|
Ünye'de
kaybolmuş mesleklerden biri de motorculuk ve denizciliktir,
hattâ balıkçılıktır, komşu ilçelerimiz bile balıkçılıkta
Ünye'den ilerdedirler. Daha önce bu mesleği yapanların
çocukları babalarından bu işi devralmamışlardır,
daha doğrusu babalar çocuklarını bu işi yapmalarını
istememiştir. Balıkçılık Ünye'de büyük iş kolu olarak
gelişmemiş, ferdî olta balıkçılığı ve küçük ağ balıkçılığı
düzeyinde kalmıştır.
Ünye'de eskiden olduğu gibi büyük balıkçı motorları
kalmamıştır. Yalıkahvesinde kumlukta çekili üç beş
kayıktan başka bir şey yoktur, onlarda çirkin bir
görüntü vermekten başka bir işe yaramamaktadır.
Çocukluğumda balıkçı motorları sıra sıra iskeleye
yanaşır, kasalara kovalarla doldurulan balıklar
ve hamsiler anında iskelenin başına kadar gelen
kamyonlara yüklenirdi. Ay ışığının olmadığı karanlık
gecelerde avlanan balıkçılar sabahleyin ağızlarına
kadar dolu motorlarla dönerlerdi.
Karadeniz'i kuruttular, çocukluğumda babam kalkan
alırdı, eve götürürdüm, ağzından iple bağlarlar,
balık bu ipten tutularak taşınırdı, balığı taşımakta
zorlanırdım, on santim kalınlığı vardı, şimdikiler
ise üç santim bile değil.
Motorculuk ve denizcilik de, kaybolmuş işkollarından
biridir Ünye'de, hattâ Ünye'yi ekonomik olarak yıllarca
ayakta tutmuş bir iş koludur. Ünye'nin zengin kaptanları,
onların konakları, yaşantıları, hamamları kitaplara
konu olmuştur.
Ünye'de, kaybolan diğer meslekler bakırcılık, çömlekçilik,
ayakkabıcılık gibi bu iş kolu da zamana ve teknolojiye
yenik düşmüştür. Yaşı kırk veya kırkın üzerinde
olanlar bu mesleği, mensuplarını, motorları, çaparları
ve Ünye'ye gelen yolcu gemilerini hatırlarlar. Bunlardan
bu mesleğin son temsilcisi, son kaptan "Yaşar
Kaptan" benim amcamdı, onun ve son motor "Dumantepe"nin
hikâyesinin çalışmaları sürmektedir, Ünye'de bir
dönemi, bir mesleği ve insanlarını ile kaybolmuş
bir zamanı anlatan bu yarı belgesel hikâye kısa
bir zaman sonra http://www.unyeses.net 'te yayınlanacaktır.
Karadeniz
kıyısındaki il ve ilçelerde yaşayan halk kara yolunun
henüz bu günkü gibi gelişmediği yıllarda, İstanbul'a
gemilerle giderlerdi. Bu gemilerde birinci ve ikinci
mevkilerin yanı sıra güverte ve ambar mevkileri
de vardı, gemiler siyah gemiler ve beyaz gemiler
diye ikiye ayrılırdı, siyah gemiler biraz daha eski
ve iptidai idiller. En zevkli yolculuk baş güvertede
yapılan yolculuktu, ambarlar sıcak olur ve kokardı.
Vatandaşlar yatağı yorganı güverteye serer, yemek
çıkınını açar yıldızlar altında seyahat ederdi,
birde kemençe olunda tadına doyulmazdı vapur yolculuğunun
baş güvertede.
Bu
vapurlar İstanbul'dan Hopa'ya kadar gider sonra
aynı şekilde geri dönerdi. İstanbul- Zonguldak-İnebolu-Sinop-Samsun-Ünye-Ordu-Giresun-Görele-Vakfıkebir-Trabzon-Sürmene-Pazar-Hopa'da
yolcu ve yük indirir, sonra tekrar aynı limanlara
uğrayarak yük ve yolcu alırdı, İstanbul'a gidiş-dönüş
beş gün sürerdi.
Ünye'de
bu yolcu ve yükleme işi 2-3 saat sürerdi. Ünye'den
esnaflarımız İstanbul'a satılmak üzere, fındık,
kendir, fasulye, mısır, elma, armut canlı tavuk,
yumurta, koyun ve benzeri ürünleri gönderirdi. Genelde
vapurlar gündüz Ünye'de oldukları gibi, gece de
gelirlerdi.
Siyah
vapurlar genelde yük ve posta taşırdı halk yolculuk
için bunları eski ve bakımsız oldukları için tercih
etmezdi, halk arasında bu vapurlara "Baltabaş"
derlerdi burunları sivri olmadığı için halk
bunlara bu tabiri uygun görmüştü. Bunların isimlerine
gelince, Aksu-Tarı-Sus-Cumhuriyet-Tırhan
dı. Bunların içinde en görkemlisi Cumhuriyet'ti,
önünde yelkenli gemilerdeki gibi öne doğru uzanan
bir boynuz vardı Ünyeliler bu vapura bastonlu
vapur derlerdi en sık geleni Tarı ve
Güneysu idi. Bazen aynı anda iki veya üç
vapur birden gelip Ünye'nin tam orta yerine demirlerlerdi,
bu harika tablonun seyrine doyun olmazdı, sonra
teker teker hareket ederler düdük çalarak Ünye'ye
veda ederlerdi.
Sonra
beyaz gemiler gelirdi, Ege-İzmir-Ankara-Samsun
-İskenderun-Ordu-Giresun-Trabzon.
Ne çok gemimiz vardı her hafta birkaç tane uğrardı
Ünye'ye. Bunlardan Ordu-Giresun-Trabzon kardeş
gemilerdi. Ege-İzmir ayrı bir kardeş, Samsun-İskenderun
ise ayrı bir kardeştiler. En güzeli benim en çok
sevdiğim gelişi ve gidişini hayranlıkla seyrettiğin
"Ankara " idi. Ankara, ikinci dünya savaşında
Pasifik Denizinde hastane gemisi olarak kullanılmış,
Pearl Harbor' Japon saldırısında yaralanan askerler
bu gemide tedavi edilmişlerdi. Savaştan sonra yolcu
gemisi olarak değiştirilmiş ve Türkiye'ye satılmıştı.
Bu
vapurlarda doğum olduğu zaman beyaz bayrak
çekilirdi. Doğan bebeğin hüviyetine doğum yeri olarak
vapurun adı yazılırdı. Ordu vapurunda doğan bir
vatandaşın hüviyetindeki doğum yeri hanesine "Ordu
Vapuru" yazılmıştı.
Ordu-Giresun-Trabzon
en son alınan en yeni kardeş gemilerdi, kuğu gibi
bembeyazdılar,
Yason burnunun ucundan dumanları görülür,
yarım saat sonra nazlı nazlı inerler, Ünye'nin tam
karşısına, sahilden bir buçuk kilometre açıkta kocaman
bir kuğu gibi dururlardı. Samsun tarafından gelenler
ise, açıktan fener hizasına kadar gelir sonra fenere
doğru burnunu doğrultarak dik inerdi, sanki fenerde
karaya çıkacakmış gibi çok yakın geçer birden dönerek
limana inerlerdi, buradan bunları seyretmeye doyum
olmazdı.
|
|
|
Yük
taşımada kullanılan mavnalar (Çaparlar)
|
Geminin daha Yason burnundan dumanı görünür
görünmez yolcu ve yüklerini almış olarak hazır bekleyen
motorlar ve onların çektiği "Çapar"
lar (genelde yükle doldurulan taşıma mavnalarına
"Çapar" derlerdi, bunların kendi
motorları yoktu öndeki motora bağlanarak çekilirlerdi),
hareket ederler, gemi demir atma yerine geldiği
zaman onlarda geminin yanında olurlardı. Yolcular
ve yükler boşaltılır, yolcular vapurun yanından
indirilen bir iskele ile yukarı çıkar, yükler ise
vinçler vasıtası ile ambarlara alınırdı. Daha atlı-yedi
yaşlarında bir çocukken amcam beni de alır götürürdü,
çocukluğum bu motorların üzerinde geçmiştir. Her
seferinde gemiye çıkar güverteden uzaktaki Ünye'yi
seyrederdim. Ta uzaklarda yemyeşil tepeler ve Ünye
kıyıda, inci tanesi gibi dizilmiş evleri ile yeni
bitmiş bir tablo gibi görünürdü.
Ordu
tarafından gelip İstanbul'a giden vapurlar yükleme
ve boşaltma işleri bittikten sonra demir alır, burnunu
fener tarafına doğru çevirir, düdük çalıp Ünye'yi
selamladıktan sonra nazlı bir kuğu gibi yavaş yavaş
gözden kaybolurdu. Motorlar geri döner o günkü yükleme
ve boşaltma işi bitmiş olur, motorlar, deniz durgun
ise açığa demirlenir fırtına veya dalgalı ise karaya
çekilirdi.
Yetmişli yılların ortalarına doğru bu iş kolu Ünye'de
bitti, yolcu ve yük taşımacılığının kara yoluna
kayması nedeniyle artık gemiler de gelmez olmuşlardır.
|
|
|
Son
motor Dumantepe ve arkada Tarı Vapuru
|
Bu
gemilerin çoğu da zamanla eskimiş yorulmuş, teknolojinin
gerisinde kalmışlardır,
Kadeş, Tırhan, Aksu, Tarı, Güneysu jilet yapılmak
üzere sökülmüş, Trabzon, Ordu, Deniz
Kuvvetlerine verilmiştir.
Ege, İzmir kardeş gemilerdi, biri yandı biri
söküldü, Samsun-İskenderun kardeştiler jilet
yapıldılar.
Ünye'de motorlar ve mavnalar, bir müddet daha çalıştırıldı,
sonra onlarda zamana yenik düştüler, iş olmadığı
için karada bakımsızlıktan çürüdüler, çoğu sökülerek
, motorları hurdacılara, odunları ise çömlek fırınlarında
odun olarak yakıldı.
Böylece Ünye'de deniz taşımacılığı ve motorlar,
vapurlar dönemi kapanmış oldu.
Yaşar
Karaduman "Ünye ve Vapurlar"
Mecidiyeköy/İstanbul/Kasım 2005
|