Tunçbilek yeraltı kömür ocaklarında görevim gereği üretimi kontrol etmek için yeraltına inmiştim. Yeraltına inerken iş elbiseleri giydim, baretimi ve ocak lambamla gaz ve toz maskemi yanıma aldım.Yavaş yavaş yeraltına inerken bir yandan üretim programı düşünüyor diğer yandan da Ünye hayallerine dalıyordum.

Temmuz ayında yıllık izine çıkarım diye düşünüyorum. Şurada kalmış bir, bir buçuk ay zaman. Ünye girişinde sol tarafım mavinin tüm tonlarında Karadeniz’i,sağ tarafımda ise yeşil fındık bahçelerini hatırlıyorum.Otomobil kullanırken etrafın büyülü güzelliğine bakarken dikkatsizlik yapıp da bir kazaya sebebiyet vermeyeyim diyorum. Çınarsuyu orman tesislerini eski otantikliğini koruyor. Orman evlerinin mimarisi güzel. Önünde meşe ve çam ağaçları sonra kumsal ve deniz. Meşe ve gürgen ağaçları üzerine özel yapılmış kuş yuvaları var. Sabah misafirler kuş cıvıltıları arasında uyanıyor.Orman evlerinin yanında pide fırını ,çadır kamping ve piknik alanı.

Misafirlerin otomobillerin plakalarına gözüm ilişiyor Genelde Samsun, Ordu; Giresun,Tokat plakalı otomobiller var.Her halde Ünye’li hemşerilerin imkanları yok diye düşünüyorum.İnsanlar içinde bulunduğu ortamın kıymetinin acaba farkında olmuyorlar mı? Akşam gün batımına doğru plajda yapılan plaj voleybolunda üç dört metreye atlayarak top çıkarmaya çalışan bay, bayanları hatırlıyorum. Çınarsuyu çıkışında sol tarafta çam ağaçları altında deniz, plaj ve kampingden faydalanan Ünyeli hemşerilerimizin minibüs ve taksilerini hatırlıyorum. Ortaokul veya Lise yıllarında buralara ağaç dikme kampanyalarına geldiğimizi hatırlarken,ne kadar da ağaçlar büyümüş diye aklımdan geçiriyorum.

Devrent mevkiine gelince yazlık evlerin ve kooperatif evlerinin çoğaldığını farkediyorum. Uzunkumda deniz tüm muhteşemliğiyle gözümün önünden gitmiyor.Akşam saatlerinde sahil yolu denizden gelen insanlarla doludur.Başlarında şapkaları,sırtlarında çantaları ellerinde deniz simitleriyle aile bireyleri evlerine doğru gidiyorlar.Gençler farkında olmadan güneşte fazla kalmışlar,kırmızının tonları rengine bürünmüşler.Çarşıya inen dolmuşlar tıklım tıklım dolu, yolcuların çoğu bir sonraki dolmuşu bekliyorlar.Ünye çamlığına doğru hareket ederken çamlığın oluşmasında büyük emeği geçen rahmetli Musa Güven beyefendiyi hatırlıyorum.İyi ki bu güzellikleri bizlere bırakmışlar derken acaba biz yeni nesillere ne bırakıyoruz ?diye kendi kendime soruyorum.

Çamlığın içi piknik yapan insanlarla dopdolu,ç ocuklar salıncakta mutlu şekilde sallanırken bazıları öyle hızlı sallanıyorlar ki nerdeyse salıncak tam bir tur atacak gibi oluyor. Çamlığın adaya bakan kısmında denizi ve çamlık kayalıklarına bakıp hayallere dalıyorum. Çamlığın içinde Ertuğrul amcanın büfesinden soğuk bir şeyler içiyorum. Biraderle bir iki el tavla oynadıktan sonra çamlığın içinden feneraltına doğru ilerliyorum. Geçerken çamlık restaurantı işleten Necmi ağabeye selam veriyorum. Lokantanın önünde oturuyor. Gemi diye andığımız kayalıkların yanından geçerek, feneraltı doğal havuzlarının yanına iniyorum. Aman yollar ne kadar değişmiş, aman bir kaza olmasın diyorum. Feneraltı doğal havuzları yanında Ünye’li hemşerilerimiz nostalji muhabbetleri yapıyorlar. Kimler mi var? Emekli öğretmen Fahretin Erkoç, Emekli bankacı Fuat Yanıkoğlu (merhum), meteoroloji müdürü ve ismini hatırlayamadığım hemşerilerim.

Feneraltından fokfok tarafına geçiyorum. Çeşitli kademelerden denize atlayan gençler bizi görünçe daha yüksekten atlıyorlar. Kafalarını yere çarpmadan usta manevralar yapıyorlar. Dikilitaş, topyanına geçerken Engin Adalı, Kuş Cemil, Ali Mara mangalda bıldırcın pişiriyorlar. Keyifleri yerinde, kazayağı (kaziyek) turşusunu unutmamışlar. Oradan ayrılıp Hasan Babaya geliyorum. Korkuluklardan denizi seyrediyorum. Büyük küçük volta ve çakmak kayalara bakıp yüzme gösterileri yapan mahalleli gençleri izliyorum. Hem türkü söylüyorlar hem de kayalardan atlıyorlar. Cami altı ve Atik yalusunda kayıklarını onaran hemşerilerimiz çok meşguller.

Çocukluk yıllarında devamlı denize girdiğim Bahri Çiçek ve saatçi Mehmet Özbayların yalısına geliyorum. Sarı kaya tüm ihtişamı ile karşımda duruyor. Orada Asmalı bahçe isimli şirin bir restaurant açılmış, ızgaraları ve balık çeşitleriyle ünlü. Mehmet Çiçekle sohbete dalıyorum, yaşadığımız eski anılarımızı tazeliyoruz. Balığın çok bol olduğu yağuntu zamanında (eylül ayı) sarı kayanın üzerinde o kadar çok çinekop yakalamıştık ki yanımıza aldığımız poşetler balıkları almamıştı.

Deniz kenarında Çömlek fırınından aldığımız toprak kaplara balıkları koyup mahalleliye dağıtmıştık. Çömlekçi mahallesinden kalebuzu (yüzünçü yıl) mevkiine doğru yol alıyorum. Orada oturup dinlenirken çocukluk yıllarımda eski evlerin muhteşemliği aklıma geliyor. Evler yıkılınca oluşan doğal havuzda kefal balıklarının sağa sola kaçışı hatıramda canlanıyor. Yalıkahvesi mevkii Ünye sahilinin en güzel yerlerinden birisi. Plajda denize giren çocuklar, kayıklarını tamir eden emektar balıkçılar hepsi orada duruyor.

Yunus Emre parkı ve Ünye iskelesi aklımdan hiç çıkmıyor. İskelede kalabalığı görünce daha çok artistik hareket yaparak denize atlayan Ünye’li gençler.

Ünye hayalerimi biraz aralayıp yeraltında kömür kazısı yapan işçi arkadaşlarla konuşuyorum. Kazı sırasında elleri yüzleri simsiyah olmuş, sadece gözleri parlıyor. Gönülleri, yürekleri ter temiz, pırıl pırıl. Beyim beraber yemek yiyelim dediklerinde onları kırmıyorum. Yeraltı gazlı ocaklar sınıfına girdiği için sıçak yemek yeme şansımız yok. Peynir,zeytin,domates,salatalık,kafasına yumruk atılarak parçalanmış soğan ve ekmekten oluşan menümüzü afiyetle yiyoruz.

Şimdi Ünyede olsam açaba ne yerdim? diye kendime soruyorum. Mısır ekmeğiyle fasülye turşusu kavurması, yoğurt doğraması, melevcen, kaldirik kavurması, yağlı pide, pançar bılisi, sarması, tefek dolması, su böreği,  kaa böreği, nemüslü yarımca börek, yufka böreği, çırtla, balçan, büber kızartması, balçan hölmehöşü, hamsili pilav, hamsi tava, hamsi çıtıratması, kesme makarna, kıvırma, dilberdudağı, bol cevizli ve fındıklı ev baklavaları ve daha niceleri. Ünye’lilerin boğazlarına düşkün (hırtlaklu) olduklarını anımsıyorum.İşimizi bitirip yavaş yavaş meyilli galerilerde yerüstüne doğru çıkıyoruz..Yeraltından yer üstününe çıkış noktamızda ilk ışıkları gördüğümde Ünye’de güneşin doğuşu ve batışını anımsıyorum.

Ünye’ye karşı olan sevdamız hiç bitmiyor, çoştukca çoşuyor.
İyi ki varsın Şirin Ünye…

Melih DUYGUN
25/5/2006
Tunçbilek/Tavşanlı/KÜTAHYA