"Ünye ve Son Vapurlar"
Yaşar Karaduman

 

Ankara Vapuru

Ünye'de kaybolmuş mesleklerden biri de motorculuk ve denizciliktir, hattâ balıkçılıktır, komşu ilçelerimiz bile balıkçılıkta Ünye'den ilerdedirler. Daha önce bu mesleği yapanların çocukları babalarından bu işi devralmamışlardır, daha doğrusu babalar çocuklarını bu işi yapmalarını istememiştir. Balıkçılık Ünye'de büyük iş kolu olarak gelişmemiş, ferdî olta balıkçılığı ve küçük ağ balıkçılığı düzeyinde kalmıştır.

Ünye'de eskiden olduğu gibi büyük balıkçı motorları kalmamıştır. Yalıkahvesinde kumlukta çekili üç beş kayıktan başka bir şey yoktur, onlarda çirkin bir görüntü vermekten başka bir işe yaramamaktadır. Çocukluğumda balıkçı motorları sıra sıra iskeleye yanaşır, kasalara kovalarla doldurulan balıklar ve hamsiler anında iskelenin başına kadar gelen kamyonlara yüklenirdi. Ay ışığının olmadığı karanlık gecelerde avlanan balıkçılar sabahleyin ağızlarına kadar dolu motorlarla dönerlerdi.
Karadeniz'i kuruttular, çocukluğumda babam kalkan alırdı, eve götürürdüm, ağzından iple bağlarlar, balık bu ipten tutularak taşınırdı, balığı taşımakta zorlanırdım, on santim kalınlığı vardı, şimdikiler ise üç santim bile değil.

Motorculuk ve denizcilik de, kaybolmuş işkollarından biridir Ünye'de, hattâ Ünye'yi ekonomik olarak yıllarca ayakta tutmuş bir iş koludur. Ünye'nin zengin kaptanları, onların konakları, yaşantıları, hamamları kitaplara konu olmuştur.

Ünye'de, kaybolan diğer meslekler bakırcılık, çömlekçilik, ayakkabıcılık gibi bu iş kolu da zamana ve teknolojiye yenik düşmüştür. Yaşı kırk veya kırkın üzerinde olanlar bu mesleği, mensuplarını, motorları, çaparları ve Ünye'ye gelen yolcu gemilerini hatırlarlar. Bunlardan bu mesleğin son temsilcisi, son kaptan "Yaşar Kaptan" benim amcamdı, onun ve son motor "Dumantepe"nin hikâyesinin çalışmaları sürmektedir, Ünye'de bir dönemi, bir mesleği ve insanlarını ile kaybolmuş bir zamanı anlatan bu yarı belgesel hikâye kısa bir zaman sonra http://www.unyeses.net 'te yayınlanacaktır.

Karadeniz kıyısındaki il ve ilçelerde yaşayan halk kara yolunun henüz bu günkü gibi gelişmediği yıllarda, İstanbul'a gemilerle giderlerdi. Bu gemilerde birinci ve ikinci mevkilerin yanı sıra güverte ve ambar mevkileri de vardı, gemiler siyah gemiler ve beyaz gemiler diye ikiye ayrılırdı, siyah gemiler biraz daha eski ve iptidai idiller. En zevkli yolculuk baş güvertede yapılan yolculuktu, ambarlar sıcak olur ve kokardı. Vatandaşlar yatağı yorganı güverteye serer, yemek çıkınını açar yıldızlar altında seyahat ederdi, birde kemençe olunda tadına doyulmazdı vapur yolculuğunun baş güvertede.

Bu vapurlar İstanbul'dan Hopa'ya kadar gider sonra aynı şekilde geri dönerdi. İstanbul- Zonguldak-İnebolu-Sinop-Samsun-Ünye-Ordu-Giresun-Görele-Vakfıkebir-Trabzon-Sürmene-Pazar-Hopa'da yolcu ve yük indirir, sonra tekrar aynı limanlara uğrayarak yük ve yolcu alırdı, İstanbul'a gidiş-dönüş beş gün sürerdi.

Ünye'de bu yolcu ve yükleme işi 2-3 saat sürerdi. Ünye'den esnaflarımız İstanbul'a satılmak üzere, fındık, kendir, fasulye, mısır, elma, armut canlı tavuk, yumurta, koyun ve benzeri ürünleri gönderirdi. Genelde vapurlar gündüz Ünye'de oldukları gibi, gece de gelirlerdi.

Siyah vapurlar genelde yük ve posta taşırdı halk yolculuk için bunları eski ve bakımsız oldukları için tercih etmezdi, halk arasında bu vapurlara "Baltabaş" derlerdi burunları sivri olmadığı için halk bunlara bu tabiri uygun görmüştü. Bunların isimlerine gelince, Aksu-Tarı-Sus-Cumhuriyet-Tırhan dı. Bunların içinde en görkemlisi Cumhuriyet'ti, önünde yelkenli gemilerdeki gibi öne doğru uzanan bir boynuz vardı Ünyeliler bu vapura bastonlu vapur derlerdi en sık geleni Tarı ve Güneysu idi. Bazen aynı anda iki veya üç vapur birden gelip Ünye'nin tam orta yerine demirlerlerdi, bu harika tablonun seyrine doyun olmazdı, sonra teker teker hareket ederler düdük çalarak Ünye'ye veda ederlerdi.

Sonra beyaz gemiler gelirdi, Ege-İzmir-Ankara-Samsun -İskenderun-Ordu-Giresun-Trabzon.

Ne çok gemimiz vardı her hafta birkaç tane uğrardı Ünye'ye. Bunlardan Ordu-Giresun-Trabzon kardeş gemilerdi. Ege-İzmir ayrı bir kardeş, Samsun-İskenderun ise ayrı bir kardeştiler. En güzeli benim en çok sevdiğim gelişi ve gidişini hayranlıkla seyrettiğin "Ankara " idi. Ankara, ikinci dünya savaşında Pasifik Denizinde hastane gemisi olarak kullanılmış, Pearl Harbor' Japon saldırısında yaralanan askerler bu gemide tedavi edilmişlerdi. Savaştan sonra yolcu gemisi olarak değiştirilmiş ve Türkiye'ye satılmıştı.

Bu vapurlarda doğum olduğu zaman beyaz bayrak çekilirdi. Doğan bebeğin hüviyetine doğum yeri olarak vapurun adı yazılırdı. Ordu vapurunda doğan bir vatandaşın hüviyetindeki doğum yeri hanesine "Ordu Vapuru" yazılmıştı.

Ordu-Giresun-Trabzon en son alınan en yeni kardeş gemilerdi, kuğu gibi bembeyazdılar,
Yason burnunun ucundan dumanları görülür, yarım saat sonra nazlı nazlı inerler, Ünye'nin tam karşısına, sahilden bir buçuk kilometre açıkta kocaman bir kuğu gibi dururlardı. Samsun tarafından gelenler ise, açıktan fener hizasına kadar gelir sonra fenere doğru burnunu doğrultarak dik inerdi, sanki fenerde karaya çıkacakmış gibi çok yakın geçer birden dönerek limana inerlerdi, buradan bunları seyretmeye doyum olmazdı.

Yük taşımada kullanılan mavnalar (Çaparlar)

Geminin daha Yason burnundan dumanı görünür görünmez yolcu ve yüklerini almış olarak hazır bekleyen motorlar ve onların çektiği "Çapar" lar (genelde yükle doldurulan taşıma mavnalarına "Çapar" derlerdi, bunların kendi motorları yoktu öndeki motora bağlanarak çekilirlerdi), hareket ederler, gemi demir atma yerine geldiği zaman onlarda geminin yanında olurlardı. Yolcular ve yükler boşaltılır, yolcular vapurun yanından indirilen bir iskele ile yukarı çıkar, yükler ise vinçler vasıtası ile ambarlara alınırdı. Daha atlı-yedi yaşlarında bir çocukken amcam beni de alır götürürdü, çocukluğum bu motorların üzerinde geçmiştir. Her seferinde gemiye çıkar güverteden uzaktaki Ünye'yi seyrederdim. Ta uzaklarda yemyeşil tepeler ve Ünye kıyıda, inci tanesi gibi dizilmiş evleri ile yeni bitmiş bir tablo gibi görünürdü.

Ordu tarafından gelip İstanbul'a giden vapurlar yükleme ve boşaltma işleri bittikten sonra demir alır, burnunu fener tarafına doğru çevirir, düdük çalıp Ünye'yi selamladıktan sonra nazlı bir kuğu gibi yavaş yavaş gözden kaybolurdu. Motorlar geri döner o günkü yükleme ve boşaltma işi bitmiş olur, motorlar, deniz durgun ise açığa demirlenir fırtına veya dalgalı ise karaya çekilirdi.
Yetmişli yılların ortalarına doğru bu iş kolu Ünye'de bitti, yolcu ve yük taşımacılığının kara yoluna kayması nedeniyle artık gemiler de gelmez olmuşlardır.

Son motor Dumantepe ve arkada Tarı Vapuru

Bu gemilerin çoğu da zamanla eskimiş yorulmuş, teknolojinin gerisinde kalmışlardır,
Kadeş, Tırhan, Aksu, Tarı, Güneysu jilet yapılmak üzere sökülmüş, Trabzon, Ordu, Deniz Kuvvetlerine verilmiştir.
Ege, İzmir kardeş gemilerdi, biri yandı biri söküldü, Samsun-İskenderun kardeştiler jilet yapıldılar.

Ünye'de motorlar ve mavnalar, bir müddet daha çalıştırıldı, sonra onlarda zamana yenik düştüler, iş olmadığı için karada bakımsızlıktan çürüdüler, çoğu sökülerek , motorları hurdacılara, odunları ise çömlek fırınlarında odun olarak yakıldı.
Böylece Ünye'de deniz taşımacılığı ve motorlar, vapurlar dönemi kapanmış oldu.

Yaşar Karaduman "Ünye ve Vapurlar"
Mecidiyeköy/İstanbul/Kasım 2005