idi.
Hacı Emir Beyliğinin bilinen ilk beyi olan Bayram Bey
Rumlar üzerine akınlar yapıyordu ve topraklarını doğu
yönünde genişletiyordu. Ordu’nun Bayramlı köyü adanı muhtemelen
Bayram Bey’den almıştır. 1323 yılında Bayram Bey Trabzon
Hamsiyeköy’e kadar uzanan bir sefer yapmıştı. Bu seferler
sırasında bütün Doğu Karadeniz sahillerinin art bölgeleri
Türkmen nüfusla doldu.
1340 yıllarında Giresun bir kez daha ele geçti. Bayram
Bey’den sonra beyliğe adını veren oğlu Hacı emir Bey başa
geçti. 1346’da Ünye Hacı Emir Bey tarafından son kez fethedildi.
1358 yılında Hacı Emir Bey Trabzon Maçka’ya kadar uzanan
bir seferde büyük başari kazandi. Trabzon Rum hükümdari
Haci Emir’e karşi koyamayacagini anlayinca kiz kardeşi
Teodora’yı onunla evlendirerek barışı temin etti. 1361
yılında Trabzon Rum imparatoru artık hısımı olan Hacı
Emir Bey’i ziyaret için Ünye’ye geldi. Dönüşte Haci Emir
Bey de Giresun’a kadar onu uğurladı. 1387 yılında Hacı
Emir hastalanınca yerine oğlu Emir Süleyman geçti. Hacı
Emir iyileşince tekrar başa geçmek istedi. Emir Süleyman
bunu kabul etmeyince baba oğul arasında çatışma çıktı.
Niksar Beyi Taceddin Bey kargaşa ortamında faydalanıp
Hacı Emir Beyliğine saldırdı. Yapılan iki seferi Emir
Süleyman geri püskürttü. Taceddin Bey’in yeni sefere hazırlandığını
öğrenince, Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin’den yardım
istedi. Fakat Kadı Burhaneddin yardım hazırlıklarını tamamlayınca
Taceddin Bey bir kez daha ordusuyla Emir Süleyman üzerine
yürüdü. Bu defa yapılan savaşı Emir Süleyman kesin olarak
kazandı. Taceddin Bey bu savaşta öldü ve adamlarının da
çoğu esir edildi. Taceddin Bey’den sonra yerine geçen
Mahmud Çelebi Hacı Emir Beyliği ile barış yaptı ve Kadı
Burhaneddin’in yüksek hakimiyetini kabul etti.
Kadı Burhaneddin Devleti ile Osmanlılar bu yıllarda Anadolu
hakimiyeti için çekişmekteydiler. 1391 yılında Osmanlı
hükümdarı Yıldırım Bayezid Yeşilırmak vadisine kadar uzanan
bir sefer yaptı. Küçük bir beylik olan Kadı Burhaneddin
devletine bağlı olan Amasya Beyliği ve Yeşilırmak havzası
1392 yılında Osmanlılar tarafından alındı. Bu sırada bütün
Canik beyleri Osmanlılara tabi oldular. Ancak Kadı Burhaneddin
bu durumu kabullenmedi. Ve Yıldırım Bayezid Balkanlarda
savaşırken Canik beylerinden yeniden kendi hakimiyetini
tanımalarını istedi. Önce Taceddinoğulları’nı yenerek
hakimiyetini kabul ettirdi. Bunun üzerine bütün Canik
Beylikleri Kadı Burhaneddin’e karşi ittifak kurmaya teşebbüs
ettiler, ancak bunu da saglayamadilar. Bu sirada Kadi
Burhaneddin’in ordusu bir Osmanlı ordusunu mağlup edince
Canik beyleri yeniden Kadı Burhaneddin’e bağlılığı kabul
etmek zorunda kaldılar.
Hacı Emir oğlu Süleyman Bey 1397 senesinde Giresun’u kuşatarak
kesin olarak topraklarina katti. Bu durumu bagli oldugu
Kadi Burhaneddin’e ve çeşitli Islam ülkesi hükümdarlarina
bir fetihname ile bildirdi. Bu fetihnamede “İslamın zuhurundan
beri Müslümanların eline hiç geçmemiş olan Giresun’un
fethedildiği”bildirmekteydi. Böylece Hacı Emir Beyliğinin
sınırları Trabzon’a çok yaklaşmiş oluyordu.
Nigbolu zaferinden sonra Sultan I.Bayezid (Yildirim) 1398
yilinin baharinda Canik üzerine bir sefer düzenledi. Kubadoglu
Beyligi’ne ait olan Müslüman Samsun’u aldı. Kubadoğlu
Cüneyd Bey Osmanlı Devletine bağlılığını kabul etti ve
kendisine Ladik civarı bırakıldı. Samsun ve civarının
Osmanlılar tarafından kolayca ele geçirilmesi üzerine,
bütün Canik bölgesi emirleri Osmanlı Devletine tabi olmayı
kabul ettiler. Böylece, Çarşamba, Terme, Niksar civarına
hakim olan Tacüddinoğlu Mahmud Bey ve Alparslan Bey, Bafra
civarına hakim olan Taşanoğlulları ile, Ünye’den Tirebolu’ya
kadar olan kesime hakim olan Hacıemiroğlu Süleyman Bey’in
Osmanlılara bağlanmasıyla, Osmanlı Devleti Harşit Irmağına
kadar ulaşmış ve Trabzon Rum imparatorluğu ile sınırdaş
olmuştu.
Büyük bir devlet adamı olup, aynı zamanda bilgin ve şair
olan, Osmanlı Devletinin bile kendisinden çekindiği, Şehzade
Ertuğrul Bey’in kumanda ettiği Osmanlı ordusunu Kırkdilim
meydan savaşında mağlup eden Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin
Ahmed 1398 yılında isyancı aşiretler tarafından katledildi.
Kadı Burhaneddin’den sonra meydana gelen karışıklıklar
sebebiyle Sivas halkı Osmanlılar’dan yardım istedi. Bunun
üzerine Yıldırım Bayezid 1399 yılında ordu göndererek
şehri isyancılardan kurtardı ve bölgede Osmanlı hakimiyeti
kuruldu. Böylece hem İç Anadolu’nun büyük bir kısmı Osmanlı
devletine bağlanmış oluyor, hem de daha önemlisi, bu bölgede
Osmanlılara rakip olabilecek hiçbir güç kalmamış oluyordu.
1402yılında Timur ile Yıldırım Bayezid arasında yapılan
ve Osmanlıların yenilip Yıldırım Bayezid’in esir düştügü
Ankara savaşindan sonra Osmanli Devleti ciddi bir sarsinti
geçirdi. Bütün Anadolu beylikleri Timar’a tabi olarak
Osmanlılardan ayrıldılar. Hacı Emir Beyliği de Timur Devletinin
hakimiyetini tanıdı. Bu yıllarda Timur’un yanına Semerkand’a
elçi olarak giden İspanyol seyyah Clavijo Ünye’den geçmiştir.
Seyahatnamesinde, Haci Emirli beyliginin 10.000 askeri
olan önemli bir beylik oldugunu yazmaktadir.
Ayni yillarda, Kubadoglu Cüneyd Bey Samsun’u yeniden ele
geçirdi. Kısa süre sonra Taceddinoğlu Hasan Bey, Cüneyd
Bey’in üzerine hücum ederek onu öldürdü. Taceddinoğulları
Çarşamba civarına hakim oldular. Bafra ve Samsun’a ise
Candaroğulları hakim oldular. Timur Devletinin Anadolu’ya
ilgisi azalınca, Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmed Canik
bölgesine kendisine bağlamak için 1419 yılında bir sefer
düzenledi. Cenevizlilere ait olan Kara Samsun’u aldı.
Bunun üzerine Candaroğulları Müslüman Samsun’u savaşsiz
olarak Osmanlilara terkettiler. Taceddinogullari ve Haci
Emir Beyligi de yeniden Osmanlilara tabi oldu. 1428 yilinda
Taceddinogullari beyligine son verilip Çarşamba ve havalisi
dogrudan Osmanlilar’a bağlandı.
Sultan II.Murad zamanında Osmanlı kuvvetleri kara ve denizden
Trabzon’a kadar hücum ettilerse de, fırtına sebebi ile
başarılı olamadılar. Fatih Sultan Mehmed zamanında da
padişahın katılmadığı küçük çaplı Osmanlı orduları Trabzon’u
kuşattilar ama başarili olamadilar. Haci Emir Beyligi
ise Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethine kadar varlığını
sürdürmüş gibi görünmektedir. Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu
Devletine tabi olarak, 1461 yılında Osmanlılara ait Tokat
şehrine yapılan hücuma katıldılar. Bu esnada Hacı Emir
Beyliğinin başında Emir Ali adlı bir bey vardı. Aynı yıl
Fatih Sultan Mehmed bizzat çıktığı seferle Trabzon Rum
Devletini Osmanlı Devletine kattı ve sınırları Kafkasya’ya
kadar genişletti. Bu sirada Haci Emir Beyligi de kesin
olarak ortadan kaldirilip Ünye dogrudan Osmanli devletine
baglanmiş oldu.
4.OSMANLI
DÖNEMINDE ÜNYE
Osmanli Devleti bütün Karadeniz’e hakim olduktan sonra,
Ünye ve civarı uzun bir huzur ve sükun dönemine girdi.
Sahip olduğu uygun coğrafi konum sebebiyle Ünye bu dönemde
önemli bir liman ve ticaret merkezi haline geldi. Bu dönemde
siyasi tarih açısından çok önemli olaylar olmadıkça Ünye’nin
adının tarihlerde geçmediği görülüyor.
16.asır ortalarında, Kanuni Sultan Süleyman’ın kanunnamelerine
göre Ünye’nin dahil olduğu Canik livası Sivas eyaletine
bağlanmıştı. Bu dönemde Ünye Kalesinde 32, şehirde 152
asker nüfus vardı. Kalede bulunanların biri dizdar, biri
kethüda, biri mehter 29’u muhafızdı. Belli görevlerden
muaf tutulma kaydıyla 8 nefer kalenin tamiratı işini üstlenmişlerdi.
Aynı haklarla Ünye derbendinde 8 nefer beklemekteydi.
Bu dönemde Ünye’nin 70.000 akçeden fazla yıllık geliri
vardı.
16.yüzyılın ikinci yarısında başlayan, medrese öğrencisi
olan veya kendisine bu süsü veren kişilerin yaptığı, uzun
yıllar devam eden eşkıyalık faaliyetlerine topluca “Suhte
Hareketi” denmektedir. Bu kelime günümüzde bozulmuş haliyle
“Softa”şeklinde kullanilmaktadir. Suhte hareketinin en
yogun oldugu bölgeler Kastamonu,Bolu ve Canik yöresi idi.
Zaman zaman devlet idarecilerinin halka adaletsiz şekilde
davranmasi sonucu, halkin da suhte hareketine sempati
duymasi söz konusu olabiliyordu. 1576 yilinda Amasya sancak
beyi Şehsuvar Bey Canik havalisindeki suhtelere karşi
görevlendirildi. Yaptigi baskinlar ve çatişmalarla suhteleri
büyük oranda sindirdi. Gene de suhte hareketi 17.yüzyilin
ortalarina zaman zaman devletin başini agritmaya devam
etti.
16.yüzyilin sonlarinda III.Mehmed Avusturya seferine çiktiginda,
askerde sayica eksiklik oldugu tesbit edilmiş ve yapilan
sayimda 30 bin kadar timarli sipahinin orduya katilmadigi
anlaşildi. Bunlarin kanunen cezalandirilmasi gerekiyordu.
Kaçak sipahilerin önemli bir kismi cezalandirilacaklarini
duyunca isyan edip etraflarina da çok sayida insan topladilar.
Tarihe “Celali isyanları” diye geçen ve uzun yıllar devam
eden bu hareketler hem devletin güç kaybetmesine, hem
de Anadolu ahalisinin fakirleşmesine sebep olmuştur. Celali
hareketinden Ünye ve Canik sancağı da etkilenmiştir. Celali
reislerinden Karayazıcı 1601 yılında devlet kuvvetleriyle
yapılan bir savaşta bozguna uğrayınca kaçarak Canik dağlarına
sığındı. Fakat orada muhtemelen kendi adamlarınca öldürüldü.
Celali hareketi 17.yüzyıl boyunca şiddeti değişmek üzere
devam etti. İkinci Viyana kuşatmasında Osmanlı Devleti
mağlup olunca, uzun yıllar süren bir savaşlar dönemi başladı.
Bu arada Karadeniz bölgesini de içine alan geniş çaplı
eşkıyalık faaliyetleri ortaya çıktı. Dönemin Canik mutasarrıfı
olan Cafer Paşa eşkıyayı tenkile memur edildi. Cafer paşa
Canik bölgesinin yüksek kesimleriyle Koyulhisar ve Şebinkarahisar
bölgelerinde bulunan çok sayıda eşkıya reisini yakalayıp
kellelerini İstanbul’a gönderdi.
17.yüzyılda Karadeniz sahillerinin bir başka derdi de
Hıristiyan don Kazaklarının küçük ve süratli gemilerle
yaptıkları yağmacılık hareketleri idi. Giresun ve Samsun
bu yağmalardan nasibini almıştı. Ünye’nin ise bu saldırılardan
doğrudan etkilenip etkilenmediğini bilmiyoruz. Meşhur
seyyah Evliya çelebi 1640 yılında Ünye’yi ziyaret etti.
Kitabında Ünye’nin ünyes adında bir hükümdar tarafından
kurulduğunu ve adını ondan aldığını yazmaktadır ki; bu
tarihi gerçeklere uygun bir değerlendirmedir.
Karadeniz sahilinde 16. ve 17.yüzyıllarda en mühim ticaret
iskelesi Ünye idi. Eflak, Boğdan, Ukrayna ve Karadeniz
havzası tüccarları Diyarbakır’dan ham kırmızı ipek ve
sahtiyan, Haleb’den dirayi ve mavi futa ve başka mallar
getirdiler. Bu mallarin ticari muameleleri Ünye’de yapılır
ve buranadan gemilerle nakledilirdi.
Ünye’de mühim bir tersane mevcuttu ve devletin ihtiyaç
duyması halinde savaş gemileri de inşa edildi. Özellikle
Osmanlı Devletinin savaşa girdiği yahut donanmanın güçlendirilmesine
ihtiyaç duyulduğu zamanlarda, çeşitli tersanelerle birlikte
Ünye tersanesine de belli sayıda savaş gemisinin inşa
edilmesini emreden fermanlar gönderildiğini biliyoruz.
Ünye tersanesinde savaş gemilerinden başka özel müteşebbislere
ait ticari gemiler de inşa edilmekteydi. Devlet arşivlerinde,
Ünye’de hicri 1200-1300 tarihleri arasında inşa olunan
çok sayıda ticari gemi için sened-i bahri (amatörlük belgesi)
verilmesine dair belgeler mevcuttur. Ünye civarı gemilerde
kullanılan halatların hammaddesi olan kendirin de en önemli
üretim ve dağıtım merkezi idi. Osmanlı devletinin kendir
ihtiyacının yarıdan çoğu burandan sağlanıyordu.
AYANLAR
DÖNEMİ
18.yüzyılda Osmanlı Devletinin girdiği uzun süren savaşlar
ve dış gaileler yüzünden, devlet tarafından vergi toplama
ve bazı mahalli problemlerin halledilmesi görevi ülke
içindeki bir kısım nüfuzlu ailelere verildi. Bu aileler
zamanla nüfuz alanlarını genişleterek mahalli güç odakları
haline geldiler. Bunlar arasında Çapanoğulları ve Kozanoğulları
en meşhur olanlarıdır. Bu dönemde Ünye merkez olmak üzere
Canik Bölgesi ayanı olarak da Canikoğulları veya bir başka
adlandırma ile Hacı Ali Paşa ailesini görmekteyiz.
Ailenin kurucusu olan Canikli Hacı Ali Paşa İstanbul’da
Dergah-ı Ali kapıcı başlarından olan Fatsalı Ahmed Ağa’nın
oğludur. 1762 de Kafkasya bölgesindeki isyanların bastırılmasında
gösterdiği başarılar üzerine Babıali tarafından Canik
bölgesine muhassıl (Vergi toplamaya yetkili idareci) olarak
tayin edildi. 1768 Osmanlı-Rus savaşına katıldı. Dönüşte
Canik Bölgesini eşkıyadan temizledi. Bu arada kendine
rakip olabilecek nüfuzlu kişileri de bertaraf etti. Gösterdiği
başarılardan dolayı devlet tarafından yetki alanı genişletilerek
önce Amasya daha sonra da Tokat bölgesi kendisine bağlandı.
Ayrıca, kendisine kapıcıbaşılık unvanı verildi.
1773 yılında Kırım Hanı Devlet Giray tavsiyesi ile Kırım
seraskeri oldu ve Trabzon sancağı da uhdesine verildi.
1775 yılında İran ve Osmanlı Devleti arasında gerginlik
çıkması üzerine çıkan gelişmelerde rol aldı ve bunun neticesinde
Erzurum Eyaleti ile Şarkikarahisar (Şebinkarahisar) bölgesi
de kendi ailesine bağlandı. Daha sonra Sivas ve Kastamonu
bölgesi de nüfuz alanına girdi. Hükümet, bunlara karşılık
Hacı Ali Paşa’nın bulunduğu bölgeden 40.000 asker toplayarak
Rusya’ya karşi savaşmak için Kirim üzerine gitmesini istedi.
1778 yillarindaki bu savaşta üzerine düşen görevi gerektigi
gibi yapmayan, hakim oldugu bölgede ahaliye eziyet ettiginden
şikayet olunan ve Bozok (Yozgat) bölgesinde nüfuz sahibi
olan Çapanogullari ile sürtüşmeye giren Haci Ali Paşa’nın
bu sebeplerle görevden alınmasına kara verildi. Sivas
Valiliği elinden alınıp kendisi Trabzon’a gönderildi.
Sonraki yıllarda affedildikten sonra yine Kırım ve Kafkasya
taraflarında çeşitli devlet görevlerinde bulundu. 1785
yılında öldü.
Ali Paşa’dan sonra oğulları Battal Hüseyin Bey ve Mikdad
Ahmed paşa çeşitli önemli devlet görevlerinde bulundular.
1787-1792 arasında Osmanlı Devleti ile Rusya ve Avusturya
arasında yapılan savaşta üzerlerine düşen görevi gereği
gibi yapmayan Canikoğulları ailesinin fertlerinin çoğu
idam ve sürgün cezasına çarptırdılar. Sadece savaşta Ruslara
esir düşmüş olan Battal Hüseyin Paşa ve onun oğlu Tayyar
Mahmud Paşa sağ kaldı. Esirlikten kurtulunca kendilerine
Canik bölgesi yeniden verildi. 1801 yılında Battal Hüseyin
paşa öydü. Tayyar Mahmud Paşa ise Nizam-ı Cedid aleyhtarı
tutumu sebebi ile Padişah ile uyuşamadı. Nihayet Sultan
II.Mahmud tarafından 1808 yılında idam ettirildi. Böylece
Canikoğullarının 18.yüzyıl ortalarından beri süren devlet
içinde devlet konumu sona ermiş oldu.
19.yüzyılın başlarında Canik bölgesinin idarecisi olan
Süleyman Paşa Ünye’de büyük bir saray inşa ettirmiştir.
Güzelligi ile dillere destan olan bu saray, sonralari
bir yanginda tümüyle harap oldu. Bu sarayin batili bir
seyyah tarafindan çizilen bir gravürü mevcuttur. Süleyman
Paşa Karadeniz bölgesindeki çeşitli derebeyleri ile devlet
namina mücadele etmiştir. Mezari Çarşambadadir.
Bilindigi gibi eski tarihlerde Ordu adli bir yerleşim
yeri yoktu. Ilk olarak 19.asrin başlarinda Trabzonlu Avedik
adli bir kişinin önayak olmasiyla sahilde küçük bir iskele
ve evler yapildi ve gayrimüslimlerle iç kismindaki köylerden
göçen bir kisim Türk ahali buraya yerleşti. Önceleri Bucak
diye adlandirilan yerleşim yeri, bir askeri birligin uzun
süre burada yerleşmesi sebebiyle sonralari Ordu adiyla
anilmaya başladi ve bu ad yayginlik kazandi. Uygun konumu
sebebi ile bu asrin sonlarina dogru Ordu mühim bir kasaba
haline geldi. 1867 yilinda yapilan idari taksimata göre
Ünye, Trabzon vilayetine bagli Canik sancaginin 4 kazasindan
biri idi. Diger 3 kaza ise Samsun, Çarşamba ve Bafra idi.
Ilk defa 1869 yilinda Ordu Trabzon merkez sancagina bagli
bir kaza yapildi. 1877 yilinda Canik Trabzon’dan ayrılıp
bağımsız sancak oldu. 1888 yılında yeniden Trabzon vilayetine
bağlandı. 1908 yılında ilan edilen II.Meşrutiyet döneminde
Canik sancağı yeniden müstakil oldu.
19.yüzyılın sonralarında Ünye şehir nüfusu 10 bin civarındaydı.
Köyleriyle birlikte toplam nüfusu 50 bin kadardı. Ünye’nin
o tarihte 104 köyü vardı. Ünye’de 75 cami, 2 han, 3 hamam,
400 dükkan vardı. Yine 19.asrın sonlarında Ünye’de 271
öğrencisi olan medrese, 91 öğrencisi olan rüşdiye okulu,
toplam 1554 öğrencisi olan 79 müslüman okulu ve 403 öğrencisi
olan 14 gayrimüslim okulu vardı.
Rusya’nın Kafkasya’yı istilası ve Müslümanlara katliam
uygulaması yüzünden 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren
Anadolu’ya Kafkasya’dan göçler başladi. Bu göçler bilhassa
93 harbi diye anilan 1877-78 maglubiyetinden sonra yogunluk
kazandi. Muhacir Müslümanlar daha çok, padişahin kendi
mülkü olan arazilerden yer gösterilerek iskan edildiler.
Kendilerine bir süre için askerlik muafiyeti tanindi.
1893 yilinda Ünye’de mühim bir kolera hastalığı salgını
ortaya çıktı. Bunun üzerine Ünye karantina altına alınarak
hastalığın başka yerlere yayılmasına karşı tedbirler alındı.
Balkan harbi ile başlayıp büyük seferberlik ve istiklal
savaşı ile nerede ise kesintisiz olarak devam eden uzun
savaş yıllarında yerli nüfus büyük sıkıntıya duçar olurken
Kafkasya mücahirlerinin imtiyazlı konumda görünmesi sebebiyle,
halk arasında bazı eşkıya hareketleri ortaya çıktı. Bu
sebeple, 20 yüzyılın başlarında ortaya çıkan bazı eşkıya
hareketleri mücahirlere karşı bir tavır takınmış gibi
görünmektedir. Bunlardan özellikle Hekimoğlu ve Soytarıoğlu
adlı şakiler çok ünlü ve halk katında itibarlı idiler.
Her ikisi de çatışmada öldürülen bu kişiler için yakılan
türküler bölgede hala söylenmektedir.
5.SEFERBERLİK,
İSTİKLAL HARBİ ve CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÜNYE
1914 yılında Ünye ve civarında çok sayıda can ve mal kaybına
yol açan seller oldu. Aynı yıl, Osmanlı Devleti birinci
dünya savaşına girdi. Bu savaş halk arasında “Seferberlik”
diye anıla gelmektedir. Doğu Anadolu’da Rusya ile yapılan
savaşlar kaybedildi ve Ruslar Harşit Irmağına kadar olan
bölgeyi işgal ettiler. Bunun üzerine, işgal edilen bölgeden
yeni ve büyük bir Müslüman ahali göçü başladı. Aynı sıralarda,
Rusya ile işbirliği yapan yerli Ermeniler çeşitli yerlerde
ve bu arada Canik bölgesinde isyan hareketleri başlattılar.
Sarala adında reisi olan Ermeni eşkıya çetesi Ünye’nin
köylerine baskınlar yapıyordu. Savaş sırasında cephe gerisinin
emniyetini garanti altına almak için Osmanlı Hükümeti
Ermeni nüfusun geçici olarak o zaman Türkiye’nin bir vilayeti
olan ve kritik konumda olmayan Suriye’ye nakledilmesi
kararını verdi. Ünye ve bazı köylerinde yaşayan Ermenilerde
nakledildi. Savaş bitince herkes eski memleketine dönecekti.
Fakat savaş kaybedilip Suriye Fransızlar tarafından işgal
edilince Ermeniler de orada yerleştiler ya da Fransa ve
Amerika’ya göç ettiler.
Birinci Dünya Savaşi Türk milletinin tarih boyunca ugradigi
en büyük felaket oldu. Savaş öncesi elimizde bulunan topraklarin
üçte ikisinden fazlasini kaybettik. Askere alinan iki
milyonu yakin Mehmetçigin dörtte biri geri dönebildi;
kalanlari şehit oldu veya kayboldu. Bu, ülke nüfusunun
onda biri, erkek nüfusunun beşte biri, eli iş tutabilecek
nüfusun ise yaridan çogunun kaybedildigi manasina geliyordu.
Binlerce yillik tarihi boyunca Türk milleti ilk defa dünya
çapinda bir devlete sahip olmaktan çikip küçük bir cografyaya
sikişmişti. Kurtuluş savaşindaki üstün gayretler olmasaydi,
düşmanlarin bize o kadarini da fazla görecekleri şüphesizdi.
Savaşta Ünye kitlik, göç ve sefalet çekti ise de, düşman
işgali felaketine ugramadi. Sadece 1915-16 yilinda Rus
gemileri tarafindan bombalandi. Halk arasinda anlatildigina
göre, Şehnuz türbesi civarindan Rus gemilerinin ateşine
top atişi ile karşilik verilmiştir. Ahali bunu Şeyh Yunus’un
bir kerameti diye yorumlamıştır. Rusya’da komünist ihtilal
yapılıp Kafkas cephesinde savaş sona erdikten sonra Ünye’ye
ilk vapur 9 Nisan 1918 tarihinde mısır yüklü olarak gelmiş,
bu münasebetle bir tören yapılarak dualar edilmişti. Savaş
ve çok sayıdaki mucahir nüfus sebebiyle bu yıllarda Ünye
ve bütün Doğu Karadeniz’de sıtma salgını ortaya çıktı.
Sıtma ile mücadele için Ünye’de ve birkaç merkezde laboratuarlar
ve sağlık tesisleri kuruldu.
Yunanlılar İzmir’i işgal edince Ünye halki 21 Mayis 1919
tarihinde toplu olarak hükümete telgraf çekerek bir an
önce işgalin sona erdirilip adaletin salinmasini istemişlerdir.
Bu siralarda, Karadeniz bölgesindeki Rumlar da Pontus
devletini ihya etmek hayaliyle çeteler kurmuşlardi. Ünye’de
de bu gizli örgütün Müdafaa-i Meşruta Cemiyeti legal adi
altinda bir şubesi faaliyet göstermekteydi. Pontuscular
bölgedeki Müslüman ahaliye hücum edip yildirmaya çalişiyorlardi.
Orta ve Dogu Karadeniz bölgesinde Rum nüfus %15 civarinda
bir azinlik idi. Ünye’de ise Rumlar nüfusun %7 kadarını
oluşturuyordu. Nüfusu çoğaltmak için Ruya’da yaşayan Rumlar
gemilerle getirilip Karadeniz sahillerine çikariliyordu.
Pontusçu Rumlari desteklemek için Yunan savaş gemileri
Karadeniz sahillerini bombaladilar. Pontusçularin niyetinin
ciddi oldugu anlaşilinca bölgedeki Türk ahali de silaha
sarilip direniş örgütleri kurdular. Daha sonra, Giresunlu
milis kumandani Topal Osman’ın önderliğinde Büyük Millet
Meclisi’ne bağlı düzenli bir güç haline gelen Türk kuvvetleri
Pontus çetelerinin faaliyetlerine son verdi. Sonunda,
bölgedeki Rum ahali yapılan anlaşmalar gereğince Yunanistan’a
gönderildi; Yunanistan’da kalan Türkler de Türkiye’ye
getirildi.
23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanan Türkiye Büyük
Millet Meclisinde (TBMM) Canik mebusu olarak Ünyeli Hasan
Fehmi Efendi’de bulunmaktaydı. Pontusçu Rumlara karşı
daha iyi mücadele edilmesi için TBMM’de Giresun’un vilayet
olması yolunda karar alındı. Ordu kazası Giresun’a bağlanmayı
reddedince, yeni bir TBMM kararı ile Ordu’da vilayet yapıldı.
Fakat Ordu’nun nüfusu ve çevresi bunun için yeterli değildi.
Bu sebeple, Canik vilayetinin Ünye ve Fatsa kazalarının
da Ordu’ya bağlanmasına karar verildi. Ordulular vilayet
olmak için gereken masrafı tamamen kendileri karşıladılar.
Bu karar, coğrafi ve iktisadi farklılık sebebiyle tarih
boyunca Ordu ile ilgisi pek az olan ünye ve Fatsa’da büyük
tepki ile karşilandi. Ünye ve Fatsa halki TBMM’ne çok
sayıda telgraf çekerek, bu kararın değiştirilmesi, Ünye’nin
vilayet yapılıp Fatsa, terme ve Karatuş’un buraya bağlanması
isteklerini Milletvekillerine bildirdiler. Ünye’de 17
Aralık 1920 tarihinde bunun için bir de miting yapıldı.
Ancak bu teşebbüsler sonuç vermedi ve Ünye o tarihten
bu yana Ordu’ya bağlı bir kaza olarak kaldı.
Cumhuriyet ilan edildikten sonra hazırlanan idari bölünüşe
göre Ünye, Ordu iline bağlı bir ilçe idi. Karakuş nahiyesi
1954 yılında Ünye’den ayrılarak Akkuş adı ile ilçe haline
getirildi. 1990 yılında da, Çaybaşı ve İkizce Ünye’den
ayrılarak ilçe haline getirildi. Ünye’nin geçen yüzyıl
sonlarında 10 bi civarına varan nüfusu, Cumhuriyet kurulduğunda
uzun savaş yıllarındaki kıtlık, göç ve salgın hastalıklar
sebebiyle azalmıştı. 1927 yılında yapılan sayımda şehir
nüfusu 5443 bulundu. 1950’ye gelindiğinde nüfus 8735 olmuş,
1960’te geçen asrın seviyesini aşarak 11350’ye ulaşmişti.
1997 yilinda yapilan son sayimda ise Ünye’nin nüfusu 54518
olarak bulundu.
ÜNYE
TARİHİ İLE İLGİLİ BAZI YAZILI KAYNAKLAR
Bezm
ü Rezm - Aziz Esterabadi
Büyük
Türkiye Tarihi - Yılmaz Öztuna
Canik
Beyleri - Kazım Dilcimen
Timur
devrinde Semerkand’a Seyahat - Clavijo
İslam
Ansiklopedisi - MEB
İslam
Ansiklopedisi - Türkiye Diyanet vakfı
Anadolu
Beylikleri - İsmail Hakkı Uzunçarşılı
Milli
Mücadelede Trabzon - Sebahattin Özel
Oğuzlar
- Faruk Sümer
Osmanlı Devlet teşkilatı - İsmail Hakkı Uzunçarşılı
Osmanlı Tarihi - İsmail Hakkı Uzunçarşılı
Selçuklular Devrinde Türkiye - Osman Turan
Yeşil Ünye Rehberi - Orhan Bora
Haçlı Seferleri Tarihi - Steven Runciman
Karadeniz Kıyılarının Tarih ve Coğrafyası - Minas K Bıjışkıyan
Yurt Ansiklopedisi - Anadolu Yayıncılık
Bu sayfadaki
bilgiler Avrupa Yakası Ünyeliler Derneği tarafından çıkarılan
Ünye Kitabından alınmıştır. Katkılarından
Dolayı Dr. Murselin GÜNEY'e teşekkür ederiz.
|