|
Ünye
Hapishanesi Çamurlu Mahallesinde Tepe mevkiinde
Depboy denilen eski üç katlı taş bir binadaydı.
Burası Ünye Sancak Beyliği iken 1870 yıllarında
yapılmıştı. Bu binalar askeri kışla malzeme deposu
olarak kullanılmıştı. Daha önce şehrin içinde kadınlar
ve erkekler için ayrı ayrı olan hapishanedeki mahkumlar
kırklı yıların ortalarında buraya taşındı.
Haftanın
iki günü buradaki mahkumlar şehre mahkemeye getirilirlerdi.
Yirmi veya yirmibeş kadar tutuklu, önce elleri önde
olmak üzere kelepçelenirdi. Yan yana duran elleri
kelepçeli tutukluların arasından bir kalın zincir
geçirilir, kelepçeli elleri bir de bu zincire bağlanırdı.
Yani sağda on mahkum, solda on mahkum elleri önden
kelepçeli aralarında kalın bir zincir ve zincire
kelepçelerinden tekrar bir zincirle bağlı olarak,
çok ağır ve acı verici bir görüntü içinde, sağ ve
sollarındaki bir manga jandarmayla birlikte duruşma
günü mahkemeye getirilirlerdi.
Hükümet
konağının alt katında bulunan Adliyeye, hamam sokağından
girilerek arka kapıdan alınır ve koridordaki sıraların
üzerine elleri yine kelepçeli fakat zincirden çıkarılmış
olarak oturtulur kapıya iki tane de jandarma dikilirdi.
Duruşmaları bittikten sonra yine zincire vurulur
geldikleri gibi hükümet konağının arkasından Saray
caminin önünden saray hamamının önünden hapishaneye
dönerlerdi.
Uygun
adımlarla yürürlerdi ve yürürken bağlı oldukları
zincir ortada sallanır, ses çıkarırdı. Zincirle
yürüyüş esnasında sallanıp fazla şangırtı olmasın
diye kendilerine özgün bir yürüyüş şekli geliştirmişlerdi.
Parası olan tutuklular ise, taksi tutarak duruşmaya
gelirlerdi.
Tutuklular
o gün duruşma için yalnız bayramlarda veya duruşma
günlerinde giydikleri takım elbiselerini giyerlerdi.
Kıravatlı olanlar azdı. Çoğu dik yakalı beyaz gömlek
giyerdi. Hepsi yelekliydi. Yelekli takım elbise
bir dik duruş göstergesiydi. Başlarında duruşmadan
duruşmaya veya bayramdan bayrama taktıkları sekiz
köseli kasketleri vardı. Pantolonlar ütülü ve takımlar
koyu renkti. Koyu renk mahkum ve tutuklu olmanın
sembolü gibiydi. Ayakkabılar ucu sivri ve o da hiç
giyilmemişti. Bazıları yüksek topuklu arkası açık
Ünye Çapulası giyerdi. Çoğu bıyıklıydı ve bakımlıydı
ve kiloluydu. Yürürken başlarını çevirmeden göz
ucuyla çevreyi algılamaya çalışırlardı. Hafif bir
eziklik ve mahcubiyet duyarlardı, böyle zincirlere
bağlı olarak gibi gidip gelmekten. Sağlarında ve
sollarında önde ve arkada jandarma erleri yürürdü.
O
yıllarda cezaevinin bunları getirip götürecek bir
aracı yoktu.
Analar, babalar, çocuklar, eşler nişanlılar sözlüler
bir kere görmek için adliye kapısında bekler, her
şey gözle anlatılırdı, yaklaşmak ve konuşmak yasaktı.
Her iki taraf en azından birbirlerini görmüş olur
her iki tarafta bu onur kırıcı getirilme ve götürülme
şeklinden dolayı vicdanlarında utancını ve sızısını
duyarlar, her iki taraf da başlar, kadere boyun
eğmiş anlamımda öne eğilir, bakışlar düşürülürdü.
Bu
geliş gidişlere geçilen yollarda, evlerde yaşayanlar,
geçilen sokaklarda yaşayanlar hiç alışamadılar.
Pencerelerde ve yol kenarlarındaki insanlar içeri
çekilirlerdi geçenlerin onurları incinmesin diye.
Bu
duruşma günlerine cezaevinde hazırlık bir bayram
gününe eşdeğerdi. O sabah umutlarla duygu yoğunluğu
ile kalkılırdı Bir önceki gece önceden uyunmazdı,
uyku tutmazdı. Kimi tahliye bekler, kimi beraat,
kimi çok ağır olmayan bir karar. Kimler vardı kimbilir
içlerinde. On seneye mahkum olanlar, yirmi yirmibeş
yıl alanlar müebbet hapse mahkum olanlar idamlıklar..
Dualarla kalkılır, ümitlerle uyanılırdı. Erken kalkılıp
kılınan iki rekat namazda Tanrı'dan en içten en
güzel dualarla neler istenirdi kimbilir.
Duvardan
takım elbise indirilir, gömlek hep içindedir zaten,
çıkarılarak giyilir ve yelek üzerine düğmelenir
ayakkabı giyilir, kasket de takıldıktan sonra bahçede
toplanılarak elle kelepçelenir ve zincirlere vurularak
yola çıkılırdı.
Yol yokuş aşağı onbeş dakika kadar sürerdi. Zincirlere
vurulmuş olarak umuda doğru yola çıkarlardı.
|